Rabbani Sofradan İstifade Etmek

Her ezan okunuşundan sonra yapılan şu dua “Ey şu eksiksiz davetin ve kılınacak namazın Rabbi Allah’ım! Muhammed’e vesileyi ve fazileti ver. Onu, kendisine vaat ettiğin makâm-ı mahmûda ulaştır, Muhakkak ki sen vaadinden dönmezsin”

Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah(sav)şöyle buyurdu:

“Ezanı işittiğiniz zaman, müezzinin söylediklerinin aynısını siz de söyleyin. Sonra bana salâvat getirin. Çünkü bir kimse bana bir defa salâvat getirirse, Allah buna karşılık ona on defa salât eder. Daha sonra benim için Allah’tan vesîleyi isteyin. Çünkü vesîle, cennette Allah’ın kullarından bir tek kuluna lâyık olan bir makamdır. O kulun ben olacağımı umuyorum. Benim için vesîleyi isteyen kimseye şefatim vâcip olur.”

Makâm-ı mahmûd bir şefaat makamıdır; kim bu makama salâvat ile müracaat etmez ise, şefaatten de mahrum kalır.

Allah Resulü (asv) bu makama salâvat ile katkı yapılmasını, sırf kendi şahsi makamını yüceltmek ve yükseltmek için değil, ümmetine daha ziyade şefaat etmek için ısrarla istiyor. Öyle ise biz de Allah Resulü (asv)’e bolca salâvat ve dua etmeliyiz, ta ki onun şefaatine hak kazanalım.

Bu makam Allah’ın sonsuz lütuf ve ihsanını tahrik ediyor ve bütün nimetler bu makamın hürmetine dağıtılıyor. Öyle ise makam-ı mahmud geniş ve bereketli bir sofra gibidir. Bir başka ifade ile “Makâm-ı mahmûd” ilahi bir sofradır ve bütün ihsan ve ikramlar bu sofranın üzerine iniyor. Şu kâinat sofrasına akan bütün ihsan ve ikramlar Peygamber (sav) Efendimizin Allah katındaki makamı hürmetinedir. Yani bütün izzet ve ikramlar makâm-ı mahmûdun hürmetine geliyor, demektir.

İlahi sofra niteliğinde olan bu makâm-ı mahmûda icabet etmek ise, ancak salâvat ile oluyor. Öyle ise salâvata sadece bir dua ve hatırlama nazarı ile bakmamak gerekir. Salâvat Allah Resulü (asv)’nün davetine bir icabet, Allah’ın rahmetinin celbine bir nişanedir. Bediüzzaman Hazretleri Mesnevi Nuriye adlı eserinde şöyle buyurmaktadır;

“İ’lem eyyühe’l-aziz! Nebiyy-i Zîşânın (a.s.m.) makam-ı mahmûdu İlâhî bir mâide ve Rabbânî bir sofra hükmündedir. Evet, tevzi edilen lütuflar, feyizler, nimetler o sofradan akıyor. Resul-i Zîşâna (a.s.m.) okunan salâvat-ı şerife, o sofraya edilen dâvete icâbettir.” “Ve keza, salâvat-ı şerîfeyi getiren adam, zât-ı Peygamberîyi (a.s.m.) bir sıfatla tavsif ettiği zaman, o sıfatın nereye taallûk ettiğini düşünsün ki, tekrar be tekrar salâvat getirmeye müşevviki olsun.”

Salâvat getirirken, salâvatın külli bir gayeye hitap ettiğini bilip öyle salâvat etmeliyiz. Salâvatın manası ve özü, Allah Resulü (asv)’e dua edip, makam ve mevkisinin daha da genişleyip parlak bir hale gelmesi için Allah’a ricada bulunmaktır. Peygamber Efendimiz (asv)’in en büyük duası, insanlığın saadet-i ebediyesidir ve bütün hayatı ve ibadeti de bunun üzerine odaklanmıştır. Ümmetin salâvatı da Peygamber Efendimiz (asv)’in bu büyük duasına âmin demek anlamına geliyor. Yani Peygamber Efendimiz (asv)’e ne kadar çok salâvat getirilirse, onun o büyük duası o kadar genelleşir ve güç kazanır demektir. 

Allahümme Salli Ala Seyyidina Muhammedin Ve Ala Ali Seyyidina Muhammed.

Derleyen: Çetin KILIÇ

Kaynaklar:
Risalei Nur Külliyatı
Sorularla İslamiyet 
Sorularla Risalei Nur

Sende yorum yazabilirsin