Kadın Erkek İlişkilerine Panoromik Bir Bakış

Özellikle ülkemizde son otuz yılda yaşanan sosyal ve ekonomik değişiklikler, kadının ve erkeğin geleneksel rollerini büyük ölçüde etkiledi. Kadınların evden ayrılıp iş hayatına atılmaları, kadının gözünde erkeğin geleneksel değerlerini yitirmesine neden oldu. Giderek bağımsız ve kendi kendine yeterli olmaya başlayan çağdaş(!) kadınlar, eskisi gibi bakılmak ya da korunmak için erkeğe ihtiyaç duymuyorlar.

Erkek cephesinde ise durum daha da vahim çünkü erkekler statü kaybetmeye devam ediyorlar. Erkekler bir bakıma yüz yıllar boyunca yaptıkları işe ve edindikleri statülere artık eskisi kadar sahip değiller. Eskisi gibi evin masraflarını tek başına sağlamak durumunda değiller. Ayrıca ev halkını dışarıdan gelen tehlikelere karşı koruyan o hamilik pozisyonundan da neredeyse feragat etmiş durumdalar. Gerçi erkekler kendilerine göre her zaman yaptıklarını yapmaya devam ediyorlar ama bu eşlerini mutlu etmeye yetmiyor. Günümüz kadınları, annelerinin kendi babalarından beklediklerinden daha fazlasını eşlerinden istiyorlar.

Neden mi? Günümüzde kadınlar eskiye nazaran sosyal alanda daha çok çalışıyorlar da ondan. Bir nevi kendi ev işlerinin yanında kocalarının yaptıkları işe de ortak oldular. Günümüzde birçok kadın; hem anne, hem eş, hem çalışan bir birey olduğu için kısaca kendi asli görevi dışında erkek egemen (!) alanlarda da boy gösterdiği için statüsü eskiyle kıyaslanmayacak ölçüde değişti. Evin dışındaki iş dünyasının acımasız ve yorucu gerçeklerinden artık eşleri tarafından korunmak zorunda hissetmiyorlar kendilerini. Günümüz kadınları günün sonunda eve yorgun argın geldiklerinde kocalarına hizmet etmek istemiyorlar, oysa erkekler hala annelerinin babalarına yaptıkları hizmet gibi kendilerine hizmet edilmesini bekliyorlar.

Devrin değiştiği aşikâr, biz erkekler ya değişen zamanla birlikte değişecek ve yeni konjuktürde yerimizi alacağız ya da evimizde çocuklarımızın annesi evimizin temel direği ve can yoldaşımız olan eşlerimize gereken önemi, saygıyı, sevgiyi göstererek onların ev ortamında tatmin olmalarını ve yeni arayış sürecine girmemelerini sağlayacağız. Aksi takdirde kadın-erkek ilişkilerinde yeni tanımlamalara gereksinim olacaktır. Günümüz erkeği eşinin ona muhtaç olduğunu ve ona değer verdiğini hissetmek istiyorsa yeni beceriler edinmek zorundadır (iletişim becerisi gibi) ve eğer kadınlar erkekler gibi dışarıda çalışmaya devam edecekler aynı zamanda da evlerine geldiklerinde sevgi dolu bir ilişkiyi sürdüreceklerse yeni kavramlar edinmek zorundalar. Çünkü kadınsı kimliği koruyabilmek aynı zamanda da güçlü olabilmek için yeni beceriler gerekli.

Ve işte bu gibi nedenlerden ötürü, bu günün kadınları kocalarını geçimlerini iyi sağlanmadıkları için terk etmiyorlar. Duygusal ve romantik bakımdan tatminsizlik içinde olmaları nedeniyle eşlerinden ayrılıyorlar. Bir erkek kadının yeni gereksinimlerini anlayamayınca, kadının tatminsizlik hissetmesi kaçınılmaz oluyor. Kadının giderek artan tatminsizliği de erkeği kadından soğutuyor.

Kısaca; erkekler kadınların gereksinimlerini anlamada zorlanıyorlar, kadınlar da erkeklerin gerçekte neler istediklerini anlayamıyorlar. Aslında iki cins de koşulların nasıl değiştiğini kavrayabilse, iki taraf da destekleyici ilişkiler kurmak için gerekli sezgi, anlayış ve şefkati kazanabilirler.

Uzm. Dr. Kenan Taştan / NurNet.Org / Evliliğinizin Kaçıncı Kilometresindesiniz Kitabından Alıntıdır…

1 tane yorum yapılmış

  1. Nabi dedi ki:

    Yazarın problemin çözümüne dair sunduğu “kadın ve erkeğin yeni beceriler kazanması” çözümüne katılmıyorum. Fıtrat bozukluğu yeni becerilerle telafi edilemez ancak fıtrat-ı asliyeye dönmeye müsait zeminde, uzun dönem tedavilerle onarılabilir. Kadın ve erkek kendi üretim sahalarına yerleşmeli, birbirlerinin rollerine girmeye çalışmamalı.
    Bediüzzaman Hz.(RA) hanımlara vicdanlı, İslami terbiyeyi sağlam almış bir zevc çıkıncaya kadar kendi maişetlerini köylü kadınları gibi temin etmelerini tavsiye etmiştir. Burada çalışmak durumunda olan hanım, çalışmayı ekonomik ve statüsel bir güç kazanmak olarak değil de; başkasına muhtaç olmamak için Rezzak-ı Hakiki’den fiili dua ile istemek olarak görür. Ancak eşi olduğu halde ve iktisad ve kanaatle ev idare olunabilecekken çalışmayı tercih eden hanımlarda yukarıdaki hikmet olmadığı için çalışmak, bir nevi güç kazanmak manasına dönüşüyor; bu da aile içi dengeleri alt üst ediyor; eşini yeterince kuvvetli göremeyen, naşize hanım psikolojileri doğuyor. Anneden mahrum, çift babalı evler türüyor; babaların iktidar savaşından ötürü huzursuz yuvalar ve nesiller geliyor.
    Eşler maişet teminini tamamen üstüne alma külfetine girmeli ve hanımına bu açıdan güven vermeli. Yani “maişet benim işim, sen çocuklar ve genel gidişimizdeki dümeni sağlam tut, yeter” diyebilmeli. Malesef eşler evlilik için yapılan görüşmelerde “hanımının maişete yardımını bir avantaj” olarak görüp, hanımı zımni dışarda çalışmaya teşvik edince, hanımlar da, aileler de yazarın değindiği sendromlarla karşılaşıyor.

Sende yorum yazabilirsin