Nura Kavuşan Bir Hanımefendinin Hikayesi

Ben bir zamanlar maalesef haddini hiç bilmeyen ve dine düşman, zavallı ukalâ bir kadındım!   Allah’ım beni affet! Ben ve eşim bir okulda birlikte öğretmenlik yapıyorduk Bizim için hayatın tek anlamı vardı: Gönlümüzce eğlenmek, istediğimiz gibi yaşamak, yani nefsin istediklerini tam yapmak… Ama bir türlü mutlu olamıyorduk. Sudan bahanelerle bitmez tükenmez kavgalarımızla biri diğerimize çabuk kızıyorduk. Evimizde ve âile hayatımızda “Din” unsurunun etkisi olmadığı için yaşantımız tamamen dağınık ve kuralsız bir şekildeydi. “Günah” kavramına gülüp geçiyorduk, ibadet ve din sözcüklerine ise, dudak büküyorduk. Ama içimizde ve yaşantımızda adını koyamadığımız gizli bir huzursuzluk, yaşamımızın tadını kaçırıyordu, insana lazım olan mutluluğumuzu engelliyordu. İşte o sırada eşim Milli Eğitim Bakanlığının açtığı Hizmetçi Eğitim Kursuna gitti ve ne olduysa o zamanda oldu!

On beş gün ayrı kalmıştık. Döndüğünde bir sürpriz ile karşılaştım. Çünkü eşimin çantasında sadece, takke, tespih ve yalınızca dini kitaplar vardı. Hayatımda hiç bu kadar şaşırmamıştım. Onlara yabancı olduğumuz, hatta inanmadığımız “DİN” anlayışına rağmen bu neyin nesi? Eşim bana kitapları verdi. Önce bunları oku. Sonra konuşalım.“dedi. “Eğer bunları okumazsan ne ben sana bazı şeyler anlatırım nede sen anlayabilirsin.”  Kabul etmedim. “Ben öyle gerici yobaz  fikirlerle kitaplarla uğraşmam.” dedim. “Canım benim hiç sevmediğim bir şey için sakın beni zorlama.” Eşim buna rağmen çok ısrar etti. Hiç değilse birini okuman lazım.” dedi. “Meselâ şu Hanımlar Rehberi’ni oku.”Çok ısrar edince, kırmamak, yeni bir tartışma ve  mutsuzluk yaşamamak için kabul ettim. Fakat o anı yanı, kitabı okumam anımdaki duyduğum etkiyi, ve heyecanı ve hayreti nasıl anlatayım? Tek kelimeyle hârika, çarpıcı ve müthiş etkileyici idi. Sanki çok muhteşem bir dünyaya girmiştim. Düşünebiliyor musunuz? Dine imana yabancı, hatta düşman olan biriyken, Hanımlar Rehberini ağlayarak okuyordum.

Evet, beyim bana Risale-i Nur kitaplarından, “Hanımlar Rehberi” adı kitabı vermişti ve “Bunu oku!” dedi “Çok faydasını görürsün.” Ben kendi kendime, “Bunları herhalde okumalıyım,  fakat bunlar benim için nasıl  olacak.?” Diye bir merak düştü bana. Kitabın kapağını açtığımda aklıma ilk şu sorular geldi: “Neydi bu Risale-i Nur? Neydi bu kitabın içeriği? Ne anlatıyordu acaba? Bana ne faydası olabilirdi?”  Gibi sorular kafama takıldı. 15-20 dakika okuyayım, diyordum. Çünkü çok da uykum gelmişti ve sabahleyin de erken kalkacağım. Bir kaç sayfa okumuştum ki kitaptan bende anlatması mümkün olmayan bazı değişiklikler oldu! Daha birkaç sayfa okumakla, okudukça okumak istiyordum. Okumaya susamış gibi bir his vardı içimde. Sanki bu kitapla susuzluğumu gideriyordum. O kitabı okumakla bende uyku diye bir şey kalmamıştı. Adeta 5-10  saat yatıp uyumuş gibi idim. Bu halime hayretler içerisinde kalmıştım. Artık benden anlatılması mümkün olmayan duygular yerleşmişti. içim öyle rahattı ki, öyle zinde ve hafif hissediyordum  kendimi ki… Sanki tonlarca yük vardı sırtımda, o yük benden kalkmıştı.

Eşimin vesilesiyle, o eşsiz Nur dünyasını tanıdım. Allah razı olsun ondan. Evet o eşsiz dünyaya girmiştim. Fakat “Allahın emirlerini yaşamalıyım.” Kendime dedim, bu olay beni o eşsiz dünyaya iyiden iyiye sürükledi. İçime tatlı bir his, coşkun bir sevinç ve iç açıcı bir heyecan vardı. Dinimi, imanımı, ne için yaratıldığımı, “Nereden geldim nereye gideceğimi” asıl vazifelerimi göz yaşları içinde öğreniyordum. Sanki okuduklarım bütün benliğime dünyama işlemişti. Eşimle birlikte, ilk namazı bir Pazar günü öğle vakti kıldık.

Bu ilk namazımı kılarken ürperdim, titredim, heyecan terleri döktüm. Allah’ım biz mutluluk terleri döküp  diye nelerin peşine koşmuşuz?  Huzur diye nelere sarılmışız. Meğer ki mutluluk hemen yanımızda, etrafımızda duruyormuş ta haberimiz yokmuş. İlk defa “Bir kul olduğumu” anladım ama o zaman kendimden öylesine utandım ki…Çünkü nerede bir baş örtülü kadın, takkeli, sakallı ve dindar bir erkek görsem ya alay eder veya gülüp geçerdim. Meğer ki alay edilecek gülüp geçilecek bizlermişiz. Artık evimize, gönlümüze, hayatımıza huzur geldi. İki yaşında kızımız Ece, dört yaşında oğlumuz Kerem  de bizleri taklid etmeye başladılar biz namaz kılarken onlarda düşüp kalkıyorlardı. Evimiz sanki bir okuldu. Eşim ben çocuklarımız hep birlikte namazda. Namaz da okunacakları ve duaları öğrenmeye başladık. Kitapları okudukça inanın, bize hayat verdiler. Sonra Nur Risalelerin tamamını temin ettik, yeni bir çevremiz oluştu.  Nurani sohbetler dünyamızı aydınlatmaya bizlere huzur  vermeye başladı.

Amma Cenabı Hak yeni hayatımızda bizi dayanılması zor bir imtihana tabi tuttu. Dönüş yapalı beş veya altı ay olmuştu. Ben anne annemin hastalığı ve evimize çok yakın olan anne annemi ziyaret etmeye gitmiştim. O gecede orada kalmamız icab etti. Eşim de, evde çocuklar sıkılmasın diye arabamıza almış, onlarla şehri gezdiriyormuş. O akşam üzere eve gelirken hatalı sollayan bir minibüs, âniden arabamızın önüne çıkıyor ve çarpışıyorlar. Maalesef eşim ve iki can ciğerim yavrularım orada can veriyorlar.

Ben bunları duyunca yıkıldım. Fakat okuduğum kitaplardan elde ettiğim imanda  gördüm ki: Mü’min Sabırsız yaşayamaz   ve bana gereken sabrı da o kitaplardan elde etmiştim. Ve elde ettiğim o bilgilerden öğrenmiştim ki: Bizi hiç yoktan yaradan Allah bizi bizden daha iyi biliyor ve bizi bizden çok seviyor. O zaman karar verdim ki Allah’tan gelen iyiliklere şükretmemiz lazım, dertlere belalara sabretmemiz lazım ve ona katlandım. Bir müddet dul yaşadım. O esnada da beni çok isteyenler oldu fakat çoğu beni eskisi zannediyorlardı.  Tabii ki namazsıza gitmemem kararım kesin idi. Kesin istemem neticesinde: Çok şükür Allah tarafından güzel bir kısmetim çıktı ve evlendik Allah’ıma çok şükür rahatım çok iyi ve devam ediyoruz.

Paylaşan: Abdülkadir Haktanır

Sende yorum yazabilirsin