Kendimizi Bilmek

“Kendimizi bilmek, kendimize gelmek ve kendimizi okumak” Peki, İnsan nasıl kendini bilir, nasıl kendine gelir ve nasıl kendini okur? Tüm bu sorular size tuhaf gelebilir. İnsanın kendini bilmesi, bu dünyaya hangi sebeple gönderildiğini ve yaratılmışların arasında “Eşref-i Mahlûkat” yaratılmışların en şereflisi olduğunu bilmesidir. İnsanın kendine gelmesi, iman hakikatlerini araştırarak bu dünyadaki gaflet uykusundan uyanıp kendine gelmesidir. İnsanın kendini okuması ise; bunca sayısız mahlûkat arasında kendisine bahşedilen akıl nimetinin farkına varıp, o akıl ile kendini ve şu âlemi tefekkür nazarıyla okumasıdır. Kısacası insanın kendini bilmesi, kendine gelmesi ve kendini okuması Rabbini bilmesidir.

Dünyada birçok sıkıntı ile baş etmek zorundayız, bazen bu sıkıntılardan kurtulup feraha kavuştuğumuz zaman “Oh be dünya varmış, kendime geldim” deriz. Demek ki, insan sıkıntı ve musibetlerin tesiri altında, dünyada yaşadığından habersiz ve kendinden uzaklaşabilmektedir. Feraha kavuşup, sıkıntıların bitmesi insana dünyada olduğunu fark ettirip, kendine getirebilmektedir. Buradaki sıkıntı insanın iman hakikatinden uzak kalmasından kaynaklanıyor. İşte insan imandan uzak ise kendinden gafildir, ancak hakiki iman ile kendine gelip, sıkıntılarını bir kenara atmalı ve “Oh be dünya varmış, kendime geldim” diyebilmelidir.

İnsan varlık sebebini sorgulamaz ve bu dünyada neden yaşadığını bilmez ise kendinde değildir. Nasıl ki bayıldığımız zaman veya derin bir uykudayken hiçbir şeyin farkında değiliz, biri bizi uyandırmak için ya dürter ya da yüzümüze su döker. “ Hey arkadaş uyan kendine gel” der. İşte bizde bu dünyada varlık sebebimizi sorgulamaz ve niçin bu dünyada olduğumuzdan habersizce yaşarsak tıpkı baygınlık gibi, derin uyku gibi, bu dünyada uykuda sayılırız. Uyanmamız için, Kur’an-ı Kerim’in sedasıyla “Oku” emri ile bu derin dünya uykusundan uyanıp kendimize gelmemiz gerekir. Kendimizi bilmemiz ve Allah’a kul olduğumuzu, Onun mülkünde gezdiğimizi bilmemiz gerekir. Aksi halde Ecel bizi uyandırır. Yâda İsrafil’in (a.s) sura üflemesiyle uyanırız, işte o zamanki uyanmak hiçbir fayda getirmeyecektir. Önemli olan dünyadayken iman hakikati ile uyanmaktır.

Sokrates’in güzel bir sözü geldi aklıma; “Hayatta en büyük facia insanın kendinin farkına varmamasıdır” insanın kendisinin farkına varmaması ve bu şekilde hayatını sürdürmesi çok acı bir tablodur. Şu koskoca âlem bir kitap ve bir tablo gibi karşımızda okunmayı ve keşfedilmeyi beklemekte, bir iğnenin bile ustasız olamayacağını bilen insan, nasıl olurda kendini sorgulamaz ve her şeyi tesadüfe havale eder? İnsan ancak hangi sebeple yaratıldığını çözdüğü an, bütün sıkıntılarını çözmüş olur ve işte o zaman gerçek manada insan kendisinin farkına varır. Kendisinin farkına varan insan ise, “Oh be iman varmış, kendime geldim” der ve hakikati görmeye başlar.

Bediüzzaman (r.a.) İnsanın kendini bilip ve kendini okuması hakkında şu veciz sözü söyler;

Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku. Yoksa hayvan ve camid hükmünde insan olmak ihtimali var. / Sözler

Evet, bu koca kâinatta ve bu yerkürede yaşadığımız hayatı anlamak ve sorgulamak zorundayız. Kendimize gelmeliyiz, özümüzü bulmalıyız, kendimizi bilmeliyiz ve Rabbimizin insanlığa ilk emri “Oku, seni yaratan Rabbinin adıyla” ayeti ışığında kendimizi bilip okumalıyız. Okumak sadece kitap okumaktan ibaret değildir veya yüksek okullar ve fakülteler bitirmekte değildir. Asıl okumak kendimizi ve varlık âlemini sorgulayarak okumaktır.

İnsanın kendini okuması ve bilmesi bir amaç için yaratıldığının farkına varmasıdır. Kendisinin farkına varan insan “Ben kimim?” “Beni kim yarattı”? “Bu dünyada ne işim var?” gibi sorularla kendini araştırır ve kendi hakikat gerçeğine döner. İnsan kendini bildikçe yaratanını bilir ve insan kendini tanımaya başladıkça sır perdeleri aralanmaya başlar ve hakikat yolları görünür, İşte o zaman Allah’a kul olduğumuzun farkına varırız. Zariyat suresi 56. Ayetinde Rabbimiz buyurur ki; “Ben cinleri ve İnsanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” Manası açık ve net olan bu ayetin bize bildirdiği, yaratılış gayemizin Allah’a kulluk olduğudur. İşte kendimizi bilmek, kendimize gelmek ve kendimizi okumak; Allah’a kul olduğumuzu bilmektir.

“Kesin olarak imân edenler için yeryüzünde nice deliller vardır. • Kendi nefislerinizde de böyle deliller vardır. Hâlâ görmez misiniz?” / Zâriyât Sûresi: 20-21

Ayetlerin beyanıyla kendi nefislerimizde de deliller vardır yani kendimizi iman ve tefekkür-i bakışla okursak bizde birer iman delili sayılırız ve işte o zaman kendimizi biliriz. Kendini bilen, Rabbini bilir.

Üstadın şu veciz sözü bu konuda bize açıklık getirir;

“Şu misafirhane-i dünyada nazarı hikmetle baksan, hiçbir şeyi nizamsız, gayesiz göremezsin; nasıl sen nizamsız gayesiz kalabilirsin?” / Bediüzzaman Hz.

Evet, bu dünya misafirhanesine ve kendimize tefekkür gözüyle baktığımızda “Oku” emrinin sırrı ile görüp şahit oluruz ki, her şey bir gaye ve bir hikmete binaen yaratılmıştır. İşte insan o an anlar ki, bu dünyada nizamsız ve gayesiz değildir. Bu sırrın farkına varan insan, ancak gerçek manada kendini bilir, kendine gelir ve dünyanın gaflet uykusundan uyanır, iman hakikatinin farkına varır.

Mehmet Kazar / www.NurNet.org

Sende yorum yazabilirsin