Mahlukatın Üstüne Çıkan Hakiki Mü’min

Cenab-ı Hakkın Kudretinin mucizesi, San’atının acâibi ve varlıklarının hulasası olarak yarattığı bu insanı, erkek ve dişiden meydana getirmiş. Onu,  kâinat ağacının şuurlu meyvesi yaparak, dünyayı onunla şenlendirip bütün mahlukatı onun emrine ve hizmetine vermiştir. Kendine muhatap olarak seçtiği o sevgili kulunu, yeryüzüne halife olarak göndermiştir. Evci-âlaya (en yüksek dereceye) yükseltmek için, ona verilen o aklı, eğer insan yerinde kullanabilirse ne mutlu. Yaratıcısını memnun etmek ve Allah’ın Kuvvet ve Kudretini fark etmek için ona verilen acz ve fakrını, unutmayıp onlara değer verebilmesi onun için en büyük kârdır. İnsan, ona verilen o akıl nimetini, ancak Allah’ı memnun etme yolunda kafasına aldığı iyi bilgiler sayesinde onu kötüye kullanmaktan kurtulabilir . Çünkü o akıl vasıtası ile insan mahlukatın üstüne çıkarılmıştır ve o aklın ona yönelttiği soruları:

Sen nesin?

Nereden geldin?

Ne için geldin?

Seni buraya kim gönderdi?

En son nereye gideceksin? Sorularının cevabını bulabildi ise, imtihanların en büyüğünü vermiş olur. Böylece insanlığa layık bir kıymet kazanmış olur.

Bundan sonra, bu insan ona verilen o akıl vasıtasıyla, bu mu’cizevari makineye bir kullanma kılavuzu ve bir hayat programı olarak, Allah tarafından gönderilen insanların en şereflisi olan Peygamberimiz (a.s.m.) vasıtasıyla,  600 sahifelik bir kitap Kur’ân-ı Kerimi, kendi  hayatına bir kanun bir tarifname olarak kabul eder ve harfiyyen o kanunun emirlerine uyarak yaşar.

İşte bu insan kendisine verilen vücut makinesini mahvetmemek için, o emsaline rastlanmayan Kanunda gösterilen prensiplere uyarsa, hem dünya hayatını hem de ahiret hayatını cennet hayatına dönüştürme imkânı elde edebilir. Aksi takdirde nefsin ve şeytanın hile ve oyunlarına uyup kendine güvenerek, Allah’ın kanununa uymazsa, dünya hayatında ona verilen gençliğini, yalancı fantezi şeylerle geçirirse, genç yaşta acısını fark etmese bile, yaş ilerlerken önündeki ölüm endişesi, kalan günlerini yaşanmaz bir hale getireceği şüphesizdir. Yalınız bu zararla kalmaz, öteki  hayatta  o nazik vücudunu cehennem gibi sonu olmayan bir acı azap içerisinde yakmağa yönelik, acısı bitmeyen bir halde, ıstırabı tariften uzak bir hayat geçirmek onu bekler.

Acaba! Bu insan kendisini incelemek için niye aynaya bakmıyor?  Çünkü dikkatle baksa  görecek ki, Allah onu, milyonlarca mahluktan üstün bir seviye olan “Ahsen-i takvimde”  (En iyi bir surette)  yaratmış. Yine bu insan ona özel bir suret vereni bulmak için düşünmeli, ki Allahın “Musavvir” İsmini bulsun. Çünkü, kendi yüzündeki özel ve güzel mührünü düşünmeden kıymet ve değerini bilemiyor? Okumalı ki kendini fark edip, değerini anlasın. Çünkü, ustası bilinmeyen bir eser kıymetsiz kalır. Halbuki bu insan kendini inceleyerek bakabilse görecek ki:  Hz Adem a.s. dan  bugüne kadar hiç kimsenin yüz mührü biri diğerinin ayni değil. Hatta insanın parmak izleri ve boğazından çıkan ses dahi biri diğerine benzemiyor.

Bazıları ahmaklık yapıp kendini 1.300.000 çeşit mahlukun üstünde bir meziyette yaratıldığını görmeden, Allah’ına lazım olan teşekkürü yapmadan, kendisinden daha güzel birini görünce, bak Allah adaletsizlik yapıp, ötekini güzel yaratırken, beni çirkin yaratmış diyebiliyor. Halbuki Allah o efendiyi de hayvan değil insan yaratmış, onu sayılamayacak kadar çok çeşit hislerle duygularla teçhiz ederek, milyarlar insandan farklı ona bir sima verdiğini görmeden aşağıya bakıp kendinden daha çirkinini  görüp düşünmeden öyle diyebiliyor.

Bu insan kendi Yaratıcısını bulup ona inanmak için, yalınız yüzündeki farklı simayı görüp onu düşünebilse yeter. Ancak insana verilen o farklı sima sayesinde miras ve nikâh meseleleri devam edebiliyor. Hiç karıştırmadan, bu kız kardeşim, bu hanımım, bu halam, bu teyzem, bu yengem v.s  diyebiliyor. Yalınız bu hadise için bile Allah’ımıza  gece gündüz şükretsek azdır. Bize verilen göz, kulak, burun gibi azaların yerleri öteki insanlarla ayni yerde ve benzer bir şekilde olduğu halde, insanlar biri diğerine benzemiyor. Azalar ayni yerde olması da, Allah kendi işine kimseyi karıştırmayıp, fiilinde muhtar olduğunu gösteriyor. Hatta milyarlarca insanın o ufacık yüzüne farklı mührü koyabilmek, bu işler ancak ve ancak Allah’ın işidir deyip, hayretinden secdeye varması gerekmez mi? Halbuki 1×2 m büyüklüğünde olan kapılardan 1000 tanesini biri diğerine benzetmemek sureti ile her hangi marangoza yaptırabilirmisin? İmkanı yok değilmi.  Bununla beraber insan gururundan gözleri devamlı yukarı baktığından, kendisinden daha güzel, daha akıllı veya daha zengin birini görünce şikâyete başlıyor.

Yine çok mühim bir hadiseden bahsedeceğim: Bu insanlar düşünmeli ki, erkek ve dişiden nesli devam eden bu çiftlerin, erkek ve dişi eşit sayıda yaratılmasının dengesini acaba elinde kim tutuyor? Herhangi kıtada %70 kız  % 30 erkek olmuyor ve aksine de % 70 erkek ve % 30 kız da olmuyor.  Baba erkek istiyor kız oluyor. Anne kız istiyor hiç olmuyor. Birine 5 oğlan ötekine 1 kız verirken. Yine de çok mühim olan bu denge devam ediyor. Aklını yerinde kullananların nazarında, Allah her şeyi hikmetle yaratan bir Azamet-i Zişân sahibi olduğunu anlar ve asla şüphe etmeden  ona inanır. Bununla beraber, aklını yerinde kullanmayanlar maalesef, bu akıl almaz dengeyi  bütün bu hikmetli hadiseleri akılsız, kör, sağır tabiata ve tesadüfe  verebiliyorlar.

Abdülkadir HAKTANIR

www.NurNet.org

Sende yorum yazabilirsin