Nur Talebesine Büyük Ders

“Ey Nurcular!

Allah ın sizlere ihsan ettiği ezeli lütfuna karşı secdeden başlarınızı kaldırmayınız.

Gecenin soğuğuna aldırmayınız.

Sizlere lütfünü hiçbir hususta esirgemeyen Rabb-i Rahime, gecenin bu mübarek saatlerinde kalkarak vazife-i şükrü eda ediniz.

Ve bazıların düştüğü, istikbali düşünmek derdiyle aklı, ma’aşı sarsan hadiseler karşısında titremeyiniz, korkmayınız;

Nurun kudsi kerameti ve imdadını müşahede ediniz.

Dünya fanidir;

binler sene yaşamak olsa, baki olan hayat-ı uhreviyenin yanında, hiç-ender-hiç mesabesindedir.

Fakat fani olmakla beraber, baki hayatın baki meyvelerini verecek bir mezrasıdır.

Fırtınaların şiddeti, havanın dehşeti sizleri sarsmasın, korkutmasın.

Bu mübarek mezra’aya en mübarek ve nurani ve verimli ve bereketli olan

Nur tohumlarını ekiniz.

Zira “Eken biçer,” atalarımızdan kalma mübarek bir sözdür.

Ey Nurcular!

Sizin hakiki vazifeniz dünyaya bakmak değildir.

Farz-ı muhal olarak dünyaya da bakılsa, bakınız ve görünüz ve zuhuru muhtemel dehşetli yangınlar sebebiyle ve o yüzden karşılaşmanız ihtimali bulunan tehlikeler dolayısıyla katiyen sarsılmayınız, fütur getirmeyiniz.

Çalışınız, çalışınız, çalışınız ve katiyen inanınız ki,

Nurun şefaati, Nurun duası, Nurun himmeti sizleri kurtaracaktır.

İşte bu davanın şahidi Emirdağlı Nurcuların dehşetli ateşten zararsız kurtulmalarıdır. Şimdiden umumunuza müjdeler olsun.

Bu Emirdağ yangınında, günün en çok nüfuzuna sahip, kızıl Rusya dan çıkarak kızıl ateşler ve kızıl kıvılcımlar saçan ve birer birer dünya şehrinin mahallelerini saran ve ovaları yakıp kavuran, bazı yerlerde de nifak ve şikak ateşleri saçarak, kardeşine “Kardeşini öldür!” diye bağıran ve en nihayette alem-i Hıristiyaniyeti yakıp kavurup harman gibi savurduktan sonra alem-i İslam mahallesini saran ve evimizin saçaklarına kıvılcımları sıçrayan ve çok büyük ve çok dehşetli bir bela olan komünizm ve bu azim yangında itfaiye vazifesini üzerine alan Risale-i Nur a ve Risale-i Nur’un günün en büyük mutfisi, en büyük tahassungahı ve en büyük melcei ve penahı ve onun şahs-ı manevisinin dualarının, barigah-ı Ehadiyette kabul olduğuna sarih bir işaret var. Ve adeta ona hücum edenlere ve etmek isteyenlere karanlık gecede kırmızı diliyle şöyle hitap ediyor: 

Ey Fahr-i Alemin gösterdiği doğru yoldan şaşanlar!

Dünyanın fani metalarıyla gururlanıp taşanlar!

Ve ey dünyamıza zararı olur korkususuyla, nur-u Kur’ân dan kaçanlar!

Sizler, dünyanızın uçurumlara gittiği zannıyla, o baki ve tatlı sandığınız fani ve hakikatte çok acı lezzetlerinizin, zeval bulmak, şedit ve elim elem ve ıztıraplara tahavvül etmek üzere olduğunu tahmin ederek manasızca radyoların başına koşuyorsunuz.

Bu koşmakta ve bu dedikoduları dinlemekte ne fayda var? 

Zeval bulucu lehviyat ve lezaizle körleşmiş, bakan gözleriniz.

Artık yeter, biraz hakikati görsün!

Sağırlaşmış duyan kulaklarınız biraz hakikati duysun ki, bu acip ve dehşetli ve hiç misli görülmemiş devirde, hususan ehl-i imanın çok sarsıntılar geçirdiği ve çok dehşetli düşmanlar karşısında bulunduğu ve küfr-ü mutlak ateşinin mahallemizi sardığı bir zamanda, ancak ve ancak, güvenimizin en müstahkem, kavi, yıkılmaz, sarsılmaz tahkimatı olan Risale-i Nur’un nurani siperlerine iltica etmekle ve onun daire-i kudsiyesine dehalet etmekle kurtulacak ve imanınızı kurtararak, idam-ı ebedi zannettiğiniz ölümü bir hayat-ı bakiyeye tebdil edeceksiniz.

Ve işte o nurun mübarek tercümanının ve mübarek şahsi manevisinin yaptığı dua: Allhım beni ve Nur talebelerini ve ana babamızı ateşten koru”  ve emsali dualarının kabulüyle, şefaatiyle ve hürmetine, benim dehşetli, fakat Cehennem ateşi yanında hiç ehemmiyeti olmayan ateşimden, onun şakirtlerinin, hadimlerinin ve risalelerinin muhafızı bulunan mağazaları, nasıl azad olmuş, kurtulmuşsa, sizler de o mübarek şakirtler gibi, o mübarek daire-i kudsiyeye dehalet ettiğinizde, dünyevi ve uhrevi dehşetli ateşlerden kurtulacak ve evlat ve iyalinizin bir nevi çobanı olmak hasebiyle, o sevgililerinizi de kurtaracaksınız. Ve her birerleriniz maddi ve manevi felah ve saadete nail olacaksınız.

Bakıp da görmeyen ve görüp de görmek istemediğinizden kapadığınız gözlerinizi açınız, görünüz ve azim tehlikelerin çok yakın olduğunu ihsas ve telaş ve itirazınızı arttırmaktan başka bir işe yaramayan dünya havadislerini veren radyo başına değil, ayaklarınızdaki bütün derman ve kuvvetinizle Risale-i Nur başına ve onun neticesi emniyet, selamet ve saadet olan nurani dairesine koşunuz.” 

Pek aziz, sıddık, kahraman, bahtiyar Emirdağlı kardeşlerim,

Geçirdiğiniz çok büyük afeti müşir, mübarek efendimiz hazretlerinin, çok ehemmiyetli ve çok kıymetli ve perde altında çok müjdeli lütufnamelerini aldık. Her birerlerinize, hususan bu yangında daha çok tehlike atlatan kardeşlerime, bura ve bu civar talebeleri namına büyük geçmiş olsun der ve bu vesile ile dehşetli küfr-ü mutlak yangınının mahallemizi sardığı ve kızıl kıvılcımlarının saçaklarımıza sıçramak üzere olduğu bir hengamda, umum ehl-i İmân ve hususan Nurcular namına, o maddi yangında çocuk Ceylan ın ağlamakla medet istemesi gibi, bir manevi Ceylan olarak, o büyük ve çok müşfik Üstada “Medet! Biz yanıyoruz, mahvolduk” diye niyaz eylerim.

Bizi ve anne babalarımızı, Risale-i Nur talebelerini ve onların anne babalarını cehennem ateşinden kurtar Allahım.

Bediüzaman Said  Nursi – Emirdag Lahikası – Sayfa 116-11

Paylaşan: Abdülkadir Haktanır

Sende yorum yazabilirsin