İslamiyetin Ruh Sağlığına Verdiği Önem

İSLÂMİYETİN RUH SAĞLIĞINA VERDİĞİ ÖNEM:

İnsanın beden yapısında ciddi ölçüde yansıyan ruhî çıkmazları;

Korku

İnançsızlık 

İsteklerdeki aşırılık

Bu çıkmaz sokakların insanı yakaladıktan sonra binbir mutsuzluk içinde perişan ettiği biliniyor; ama nasıl dönüleceğini kimse bilmiyor. Gerçekten birçok bilim dallarının, insanı bu çıkmazlardan kurtarmak için yaptığı tüm çalışma ve uygulamalar boşa çıkmışdır. Neticede ancak bariz ruh hastalarına sınırlı yardımlar mümkün olmuşdur. Bunun dışında insanları alkol ve beyaz zehirden, ihtiraslı kavgalardan kurtarmak kimseye nasip olmamışdır. Hele toplum düzeninden kopan gurupları, anarşistleri, hippileri, çeşitli serseri gurupları idare etmek ise hayallerde kalmışdır. Çünkü insanları inançsızlıkdan, korkudan, kurtarmadıkça belli bir ahlâk düzenine çekmek mümkün değildir.

Kur’an-ı Kerîm, bu gerçeği 14 asır önce çok net bir şekilde bildirmiştir:

«Asra yemin olsun ki, insan hiç şüphesiz hüsran içindedir. Ancak inanıp yararlı iş yapanlar, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır.» (Asr Sûresi, Ayet: 1-3)

Demek ki insanlar inanmadıkça bu dar ve çıkmaz sokaklardan kurtulamazlar. Şu halde insan için iman bir lüks değildir; isterse inanır, istemezse inanmaz gibi sıradan bir tercih de değildir. İnsan, Allaha inanmazsa hüsrandadır. Çünkü:

Allaha inanmayan kendini evrende bir hiç, soluk bir nokta sayar, bu yüzden müthiş bir paniğe kapılır; sonunda korkunun pençesine düşerek daha önce saydığımız sonu gelmez ruhî bunalımlara düşer. Şu halde ruh sağlığımızın birinci anahtarı Allah inancıdır.

Bu inanç insanda ikinci bir duygu geliştirir: Merhamet ve sevgi. Bu sayede aile, toplum ve millet ilgileri başlar ki toplum kuruluşundaki tüm tüm çıkmazlar bu asil duygu sayesinde sağlığa kavuşur. Anarşiler, isyanlar böyle sevgi ve merhametle yoğrulmuş toplumlar da gelişme imkân ve ortamı bulamaz.

Asr sûresinde, bu gerçek, güzel işler, güzel davrananlar olarak ifade ediliyor.

Bu iki ana prensip; inanmak ve güzel davranmak insanın temel ruh sağlığı için elzemdir. Şimdi hatıra gelen önemli bir soruyu birlikte cevaplayalım.

İnsanlar bugün daha çok ekonomik çıkmazların içinde bulunuyorlar. İnsanları kavgacı ve ihtiraslı yapan ekonomik kavgalardır. İnsanları bu tahripden kurtaracak yol nedir?

Asr sûresinde bu sorunun da cevabı açıktır. «Hakkı ve sabrı tavsiye etmek.»

Ancak bir noktaya temas etmek isterim. Ekonomik kavgaların temelinde inançsızlık, sevgi ve merhamet eksikliği yatar. Şüphesiz bu çark böyle tersine işleye işleye günümüz insanına çok ciddi meseleler getirmiştir. İşte hakkı ve sabrı tavsiye etmek ve bunlara bağlı kalmak bu durumdan kurtarıcıdır.

Hak ve sabır üzere olmak, anlaşılması oldukça tartışma konusu olmuş bir ahlâkî davranışdır. Zira sabır ve onun bir görünümü olan tevekkül toplumumuzda baş korku olmuşdur. Bunun sebebi az bilgililerin tevekküle meskeneti karıştırmalarıdır. Meskenet uyuşukluk ve tembellik de­mektir. İslâm dini dışındaki bütün dinlerde yanlış bir kader alayışı insanları ve toplumları meskenete itmiştir. İslâmiyet geldikten sonra önce bu yanlış kader kavramını düzeltmiş; meskeneti yasaklamıştır. Her ferde gücü ölçüsünde çalışmayı emretmiş, dürüst çalışmayı, hangi meslek için olursa olsun, ibâdet saymışdır.

Bu söylediklerimizin misâlini Türk-İslâm sentezinin temsilcisi olan Selçuklu ve Osmanlıların (özellikle ilk 300 yıl) yapısından vermek gerekirse; İstanbul’a Rumeli hisarının 50 günde yapıldığı, Fatihin gemilerini karadan Halice indirdiğini hatırlatmak yeter.

Gelelim tevekküle: Tevekkül sonu gelmez bir gayretin çalışmanın neticesinde sonuçları güler yüzle karşılama sanatıdır. İşte insanları hüsrandan, mahvolmaktan günümüz tanımıyla streslerden kurtaracak tek ilaç, budur. Batı tevekkül prensiplerini yeni öğrendi ve elinden gelse bu hoşgörü ilacını eczhanelerde satacak.

İnsanın yüceliği, çalışıp uğraşması ve sonuçları hoşgörü ile karşılayabilme faziletini göstermesidir. Çağımızın derdi olan streslerin temel sebebi, insanın bu yüce ahlâka sahib olmayışıdır; yani, Hak ve Sabr düzeninde olmamaktır.

Şimdi yüce dinimizin ruh sağlığımızı korumak için bize verdiği ahlâki prensipleri özetleyeceğim.

a) İslâm dininin diğer dinlerden en büyük farkı, ahlâk kavramındaki muhteşem yaygınlıktır. Bütün dinler ahlâkı yumuşaklık, hatta marazî bir merhamet şeklinde tanımlanmışlardır. İslâmiyet ise, ahlâkı, bir davranışlar bütünü olarak tesbit etmişdir. İmandan sonra en önemli ilke kabul edilen Salih Ameller (yararlı iş ve davranışlar) ahlâkın temeli sayılmaktadır. İnsan karekterindekd tüm çizgiler, bu güzel davranışlarda güçlü bir disiplin altında tasnif edilmiş hayatın zorunlu gerçekleri ahlâkın temeline yerleştirilmişdir. Birkaç misalle söylediklerimizi açıklayalım.

1—Alçak gönüllülük (tevazu) yanında vakara yani kişiliğini korumaya yer verilmiş, ancak gurur yasaklanmıştın

2—Merhametin yanında cesarete yer verilmiş fakat zulüm yasaklanmıştır.

3—Başkalarına yardım yaparken, el açıklığı ve cömertlik getirilirken, tutumlu olma şartı getirilmiş; aşırı harcamalar yasaklanmıştır.

4—Temizlik, sağlığına itina göstermek bir ahlâk ilkesi kabul edilmiş, buna karşılık sadece kendini düşünen kişilerden olma yasaklanmışdır.

5—Cinsel hayatta meşru olan davranışlara azami müsamaha gösterilmiş, cinsel baskılara fırsat verilmemiş; bunun yanında şeref ve hayâ korunmuştur.

Bu konu, ruh sağlığı açısından son derece önemlidir.

Bütün bu misallerde gördüğümüz büyük gerçek şudur: Çoğu kişi ahlâkı, zayıfları korumak için insanın ruh yapısına baskı unsuru olarak tanır. Hâlbuki islâm dini, ahlâkı, güçlü olmanın sonucu olarak ele almışdır. Böylece hayatın mücadele yanını göz ardı etmemiş, aksine güçlendirmiştir; ahlâkı, toplum hayatında bir insanın diğerlerine karşı göstermek zorunda olduğu saygı ve sevgi sınırıyla bütünleştirmişdir.

b—Allah İnancından Gelen Ruh Sağlığı:

Yine ruhî yapımızdaki olayların bedene yansıması konusunu hatırlayalım. Tüm korkular, hormonel sistemde yaptığı baskılar sebebiyle vücut kompitürünü alt üst eden sonuçlar doğurur.

Streslere bağlı tüm sağlık meselelerinin temelinde korkunun meydana getirdiği güvensizlik yatar.

Bu konu ile uğraşan bilim dallarının tüm çabalarına rağmen Allah inancı dışında bir güven duygusu bulunamamışdır. Bütün dünyada bilinmektedir ki ruh hastalıklarının gelişmesinde güvensizlik ve korku baş köşeyi işgal etmektedir. Çocuklarda ruhî davranış bozukluğu ve ruh hastalıklarının artışı konusunda dünya çapında yapılan bir çalışma, üç yaşma kadar anne kucağında ve sırtında yaşayan Filipinli çocuklarda hiç ruh hastalığı olmadığını ortaya çıkarmışdır. Aksine bağımsız yetiştirme amacıyla bebekleri annelerinden ayıran toplumların çocuklarda ruh hastalıkları artmaktadır. Bu araştırma ruhi bozuklukların güven eksikliğinde geliştiğini ispatlıyor. Çocuklarda güven duygusu anne ile giderilebiliyor. Büyüklerde ise, ancak Allah inancı güven kaynağı olabilir.

Bu önemli konuyu çeşitli örneklerde kanıtlamak istiyorum.

1 — Doğum olayı:

Öncede, temas ettiğim gibi doğum olayı Hipotolamusdan idare edilen tamamen kompitürize bir olaydır. Kısaca özetlersek bu matematik program iki yönlüdür. Anne ve çocuk için iki ayrı program birlikte yürür, senkrondur, yani ahenk ve birlikde hareket eder.

Vücudun, çocuğun doğuma hazır oluşunu hangi ölçü içinde tesbit ettiği bilinmiyor. Genelde 40 haftasını tamamlayan çocuk için doğum işleri başlar. İki yönlü matematik program şöyle gelişir.

Çocuk, rahmin çıkış kapısı üzerine iyice oturur ve sıra ile yavaş dönme hareketleri yaparak kodumun (Rahimin çıkış kapısı) açılmasıyle birlikte çenesini öne yatırarak çıkışı tamamlar. Dar geçitten geçdikten sonra çenesini düzelterek hava almaya hazırlanır.

Anne tarafındaki matematik program ise tam bir yaratılış harikasıdır. Doğuma hazır zamanda rahim bir sigara kağıdı kadar incelir. Rahim başı çıkış kapısı ise, kalın bir et kıvamındadır. Çocuğun doğması için bu kapının incelip silinmesi gerekir. Hipotalomus özel bir hipofiz salgısıyla bir et parçası gibi olan rahim başı ince bir deri haline getirir, bu sırada 2-3 milimetre olan rahim ağzı deliği on santime kadar genişler ve çocuğun çıkmasına elverişli hâle gelir. Bütün bu kas olayları sırasında ritmik sancılar itme duygusu doğurur.

Bütün bu olaylar sırasında anne çocuğun hayatî merkezleri aynı kompitür merkezine bağlanır. Böylece anne normal bir gücün üzerinde harcama yapan yeni bir fizyolojik yapı kazanır.

Çocuk hala anneden eş aracılığı ile oksijen aldığından annenin aldığı oksijenin tümü gereksiz bölgelerden çekilir. Anne kaslarını ve çocuk dolaşımını beslemeye ayrılır.

Doğum meydana gelir gelmez, çocuk bünyesinde bir fabrikanın düğmesine basılmış gibi yeni bir hayat doğar akciğerler açılıp göreve başlar.

Göbekten gelen beslenme devre dışı kalır. Tüm bu olaylar matematik bir programın ayrıntılarıdır. Bütün bu program arızasız işler; ne varki bu sistemi bozan çok önemli bir faktör vardır; Annenin korkup paniğe kapılması, bu durumda Hypotalamadaki kompitur sanki menfi bir parazit yayınında kalan senfoni gibi alt üst olur. Ağrılar kesilir, rahim ağzı açılmaz, bebek doğum faaliyetine geçtiği halde kapısı kapalıdır.

İşte Allah inancı, doğum korkusunun en iyi ilacıdır. Onun için yüce hikmetine inanan anne, rahat bir manevi gemide seyreder.

Böylece çocuk kolayca doğar.

2 — Spazmlar (Damar Büzüşmeleri) ve Allah İnancı:

Bu gün, kalp daman hastalıkları başta olmak üzere pek çok organ hastalığı damarlarda meydana gelen büzüşmelerden doğar.

Bu tarz ruhî kaynaklı damar büzüşmeleri aynı zamanda streslerinde temel sonuçlan sayılmaktadır. Damarlardaki büzüşmeler çoğu kere beklenmedik hastalıklar yapar. Büzülen damarların ucundaki organlar beslenemeyeceği ve kendini koruyamayacağı için çeşitli hastalıklara duçar olur.

Damar büzüşmeleri mekanizmasında; moral etkiler, yine Hipotalamus çekirdeklerinden gelişerek Hipofiz yoluyla iç salgı bezlerine yansır ve hormonlar damarlarda büzülmelere yol açar.

Streslerin temelinde korku ve nefretler yatar. Başta ekonomik endişeler olmak üzere gelecek korkusu, kin ve nefret duyguları damarları büzen etkiye sahiptir. Bu etkiler bazan geçicidir ve organların tahribi az olur, eğer etkiler sürekli olursa spazmlar tam tahribat yapan daha önemlisi, güven ve sevginin damarları genişletmesi dolayısıyle bizi sağlığa kavuşturmasıdır.

Allah İnancının verdiği önemli duygular artık ilmî şekilde bilinmektedir. Samimi Allah inancı, ruh yapımıza fevkalade önemli olan şu duyguları yerleştirir.

  • GÜVEN
  • SEVGİ
  • HOŞGÖRÜ
  • MERHAMET

bu duygular, stresleri kökünden yok eden mucize ilaçlarıdır. Ve yalnız Allah sevgisi ve inancıyle kazanılabilir.

Yine ruh yapımızı temelden sarsan kuşku ve endişe duyguları, ruh hastalıkları açısından fevkalade önemli sebeplerdir. Endişe ve kuşku inançsızlığın taban direkleridir. Allah inancı ruh yapısına yerleşince; tüm olaylara rahat bir uyum ve tüm sonuçlara sağlıklı katlanma alışkanlığı (Tevekkül) meydana gelir. Artık beden moral yapının baskısı altında değil; rahat biyolojik yolunda yaşar.

Daha önce temas edildiği üzere, insanın biolojik yapısı bu temel hikmete göre yaratılmışdır.

Rahatça ifade edebiliriz ki ya insan, Allah’a inanıp ruh ve beden sağlığını yürütür. Ya da perişan olur; stresler içinde çabalar, durur.

İslâm Dini’nin sağlığa verdiği önemin çeşitli noktalarda ne denli yüce olduğunu ayrı ayrı alanlarda inceledik. Önemli olan bunların sentezidir.

İnancın verdiği hoşgörü, güven duygusu bir yandan tüm zararlı davranışlardan kaçarak güçlenecektir. Alkolle beyin dokusu harap olmamış, kanında yağ birikmemiş bir vücut, gerçek zindeliği temsil eder.

Allah inancının yanında tarif ettiğimiz bir ahlâk yapısı (Cesaretliği, alçakgönüllüğü ve faziletiyle) kurulursa, ruh tam sağlığa kavuşur.

Dolaşım sistemine hayat veren abdestir. İbâdet ciddiyet içinde uygulanması sürerse sağlığımız gerçek gücüne kavuşur.

İslâm dini boş zamanları değerlendirmede, özellikle gençlere sportif faaliyetleri öğütlemiştir. Yüzme, koşu, ok atma, güreş, at yarışı gibi. Elbette bu faaliyetler genel bir beden eğitim kavramıdır.

Sağlık için yüce dinimizin öngördüğü bütün ilkelerin uygulanmasının sonucu Türk-İslâm sentezidir. Atalarımız asırlar boyu bunu sergilemişlerdir.

Dünyanın çağımızdaki perişan hali ortadadır. İnançsızlık buhranları, vücudlarını alkolle zehirlemiş, tüketmiş ülke gençleri uygarlığın geleceğine kırmızı ışık yakmaktadır.

Türk İslâm sentezinin getirdiği geleneksel toplum yapımızdaki güçlü bağa herkes hayrandır. Bu yapı fertlerin güçlü ruh sağlığından kaynaklanmıştır. Orada inkârın sembolü olan anarşiye isyanlara yer yoktur.

Beden ve ruh sağlığı güçlü olanlar, çevresindekilere hoş görüyle yaklaşır, hoşgörüden sevgi doğar, sevgiden de gerçek sağlıklı toplum yapısı çıkar ortaya.

Ya fertler sağlıksız, ruh yapısının tuzağına düşmüş, güçsüz kalmışsa, ne olur. Bu durumda, nefretler, kinler öfkeler sarar ortalığı.

İşte tüm dünya milletleri şimdi bu çetin örümcek ağında imtihan veriyor ve gerçek anlamıyle çözülüp dağılmamanın mücadelesini yaşıyor.

Kaderleri onları kurtaracaksa, Türk-İslâm sentezinin geleneksel yapısını taklit etmeleri gerekecek. Biz ise, kendi benliğimizi kaybetmemenin faziletini göstermek, onu yaşamak zorundayız.

Gençler, lütfen kendi hayatınıza sahip çıkın. O sizden giderse kimse geri getiremez ve ömür öykünüz karanlık bir KAOS’a döner. Farkettiğiniz zamansa elden giden gençliğinizin güçsüz hatıraları sizi hazin hazin seyreder.

Allanın verdiği en yüce nimete ihanet etmeyin. Yaşama, sağlıklı yaşama hakkı size yüce yaradanın verdiği kutsal bir hakdır. Onu korumak ise insanlık borcumuzdur.

Daha önemlisi, milli, kaçınılmaz bir vatan sevgisidir.

Onkolog Dr. Haluk Nurbaki – İslam Dininin İnsan Sağlığına Verdiği Önem (Ankara, 1985)

nurbakimektebi.com

Sende yorum yazabilirsin