İstikbal İslam’ındır

İslam’da Ümitsizliğe Yer Yoktur

Ümit ve ümitsizlik çok farklı etkiye sahip zıt iki kavramdır. Ümit: “yaşasın!” dediği yerde, ümitsizlik: “ölsün!” diyecektir.

Ümit yeşerten düşünceler, dünya ve ahiretin mutluluğunu sağlayan harika bir formüldür. Ümit, hayat bahşeden sihirli bir iksirdir. Ümitsizlik ise, canlı insanları birer cenaze haline getiren bir ölüm cellâdıdır. Kur’an’da “ümitsizliğin ancak inkârcılarda bulunan bir özellik olduğu” bildirilmiştir(Yusuf, 12/87).

Bediâne bir ifadeyle söylemek gerekirse; “Güzel gören, güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır. İnsanları canlandıran emeldir(ümittir); öldüren ye’stir/ümitsizliktir” (Mektubat, 473 ).

İslam âleminin bugünkü sıkıntılarına bakıp gelecekten ümit kesmek, iman şuuruyla bağdaşmaz. Zira bu karanlıklar, gecenin son demlerini göstermektedir. Artık bundan sonra İslam güneşi, yeniden doğacak ve ittihad-ı İslam gündüzü başlamış olacaktır.

Konuyla ilgili aşağıda mealleri verilen ayetlerin ifadesi çok açıktır:

إِنَّهُ لاَ يَيْأَسُ مِن رَّوْحِ اللّهِ إِلاَّ الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ

“Şüphesiz kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez”(Yusuf: 12/87)

قَالَ وَمَن يَقْنَطُ مِن رَّحْمَةِ رَبِّهِ إِلاَّ الضَّآلُّونَ

(İbrahim:) dedi ki: Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?(Hicr: 15/56)

Kur’an, Nihayet Zaferin İslam’ın ve Müslümanların olacağına işaret etmektedir:

سَنُرِيهِمْ آيَاتِنَا فِي الْآفَاقِ وَفِي أَنفُسِهِمْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُ الْحَقُّ

أَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ أَنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ

 ” Evet, Biz ileride onlara delillerimizi gerek dış dünyada, gerek kendi öz varlıklarında göstereceğiz; ta ki Kur’ân’ın, Allah tarafından gelen gerçeğin ta kendisi olduğu onlar tarafından da iyice anlaşılsın. Rabbinin her şeye şahid olması yetmez mi?”(Fussilet, 41/53)

وَقُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ سَيُرِيكُمْ آيَاتِهِ فَتَعْرِفُونَهَا وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

” De ki: “Hamd O Allah’a olsun ki size er geç ayetlerini gösterecek siz de onları tanıyacaksınız.”(Neml, 27/93) mealindeki ayetlerde Kur’an’ın verdiği gaybi haberlerinin istikbalde tahakkuk edeceğine ve bu sebeple de insanlar tarafından Kur’an’ın Allah’ın sözü olduğu gerçeği anlaşılacağına vurgu yapılmıştır. Genel olarak insanların bu gerçeği anlaması ise, Kur’an’ın mutlak hâkimiyetine yol açacak bir gelişme olacaktır.

1-Kur’an’dan Beşaretler

Önce şunu belirtmeliyiz ki; aşağıda takdim ettiğimiz ayetler, doğrudan değil, ama dolaylı olarak günümüze de ışık tutmakta ve müminlere teselli vermektedir.

Kur’an’da, insanlık tarihi boyunca Allah’ın vahyini tebliğ etmekle memur olan peygamberlerin başlarına gelen sıkıntı ve musibetlerden kurtulmalarından, kâfirlerin ise helak olmalarından bahsedilmesi, Hz. Peygamberi ve o günkü müminleri teselli ettiği gibi, geleceğe de ışık tutacak ve günümüz müminleri de ümitsizlikten kurtaracak niteliktedir.

Çünkü tarih tekerrür edecektir. Geçmiş zamanın sahralarında mücadele eden müminlerin zaferi ile inkârcıların hezimetinden bahseden Kur’an’ın tarihi kıssaları, istikbal dağlarında zamanla tekrarlanan aynı olaylarla karşılaşan müminlere birer müjde mahiyetindedir.

Bediüzzaman hazretlerinin ifadesiyle:

“…Güya (Kur’an’da yer alan)  kıssadan yalnız bir hisse ve bir hikâye-i tarihiyeden bir ibret değil, belki bir küllî düsturun efradı olarak her asra ve her tabakaya hitab ederek taze nâzil oluyor ve bilhâssa çok tekrarla اَلظَّالِمِينَ اَلظَّالِمِينَ deyip tehdidleri ve zulümlerinin cezası olan musibet-i semaviye ve arziyeyi şiddetle beyanı, bu asrın emsalsiz zulümlerine Kavm-i Âd ve Semud ve Firavun’un başlarına gelen azablar ile baktırıyor ve mazlum ehl-i imana İbrahim (A.S.) ve Musa (A.S.) gibi enbiyanın necatlarıyla teselli veriyor”(Sözler, 452)

Zaman-ı mazi, zaman-ı müstakbel tohumlarının mahzeni ve şuunatınınâyinesi olduğu gibi; müstakbel dahi mazinin tarlası ve ahvalinin âyinesidir“(Sözler, 254). Demek ki, Kur’an geçmişte yaşanan olayları aktarmakla, geleceğe ışık tutmaktadır.

Bu kısa girişten sonra Kur’an’ın bu çerçevedeki beşaretlerine bakabiliriz.

a)Müslümanların başına gelen sıkıntılar bir imtihan vesilesidir

أم حسبتم أن تدخلوا الجنة ولما يأتكم مثل الذين خلوا من قبلكم مستهم البأساء والضراء وزلزلوا حتى يقول الرسول والذين آمنوا معه متى نصر الله ألا إن نصر الله قريب

(Ey müminler! ) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve beraberindeki müminler: Allah’ın yardımı ne zaman! dediler. Bilesiniz ki Allah’ın yardımı yakındır.(Bakara: 2/214)

b)Sıkıntılar, samimiyeti test etmeye yöneliktir

الم أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا أَنْ يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ . وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللَّهُ الَّذِينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِبِينَ

“Elif Lam Mim. İnsanlar hiç imtihân edilmeden,  (sâdece)  “Îmân ettik!” demeleriyle  (kendi hâllerine) bırakılacaklarını mı sandılar? And olsun ki  (biz) , onlardan öncekileri de imtihan ettik; Allah (iman iddiasında) samimi olanları da muhakkak bilecek, samimi olmayan yalancıları da muhakkak bilecektir”(Ankebut, 29/1-3) mealindeki ayette sıkıntılı imtihanların, “iman ettik”diyenlerin samimi olup olmadıklarını ortaya çıkarmaya yönelik olduğunun altı çizilmiştir.

c)Sıkıntıların şiddetlenmesi ferecin habercisidir

حتى إذا استيأس الرسل وظنوا أنهم قد كُذِبوا جاءهم نصرنا فنُجي من نشاء ولا يرد بأسنا عن القوم المجرمين

” Nihayet peygamberler ümitlerini kesecek hâle gelip yalanlandıklarını düşündükleri sırada, onlara yardımımız geldi de, böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirildi. Azabımız ise, suçlular topluluğundan geri çevrilmez”(Yusuf, 12/110) mealindeki ayette sıkıntıların şiddetlenmesi, yakında bir ferecin, kurtuluşun geleceğinin bir sinyali olduğuna işaret edilmiştir. Nitekim gecelerin en kararan anları da artık şafağın sökeceğine bir müjde mesabesindedir.

d)Kâfirlerin akıbeti hüsrandır

إن الذين كفروا ينفقون أموالهم ليصدوا عن سبيل الله فسينفقونها ثم تكون عليهم حسرة ثم يغلبون

“Şüphesiz ki inkâr edenler mallarını, (insanları) Allah yolundan alıkoymak için harcıyorlar. Daha da harcayacaklar. Ama sonunda bu, onlara yürek acısı olacak ve en sonunda mağlûp olacaklardır. Kâfirlikte ısrar edenler ise cehenneme toplanacaklardır.” (Enfal: 8/36)

e)İslam dininin galip olacağına Allah’ın vadi vardır

هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ شَهِيداً)

“Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen O’dur. Şahit olarak Allah yeter.”(Fetih: 48/28)

f)İnkârcılara rağmen Allah nurunu tamamlayacaktır

يريدون أن يطفئوا نور الله بأفواههم ويأبى الله إلا أن يتم نوره ولو كره الكافرون

“Onlar ağızlarıyla Allah’ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nûrunu tamamlayacaktır.”(Saf: 61/8)

g)İman ve salih amel hâkimiyetin garantisidir

وعد الله الذين آمنوا منكم وعملوا الصالحات ليستخلفنهم في الأرض كما استخلف الذين من قبلهم وليمكنن لهم دينهم الذي ارتضى لهم وليبدلنهم من بعد خوفهم أمناً يعبدونني ولا يشركون بي شيئاً

“Allah, sizlerden iman edip iyi davranışlarda bulunanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hâkim kıldığı gibi onları da yeryüzüne sahip ve hâkim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini (İslâm’ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve (geçirdikleri) korku döneminden sonra, bunun yerine onlara güven sağlayacağını vâdetti. Çünkü onlar bana kulluk ederler; hiçbir şeyi bana eş tutmazlar.”(Nur: 24/55)

ğ)Samimi müminler için Allah’ın zafer vadi vardır

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ رُسُلًا إِلَى قَوْمِهِمْ فَجَاءُوهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَانْتَقَمْنَا مِنَ الَّذِينَ أَجْرَمُوا وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنِينَ

“Andolsun ki, biz senden önce kendi kavimlerine nice peygamberler gönderdik de onlara açık deliller getirdiler. (Onları dinlemeyip) günaha dalanların ise cezalarını hakkıyla vermişizdir. Müminlere yardım etmek de bize düşer.”(Rum: 30/47)

h)Allah inananlarla beraberdir

إِلَّا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللَّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا فَأَنْزَلَ اللَّهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذِينَ كَفَرُوا السُّفْلَى وَكَلِمَةُ اللَّهِ هِيَ الْعُلْيَا وَاللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

“Eğer siz ona (Resûlullah’a) yardım etmezseniz (bu önemli değil); ona Allah yardım etmiştir: Hani, kâfirler onu, iki kişiden biri olarak (Ebu Bekir ile birlikte Mekke’den) çıkarmışlardı; hani onlar mağaradaydı; o, arkadaşına. Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir, diyordu. Bunun üzerine Allah ona (sükûnet sağlayan) emniyetini indirdi, onu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi ve kâfir olanların sözünü alçalttı. Allah’ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü Allah üstündür, hikmet sahibidir.”(Tevbe:9/40)

i)Allah’ın dinine yârden yardım görür

أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدامَكُمْ

“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz.”(Muhammed: 47/7)

 j)Peygamberlerin sonuçta galip olmaları karara bağlanmıştır

كَتَبَ اللَّهُ لَأَغْلِبَنَّ أَنَا وَرُسُلِي إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ

 Allah: Elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz, diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, galiptir.(el Mücadele: 58/21)

-devam edecek-

Doç. Dr. Niyazi Beki – nurdanhaber.com

Sende yorum yazabilirsin