Konuşmak

Mehmet Abidin Kartal

Konuşmak yaratılan canlılar içinde insana verilmiş bir nimettir. Dilin hareketleri ile sesin karışımından meydana gelen ve her bir insana değişik bir tonda, frekansta verilen; gözleri görmeyen birinin dahi sesin kime ait olduğunu anlayabilecek kadar alameti farikası olan konuşmak, insanı hayvanlardan ayıran en önemli özelliktir. Konuşma nimeti bize verilmeseydi, birbirimizle anlaşamaz, sohbet edemez, derdimizi muhatabımıza anlatamazdık.

Konuşmak, insanın duyduklarını düşündüklerini bir başkasına anlatmak için başvurduğu bir davranıştır. Hayvanların, insanlar gibi duyguları ve düşünceleri olmadığı için, böyle bir davranışa ihtiyaçları olmadığı gibi, böyle bir ihtiyaca cevap verecek bir özellikleri de yoktur. İnsanı hayvanlardan ayıran en önemli özellik hiç şüphesiz konuşmasıdır.

Bize sayısız nimetler yanında konuşma nimetini de vererek en üstün olarak yaratan Rabbimize bunun karşılığını nasıl vereceğiz? Konuşma nimetinin şükrünü nasıl yerine getireceğiz?

Bu konuda ‘’Ya hayır söyle, ya sus’’ düsturu ölçümüz olmalıdır. Konuştuklarımıza çok dikkat etmeliyiz. Eşimizle, çocuklarımızla, anne, babamızla, arkadaşlarımızla, komşularımızla bir araya gelince, güzel, olumlu, imana ve sünnete dair meseleleri konuşmak ölçümüz olmalıdır. Konuştuklarımızdan mahcup olmak istemiyorsak, kelimelerimizi iyi seçip, on düşünüp bir konuşalım. Yanımızda olmayanların arkalarından, sonradan pişman olacağımız sözlerden, gıybetten sakınalım.

Meseleler konuşarak çözülür,

İnsanlar, eşler, ülkeler arasında anlaşmazlıklar, kavgalar, düşmanlıklar, savaşlar olabilir. Bu olumsuzlukların çözümü tarafların bir biri ile medeni ölçüler içinde konuşarak çözülebilir. Tarih boyunca ülkeler arasındaki bir çok anlaşmazlıklar, savaşlar konuşarak anlaşmalar imzalayarak çözülmüştür, çözülmektedir. İşin doğrusu da budur. İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşır, sözü yerinde söylenmiş, doğru bir ifadedir.

Evlilik ve konuşmak,

Psikologlar, evliliğin  başından sonuna kadar monoton olmadığını  ve birbirinden farklı üç dönemin olduğunu söylemektedirler. İlk dönemde eşlerin ilişkisine romantik duygular hakimdir. Daha sonra karşılıklı kişilik çatışmalarının yaşandığı dönem başlar. Eğer kişiler akıllı davranırlarsa bu dönemi aşarlar ve daha sonra bağlılık dönemi ortaya çıkar. Bu süreçte, evlenmeden önce yaşanan aşk da sürer. Fakat bu duygu, evlilik sağlıklı yürüyorsa sevgi ve saygıya dönüşür. Hem aşkın hem arkadaşlığın olduğu evlilikler bu yüzden en ideal evliliklerdir. Dolayısıyla aşkın yok olup olmaması evliliğin kendisiyle değil, eşlerin bu duyguyu besleyip besleyememesiyle ilgilidir.

Evliliği yanan bir ateşe benzetebiliriz. Ateşin devamlı yanması için sürekli beslenmesi gerekir, tıpkı bunun gibi evliliğin de sağlıklı yürüyebilmesi için evliliği beslemek, evliliğe yatırım yapmak icap eder. Sevgi, saygı, anlayış, güvenle beslenen evlilik iyi günde de kötü günde de huzurla devam eder.

Ateşin devamlı yanmadığı evliliklerde, eşler arasında problemler yaşanır. Ailevî sorun yaşayanlardan bir kısmı, “Karı dırdırı dinlemekten bıktım.” diye düşünür. İyi de hiç düşündünüz mü, hanım niçin dırdır eder? Hem evdeki hanımınızın yaptığı tek iş dırdır etmek mi? Onun iyi yönlerine niçin bakmıyorsunuz?

Yeni evlenenlerin en büyük yanılgısı, “dikensiz bir gül bahçesi” düşleyerek hayal kırıklığına uğramaları; yıllardır evli olanların en büyük hatası ise, “böyle gelmiş böyle gider” havasına girip daha iyiyi bulmak için hiçbir girişimde bulunmamalarıdır.

Dalgasız deniz ve dikensiz gül bahçesi olmayacağını, zaten hiç olmadığını düşünün. Rahat edersiniz. İnsanın olduğu yerde mutlaka sorun olur. Asıl sorun, sorun olmayacağını hayal edip hazırlıksız olmaktır. Yoksa problemin muhtemel olduğunu düşünüp çözüm için hazırlıklı olmakta hiçbir sakınca yok.

Her insanın hoşlandığı şeyler farklıdır. Hayat arkadaşınız nelerden hoşlanıyor? Hediye, gezme, sohbet, ilgi, iltifat veya başka unsurlardan hoşlanabilir. Bunları yeterince kullandığınızdan emin misiniz?

Eşler için etkili ve süper bir kural, Eşinizin size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de ona öyle davranın.

Eğer evliliğinizin mutlu ve huzurlu geçmesini istiyorsanız, tartışmaktan, konuşmaktan korkmayın. Ancak sorun çözücü ve sonuç alıcı bir tartışmanın kurallarına uyun.

Kurallarına uyularak yapılan seviyeli bir tartışma, konuşma, aile içi geçimsizliklerin en güzel çözümü, mutluluğun zirvesine ulaşmanın da en güzel anahtarıdır.

Konuşmak, eşlerin birbirini tanımasına, birbirini keşfetmesine sebep olur. Yıllardır evli olduğu halde eşini yeterli tanımayan kimseler vardır. “İnsanlar konuşa konuşa anlaştığına” göre, konuşup tartışmadan birbirinizi tanıyamazsınız.

Eşler konuşarak meselelerini çözemeyebilirler. Psikologlar pes edilmemesini söylüyorlar. Psikolojik sorunu olan eşinize en büyük yardım ve desteği siz vereceksiniz. Çoğu kimse katlanılması zor olan bu sorunun hiç bitmeyeceğini sanır. Zanneder ki, sabretmesi güç bu amansız sıkıntılar, acılar, insanı ne yapacağı hususunda şaşkına çeviren davranışlar, oldu-bittiler, inatlar,  dayatmalar, hep böyle devam edip gidecek.

Hayır! Yanılıyorsunuz. Cenab-ı Hak, her derde derman, her probleme çare yaratmıştır. İçinden çıkamadığınız, çözemediğiniz meseleler sonsuza kadar sürüp gitmeyecektir. Sabretmesini bilirseniz, bir gün sizinle ağlayan yağmur gülecek, güneş yine pırıl pırıl doğacak, üzerinizdeki kara bulutlar dağılacaktır.

Eşiniz eski sağlıklı, mutlu günlerine mutlaka kavuşacak, belki eskisinden daha iyi olacaktır. Eşiniz sizi anlayacak, mutlu olacaksınız.  Psikolojik probleme yakalanıp iyi bir tedaviden sonra tekrar sağlığına kavuşan o kadar çok insan var ki, onların ilk hallerini görseniz iyileşeceğine hiç inanmazdınız. Bu konuda bir aile danışmanı psikologla konuşursanız bir çok örnek olay dinleyeceksiniz.

Eğer içinizde eşinize karşı coşkun bir sevgi hissedemiyorsanız, onun bugününü değil, geleceğini düşünün. Eşinizin geleceğini sevin.

Öğretmen öğretmediği bilgiden imtihan edemez. Önce siz verici olun, ondan sonra isteyin. Karşılıklı beklentilerinize cevap vermeden, istemeye hakkınız olamaz.

Kimi erkekler, eşi hakkındaki beklentilerde yanıldığını düşünüyor. Artık evlendikten sonra “Hayal kırıklığına uğradım.” deyip atamazsınız, çünkü ev eşyası veya otomobil almadınız ki hemen değiştirmeye kalkacaksınız. Problemleri konuşarak çözmeye çalışacaksınız. Çözemiyorsanız bir aile danışmanı psikolog dan yardım almanız gerekiyor. Maalesef bir çok mütedeyyin çoluk çocuğa karışmış aynı pencereden hayata bakan eşler konuşarak anlaşamadıkları için boşanma konumuna gelebiliyorlar.

Evlilik kurumu denizde seyahat eden bir gemi gibidir. O gemi içinde sadece kendimiz değil, bizden başka insanların da bulunduğunu unutmamalıyız. Görünürde geminin tek bir kaptanı vardır, sadece gemiyi kaptan idare ediyor gibidir; fakat o geminin sahile selametle çıkıp batmaması için gemide bulunan her bireye farklı görevler düşmekte olduğu unutulmamalıdır. Aynen bunun gibi evlilikte eşlerin farklı görevleri olsa da nihai hedef, aile düzeninin mutluluk içinde devam etmesine yönelik adımlardır.   

Evlilikte ‘biz’ bilinci çok önemlidir. Evlilik uzun bir hayat yolculuğuna çıkmaktır. Bu yolculukta her ağızdan farklı bir ses çıkarsa eşler aracın yönünü farklı istikametlere çekmeye çakışırlarsa bu yolculuk sağlıklı bir yolculuk olmaktan çıkar. Dolayısıyla evlilikte eşlerin birbirlerine uyumlu hareket etmeleri hayatiyet derecesinde önemlidir. 

Mevlana’nın güzel biz sözü vardır: ‘Kötü huylardan her birini bir çalı farz et ki onun dikenleri senin ayağına kaç kere battı.’ Evlilik hayatında da bu böyle değil midir? Eşler birbirlerinin beğenilmeyen huylarından dolayı defalarca kavga etmezler mi, huzursuz saatler yaşamazlar mı? Oysa diken hükmünde olan o huyu düzeltmek çok zor değildir. 

Sözün özü,

Karşı tarafın duygularını, bakışını algılayabilmeye empati diyoruz. Sadece kendi penceremizden olaya bakmak değil, karşı tarafın açısından da bakabilmek gerekir. 

Empati, aile ilişkilerinde kişinin objektif olabilmesini, sağlıklı bir biçimde değerlendirme yapabilmesini sağlar. 

Eşler arasındaki anlayışsızlık, birbirlerinin istek ve arzularını kabullenememe gibi problemler, empati yoksunluğunun sonucudur.

Zamanında ve yerinde konuşmanın değerini bilip bunun için çaba harcayanlar hem evlilik hem de meslek hayatlarında rahat ederler.

Evlilik ilişkisinde konuşma çok etkili bir anahtardır. Anahtarı kullanmasını bilmeyenler açılması gereken kapılar önünde çok bekler, yorgun düşer ve bazen kapıyı kırmak zorunda kalır. Yani kalpler kırılır. Gönüller yıkılır. Evliliğe başlamadan önce konuşma ve dinleme konusunda kendimizi yeterli hissetmemiz gerek. Dinlemek, dinlendirir. İnsan sadece konuşarak değil, dinleyerek de etkili bir sevgi iletişimi kurabilir. Burada eşler sadece kulaklarıyla değil, kalpleriyle de birbirlerini dinlemeleri şarttır.

Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır. Hucurat suresi 13. ayet

İnsanın en fazla ihtiyacını temin eden, kalbine mukabil bir kalbin bulunmasıdır ki, her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini mübâdele etsinler ve lezâizde birbirine ortak, gam ve kederli şeylerde yekdiğerine muâvin ve yardımcı olsunlar. İşarat’ül İ’caz’dan.

Sende yorum yazabilirsin