Mü’minde Takva Ölçüsü

Takva, özet olarak Allah korkusuyla günahlardan sakınmak ve korunmaktır. Böyle davranan insanlara “muttaki” denir. Mü’min takva oranında, salih amel işleme hassasiyetini artırır.
Takva, şirkten takva, ma’siyetten takva ve masivadan takva olmak üzere üçe ayrılır.

Şirkten takva: Lisanen ve kalben Allah’a, imân edip şirkten korunmaktır. İman zayıflığından fırsat bulup insana musallat olan şirk-i hafi yani gizli şirk denilen riyakârlık, gurur ve üstünlük tasarlamak gibi marazlardan kaçınmak gerekir.

Efendimize, İhsan nedir?” sorulmuş: “İhsan, Allah’ı görüyormuş gibi hareket etmendir. Sen O’nu görmüyorsan, şüphesiz O’ seni görmektedir” buyurmuş. (Buhâr İman, 37; Müslim, İman 57,

Takva ile ilgili Kur’an’ı Kerim’de, mealen: “O zaman inkâr edenler, kalplerine taassubu, câhilliyet taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah da elçisine ve müminlere sükûnet ve güvenini indirdi. Onları takvâ sözü üzerinde durdurdu. Zâten onlar buna pek lâyık kimselerdi. Allah her şeyi bilendir” buyrulur. (el-Fetih,48/26.) Kişinin kendi nefsi ve vicdanı arasında olan bir takvadır. Bu takvanın birinci mertebesidir.

Ma’siyetten takva: Haramların bütününden korunarak, Sırat-i müstakim üzere yaşamak ta takvanın ikinci mertebesidir. Kur’an’ı Kerim’de meâlen: “O ülkelerin halkı inansalar ve takva ile hareket edip (Allah’ın azabından) korunsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket açardık. Fakat yalanladılar. Biz de kazanmakta oldukları kötülükler yüzünden onları yakalayıverdik” (el-A’raf, 7/96).

Masivadan takva: Kalbinde Allah’tan başka her şeyi çıkarıp Yüce Allah’ın büyüklüğünü ve azametini tefekkür etmektir. Takvanın üçüncü mertebesi olan bu takva da imanın en yüksek mertebesidir. Kur’an’ı Kerim’de meâlen şöyle buyurur: “Ey imân edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilden korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin” (Âli İmran, 3/102) (Elmalı Muhammed Hamdi Yazır, Hak dini Kur’an dili)

Takvanın esası haramların terkidir. Haramdan sonra mekruh, şüphe; daha sonra mubah ve helâl gelir. Mubah ve helâl dairesinde tasarruf serbest olsa da; israfa kaçmamak takvadandır.

Efendimiz,(asm.)Helâl belli, haram da bellidir. Fakat bu ikisinin arasında şüpheli şeyler vardır.” “Nasıl bir çoban, koruluğun kenarında koyun otlattığında, koyunlarının her an koruluğa girme ihtimali varsa, şüpheli şeylerden korunmayanın da harama düşme ihtimali öylece vardır.” buyurmuş.

Haramın en yakını şüpheli maldır. Onun için şüpheli her şeyden kaçınarak takva ile amelleri muhafazaya çalışmak lazımdır. Şüpheden düşen harama da düşer. Fark etmeden kazandığı salih amellerini de kaybeder.

Bediüzzaman takva ile ilgili diyor ki:”Bugünlerde, Kur’ân-ı Hakîmin nazarında, imandan sonra en ziyade esas tutulan takvâ ve amel-i salih esaslarını düşündüm. Takvâ, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek; ve amel-i salih, emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır. Her zaman def-i şer, celb-i nef’a râcih olmakla beraber, bu tahribat ve sefahet ve câzibedar hevesat zamanında bu takvâ olan def-i mefasid ve terk-i kebair üssü’l-esas olup büyük bir rüçhaniyet kesb etmiş. Bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, takvâ bu tahribata karşı en büyük esastır. Farzlarını yapan, kebireleri işlemeyen, kurtulur. Böyle kebair-i azîme içinde amel-i salihin ihlâsla muvaffakiyeti pek azdır.” “Hem, az bir amel-i salih, bu ağır şerait içinde çok hükmündedir.”

“Hem, takva içinde bir nevi amel-i salih var. Çünkü bir haramın terki vaciptir. Bir vacibi işlemek, çok sünnetlere mukabil sevabı var. Takvâ, böyle zamanlarda, binler günahın tehâcümünde bir tek içtinab, az bir amelle, yüzer günah terkinde, yüzer vacip işlenmiş oluyor. Bu ehemmiyetli nokta, niyetle, takvâ namıyla ve günahtan kaçınmak kastıyla menfî ibadetten gelen ehemmiyetli a’mâl-i salihadır.”Kastamonu lahikası, 103.mektup.

Bu zamanda tahribat ve menfi cereyan dehşetli olduğu için, takvayı bu tahribata karşı en büyük esas olarak gören Bediüzzaman, farzları yapan, büyük günahları işlemeyen, kurtulur, demesi de, bir nevi ahir zaman mü’minlerine bir mükâfat olarak görmektedir. Bu nedenle Bediüzzaman, takva içinde bir çeşit salih amelin olduğunu söyleyerek, insanları takvaya teşvik etmiştir.

Hasan-ı Basrî (ra.) takva hakkında: “Zerre kadar takva sahibi olmak bin nafile namaz ve oruçtan daha hayırlıdır,” diyerek takvanın önemini vurgulamıştır.

Keza, Hz. Ömer (r.a.): “Mü’minin keremi, takvasıdır” buyurmuştur. Muvatta, Cihâd, 35,

Hülasa, gerek mukaddes kitabımız olan Kur’an’ı kerim’de, gerekse hadislerde takva ile ilgili birçok dikkat çekici mesajlar vardır. Son sözü gene Kur’an’ı kerim’den mealen bir ayetle bitirmek istiyorum. “İyilik ve takvada yardımlaşın. Günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın” el-Mâide, 5/2) diyerek, mü’minde takva ölçüsü ve önemine değinmiştir.

Rüstem Garzanlı

11.12.2014

www.NurNet.org

Sende yorum yazabilirsin