Mucizeler Diyarına Yolculuk

(Tabiat Risalesi Açılımları-15) 

Önemli Bilgilendirme: Tabiat Risalesi Açılımları, görsel destekli ve akademik nitelikli “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı”nın “İman Hazinesinin Varlığını Delillerle İspatlamak” isimli ikinci ana bölümünün 1. Hakikat’i olup, “Allah’a İman” hakikatinin mantık ve bilim zemininde akademik olarak ispatı yapılmaktadır. Derslerimizde sunulan hakikatlerin tam olarak hissedilerek pekiştirilmesi için yazımızın sonundaki görsel destekli ders videosunu da izlemenizi tavsiye ediyoruz. Eğitim programının önceki derslerine sayfanın sonundaki “Etiketler” bölümünden ismimize tıklayarak ulaşabilirsiniz.

“Tabiat Risalesi Açılımları” kitabımızın bir parçası olan bu yazımızdan sonra fantastik bir yolculuğa gerçek anlamda giriş yapmak isterseniz kitabımızı okuyabilirsiniz. “Tabiat Risalesi Açılımları”nın (seminer videolarını seyrederek okuyabileceğiniz) Görsel/İnteraktif kitabına ulaşabileceğiniz adres:

http://risaleinuregitimprogrami.com/2015/10/25/tabiat-risalesi-acilimlari-gorselinteraktif-kitap/

Kalıp Olmadan Üretim Olmaz! (Canlı Üretimi Alternatifleri)

Yazı dizimizin bu bölümünde Tabiat Risalesi’ndeki ikinci mesele olan “kendi kendine oluşum” iddiasının üçüncü muhalinde, diğer bir imkânsızlığı anlatan çarpıcı bir misalle karşı karşıya geliyoruz.

Tabiatın eşyayı bir matbaa gibi ürettiğinin düşünüldüğü bu misalde, her bir canlı ferdi için binlerce tabiat kalıplarının kullanılması gerektiği ve her bir ferd için ayrı bir kalıbın, hatta ayrı birer matbaanın lâzım olduğu ve bu matbaa ve kalıpların yapılması için de ayrı kalıplara ve başka matbaalara ihtiyaç olacağı ve bunların da başka… Ve bunun böyle sürüp gidecek bir kısır döngüye sebep olacağı ortaya koyulmuştur.

Öncelikle misalin belli bir varsayımın üzerinden yürütüldüğüne dikkatinizi çekmek isteriz. Gerçekte tabiat ve sebeplerin herhangi bir canlıyı yapabilmeleri mümkün değildir. Canlıların ve eşyanın kendi kendine olabilmesi de imkân haricidir. Zaten hakikatin bu yönde olduğu, şimdiye kadarki detaylı analizlerimizle açıkça ortaya çıkmıştı.

Fakat Tabiat Risalesi’nin bu bölümünde, bir canlının tabiat ve sebeplere bağlı olarak yapıldığını veya kendi kendine oluşabildiğini bir an için kabul ettiğimizde, yani tabiatın âdeta kitap basan bir matbaa gibi işlediğini veya canlıların kendi kendine yapıldığını varsaydığımızda, böyle muazzam bir yapım işi neyi gerektirir ve aklen kabul edilmesi mümkün olmayan ne gibi zorluklara yol açar, verilen misal yardımıyla onu göreceğiz.

Belirli görevleri yerine getiren, sanatlı bir görselliğe ve düzenli bir şekil bütünlüğüne sahip yapıdaki her eşya iki şekilde yapılabilir: (Üretim şekli alternatifleri de diyebiliriz buna.)

1- Eşyaya doğrudan müdahale edebilen akıl, şuur, irade, ilim ve kudret sahibi birinin, o eşyayı bizzat kendi eliyle yapması ile.

Örneğin bir resmin fırçayla çizilmesi, bir mektubun kalemle yazılması, bir halının elle örülmesi, bir heykelin mermerin yontulmasıyla elle yapılması, bir araba maketinin elle inşa edilmesi, bir ok veya sapanın elle üretilmesi gibi.

Eşyayı bu tarzda yapacak kişi, eşyanın şeklini, planını, modelini ve özelliklerini zihninde tasarlar ve haricî, maddî bir kalıp kullanmaya ihtiyaç hissetmeden o eşyayı yapabilir. Biyonik makineler olan bizler, böyle çalışıyoruz. Eşyanın zihinde tasarlanan özel şekli ve belirlenmiş miktarı, yapılacak eşyanın manevî kalıbı gibidir. Eşyayı yapanın zihninde bilgi olarak mevcut olan, fakat hariçte görünmeyen, yaptığımız zaman ortaya çıkan soyut kalıbı, yani ilmî vücudu olan manevî kalıp, diğer bir deyişle ilmî kalıp yani bilgiye dayalı kalıp üzerinde eşyayı oluşturacak maddeler işlenir ve vücuda getirilir.

İşte ilahî kudretin (yoktan yaratmak dışında) inşa şeklinde yaratımı da böyledir, bu şekilde işler. Cenâb-ı Hak, ezelî ilmiyle belirlediği bir plan, program ve model olan, eşyanın manevî kalıbı mahiyetindeki kader cetveli üzerinde, kudret kalemiyle, zerreler mürekkebiyle kâinat kitabını her vakit gözümüz önünde kolayca, süratle, sanatlı, intizamlı ve hikmetli olarak yazar. Sahip olduğu güzelliğin mükemmelliğini ve mükemmelliğinin güzelliğini bu suretle bizlere gösterir.

2- Bu maddede eşyanın bir diğer yapılış şeklini inceleyeceğiz. Eğer eşya, oluşum planını yapan, nasıl ve ne şekilde olacağına karar veren bilinçli bir işleyici tarafından bizzat yapılmayacaksa ve eşyanın yapımında, bilerek iş yapma kabiliyeti bulunmayan cansız maddeler kullanılacaksa, maddî bir kalıp gerekecektir.

Hatta çoğu incelikli işlerde, cansız maddelere bizzat temas eden bilinçli bir işleyicinin olduğu durumlarda bile maddî kalıpların kullanılması, işin hatasız yapılması ve gerekli ölçülerinin tutturulabilmesi açısından gerekli olur. Örneğin siz elbette sadece elinizi kullanarak, göz kararıyla da bir harita veya proje çizebilirsiniz. Fakat bu işin doğru ölçülerde ve düzgün bir şekilde olabilmesi için, bir cetvele ve ölçeğe ihtiyaç hissedersiniz. Elbette kendi kendine, tabiat ve sebeplere bağlı olarak yapıldıkları iddia edilen canlıların her bir sanatlı parçasının ve her bir düzenli oluşumunun yapımı için, maddî kalıplara olan ihtiyaç muhakkaktır.

Mucizeler Diyarına Yolculuk

Şimdi sizlere Daniel Csobot’un “Macro Timelapse” isimli büyüleyici bir çalışmasını tavsiye etmek istiyoruz. http://danic.me internet adresinden veya bir internet arama sitesine çalışmanın ismini yazarak ulaşabileceğiniz bu 2,5 dakikalık videoda, çiçeklerin topraktan nasıl çıktıkları ve şekillendikleri hızlandırılarak çekilmiş. Bunu seyretmeniz canlı oluşumların sahip olduğu yapısal özellikleri anlamamıza ve nasıl bir mucizeler diyarında yaşadığımızı fark etmemize yardımcı olacak. “Çiçeklerin Uyanışı-Macro Timelapse” Video Adresi: https://youtu.be/FlGnvdWpemI

Hepimiz her zaman ve her yerde şahit oluyoruz ki, topraktan çıkan bitkiler, çiçekler ve ağaçlar bir kalıptan çıkmışçasına ve bir plana dayalı olarak tasarlanmışçasına düzenli, sanatlı ve işlevsel yapılıyorlar. O hâlde, o toprağın içinde şekilleri birbirinden farklı tüm bitki türleri, hatta hiçbiri tamamen aynı aynına olamayan her bir bitki adedince maddî kalıpların bulunması gerekmektedir ki, gözümüz önünde görünen bu intizamlı ve sanatlı iş gerçekleşebilsin. Böyle maddî kalıplar o toprakta görünmediğine ve o toprağın içinde de bulunmadığına göre, o toprak üzerinde görülen işler için gerekli kalıplar ilmî ve manevî olmalıdır.

Yani o toprak, yapılan her bitkinin vücut yapısını ilmi ile bilmeli ve kudreti ile de oluşumu için gerekli maddeleri, o manevî kalıplara bilerek yönlendirmelidir. Çıkarımımızda nereden nereye intikal ediyoruz lütfen dikkat edin. Çıkan sonuç çok basit, çok derin ama aynı zamanda çok bilimsel ve çok kesin. Matematik kesinliğinde neredeyse.

Ayrıca ulaştığımız sonucu teyit eden deneysel tarzda bir somut delilin bulunmamasının, aklî delil ve çıkarımlarımızın bilimsel nitelikteki kesinliğine zarar vermediğine dikkatinizi çekmek isteriz. Demek ki ya toprak parçacıklarında çok sayıda manevî kalıpların varlığının kabul edilmesi veya dışarıdan bir müdahalenin yapıldığının ve o toprak parçacıklarının yönlendirildiklerinin kabulü açıkça gerekiyor.

Yoksa Risale-i Nur’un 26. Lem’a’sında ifade edildiği gibi, sayısız şekil ve miktarlarda olabilen madde parçacıklarının bir tek şekil ve miktarda oluşmaları, düzensiz ve hızla akıp giden maddî unsurların parçalarının miktarsız ve kalıpsız oldukları hâlde dağılmayarak, birbiri üstünde kitle hâlinde muntazaman durdurulmaları ve bütün organları birbiriyle uyum içinde çalışan bir canlı vücut meydana getirebilmelerinin imkânı bulunmamaktadır. Maddî bir kalıp eğer görünürde yok ise, o hâlde manevî bir kalıp bulunmalıdır. Madde parçacıklarına maddî bir kalıbın içinde eritilip dökülerek şekil vermeye benzer şekilde, o canlı vücutlarının manevî bir kalıpta şekillendirilmeleri şarttır ki, bu sayede dağılmasınlar ve düzenliliklerini bozmasınlar.

Sanayide “Kalıp Olmadan, Üretim Olmaz” diye esaslı bir kaide vardır. Sıvı veya katı hâldeki işlenmemiş bir maddenin, belirlenmiş şekil ve miktarlara sahip, ölçülendirilmiş bir alan içinde sıkıştırılması suretiyle ürünün oluşturulması olarak ifade edilen kalıpçılık; birçok ürünün maliyeti düşük bir tarzda, talep edilen özelliklerde ve süratle yapılması için en elverişli metot olarak, medeniyetin ilk devirlerinden beri kullanılmaktadır.

Esas itibarıyla “Kalıp Olmadan, Üretim Olmaz” kaidesinin ifade ettiği gerçek anlam şudur: “Çok sayıda, çok hızlı, çok kolay ve çok düşük bir maliyetle yapılan bir üretim, hatasız ve yüksek kaliteli olamaz ve sayılan özelliklere sahip olması ise, ancak standart bir kalıp kullanılarak sağlanabilir” demektir. O hâlde son derece basit ve ucuz maddelerden süratle, kolayca ve çok sayıda yapıldıkları hâlde düzenli ve sanatlı olan eşyayı ve canlıları üretecek tabiatın, elbette çok sayıda tabiat kalıplarına muhtaç olacağı muhakkaktır, yoksa yapamayacaktır. Yaprakları sıralı bir biçimde şekil verilmiş bir bitkiyi gözünüzde canlandırmanızı istiyoruz ve şunu düşünmenizi istiyoruz. Böyle düzenli bir şekil, kalıpsız ve modelsiz olarak nasıl meydana gelebilir?

Tabiat Risalesi’ndeki misalde de anlatıldığı gibi, bir kitabın basım işi için, o kitabın tüm harflerinin tek tek dizilmiş olduğu ve her sayfası için ayrı olarak hazırlanan kalıplar lâzımdır. Eskiden ofset baskı tekniği yoktu. Dolayısıyla eski matbaalarda bir kitap basılacağı zaman, kurşundan yapılmış harfler tek tek dizilerek, yazının kurşundan bir kalıbı ortaya çıkarılır, bu kalıp mürekkeple boyanır, basılacak kâğıt hazırlanan kalıp üzerinden geçirilir ve yazılar kâğıda bu surette basılırdı. Bu işlem, her bir sayfa için ayrı ayrı yapılırdı.

Oldukça zahmetli bir işlem olan bu baskı tekniğinin eserde misal olarak verilmesi, çok isabetli olmuştur. Çünkü her canlı türü ve hatta her bir canlı ferdi, kendine özel sistemi ve birbirinin tamamen aynısı olamayan farklı şekilleri ve özelleşmiş suretleri ve fonksiyonlarıyla ayrı bir kitap, ayrı bir sayfa, hatta çok küçük bir hücre ve protein bile, son derecede karmaşık yapıları nedeniyle içinde ince hatla koca bir kitap yazılmış büyük bir harf gibi olmalarından, elbette her biri kendilerine ayrı ve özel kalıplar isterler.  

O kalıplar olmadan kendi kendilerine, sebeplere ve tabiata bağlı olarak vücuda gelemezler ve kalıpsız vücuda geldiklerini tasavvur etmek de, ilmî bir kalıba lâzım olan yüksek ilim ve şuurun tabiatta bulunduğunu düşünmek de hayalciliktir, fantezidir ve hurafe bir bilim kurgudur! Evet, kendi kendine oluşumun doğru bir bilimsel yaklaşım olarak aklen kabul edilebilmesi için, bilim dünyasından şunu isteriz: Canlıları ortaya çıkaran tüm oluşumlar adedince maddî veya manevî tabiat kalıplarının varlığının kabulünü…

Fakat imkânsızlık derecesinde zor görünen bu kabulle iş bitmez. O kalıplar da, ürettikleri iddia edilen canlılar gibi yapılmış olacaklarından ve bir düzen içinde işlemeleri ve bir sanat estetiğine sahip bulunmaları gerektiğinden, onları yapmak için de ayrıca başka kalıpların mevcudiyeti gerekecektir ve bu kalıpların yapılması için de başkaca kalıplar… İşte böylece içine girdiği kısır döngüde zincirleme olarak dönüp duran ve çıkmaz bir yolda tıkanıp kalan imkânsız ve zorlu bir yol. Bizim ne zorumuz var ki, böyle zorlu ve akıl dışı bir yoldan gidelim? Neden bu yolu tercih edelim?

Zaten, yine Risale-i Nur’un 26. Lem’a’sında ifade edildiği gibi, bütün maddî sebepler toplansa ve iradeleri de olsa, bir tek sineğin vücudunu ve o vücut için şart olan maddî, manevî alet ve edevatını, gerekli ve hassas özel ölçülerinde toplayamazlar. Toplasalar da, o vücudun oluşumu için gerekli olan belirli miktarlarında, sınırlarında durduramazlar. Daha ileri gidelim: Durdursalar da, daima tazelenmekte olan ve o vücuda gelip çalışan maddeleri, sürekli düzenli bir şekilde çalıştıramazlar.

Bir adım daha ileri gidelim. Hadi çalıştırdılar diyelim. Peki o canlının vücudunun işleyişine yabancı olan ve dışardan sürekli o vücudun içine giren madde parçacıklarına, devamlı ve aksamadan çalışması gereken o vücudun çalışma sisteminde üstlenecekleri vazifeleri nasıl öğreteceklerdir? Bunların hiçbirini yapamayacakları çok açıktır. Öyleyse, kesin bir şekilde ortaya çıkıyor ki, sebepler veya tabiat, bu eşyaya mucitlik iddiasında bulunamayacaklardır, kusura bakmasınlar!

“Ben yaptım bu resmi!” şeklindeki bir iddiaya karşı “Delilin nedir? Resim kabiliyetin var mı? O resim yapılırken bizzat başında mıydın? Şahidin var mı?” diye sorular hemen arkasından gelir. Ya da “Bu resmi filanca kişi yapmıştır!” diye iddiada bulunduğunuz zaman hemen sorulması gereken ilk soru şudur: “Bu resmi yaptığını iddia ettiğin kişinin, resim yapma kabiliyeti var mı? Resmin yapılma anında yanında mıydı ve resmi yaparken görüldü mü?” Eğer kabiliyet mevcut değilse nasıl iddia edilebilir?

Resim kabiliyeti olmayan bir insan, tuvalin başında duruyor. Kör, sağır, topal, resim kabiliyeti olmayan, cahil bir insan. Bu insanı elinden tutup getiren biri iddia ediyor ki: “Bu resmi, bu adam yapmıştır!” Neden? “Resmin yanında bulunuyor!” Yanında bulunması yetmez. Yapabilecek kabiliyete, bilgiye sahip mi biz ona bakarız. Eğer yoksa başka sebep ararız. 

Tabiatın ve maddî sebeplerin de eşyanın yanında bulunması yetmez ve o eşyayı yapabilecek kabiliyet ve bilgiye sahip olmadıkları hâlde, sırf eşyanın yanında bulunuyorlar diye eşyaya mucitlik iddiasında bulunamazlar. Demek onları çalıştıranın bir başkası olduğu mecburiyetle kabul edilecektir. O eşya, kendi kendine sahiplik iddiasında da bulunamaz, eğer bulunsa, bu iddiası saçma sapan, akıl dışı bir hezeyan olur. Mesela “Ben kendi kendime sahibim, bu vücut benim, ben çalıştırıyorum!” dese birisi, ona ne cevap verilir? Denilebilir ki: “Şu suyu kendin mi içiyorsun? Elini nasıl kaldırdığını biliyor musun? Nasıl yutkunduğunu biliyor musun? Gözün, beynin ve kolun arasındaki üçlü koordinasyonun dizaynını nasıl sağladığını biliyor musun? Haberin var mı bunun işleyişinden? Nasıl sen kendine hâkimsin, sahipsin ve ‘Benim vücudum!’ diyebilirsin. ‘Senin’ olmayan o vücutla yaptığın her hangi bir şeye ve işe ‘Bunu ben yaptım!’ diyebilirsin?”

“Senin değil ki o vücut! İşleyişini bile bilmiyorsun!” İşte kendi vücuduna sahiplik gibi bir iddianın ne kadar saçma sapan olduğu ortada görünüyor.  

Demek ki, onlara sahip olacak ve onları icad eden başkasıdır. İşte biz O’nu arıyoruz, O’nu bilmek ve tanımak istiyoruz. Bu ne kadar insanca bir istektir! Şu eşyayı yaratanı, bizi yaratanı, bizden ne istediğini bilmemiz kadar gerekli ve bunu bilmek istememiz kadar insanî bir şey olabilir mi?  Biz tasavvur edemiyoruz. O aradığımız kişi öyle biridir ki, eşyayı icad ederken maddeleri etraftan toplamaya muhtaç olmaz. O’nun mucizevî faaliyetinin gerçekte nasıl işlediğini, araya giren zamanın normal akışında çok iyi fark edemiyoruz. Çiçeklerin hızlandırılmış çekimlerinden yardım alarak bunu nasıl yaptığını çok daha iyi görebiliriz. Bunun için internette kısa bir arama yapmanız yeterli olacaktır. “Çiçeklerin Yaratılış Süreci” Video Adresi: youtu.be/kRNGltnoc6k

Tabiatçılara bakacak olursanız karşılaşacağınız güzellikler sadece böcekleri, arıları cezbetmek ve tohumcuklarının bir yerden bir yere götürülmesini sağlamak içindir. Öyle mi? Sizin bakmanız için değil, hayret etmeniz için değil, O’nun sanatını takdir etmeniz için değil, öyle mi? Nasıl görünüyor bir düşünün Allah aşkına, şöyle bir insafla bakın, tarafsız bakın. Bizim için yapılmış gibi mi görünüyor, böcekler için yapılmış gibi mi görünüyor? Onlar için yapılmışsa, biz neden çiçekleri seyretmekten bu kadar zevk alıyoruz ve onları evimizin başköşelerinde sergilemek için ciddî paralar harcıyoruz? Üstlerinde bizim için yapılmış bir sanat yoksa neden yapıyoruz ki bunu? Trajik ve üzücü olan, bu harika işleri altına zaman girdiği için neredeyse fark edemememiz. Her şey hızlandırılmış çekimlerdeki gibi hızlı olsa belki çok daha iyi fark edeceğiz. 

Allah kâinatı ve canlıları belli bir zaman süreci içinde yaratıyor. Birdenbire zamansız “Hop!” diye bir sihirbazın şapkadan tavşan çıkarması gibi yaratmıyor. Ortaya çıkan neticenin mükemmelliği ve normal şartlarda çok daha uzun zaman alması gerektiği düşünüldüğünde, aslında çok kısa bir zaman diliminde yaratıyor her şeyi, ama bizim gözlerimize sanki o eşya yaratım esnasında duruyor gibi görünüyor. Yani “Çok süratli yaratıyor” dediğimiz aslında doğru. Fakat gözümüzle takip edeceğimiz kadar da hızlı değil. Bizim gözlerimize sanki o bitki yaratım esnasında duruyor gibi görünüyor.

Hâlbuki hızlandırılmış çekimde görüyoruz ki o eşya hiç durmuyor! Mucizevî bir biçimde şekilden şekle giriyor. Böyle mucizevî işlere şaşırmamak insanî bir özellik olabilir mi sizce? Ya da böyle harika işlere şaşırmak ve hayret etmek kadar insanca bir duygu var mıdır? Böyle bir şeye şaşırmak ve hayret etmek ve bunu yapanın kim olduğunu merak etmek kadar insanca bir duygu bizce yok.

Biz çoğu zaman süreci fark etmeyip ortaya çıkan sonucu görüyoruz ve o zamana kadar çoktan alışmış oluyoruz ve olması gerektiği kadar şaşırmıyoruz. Fakat ortaya çıkan mucizenin harikalığı değişmediği için aynı şekilde şaşırmamız gerekiyor. “Timelapse” olarak tabir edilen hızlandırılmış çekimleri gösteren videolarla işimizi çok kolaylaştırmış oluyoruz. Şapkadan tavşan çıkartıyorsanız, bunu saniyede çıkartmışsınız veya bir saate yaymışsınız, ne fark eder? Sonuç aynı! Ortaya çıkan sonucun mucizeviliği ve harikalığı değişmiyor. Değişmediği için aynı şekilde şaşırmanız gerekiyor. Allah aynı şekilde şaşıracak kullarını istiyor. Bu da bir imtihan sırrı.

Aradığımız o kişi, bir araya getirerek yaratımını gerçekleştirdiği elementlerin vücudu dışında, tüm canlıların bütün farklı şekil ve suretlerini hiçten ve yoktan icad ettiğinden; ilminde her şeyin planı, programı, işleyiş kaideleri ve şekillerinin ölçüleri belirlenmiş olduğundan ve tüm atomlar, elementler ve unsurlar O’nun ilmi ve kudreti ile hareket ettiklerinden, her şeyi (maddî bir kalıba ve modele ihtiyaç duymadan) bir anda kolayca icad edebilir ve gözümüz önünde her an yeniden icad etmektedir.

Evet, öyle görünüyor. Her şey son derecede hızla ve kolaylıkla vücuda gelmiyor mu? Bununla beraber her eşya sanatlı, düzenli ve işlevsel olarak yapılmıyor mu? Tam da böyle olduğunu etrafınıza baktığınızda siz de kendi gözlerinizle görmüyor musunuz?

Tüm bu işlerin böyle gerçekleşmesi, eğer her şeyin her şeyini bilen, çok büyük bir ilimle ve her şeye sözü geçen bir iradeyle ve her şeyi emri altında çalıştıran bir kudretle işlerin yapıldığını ve tüm eşyanın tek bir elden idare edildiğini göstermiyorsa, bunun böyle olduğunu göstermek için başka hangi harika faaliyeti hayal edebilirsiniz ki?

“Kalıp Olmadan Üretim Olmaz! (Canlı Üretimi Alternatifleri)” Eğitim Programı Ders Videosu:

https://youtu.be/aNlWWA1OOkY

Görsel destekli ve akademik nitelikli “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı”mızı www.kesifyolculuklari.com veya www.risaleinuregitimprogrami.com  adreslerinden sistematik olarak takip edebilirsiniz, eğitim programının ders müfredatı olan metin ve görsel/interaktif kitaplarımıza ulaşabilirsiniz.

Ediz Sözüer

Sende yorum yazabilirsin