Ömrümüz Tükeniyor

  “Ömür bir sermayedir, gidiyor. Meyvesi bulunmazsa zayi’ olur. Hem rahat ve gafletle olsa, pek çabuk gidiyor.”1

    İnsanoğlunun en büyük sermayesi kendi hayatıdır, yaşadığı ömürdür. Bu ömür sermayesini kimimiz boş ve gereksiz şeylerle sarf ederken, kimimiz kıymetini bilip “Bu vaktimi zayi etmemek meyvedar etmek için ne yapmalıyım?” der ve vaktini dolu dolu yaşayarak ömrüne renkler katarak harcar. Evet, dolu dolu yaşamak güzel ama nasıl, nerede, niçin harcadığımız çok daha önemli. Şöyle bir muhasebe yaptığımızda geçen senenin ardından neler yaptık diye âfâki âlemlere dalarken nefsimizi şu sorulara muhatap etmeli samimiyetle yanıtlarını aramalıyız. Ömrümüzü nerede nasıl ne yaparak tükettik? Gençlik sarhoşluğuyla, his ve hevesiyle harama günaha girerek mi harcadık, yoksa bulunduğumuz dünyada kendimizi misafir telakki edip bu misafirhane sahibinin emir ve yasaklarına riayet ederek mi yaşadık? Ömrümüz geçici zevklerden ibaret bir zaman israfı mı yoksa Allah için harcanan ve ahirette bâkîleşen kıymetli bir ömür mü?

   Biz ömrümüzün nasıl geçmesini isterdik? Gençlik gafletine dalıp zamanı israf ederek mi, yoksa eşref-i mahlûkat sıfatını layıkıyla hak etmek için Allah yolunda ömür sermayemizi sarf ederek mi? Tabii ki aklı başında her mü’min ilk şıktan şeytandan kaçar gibi kaçacak, ikinci şıkka yapışacaktır ve bundan sonraki hayatını buna göre tanzim etmek için elinden geleni yapacaktır.

    “Bu hayattan hiç mi  lezzet ve zevk almayacağız, sefasını sürmeyeceğiz!?” diyen nefsimize ne diyeceğiz peki? Bakın asrın imamı Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri (RA) ne buyuruyor:” Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve feraizle zînetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.”2 Evet, “Hakiki zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imandadır ve iman hakikatleri dairesinde bulunur.”3 Biz mü’minler için hayatın zevki de lezzeti de yine imanda yine Allah’a kul olmaktadır. Belki bazen his ve heveslerimize hâkim olamayabiliriz fakat unutmayalım ki tövbe kapısı kıyamete kadar açık. Ve her daim bizi huzuruna çağıran bir Rabbimiz var. Ölüm bize gelmeden tevbe edelim, Allah’ın huzuruna çıkıp niyaz edelim yalvaralım, yakaralım.

    Her yılbaşında insanoğlu yeni bir yıla girdiği için kutlamalar yaparak sabahlara kadar eğlenir, ölümü hatırına getirmemeye gayret eder. Hâlbuki farkında değiliz ki bir yılı daha geride bıraktık, biraz daha yaşlandık, mezara ölüme emîn adımlarla ilerlemeye devam ettik. Hiç bu yönle bakamıyoruz maalesef yılbaşına. Neden mi? Çünkü ülfet peyda etmiş, tûl-i emel ve hubb-u câh etrafımızı sarmış. Hiç ölmeyecek gibi yaşamaya devam ediyoruz ne yazık ki.

   “Ah! Keşke gençliğimi bâd-ı heva harcamasaydım” diye dert yanmaya, dizlerimizi vurmaya başlamak istemiyorsak vaktimizin kıymetini iyi bilip Allah yolunda harcamalı, ahiret âleminde ebedî bir ömür kazanma yolunda sarf etmeliyiz. Yoksa Allah muhafaza ileriki zamanlarda ağlarız, gençliğimizden şekva ederiz. Nasıl ki öylelerden birisi ağlayarak demiş: “Keşke gençliğim bir gün dönseydi, ihtiyarlık benim başıma ne kadar hazîn haller getirdiğini ona şekva edip söyleyecektim.”4

   Rabbim bizlere vermiş olduğu bu ömür sermayesini en güzel şekilde değerlendirmeyi, Allah yolunda Kur’an’a ve imana hizmet ederek harcamayı, bu uzun hayat yolculuğunu kazasız belasız atlatıp Rabbimizin rızasını kazanmayı ve Cennetü’l Firdevs’e ulaşmayı nasip etsin .(Âmin)

Dipnot:

1) Said Nursi, Bediüzzaman, Lem’alar s:471, Yeni Asya Neşriyat, Nisan, 2013

2) Said Nursi, Bediüzzaman, Sözler s:238, Yeni Asya Neşriyat, Mart, 2013

3) Said Nursi, Bediüzzaman, Şuâlar s:759, Yeni Asya Neşriyat, Temmuz, 2013

4) Said Nursi, Bediüzzaman, Lem’alar s:520, Yeni Asya Neşriyat,  Nisan, 2013

 

Said YÜKSEKDAĞ

said_yuksekdag@hotmail.com

Twitter: @SaidYuksekdag

 www.NurNet.org

Sende yorum yazabilirsin