Nefis ve Hissiyât

Biz mü’minlerin en büyük baş belasıdır günahlar. Peki, îman sahibi olmamıza rağmen nasıl oluyor da günah işliyor ve harama giriyoruz? Bu suallerin yanıtı nefsimizi ve hissiyâtımızı tanımakta gizli.

   Nefsin lügat mânâsı: “*Can, kişi, öz varlık. *Şehvet ve gadabın mebdei olan kuvve-i nefsâniye. Fıtrî meyil, bedenin hissi istekleri.” demektir. Nefsi-i emmâre, kötülükleri isteyen ve onlardan zevk alan nefsimizin ham hâlidir. Ham hâl hâlinde olan nefsimiz, eğitim ve terbiye ile çeşitli konumlar ve boyutlar kazanır. Bunlar, ‘emmâre, levvâme, mutmainne, mülhime, radıye, mardıyye ve zekiyye/safiyye/kâmiledir’.1

    Bu mertebeler içinde bizi en çok ilgilendiren nefs-i emmâredir. Çünkü ‘nefs-i insâniyye muaccel ve hazır bir dirhem lezzeti; müeccel, gaip bir batman lezzete tercih’2 ediyor. Nefis aynen lezzette olduğu gibi elemde de hazır zamanı önemsiyor. Yani hazır bir tokat korkusundan ilerideki azaptan –kesin bile olsa- daha ziyade çekiniyor. Demek oluyor ki nefsimizin en büyük ve önemli bir özelliği, daima hazır güne bakması ve ileriyi umursamamasıdır. Nefis, insanda galip olduğu hengâmda bizi bu özelliği ile avlamakta ve günah işlememize sebebiyet vermektedir.

Şimdi de hissiyâtımızı tanıyalım. Hiss lügatte “*Duymak farkına varmak *Bir kimsenin hâline acımak.” gibi mânâlara gelmektedir. İnsanda nefis galip olabildiği gibi hissiyât da galip olabilmektedir. Peki, hissiyâtın galip olması sonucunda ne oluyor da günaha giriyoruz? Evet, insanda his, heves ve hissiyât galip olduğu zaman akıl devreden çıkar ve aklın muhâkemesini dinlemez. Mesela nasıl ki açlık hissinde akıl, muhâkemesini kaybedip devreden çıkıyor bunun neticesinde sinirleniyoruz, saldırgan oluyoruz. Aynen açlık hissi gibi bizi günaha harama sevk eden hissiyâtın akla hâkim olması sonucu ehemmiyetsiz hazır bir lezzeti ileride gayet büyük bir mükâfata ve lezzete tercih ediyor. Hissiyât nasıl ki hazır lezzeti tercih ediyor, aynen nefis gibi hazır sıkıntıdan daha çok elem duyuyor. İlerideki büyük ve dehşetli bir azaptan değil az bir hazır sıkıntıdan daha çok korkuyor. Çünkü his ve heves ileriyi görmüyorlar, görmek istemiyorlar hatta inkâr ediyorlar. Nefis dahi bu esnada hissiyâta yardım etse ‘mahall-i îmân olan kalp ve akıl susarlar mağlup olurlar’3

Elhâsıl: Demek ki ‘Şu hâlde günah işlemek îmânsızlıktan gelmiyor belki his ve heves ve vehmin galebeleriyle akıl ve kalbin mağlubiyetinden ileri geliyor.’4

Said YÜKSEKDAĞ

said_yuksekdag@hotmail.com

Twitter: @SaidYuksekdag

Dipnotlar:

1- Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, VIII, s. 437.

2- Lem’alar, Said Nursi, Shf:220, Yeni Asya, 2013

3- A.g.e. shf:220

4- A.g.e. shf:220

Sende yorum yazabilirsin