Kur’an-ı Kerim Yerine Sadece Meal Okunabilir mi?

— Risale-i Nur Kur’an meali hakkında ne diyor?

“Risâle-i Nur’un cerh edilmez hüccetleri katî ispat etmiş ki, Kur’ân’ın hakîki tercümesi kâbil değil. Ve lisân-ı nahvî olan lisân-ı Arabî yerinde Kur’ân’ın meziyetlerini ve nüktelerini başka lisân muhâfaza edemez. Ve herbir harfi on adetten bine kadar sevap veren kelimât-ı Kur’âniyenin mu’cizâne ve cemiyetli tâbirlerinin yerinde beşerin âdi ve cüz’î tercümeleri tutamaz, onun yerinde câmilerde okunmaz.”  (1)

— Risale-i Nur’a göre neden Kur’anın meali Kur’an yerine geçemez?

“Elsine-i âlem (âlemdeki diller) içinde lisan-ı nahvî, Arabîden başka birtek lisan var; o da hiçbir vakit Arap lisanının câmiiyetine yetişemez. Acaba o câmi ve i’câzdârâne olan lisan-ı nahvî ile mucizekârâne bir surette ve her ciheti birden bilir, irade eder bir ilm-i muhit içinde zuhur eden kelimât-ı Kur’âniye, sair elsine-i terkibiye ve tasrifiye vasıtasıyla (birbirine eklenen kelimelerle konuşulan diller ve aynı kökten rahatlıkla yeni kelimeler çıkarmaya ve sarf etmeye müsâit lisanlar) , zihni cüz’î, şuuru kısa, fikri müşevveş, kalbi karanlıklı bazı insanların kelimât-ı tercümiyesi nasıl o mukaddes kelimat yerini tutabilir? Hattâ diyebilirim ve belki ispat edebilirim ki, herbir harf-i Kur’ân, bir hakaik hazinesi hükmüne geçer; bazen birtek harf, bir sayfa kadar hakikatleri ders verir.” (2)

– “Önemli olan manadır, anlamaktır. İstifade etmek anlamaya bağlıdır” diyenlere Risale-i Nur nasıl cevap vermektedir?

“Elfaz-ı Kur’aniye (Kur’an lafızları) ve tesbihat-ı Nebeviyenin lafızları camid (cansız) libas (elbise) değil; cesedin hayatdar cildi gibidir, belki mürur-u zamanla cild olmuştur. Libas değiştirilir; fakat cild değişse, vücuda zarardır. Belki namazda ve ezandaki gibi elfaz-ı mübarekeler, mana-yı örfîlerine alem ve nam olmuşlar. Alem ve isim ise, değiştirilmez. Ve bilhassa o Arabî lâfızlar ile kelâmullah ve tekellüm-i İlâhî olduğunu tahattur etmekle, daimî bir feyze medardır.” (3)

 

— Kur’an lafızlarının Müslümanları ruhen diriltecek canlılığa sahip olduğunu söylüyorsunuz, bu ne demektir?

Kur’ân, müminleri, hayat verecek şeylere, onları canlı, diri ve aktif kılacak ilkelere çağırır. Çünkü, onun isimlerinden biri de “Rûh”tur:

“İşte böylece sana da emrimizle rûhu (Kur’ân’ı) vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık.” (Şûrâ, 42/52)

Müfessirlerin bir kısmı, bu âyette geçen “rûh” kelimesini, Kur’ân diye açıklamışlardır. (bk. Taberî, Râzî, Hazin, Şevkânî, ilgili ayetin tefsiri)

Allah’ın Kur’an’a “Ruh” adını vermesi, cehalet ölümünden diriltici hayatı ihtiva etmesi nedeniyledir. Allah’ın bunu “kendi emri”nden diye kılmış olması, onu dilediği şekilde, dilediği kimse üzerine mucizevi bir anlatım düzeni ile akıllara hayret veren bir söz dizisi halinde indirmiş olması demektir. Nitekim Malik b. Dinar,“Ey Kur’ân ehli! Kur’ân sizin kalbinize neler ekti? Şüphesiz yağmur yeryüzünün baharı olduğu gibi, Kur’ân da kalplerin baharıdır.” demiştir. (Kurtubi, Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, ilgili ayetin tefsiri) Büyük âlim İkbal de şöyle der; “Kur’ân-ı Hakim, hayattar bir kitaptır.  Onun hikmet-i ezeliye ve kadimesi içinde hayatın tekvin sırları vardır. İnsanlara hayat verir ve zayıflara kuvvet sağlar.” (bk. İkbal el-Lahurî, Divan-ı İkbâl (Farsça) s.: 82) (4)

— Risale-i Nur’a göre mealciliği meslek haline getirmenin zararı nedir?

“Membaı (kaynağı) daimî olan elfâz-ı İlâhiye (ilahi lafızlar) ve Nebeviye (Peygamberimize ait sözler) kaybolduktan sonra, o daimî letâifin (manevi duyguların) daimî hisseleri de kaybolur. Hem her harfin lâakal on sevabı zayi olması; ve huzur-u daimî bütün namazda herkes için devam etmediğinden, gaflet içinde, tercüme vasıtasıyla insanların tabirâtı ruha zulmet vermesi gibi zararlar olur.” (5)

— Meal okumayalım mı? Mealcilik kişiyi Kur’an’dan uzaklaştırır mı?

Bu sorulara Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi şöyle cevap verir:

“… biz, insanlar Kur’an’ın manasını anlamasın demiyoruz. Biz diyoruz ki, insanların yanında diledikleri zaman başvuracakları ve kısa bir tefsir gibi mütalaa edecekleri bir Kur’an tercümesi bulunsun. Bir şartla ki, bu tercümeyi Kur’an olarak kabul etmesinler; onu namazlarda, mescidlerde, toplantılarda, evlerde Kur’an yerine okumasınlar.” (6)

“Tercümeyi okumayı itiyad haline getirmek ise Arap olmayanları, Kur’an’ın aslını ihlale yöneltecektir ki bu, fukahanın sakındırdığı Kur’an’ın muhafazasının ihlalinin ve Kur’an’ı küçümsemenin ta kendisidir.” (7)

— Meal neden Kur’an gibi umuma hitap edemiyor?

Genelde avam için dil açısından sözün mânâya delaleti, âlimler için akıl ve mantık açısından delaleti, edebiyatçılar ve estetikçiler ve hikmet ehli olanlar için zevk, sezgi ve fıtrata uygunluk açısından delaleti önem taşır. Terceme ile dil değiştiği için birinci ve üçüncü hususlarda kendiliğinden büyük kayıplar olur. Ayrıca bundan akıl ve mantık açısından söz konusu olan delalet de etkilenir. (8)

— Kur’ân-ı Kerimin hakikatlerini anlatan nasıl bir eser okumamızı tavsiye edersiniz?

Risale-i Nur okumanızı tavsiye ederiz. Çünkü Said Nursî, Risâle-i Nur’la Kur’ân-ı Kerimin hakikatlerini bütün âleme ispat ederek açıklamış, bunun için bütün asırların ve bütün kültürlerin, hatta modern kültürün de kabul edeceği bir üslûbu benimsemiştir. Bu asırda taarruza geçen bütün fikrî akımlara karşı, yine düşünce planında çok sağlam bir zemin oluşturmuş, sarsılmaz Kur’ânî temellerden uzaklaşmaksızın İslâm düşüncesinde yenilik ve değişim gerçekleştirilebileceğini beyan etmiştir. (9)

— Said Nursi Hazretlerinin Kur’an Kültürü ve tefsir anlayışı nasıldır?

Şüphesiz Üstad Said Nursî’nin ilmi, Kitâbullahtaki ayetler üzerinde yapılan derin teemmülün bir hülâsâsı, Zikr-i Hakîm’in esrârı üzerinde yapılan geniş tedebbür ve tefekkürün bir nüvesi mahiyetindedir. Bu tedebbür ve teemmül, akıl ile iman arasında irtibat kurar. Bu özellikler, şaşırtıcı bir telif üslûbunu temsil etmekte, daha önceden benzeri görülmemiş bir tefsir yolu olarak kendisini göstermektedir. (10)

 

Sonuç:

“Elhamdülillah” bir cümle-i Kur’âniyedir. Bunun en kısa mânâsı, ilm-i nahiv ve beyan kaidelerinin iktiza ettiği şudur: “Ne kadar hamd ve medih varsa, kimden gelse, kime karşı da olsa, ezelden ebede kadar hastır ve lâyıktır o Zât-ı Vâcibü’l-Vücuda ki, Allah denilir.” İşte, Elhamdülillâh cümlesinin en kısa ve ulema-yı Arabiyece müttefekun aleyh bir mânâ-yı zâhirîsi şöyle olursa, başka bir lisana o i’câz ve kuvvetle nasıl tercüme edilebilir? (11)

Zafer KARLI

www.NurNet.Org

Kaynaklar:

1-Sözler: Yirmi Beşinci Söz s.425

2-Mektubat: Yirmi Dokuzuncu Mektup s.382

3- age s. 326

4-http://www.sorularlaislamiyet.com/article/14093/kur-an-canli-midir-canli-ise-bundan-maksat-nedir-kur-an-a-ruh-diyebilir-miyiz.html

5-age. Agy

6-Şeyhülislam Mustafa Sabri, Kur’an Tercümesi Meselesi, çev. Süleyman Çelik, İstanbul: Bedir Y., 1993, s. 27

7-a.g.e s. 41.

8-Hak Dini Kur’an Dili, Fatiha Suresi tefsiri

9-Prof. Dr. Abdülaziz Şahbar : Ehl-İ Kitap ve Kur’ân Risâle-i Nur Işığında Bir Yaklaşım

10-age

11-Mektubat : Yirmi Dokuzuncu Mektup : 381

1 tane yorum yapılmış

  1. şahin özdemir diyor ki:

    Muhterem konuda haklısınız fakat imam ali diyor ki anlatacağınız ilim din ilmiyse o zaman dini insanların anlayacağı şekilde anlatiniz. Yukarıda kullandığınız kelimelerin çoğu günümüz turkcesinde kullanılmıyor. Emin olunuzki insanların çoğu bu yazıyı okuduğunda bir çok yerini anlamiyacaktir. Aslında konuyla da ilgili meal okunmamasindaki amaç yanlış anlama olabilir ligi , üstteki yazinizdada yanlış anlama veya anlayamama olabilir liği mevcut. Teşekkürler

Sende yorum yazabilirsin