Latife-i Rabbaniyeni Tatmin Et Huzur Bul!

İnsanlık şu anda hemen herkes bir şeyden şikayet etmektedir. Kimisi huzurum yok kimisi her şeyim var ama mutlu değilim kimisi eskiden köyde bir şeyimiz yoktu 2 3 aile beraber yaşarken hiçbir şeye ihtiyacımız yoktu ve huzurluyduk. Ama şimdi arabam var evim var şunum bunum onum var dediği halde mutlu değilim. Demekte.

İnsan bunu düşündükten sonra sorduğu şey şu olmaktadır. Ben nerede neyi yanlış yapıyorum? Demektedir. Yanlış yaptığı şeyi aramaktadır.

Bu sadece Türkiyedekilerin değil, Müslümanların değil, Hrıstiyanların Yahudilerin, Başka şeye ibadet edenlerin değil Küre-i arzdaki insanlığın ortak sorunudur!

Demekki insanlığı ortak sıkıntısıdır bu mesele. Böyle geniş ve külli bir mevzu hakkında şudur budur bir çok kimse bir şeyler söylemiştir yazıp çizip konuşmuştur muhakkak.

İnsan sadece Akıldan kalbden ruhtan hayalden.. oluşan bir şey değildir. İnsan birbirine mezcedilmiş kanatılmış olan hassalarla madden ve manen çepeçevre sarılmıştır. Adeta birlikten hasıl olan bir kargir binadır.

Hayat, vahdet ve ittihadın neticesidir. İmtizackârane ittihad gittiği vakit, manevî hayat da gider [1] bu kaideye ittiba ve iktidaen bizler de madden ve manen dinç, diri, pozitif olmamıza nisbeten maddi ve manevi birliğin ortak adı olan huzuru mutluluğu bulur ve elde ederiz. Bu mevzuda çapımızı genişleterek huzur ve mutluluk oranımızı arttırabiliriz.

Yani para ile saadet olmaz sözü bir hakikattır. Madde ile insan mutlu olacağını zannetmektedir. Mesele bir otomobil ile; otomobil fabrikası olan kimseler de bakıyoruz intihar ediyor. Lüks otomobiller içinde kafa hapı vs. şeyler kullanmaktalar. Demekki madde mutluluk huzur vermemektedir.

Bizler de madde ve manamızı tekemmüle tabi tutarsak her an kemalata müteveccih tutarsak huzur ve mutluluğa ereceğiz.

Halimizi tahlil edecek olursak:

Vicdanın anasır-ı erbaası ve ruhun dört havassı olan irade, zihin, his, latife-i Rabbaniye, herbirinin bir gayat-ül gayatı var:

İradenin ibadetullahtır.

Zihnin marifetullahtır.

Hissin muhabbetullahtır.

Latifenin müşahedetullahtır.

Takva denilen ibadet-i kâmile, dördünü tazammun eder. Şeriat şunları hem tenmiye, hem tehzib, hem bu gayat-ül gayata sevkeder. [2]

Vicdan ve ruh insana yerleştirilmiş olan bir yazılımdır. İkisinin ortak noktası olan; irade, zihin, his, latife-i rabbaniyedir. Bu 4 yazılım parçası tatmin edilmez ise tatmin edilmeyen kısmı bozulmaya başlayacaktır. Düşünün ki insan bir buzdolabıdır. Dolapta bir çok gıda maddesi var. O gıda maddesini bozulmadan tutan o dolaba elektrik gelmesidir. Eğer o dolaba elektrik gelmezse içindeki şeyler taaffün edip kokuşup bozulacaktır. Zaten bozuklukluğun en bariz hassası kokuşmasıdır.

İnsan yazılımını güncellememesi, dolaba elektrik vermemesi ve içinde taaffün eden maddelerin kokusu da insanda huzursuzluk olarak, sıkıntı olarak muhtelif surette tezahür edip açığa çıkacaktır.

İradenin kuvvetlenmesi, günahları terketmesi için çare: ibadetullahtır.

Zihnin kuvvetlenip tekemmül etmesinin kapısı marifetullahtır.

Hissin kuvvetlenip kendisinden başkasına alaka kurmasının çaresi ise: muhabbetullahtır.

Latifenin inkişaf edip manevi koridordan geçmesi ise müşahedetullahtır.

Bu suretle tekemmül eden bir insanda Takva hasıl olup kuvvet meydana gelir. Bunların kemalatı nisbetinde takvaya sahip oluruz. Takva etimolojik olarak kuvvet kesbetmiş manasında gelmektedir.

Kalbe Nazar edecek olursak: “Kalb denilen avalim-i gayba karşı olan penceresinde kurulmuş olan latife-i Rabbaniyenin fotoğrafıyla alınan timsal-i nuranîyle Sultan-ı Ezel’i ilân eden harita-i nuraniyesidir ve tercüman-ı beligidir.[3]”

“Kalb dedikleri latife-i Rabbaniyenin pası ve zengârı hükmünde olan arzu-yu hilaf ve iltizam-ı taraf-ı muhalif ve mazur tutulmak için kendi evhamına bir hak vermek ve bir asla irca’ etmek ve mecmuun neticesini her bir ferdden istemek ki, za’fiyeti sebebiyle neticenin reddine bir istidad-ı seyyie verilir. [4]”

“Sâni’in vücub-u vücuduna şehadetle avalim-i gaybiyenin enmuzeci olan latife-i Rabbaniyeden ilân-ı Sâni’ eden itikadın misbahını ışıklandırıyorlar. [5]”

Bu mehazlardan anlaşılanmalara bakığımızda ise: Kalbin içerisinde var olan istidadlar ve hariçten sonradan kazanılan kabiliyetle beşer, insan seviyesine terakki ederek hata ve kusurlardan sıyrılıp arınarak gayb alemini temaşa edip oradan manalar ve Vehbi malumatlar getirmektedir. Bu hassa ile kalbmizi Gaybın Manevi Haritası ve o alemlerin bir dellalı bizlere izah eden müfessiri tercümanı olarak görebiliriz.

Latife-i rabbaniye olan kalbimiz ise Allahtan başka bir şeye razı olmaz bu kaideye göre bizler de kalbimizi kalbe layık şeyle tatmin etmeliyiz. Kalbimiz işlenen günahlar sebebiyle paslanır nihayetinde de mühürlenir. Bu pası gideren muhakkak kalbi layık olduğu şeyle Muhabbetullahla meşgul etmekledir. Bu meşguliyetle kalb nurlanır ziyalanır. Yani Kur’andan gelen nur Rasulü ekremin (asm) sünneti ile meşgul olmakla da ziyalanmaktadır.

 

  • Latife-i Rabbaniyenin Tatmini:

 

latife-i Rabbaniyem, اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعِينُo cemaat namına diyor. Nasıl, evvelki iki cemaatte de lisanım, o iki cemaat-ı uzmayı niyet ederek demişti. [6]

  • ibadet Latife-i Rabbaniyeye Nefes Aldırır:

Hane-i cismimde senin arkadaşların olan kalbimin gıdası, ruhumun âb-ı hayatı ve latife-i Rabbaniyemin hava-yı nesimini cezb ve celbeden namaz dahi, seni usandırmamak gerektir. [7]

Evet, fıtraten ebediyeti isteyen ve ebed için halkolunan ve ezelî ve ebedî bir zâtın âyinesi olan ve nihayetsiz derecede nazik ve letafetli bulunan zîşuur bir sırr-ı insanî, zînur bir latife-i Rabbaniye; şu kasavetli, ezici ve sıkıntılı, geçici ve zulümatlı ve boğucu olan ahval-i dünyeviye içinde, elbette teneffüse pek çok muhtaçtır ve ancak namazın penceresiyle nefes alabilir.[8]

Sâni’in vücub-u vücuduna şehadetle avalim-i gaybiyenin enmuzeci olan latife-i Rabbaniye içinde ilân-ı Sâni’ eden misbah-ı imanı ışıklandırıyorlar. [9]

İnsanın nasıl ruhu bütün cesedine öyle bir münasebeti var ki: Bütün a’zasını ve eczasını birbirine yardım ettirir. Yani, irade-i İlahiye cilvesi olan evamir-i tekviniye ve o emirden vücud-u haricî giydirilmiş bir kanun-u emrî ve latife-i Rabbaniye olan ruh, onların idaresinde onların manevî seslerini hissetmesinde ve hacetlerini görmesinde birbirine mani olmaz, ruhu şaşırtmaz. Ruha nisbeten uzak-yakın bir hükmünde. Birbirine perde olmaz. İsterse, çoğunu birinin imdadına yetiştirir. İsterse bedenin her cüz’ü ile bilebilir, hissedebilir, idare edebilir. Hattâ çok nuraniyet kesbetmiş ise, herbir cüz’ü ile görebilir ve işitebilir. [10]

  • Latife-i Rabbaniyenin inkişafıyla Gayb Açılır:

Rü’ya-yı sadıkadır. O doğrudan doğruya mahiyet-i insaniyedeki latife-i Rabbaniye, âlem-i şehadetle bağlanan ve o âlemde dolaşan duyguların kapanmasıyla ve durmasıyla, âlem-i gayba karşı bir münasebet bulur, bir menfez açar.

O menfez ile, vukua gelmeye hazırlanan hâdiselere bakar ve Levh-i Mahfuz’un cilveleri ve mektubat-ı kaderiyenin nümuneleri nev’inden birisine rastgelir, bazı vakıat-ı hakikiyeyi görür.

Ve o vakıatta, bazan hayal tasarruf eder, suret libasları giydirir. Bu kısmın çok enva’ı ve tabakatı var. Bazı aynen gördüğü gibi çıkar, bazan bir ince perde altında çıkıyor, bazan kalınca bir perde ile sarılıyor. [11]

Kurdun bahsini ettiğin zaman topuzu hazırla, vur; çünki kurt geliyor.” Demek bir hiss-i kabl-el vuku’ ile, latife-i Rabbaniye icmalen o adamın gelmesini hisseder. [12]

  • Kalb Vazifesini Terketmesi İle Sıkıntılarla Bunu İhsas Ettirir:

Kalbden maksad; sanevberî (çam kozalağı gibi) bir et parçası değildir. Ancak bir latife-i Rabbaniyedir ki, mazhar-ı hissiyatı, vicdan; ma’kes-i efkârı, dimağdır. Binaenaleyh o latife-i Rabbaniyeyi tazammun eden o et parçasına kalb tabirinden şöyle bir letafet çıkıyor ki; o latife-i Rabbaniyenin insanın maneviyatına yaptığı hizmet, cism-i sanevberînin cesede yaptığı hizmet gibidir.

Evet ve maddî hayat onun işlemesi ile kaimdir. Sekteye uğradığı zaman cesed de sukuta uğrar. Kezalik o latife-i Rabbaniye, âmâl ve ahval ve maneviyatın heyet-i mecmuasını hakikî bir nur-u hayat ile canlandırır, ışıklandırır; nur-u imanın sönmesiyle mahiyeti, meyyit-i gayr-ı müteharrik gibi bir heykelden ibaret kalır. [13]

            O halde huzur isteyen kimse kalbinin içine mecazi mahbubları sanem misal putlaştırmasın. Mana-i Harfi için severse sıkıntıdan kurtulu mana-i ismi için severse sıkıntılar tezahür eder. Latife-i Rabbaniyenin Tatmini nisbetinde Huzur Hasıl olur Mutluluk olur.                              

         

Selam ve dua ile

Muhammed Numan ÖZEL

www.NurNet.org

[1]Barla Lahikası ( 124 )

[2]Hutbe-i Şamiye ( 136 )

[3]Muhakemat ( 116 )

[4]Muhakemat ( 136 )

[5]Muhakemat ( 118 )

[6]Mektubat ( 394 )

[7]Sözler ( 270 )

[8]Sözler ( 270 )

[9]Mesnevi-i Nuriye ( 247 )

[10]Sözler ( 687 )

[11]Mektubat ( 348 )

[12]Mektubat ( 348 )

[13]İşarat-ül İ’caz ( 78 )

1 tane yorum yapılmış

  1. eymen akca dedi ki:

    Muhammed Numan kardeşim. Aktardığın bölümlere dikkat edersen bir tanesinde kalb için, diğerinde ruh için, 21. Söz’deki yerde ise ” sırr ” için ” latife-i Rabbaniye ” ismi kullanılıyor. Âlemler 2 tanedir: Halk ve hilkat âlemi ile Emir âlemi… ” Ruh, emr-i Rabbanidir ” âyeti bize bildiriyor ki, ruhta hilkat yok. Fakat emir var. Ehl-i tasavvuf, kalb, ruh, sır, hafis, ahfa gibi manevi özellikleri, ” emir âlemi ” nden diye isimlendirmiş ve tavsif etmişler. Üstad bunlara ” latife “, ” letaif ” ve burada olduğu gibi ” emr-i rabbani ” manasında ” latife-i rabbaniye ” demişler. Nakşiler, âlem-i halk kısmını ise, ” toprak-hava-su-ateş ” ve bunlardan oluşan ” nefs-i emmare ” ile isimlendirmişler. Bu 5 halkî, 5 emrî yönü, ” letaif-i aşere ” ismiyle yad edip latifleştirmeye, Esma-yı Hüsna’nın tecelli ve cilvelerine ayna kılmaya çalışmışlar. Üstad Külliyatta özellikle 21. Söz’de namazın enfüsî etkilerini ifade sadedinde 3 latifeyi birden özellikleriyle yazmış. Vicdanı ise, irade, zihin ( akıl, zâhir-i kalb ), his ( fuad, bâtın-ı kalb ) ve latife-i rabbaniye ( sır, kalb gözü ) olarak tarif ediyor. Hafiyi, kalbin gözbebeği; ahfayı, kalb telefonu ve kalb kulağı olarak dağınık olarak işlemiş. Külliyata derli toplu bakılırsa, bir çok manevi meselenin anahtarını görebiliriz. Selam ve hürmetlerimle…

Sende yorum yazabilirsin