Ramazan’da Zekat ve Fitre Mükellefiyetimiz Üzerine…

Sakince bir kafa ile düşündüğümüzde görüyoruz ki, yüce İslam, mensuplarını, yalnız kendi nefsini düşünen bencil kimse olmaktan çıkarıyor, çevresindeki yoksul kardeşlerini de düşünen sosyal insan haline getiriyor.

Bu sebeple içinde bulunduğumuz mübarek Ramazan’da durumu müsait olan Müslümanlara yüce İslam uyarısını şöyle yapıyor ve diyor ki:

Sen nisaba malik zengin bir Müslüman’sın. Öyle ise sahip olduğun servetin zekatını ihtiyaç içinde olan çevrendeki yoksullara vermeli, böylece yoksulların senin servetin içindeki haklarını ödeyip borçtan kurtulmalısın.

Sadece zekatını vermekle de kalmayıp ailenin her bir ferdi adına birer fitre de vermelisin. Çünkü aile bireyleri adına fitre vermen de vacip derecesinde bir mükellefiyettir.

Hem bunları yoksula verirken onlara minnet de etmemeli, hatta alıp da seni borçtan kurtardıkları için yoksula minnet duymalı, teşekkür ihtiyacı hissetmelisin.

Evet, İslam zengin Müslüman’a mükellefiyetlerini böyle hatırlatırken vereceği bu zekat ve fitreyi kimlere verip kimlere veremeyeceğini de açıklıyor ve bunu da şöyle ifade ediyor:

Müslüman’ın çevresindeki ihtiyaç sahiplerinden bazıları kendi yakın akrabaları olabilir. Bu yakın akrabaları ayırmaya ihtiyaç vardır. Çünkü yakın akrabaya zekat, fitre verilmez. Verirse sanki bir cebinden çıkarıp öbür cebine koymuş gibi olur. Öyle ise kimlere zekat, fitre verilir, kimlere verilmez bunların da bilinmesi gerekir.

Zira yakın akrabalar, zenginin kendi aile bireyleri sayılırlar. Onları zekatla, fitreyle değil de servetin kendisiyle desteklemeli, nafaka hakkı olan aile bireyleri olarak kabul etmelidirler.

Bu sebeple yakın akrabalardan sayılan:

-Anneye, babaya, dedeye, nineye, oğullara, kızlara, bunların çocukları olan torunlara zekat ve fitre verilmez.

Çünkü bunlar zekat verenin yabancısı değil, ailenin sanki ortağıdırlar. Bu kadar yakın olanlar zekatla, fitreyle değil de servetin kendisiyle korumaya alınmalıdır.

Bunlardan sonra zekat ve fitre verilecek yoksullar ise şöyle sıralanmaktadır:

-Evlenerek başka aileye karışmış ihtiyaç sahibi kız kardeşler, ayrılmış oğlan kardeşler, bunların çocukları olan yeğenler, amcalar, dayılar, hala ve teyzeler, kayınvalide, kayınpeder, damat, (bir görüşe göre muhtaç) gelin ve ihtiyaç sahibi öğrencilere, öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayan vekillerine.. zekat ve fitre verilir. Verilmelidir de…

Bu sayılanlar zekat ve fitre almada ön sırada yer alırlar.

Bir de servetin kazanıldığı yerin muhtaçları varsa onlar da ihmal edilmezler. Çünkü bunlar beklenti içinde olabilirler. Onları mahrum bırakmak kırılmalarına da sebep olabilir. Halbuki zekatın bir hikmeti de kırılmaları önlemektir.

Bu bakımdan çevredeki yoksullar beklerken başka yerlere göndermek caiz olsa da beklenti içinde olanları mahrum bırakmak uygun olmaz. Öyle ise yakında bekleyenlerin ihtiyaçları bir ölçüde karşılanır. Sonra çok muhtaç görülen uzaklardaki Müslümanlara da gönderilir. Yeter ki gönderilen bu kimseler tam ihtiyaç sahibi olsunlar. Bayramdan önce ellerine geçerek bayramın mutluluğunu hep birlikte paylaşma imkânı bulsunlar.

Zaten yardımlar biraz da bayram sevincini hep birlikte yaşamamız içindir. İçimizde ihtiyaçlarını karşılayamamış üzgünler, kırgınlar kalmaması içindir. Yardımların acilen bayram öncesi yapılmasının hikmeti de budur. Birlikte sevinip birlikte bayram yapmayı sağlamak… İşte böyle devrelerde Efendimiz’in (sas) ikazı hep kulaklarımızda çınlar:

-Müslüman’ın derdiyle dertlenmeyen bizden değildir!

Ahmed Şahin / Zaman Gazetesi

Sende yorum yazabilirsin