Milletin Kıraathanesine buyurun

Devlet Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan Milletin kıraathanesinden, Milletin bahçesinden bahsederken ben bayağı heyecanlanmıştım, çünkü uzun zamandır o tür yerler büyük küçük yerleşim birimlerinde muhakkak olmalı diye hep söyleniyordum.

Bir şeyi araştırmak, yerinde görmek, paydaşlarıyla tanışmak başka bir şeydir arkadaş.

Dün Diyarbakır’da Millet kıraathanesine gittim, içeri girdim 80-100 kişilik farklı yaşlardaki gençler kız erkek her biri kendi kitabıyla, araştırmasıyla meşgul birilerinin kafasını kaldırıp beni fark ettiğini dahi görmedim. Hatta Kıraathanenin çalışanı da sağolsun; kimsin? Hayırdır? şeklinde bir soru da bana sormadı, bu da vatandaşa güvenin bir işareti olsa gerek.

Kitaplığı gözden geçirince raflarda Kur’anı kerim dikkatimi çekti, aldım bir Yasini şerif okudum ve ihlas, muteavizeyn ve hatım duasını okudum ruhen az nefes aldım.

Az daha etrafı yokladım, baktım gerçekten katılımcılar kıraathanenin ruhuna uygun bir tarzda çalışıyorlar, o yarım saat zarfında hiç kimseden rahatsız edici bir ses, ya da tavır görmedim.

Kütüphane görevlisini dışarı alarak bir az Kıraathane hakkında kendisinden bilgi almaya çalıştım.

Anlattıklarına göre günde ortalama bin civarı vatandaşlarımızın bu Milletin Kıraathanesinden yararlandığını, çay,  kahve ve keklerin de araştırmacı bu gençlerin self servis olarak kendileri aldıkları, gelen gidenin bu uygulamadan memnun kaldıklarını dile getirdi.

Birkaç öğrenci ile görüştüm onların da bu uygulamadan memnun olduklarına şahit oldum. Bu işe öncülük yapan kimselere hem müteşekkir hem de dua ettiklerini dillendirdiler.

Tek kişinin bu devasa Milletin Kıraathanesinde çalışmasının yeterli olmadığını düşünüp Büyükşehir Belediye Başkanımız Cumali Atilla beye ilettim birkaç saat zarfında whatsaptan bana dönerek, en kısa zamanda yeterli derecede görevlendirmenin olabileceğini söyledi.

Büyükşehir belediyemiz böyle bir hizmete vesile olduğu için emeği geçen herkesi kutluyorum. İnşallah zaman içinde daha yararlı çalışmalara da şahitlik yapma imkanımız olur.

Bazılarının dediği gibi; yok efendim Kayyum başkan değil, atanmış devlet memuruymuş da, ona başkan demem doğru değilmiş de bilmem ne?

Ben böyle basit hesapların adamı olamam. Ben yaptıklarına bakarım iyiyse alkışlarım, değilse daha iyisi nasıl olur diye hatırlatmada bulunurum. Üstelik Cumali Atilla sözü ile özü bir olan bir beyefendi. Benim istediğim sitilde çalışmıyor diye onun bu hayırlı hizmetlerini göz ardı edemem.

Birileri haklı olarak diyebilir ki 15 Temmuz anma gecesine katılmıştın ne diye onu konu almadın? Kardeşim haklısınız da bu gecenin nesini size anlatayım “padişahım çok yaşa” desem hoşunuza gider mi?

İşin acı tarafı birileri 15 Temmuz millet gecesini resmi programla formatlamak istiyor, böyle giderse yarın öbür gün diğer milli bayramlarımız gibi vatandaşın ilgisini kayıp etmesinden kokuyorum.

Şimdi soruyorum;

Diyarbakır’da 15 Temmuzun başkahramanı olan Hüda-Par il başkanı niye orada yoktu,

Diğer partilerin yöneticileri niye gözükmediler, acaba valilik onları çağırdı da gelmediler mi?

Protokolde 10 muhtar, on kanaat insanı, on aşiret adamı otursaydı daha iyi olmaz mıydı?

Protokol oturmuş, protokol ile halk arasında polislerden bir duvar örülmüş, gel de kahrolma, sağımdaki solumdaki dostlarım “işte vatandaşa verilen önem” deyip hayıflanıyorlardı.

Valimizin konuşması manidardı ama sadece konuşmakla olmuyor, bu halkın renklerini aynı çiçek bahçesinde toplamak, yerel dinamikleri barıştırmak mülki amirlerimizin görevi olsa gerek, kim kimi öteliyor?

Ben 15 Temmuz anma törenine gelen on binlerce Diyarbakırlılara müteşekkirim, ama program akışı yazımın iltifatına mazhar olmadıysa suç benim midir?

Milletin Kıraathanesinde buluşmak üzere selam ve selametle kalın.

Eyüphan Kaya

Sende yorum yazabilirsin