Kainat Bir Aynadır!

Nefrin, hezârân nefrin, cehlin yüzüne..[1]

Âyinedirbuâlem, her şey Hak ile kaim

Mir’at-ı Muhammed’den Allah görünür daim.[2]

Dünya ve dünyanın içinde bulunduğu galaksi ve galaksinin içinde yer aldığı sistem ve sistemin tamamına verdiğimiz kainat isminde her şey birer aynadır. “Kâinat bir aynadır. Her mevcudâtın mâhiyeti dahi birer aynadır.”[3]Ayna, ışığı aksettirip gösterdiği herkesin malumudur. Kainat ve kapsamış olduğu her şey de esmâ-i İlâhiyeyi bize gösterir ve Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarına âyinelik eden mevcudata da mecazen “âyine” denilmektedir. Bu ayinelik itibariyle insan kendisinin bakmasıyla görebilir. Karşılıklı 4 aynayı birbirisinin karşısına koyup bakıldığında nihayetsizlik sonsuzluk görülmektedir.

Bir aynaya ayna itibariyle bakılırsa cam görünür. Aynaya aynanın yansıtmak özelliğine bakılırsa aynanın karşısındaki görünür. Cereyan eden hadiselere aynanın akis özelliğine bakılırsa herkesin değeri ve mahiyeti içyüzü açığa çıkıp tezahür ediyor.

Kainatta her hadise bizlerin kalitesini gösteriyordiğine göre sürekli hadiseler eleğiyle elenmekteyiz. Elek delikleri dar ise elenen çok olmaz. Ama büyük delikli elek ise sadece büyük taneler kalmaktadır. Kimi zaman çevremizle kimi zaman kendimizle kimi zaman dünya ile eleklere tabi tutuluruz.

“Herkes Âyinesinin Müşahedatına Tâbi’dir. Demek sizin siyah ve yalancı âyineniz size öyle göstermiştir.”[4] Bu kaideye iktida ve ittibaen kişi hadiseleri değerlendirme ölçüsünde mana verir libas giydirir. “kırmızı birperde ile siyah bir yere bakılsa, karayı kırmızı görür.”[5]

Mesela: “Gayet me’yus ve matemli olarak ağlayan bir insan, mevcudatı ağlar ve me’yus suretinde görür.

Gayet sürurlu ve neş’eli, müjdeli ve kemal-i neş’esinden gülen bir adam, kâinatı neş’eli, güler gördüğü gibi; mütefekkirane ve ciddî bir surette ibadet ve tesbih eden adam, mevcudatın hakikaten mevcud ve muhakkak olan ibadet ve tesbihatlarını bir derece keşfeder ve görür.”[6]

“Hem insanın hodgâm hevesatı ve süflî veakibeti görmeyen hissiyatı, kâinatta cereyan eden rahmaniyet ve hakîmiyet ve rububiyet kanunlarına mikyas ve mehenk ve mizan olamaz.

Kendi âyinesinin rengine göre görür. Merhametsiz siyah bir kalb; kâinatı ağlar, çirkin, zulüm ve zulümat suretinde görür.

Fakat iman gözüyle baksa; yetmiş güzel hulleleri giymiş bir cennet hurisi gibi, rahmetler ve hayırlar ve hikmetlerden dikilmiş yetmiş binler güzel libasları birbiri üstüne giymiş,daima güler, rahmetle tebessüm eder bir insan-ı ekber ve ondaki insan nev’ini bir kâinat-ı suğra ve herbir insanı bir âlem-i asgar müşahede eder.” [7]

Elinde sağlam ölçüsü olmayan kimseler vesvese ve evhamlara boğulmaya mahkumdur!

Ahirzamanda sağlam düsturlar rehberi ve zamanı ve hadiseleri değerlendirme ölçüsü olan Risale-i Nur Külliyatıyla bu asrı yorumlayanlar bu sağlam ve emin olan rehberi elde etmiştir.

Zaman hadiseleri doğru yorumlamak zamanıdır. Zamanı doğru yorumlayanlar hüsrana uğramayacaklar. Yorumlamayı bilmeyen ise zamanın çarkları arasında kalıp ezilmeye mahkum olacaklar!

Bizler aynamızı doğru seçerek bakışaçımızın nisbetinde hadiseleri doğru değerlendirmiş oluruz ve rahat ederiz.

“İlm-i iman âşıkları Risale-i Nur okuyor. Dinî malûmat meraklıları Risale-i Nur okuyor. Hakikat arayıcıları Risale-i Nur okuyor. Mücadeleci mücahid fıtratlar Risale-i Nur okuyor. Hamaset, bahadırlık ve kahramanlığın şâhikasına erişmek isteyen kabiliyetler Risale-i Nur okuyor. Milliyetçiler Risale-i Nur okuyor. Fen ve san’at erbabı Risale-i Nur okuyor. Müsbet ilim hayranları Risale-i Nur okuyor. Ehl-i tasavvuf Risale-i Nur okuyor. Edebiyat meraklıları Risale-i Nur okuyor.

Demek her bir tabaka-i insaniye Risale-i Nur’a ruhunda büyük bir ihtiyaç duymakta ve ondan istifade etmektedirler.”[8]

Risale-i Nur, her tabaka insana hitap etmektedir. Hangi meslekte olursa olsun, hangi meşrebde ihtisası olursa olsun o kimseye bir hakikat dersini verir. Yeter ki önyargıyla bakmasın. Önyargıyla bakan kimseler altın da görse kendi elindeki tenekeye iktifa eder. Bu da acınacak olan bir haldir.

“emr-i İlâhî ve irâde-i Rabbâniyenin küllî bir cilvesi olan âdetullah kanunlarıdır ki, Cenâb-ı Hak, o âdâtını bazı hikmet için değiştirir.

Her şeyde ve her kanunda irâde ve ihtiyârının hükmettiğini gösterir. Hârikulâde bazı fertlerde hark-ı âdât eder.”[9]

O halde:“Tevfik isterseniz, kavanin-i âdetullaha tevfik-i hareket ediniz. Yoksa tevfiksizlik ile cevab-ı red alacaksınız.”[10] Bizler de hizmetimizde muvaffak olmak mesleğimizin revacını sağlamak için bu adetullah kanunlarına uymalıyız. Yoksa tevfiksizlik yani:Uygun düşürmemek. * Uydurma. Muvafık olmamak. * Cenab-ı Hakkın kuluna yardım etmemesine sebep oluruz. Sonra neden muvaffak olamadık diye sıkıntı çekeriz.

Nokta-i istinadımız Ahiret,

Nokta-i istimdadımız olan Rabbimiz Allahımızdır.

Bu 2 nokta arasında olan hatalarımız ve itikadi ve ameli kusurlarımız sıkıntıların temel sebebidir.

Şimdi ben bazı hakikatları aynamda böyle yansıtıyorum. Başkası başka daha başkası başka yansıtacaktır. “Evvel, Ahir, Zahir, Batın[11]” isimlerinden hangisine bakarsa ona göre değişecektir mana. Çekirdek, fidan, ağaç meyve bu 4 ismin müşahhas birer numunesidir.

Bana birisi dese ki:uyduruyorsun. Bende derim sen bu meseleye nereden bakıyorsun? Baktığın yere göre anlayışın değişecektir. Derim. Bakış açısı farkı diyebiliriz.

Evet, bizler Risale-i Nur’u okuduk, okuyoruz ve okumakta da hayatımızın sonuna kadar devam edeceğiz ve Risale-i Nur’un neşri için, mâlik olduğumuz beşeri gücü de sarf etmekten geri durmayacağız.”[12]

Selam ve Dua ile

Muhammed Numan ÖZEL

Risale-i Nur Araştırma Merkezi

Yozgatnur

www.NurNet.org

[1] Muhakemat ( 62 )

[2] Barla Lahikası ( 67 )

[3] 9. Lem’a

[4] Münazarat ( 47 )

[5] Kastamonu Lahikası ( 26 )

[6] Lem’alar ( 190 )

[7] Şualar ( 611 )

[8] Gençlik Rehberi ( 258 )

[9] 9.Lem’a/Laif Nükteler ( 98 )

[10] Tarihçe-i Hayat ( 58 )

[11] Şualar ( 34 )

[12] Konferans ( 169 )

Sende yorum yazabilirsin