Manevi Darbe 2 (Hadis-i Şerif Düşmanlığı)

Bizim halkımız Kur’an-ı Kerimi pek bilmez. Bu elbette büyük bir eksikliktir fakat yine de dinimizi Peygamber Efendimizin hayatı ile öğrendiğimiz için halkın inancı sağlamdır.

Batılılar yüzyıllar boyunca İslam ülkelerine hoca kılığında misyonerler göndermiş ve bu kişiler İslamı içerden yıkmaya çalışmışlar, din konusunda insanların zihnine şüphe tohumları ekmeye uğraşmışlardır. Bunun içinde en çok kullandıkları metot Kur’an-ı Kerim ile Peygamber efendimizin sözleri birbiri ile çelişiyormuş gibi bir fitne yayıp Kur’an-ı ve Allah’ın Rasulünü birbirinden ayırmaya çalışmak olmuştur. Zira Müslümanları birlik halinde tutan şey sünneti seniyye çizgisidir.

Ortadoğudaki İslam ülkelerinin çoğunluğu hadis-i şerifleri göz ardı eden ve sadece Kur’an-ı Kerimden kafalarına göre hüküm çıkaran ülkelerdir ve kendi aralarında ortak bir dilleri ve birbirlerine bağlılıkları yoktur. Peygamberden uzaklaşan ülkeler, Allah’tan uzaklaşıp Batı ülkelerine yakınlaşmışlardır. Üzerlerinde oynanan oyunlar pek çoğunda etkili olmuştur. Türkiye’nin üzerinde oynanan bu kadar oyunlara rağmen bu güne kadar sağlam durması ise hadisi şeriflere değer verilmesi ve İslamın sünnet-i seniyye çizgisinde yaşanması sayesindedir.

Din fitnecileri son dönemlerde yine hadis-i şerif düşmanlığı ile atağa geçtiler. “Kur’an Müslümanlığı” “Vahiy bize yeter” gibi Peygamberi devre dışı bırakan sloganlarla halkı zehirlemeye çalışıyorlar. Peygamber Efendimiz ve hadisi- şerifler hakkında zihinlere şüphe tohumları ekiyorlar. Halkın anlamakta zorlanacağı hadisleri kötü niyetleri ile yorumlayıp bütün hadisler hakkında şüphe uyandırmaya çalışıyorlar.

Bu hoca kılıklı hadis düşmanlarına karşı uyanık olmak lazım. O kişilere “hoca” değil, “hoca kılıklı” demek lazım. Zira “hoca” sıfatı kıymetlidir, değerlidir.

Bunların uyguladıkları metotların farkında olmalıyız.

Bunların bir kısmı açıkça Peygamber Efendimize saygısızlık eden, hadis-i şerifleri hiç kabul etmeyen, Peygamber Efendimize “Muhammed” diye hitap eden hürmetsiz, saygısız, terbiyesiz kişiler. Allah’ın ve meleklerin salavat ettiği Peygambere onlar sadece ismi ile hitap ediyorlar. Bunların sapkın oldukları belli olduğu için onların peşine ancak dini iyi bilmeyenler düşüyor. Bu hoca kılıklılar beş vakit namazı üçe indirdiler, kadınlara adetli, abdestsiz, başörtüsüz, istediğin şekilde namaz kılabilirsiniz gibi fetvalar verdiler.

İkinci grup hoca kılıklılar ise daha tehlikeli olanlar. Bu sinsi hoca kılıklılar sanki Peygamber efendimizi seviyorlarmış gibi davranıyorlar, bazı hadis-i şerifleri kabul ediyorlarmış gibi duruyorlar, hatta işlerine gelirse kendi fikirlerini desteklemek için hadis-i şeriflerden örnekler gösteriyorlar fakat buldukları her fırsatta hadis-i şeriflerle ilgili zihinlere güvenilmez olduğu ile ilgili fitne tohumları ekiyorlar.

Hadislerin bir kısmına polemik türü rivayetler diyerek rivayetle ilgili şüphelere sebep oluyorlar, bir kısmına Peygamberin kızgınlık anında söylediği sözler gibi uydurma sebeplerle peygamberin sıradan bir insandan farklı olmadığını ve sözlerinin önemsiz hatta insanları yanıltıcı olduğunu zihinlere aşılıyorlar.

Benim gözümde hadis-i şerifleri reddenler ile Fetö ve grubu arasında bir fark yoktur. Birinin tankla tüfekle yapmaya çalıştığını diğeri şüphe tohumları ekerek yapıyor. Biri devlete sızıyor diğeri zihinlere. Devlete sızanlar bir şekilde temizlenir de zihinlere sızanları temizlemek zordur.

Ayetlerden kafalarına göre hüküm çıkararak kendiler dışındakileri, büyük İslam alimlerini bile şirk ehli ilan ettiler. Onlara göre sünneti seniyyeye göre yaşayan müslümanlar;  sahabenin, evliyanın kabrini ziyaret edenler, ölmüş sevdiğine Yasin okuyan halk da şirk ehli. Ve maalesef ki gün geçtikçe bunlara inanlar artıyor ve bu da halkı Kur’an müslümanları ve hadis müslümanları gibi iki keskin kutba bölecek gibi duruyor. Ve gruplaşma başladığında sünneti seniyye çizgisindeki müslümanları şirk ehli gören Kur’an müslümanlarının kendinden olamayan kimseleri öldürmekte bir beis göreceklerini zannetmiyorum. Onlar da bunu Fetö gibi din için yaptıklarını iddia edecekler.

Hadis düşmanlarına göre Kur’an-ı Kerimi okuyan herkes başka bir kaynağa ihtiyaç duymadan her âyeti anlayabilir ve hüküm çıkarabilir. Tabii ki herkesin anlayacağı çok açık âyetler var fakat müteşabih âyetler var ayrıca her âyeti yeterli ilmi olmayan herkes anlayamaz anlamak için gayret göstermesi, en azından iniş sebeplerini okuması, Peygamber efendimizin hayatındaki yansımalarını bilmesi lazım.

Peygambersiz Kur’an yeter demek  “Doktor olmak için tıp fakültesine gitmeye hocalardan ders olmaya gerek yok, al bir tıp kitabı oku doktor olursun” demekten daha farklı bir şey değil. Biri bunu dese adama deli derler fakat birileri çıkıp peygambere ihtiyaç yok, Kur’an-ı oku, anladığın doğrudur diyorlar da onlara inananlar çıkabiliyor.

Kur’an-ı Kerîme, Allah Rasulü’nun sözleri ve yaşantısı ile baktığımızda ancak doğru anlayabiliriz. Allah Rasulü Kur’an-ı Kerimin indirildiği 23 yıl boyunca âyetler indikçe onları tefsir etmiş, açıklamıştır. En doğru anlamlar Allah Rasulü”nün açıklamalarıdır. Bunun dışında Allah Rasulü”nün günlük hayatı da herhangi biri gibi değildi. Davranışları, sözleri hep bir hikmete binaendi. Allah’u Tealâ “Sana kitabı ve hikmeti verdik” buyruyor. O hikmetten faydalanmak için sünnet-i seniyeye uygun davranmaya elimizden geldiği kadar dikkat etmemiz gerekiyor.

“Andolsun ki Allah’n rızasını ve âhiret gününün saadetini umanlar ve Allah’ı çokça ananlar için Allah’ın Resûlü’nde, sizin için, pek güzel bir örnek vardır.”  (Ahzap suresi 21. âyet-i kerîme)

Kur’an-ı Kerimde  “Allah’a ve Rasulüne itaat edin” diye başlayan pek çok âyet var. “Ben Peygambere karşı değilim sadece hadislerin güvenilir olduğuna inanmıyorum” diyen ya cahildir, hadis ilmini hiç okumamıştır ya da haindir, güvenilir olduğunu bildiği halde şüpheli olduğunu iddia eder. Zira hadisler güvenilmez  ise o zaman yukarıdaki Peygamberi örnek alın âyetinin hükmü kalkmış mı oluyor. Haşa Allah’u Tealâ hadislerin bozulacağını bilememiş mi de bizden Peygamberi örnek almamızı mı istiyor. Rabbimiz bizden Peygamberimizi örnek almamızı istiyorsa bu hadis-i şeriflere güvenebileceğimizin de delilidir zaten.

“O gün o (her inkârcı) zalim, ellerini ısırıp: “Keşke ben, peygamberle beraber kurtuluş yolunu tutsaydım.” diyecek.” (Furkan suresi 27. âyet-i kerîme)

Eğer Kur’an-ı Kerimden kendi kafamıza göre anlam çıkarırsak insan sayısı kadar farklı hükümler çıkabilir ve anne-evlat başka dinden gibi olurlar. Fetöcular da IŞİD de Kur’an-ı Kerimden kafalarına göre anlam çıkarıyorlar. Aynı dinden insanlar birbirine düşman oluyorlar.

Devlet büyüklerinin bu konuda hassas olması lazım. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu hadis düşmanları ile mücadele etmesi ve halkı da bu konuda bilgilendirmesi lazım. Çünkü hadis düşmanlığı edenler aslında din düşmanlığı ediyorlar.

Zira hadislerin güvenilir olmadığını iddia ettiğinde o hadislerin günümüze gelmesine vesile olan ömrünü ilme adamış o kıymetli alimleri yalancı konumda bırakmış olursun. Aynı zamanda o alimlerin ilminden faydalanmış bütün alimlerin ilmini reddetmiş olursun.

Hadisleri reddettiğinde siyer ilmini de reddetmiş olursun, zira peygamberin sözlerinin yalan yanlış aktarıldığına inanıyorsan hayatı ile ilgili bilgilere de güvenemezsin. Bu durumda hakkında hiçbir şey bilmediğin bir Peygamber kalır ortada. Onunla olan bağların da kesilir.

Hadis reddettiğinde fıkıh ilmini de reddetmiş olursun. Zira fıkıh bilgisinin kaynağı Peygamber efendimizidir. Mesela Kur’an-ı Kerim de namaz emri vardı fakat nasıl kılınacağı tarif edilmez, biz detayları peygamber efendimizin hayatında buluruz.

Yani hadisleri reddettiğinde din adına elinde okuyacak bir kitabın olur; fakat yaşayacak bir dinin olmaz.

Sema Maraşlı – cocukaile.net

Sende yorum yazabilirsin