Risale-i Nur Dersi’nde İfrat ve Tefritten Uzak, İzahlı Ders Tarzı

Risale-i Nur dersi veya sohbeti nedir? Esasen bizim “ders” diye kastettiğimiz şey, Kur’ân’ın her bir hakikati ve manasıdır. İçinde bulunduğumuz asrın anlayışına ve idrakine uygun biçimde yorumlanmış ve manevî ilaçlar hükmündeki Kur’ânî reçetelerin, en önemli ve ihtiyaç duyulanlarının insanlığın istifadesine sunulmasından ibaret olan Risale-i Nur eserlerinin bir bölümünün okunması ve izah edilmesidir.

Öncelikle şunu söyleyelim: Tercih edilebilecek ders tarz ve metodu tek değildir. Ders yapan kişiye ve kabiliyetine, ortama ve dinleyen kişiye göre farklı tarzlardan biri tercih edilebilir. “Her zaman şu tarzda yapılmalı veya hiçbir zaman şu tarzda yapılmamalı” gibi keskin ifadeler yerine, şartlara göre esnek davranmak daha uygun olacaktır. Bazen öyle olur ki, bir kardeşimiz eser metnini öyle güzel bir tarzda ve vurgularak ve hissettirerek ve fakat aynen okur ki, onun tadı ve manevî feyzi bambaşkadır. Biri de olur ki zaten izaha ya kabiliyeti yoktur veya henüz daha Risale-i Nur tarzının disiplini çerçevesinde kalarak ve o üslubun dışına çıkmadan ders ve izah yapmaya alışmamıştır. İzahı ya çok dağıtır veya beceremez. Bunun yerine aynen veya az izahla ve bazen kelime karşılığı vererek yapması daha uygun bir seçenek olabilir.

Temel olarak iki aşırı uç tarz görüyoruz:

Birisi, kitap sadece önünde sadece bir aksesuar olarak duruyor ve bir iki cümlenin haricinde metin ya okunmuyor ve ders yapanın kendi izahları dersin neredeyse bütününü teşkil ediyor veya eserin metni okunurken o kadar akışı darmadağın edecek kadar fazla sayıda kelime karşılığı verilmeye çalışılıyor veya eserin metnini bütünlüğü bozulmadan dinlememize izin verilmeyerek, çok sayıda ve uzun izahlarla bölünüyor.

Diğer aşırı uç ise malum: Hiçbir kelime karşılığı ne veriliyor ve ne de bir cümle izah yapılıyor. (Hele monoton bir sesle, vurgu yapılmadan okunuyorsa uyku getirme garantili bir tarz) Atıflı okuma denilen ve bir yerdeki hakikatin daha detaylı izah edildiği başka bir risaledeki yeri bulup orayı okuyarak yapılan ders metodu ki, eğer bu iş hiçbir kelime karşılığı verilmeden yapılırsa ve anlaşılır şekilde hiç izah edilmezse ve maharetle icra edilmezse, yine dersi anlamsızca dağıtıyor ve ders buna rağmen yine anlaşılmadan kalıyor. Bir de bir saat kadar okuyup, ancak öğreticilik anlamında pek bir katkı sağlamayan tarzda, koca derste yalnız 2-3 yerde kafayı kitaptan kaldırıp 1-2 cümlecik metindeki manayı kendi cümleleriyle aynen tekrar etmek veya bir şeyler konuşmak var ki, bazıları buna “ne de güzel izahlı ders yaptı” dese de biz bu tarzı da “izahlı ders” olarak nitelendiremiyoruz.

Bizim makbul görüp kabul ettiğimiz ve “her hâl ve şartta ve her zaman böyle yapılsın!” diye bir şart koşmadığımız hadd-i vasattaki izahlı dersin olması gereken şekli ise şöyledir:

* Eser metin akışı bozulmayacak ve mana ifade eden bir bütünlük teşkil edecek miktarda bölünmeden okunmalıdır. Bu okuma esnasında araya mümkün olduğu kadar (özellikle uzun) izahlar girmemelidir.

* Eğer ihtiyaç olursa (belki kısa) izahlar yapılabilir veya metindeki önemli manalar akışı bozmadan vurgulanabilir. Sadece ihtiyaç olduğu miktar kadar ve metin akışını bozmayacak derecede kelime karşılıkları verilmelidir.

* Her izahın öncesinde okunacak eser metninden duruma göre yarım sayfa, birkaç paragraf ve bazen bir sayfa kadar okunabilir.

* Dersin genel olarak bütünlüğünü ve akışını bozmayacak ve fakat dinleyiciyi de sıkmayacak miktarda okunacak yerlerinin önceden belirlenerek ve derse hazırlıklı gelinerek, (mümkünse yazılı izah notlarıyla hazırlanarak) eser metni okumasının belirlenen aralarında okunan yerlerin detaylı izahları yapılmalıdır. Bu manada yapılacak izahlı derste, eser metni 3 veya 4 parçaya bölünebilir.

Bu bahsettiğimiz izahlı ders formatının çok daha geliştirilmiş, belli bir sisteme ve standarda oturtulmuş ve akademik bir eğitim programının dersleri tarzında işlenmesi şekline ise, Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı derslerimizde şahit olabilirsiniz. Bu ders tarzımızda farklı mana açılımlarıyla, izahlı ve görsel destekli ve akademik nitelikli bir Risale-i Nur dersi söz konusudur.

Eğitim programı derslerimiz, konu anlatımlı şemalardan, etkileyici resimlerden ve metin vurgularından oluşan görseller ve konu ile ilgili tefekküre sevk edici çarpıcı videolar kullanılarak ve yazılı izah metinlerine dayalı olarak ve bir program dahilinde sistematik olarak işlenmektedir.

Bu tarz izahlı derslerin yazılı metne dayalı olmasının fayda ve gerekliliği konusunda kuvvetli bir kanaate sahibiz. O da şudur: Yazılı metne dayalı olması sistematik ve tam manasıyla tatmin edici bir ders sunumu olması açısından önemlidir. Konuşma yazının yerini tut(a)maz. Sohbet havasında olursa orada bulunanlar açısından daha az yorucu olabilir ama bu tarz sunum, mutlaka içerikten taviz vermeyi gerektirir. Hem hakikatlere ve kitaba değil şahsa bağlanmaya sebep olabilir. Bunu istemiyoruz.

Yeni gençlik akımlarında olduğu gibi 15-20 dakikalık tanıtım, fragman tarzında (bunların çoğunun kısa süreli olmalarına rağmen gayet etkili ve kaliteli dersler olduğunu söyleyelim) ve bazen güldürücü ve belki sulandırılmış değil, bilakis yoğunlaştırılmış, ciddî bir eğitim programı tarzı söz konusudur bu derslerde. Hakikatin tanıtımını yapmak değil, kendisini anlatmaya çalışmak söz konusudur bu tarzda ve çok dolu bir içerik, sınırlı bir zamanda yetiştirilmeye çalışılmaktadır. Bu sistemde asıl metin+kelime karşılıkları+kısa izahlar+görseller+izah metninin bir arada sunulduğu göze alınırsa, aslında sınırlı bir zamana ne çok şey sığdırılmaya çalışıldığı ortaya çıkar ve elbette kullanılan bu teknik sebebiyle istifade düzeyi de en üstte olacaktır.

Ayrıca bu derslerde imkan nispetinde dersin dinamik geçmesi için karşımızdaki metni olabildiğinde hissederek okumaya, jest ve mimiklerle, coşkulu bir ses tonu ve vurgularla, ekstra izahlarla ve interaktif geri bildirimlerle desteklemeye çalışılmaktadır. Bu sayede dersin monoton bir metin okumasının dışında akıcı bir şekil kazanmasına gayret ediyoruz.

Bununla birlikte ders esnasında yapılabilecek soru-cevap ve sohbet tarzında işlenmesi hususuna çok katı bakmamakla birlikte, dersin dağılmaması noktasında ciddî bir disipline makul bir esnekliğin eşlik etmesinin uygun olacağını düşünmekteyiz. Bizim yaptığımız seminer derslerinde mekan bize ait olmadığı ve iki haftada bir veya ayda bir gibi aralıklarda yapabildiğimiz ve yoğun bir içeriği yetiştirmeye çalıştığımız için bu konuda çok esnek olma lüksümüz olamadı. Sizler bir parça daha esnek davranabilirsiniz. Bu konuda derslerimizin hemen öncesinde yaptığımız bilgilendirme size fikir verebilir:

“Öncelikle sizden telefonlarınızı sessize almanızı ve eğer olursa sorularınızı ve katkılarınızı sonraya bırakmanızı istiyoruz. Çünkü sunumumuz bir eğitim programının dersleri niteliğinde olduğundan ve belli sürede yetiştirmemiz ve sizlere aktarmamız gereken yoğun bir içerik bulunduğundan, hem de zihninizin dağılmaması için ve ele alınan konular açık kapı bırakmayacak bir mantık kurgusuyla açıklandığından programın bölünmemesini önemle rica ediyoruz. Sunum arasında veya bitiminde katkıda bulunabilir veya soru sorabilirsiniz elbette.”

Şimdi ifrat ve tefrit ortasında ve kıvamında, istikametli bir güzel ders tarzını (eğitim programı denilmeye layık bir tarzı) size sadece bir küçük misalle takdim etmek istiyoruz. (Küçük diyoruz çünkü yaklaşık 45 saatlik devasa bir eğitim programından numune olarak yalnız 1,5 saati nazarınıza veriyoruz)

11.Söz’ün izahı olan bu ders videosunda asıl metnin tamamı kısa izahlarla ve gerekli kelime karşılıklarıyla tamamen okunuyor, asıl metin asla dağıtılmıyor, ihmal edilmiyor ve arkasından bütünlüğü koparmayacak noktalarda yer verilen izah metinlerinde de tam eserlerin kıvam ve üslubuna uygun tarzdaki izahlar yazılı metne dayalı olarak okunuyor, (böylelikle şahsa bağlanılmıyor) ve görsel ve videolarla takviye ediliyor.

Said Özdemir Ağabey’in hayran kaldığı ve misafirimiz olduğu ve “sen hayallerimizi gerçekleştirmişsin” dediği Risale-i Nur Eğitim Programı’mızın bu dersine ait videonun adresi:

https://youtu.be/oOPY4W4YIyM

Eğitim programımızın derslerimizi sistematik olarak takip edebileceğiniz adres:

https://risaleinuregitimprogrami.com/egitim-programi/ (Eğitim programı takdim, tarihçe ve takdim bölümü)

Ediz Sözüer

6 tane yorum yapılmış

  1. Burak dedi ki:

    Senelerce üstadımızın mutlak vekili Zübeyir ağabeyin hizmetinde bulunan ve Nurlara vakf-ı hayat eden Eyüp Ekmekçi ağabey buyuruyor: Merhum Zübeyir Gündüzalp Ağabey (R.A):”Hz.Üstad Arabi Mesnevi-i Nuriyenin bir paragrafını bize bazan kırkbeş dakika ders verdiği halde, türkçe risaleleri asla izah etmezdi.”dedi.Ve yine Merhum Zübeyir Ağabeyden:İzah cemaatı şahsa bağlar.(Kaynak:https://www.risaleajans.com/eyup-ekmekci/mesele-risale-i-nurdan-istifade-etmek-ise)
    Üstadımızın senelerce hizmetinde bulunmuş ve mutlak vekilim dediği Hüsnü ağabey: ”Üstadımız türkçe risaleleri izah etmezdi” (Kaynak:https://www.youtube.com/watch?v=vfj0LdhR6KIapp=desktop)
    Nurun meslek ve meşrebinde bizlere numune-i imtisal, senelerce üstadımızın en yakınında hizmetinde bulunan emirdağ 2de beyan edilen mutlak vekillerdir…

  2. Ediz SÖZÜER dedi ki:

    ÜSTAD’IN DERS OKUMA ŞEKLİ

    Sabri Karagöz anlatıyor (Ağabeyler anlatıyor-5)

    “Üstad’dan çok ders dinledim ben. Üstad hazretleri’nin ders okuma şekli şöyledir: Üstad Türkçe risalelerden bir konuyu okurken, onunla ilgili başka bir yerde aynı mesele varsa orayı bulur ve hemen okurdu. Başka bir kitapta varsa oradan da bulup okurdu. Bu arada gerekirse o konuyla alakalı açıklamalar da yapardı. Gerekirse ayet mealleri de verirdi. Yani Üstad yerine göre okuduğunu açıklar ve anlatırdı. Benim Üstad’dan gördüğüm budur.”

    ÜSTAD BEDİÜZZAMAN BANA DÖNÜP: ” İLERİDE NUR DAİRESİNDE BÖYLE ÇOK ESERLER YAZILACAKTIR.” BUYURDU.

    Önemli Not: Yılmaz Yenidinç ağabeyin hazırladığı Mustafa Ramazanoğlu ağabey hakkındaki kitapta bizzat kendinden dinlediği ifade ediliyor. Aynı hatıra Himmet Koçoğlu tarafından hazırlanan Kastamonu Kahramanlarında da kaynağıyla aktarılıyor.

    Mustafa Oruç’un kendi hatırasından: “Üstad Hazretleri Gençlik Rehberi mahkemesi için İstanbul’a geldiğinde, Ziya Arun ile Fener Patriği Athenagoras’a gitti, Üstad Patriğe imanın esaslarını ders vermiş. Patrik de, Efendimiz’i (A.S.M.) ve Kur’an’ı kabul ettiğini söylüyor. Üstad öyleyse bunu kendi cemaatine duyur, diyor. Ve oradan ayrılıyor. “Ben de bu görüşmeye binaen yazdığım “Kendini Tanı” kitapçığımı patrik Athenagoras’a posta ile gönderdim. “Kendini Tanı” kitapçığını İlk defa 1950’de 1000 adet bastırmışım. 500 tanesini alıp Hz. Üstad’a arz ettim.

    “‘Kendini Tanı’ kitabımı size istediğiniz gibi tasarruf etmeniz için takdim etmek istiyorum.” dedim ve gönderdim. “Üstadımız çok memnun olmuşlardı. Bu 500 nüsha kitabımı kabul ettiler. “Kendini Tanı” kitapçığımı okutturdular. Beğendiler.

    “Üstad bana dönüp ” İLERİDE NUR DAİRESİNDE BÖYLE ÇOK ESERLER YAZILACAKTIR.” buyurdu.

    Kaynak: Yılmaz Yenidinç-Mustafa Ramazanoğlu-Nesil Yayınları

    Aslında bir düşüncenin akla, mantığa, hayatın gerçeklerine ve gerekliliklerine ve İslamiyete aykırı olduğunun kendiliğinden anlaşılamaması (örneğin izah yapmanın doğruluğunun ve gerekliliğinin ispat edilmesi için delil talep edilmesi) üzücüdür. Böyle bir problemi olmayan sağduyu sahiplerine yorum yaptığımız bu yazı güzel bir kaynak ve rehberdir. (tabi okur ve anlarsanız) Bunu da okuyabilirsiniz:

    https://risaleinuregitimprogrami.com/2017/12/06/risale-i-nur-hizmet-tarzinin-aynen-korunmasi-ve-devam-ettirilmesinden-ne-anlamaliyiz/

    İzah çalışmalarının (gerek yazılı gerek sözlü) akla, mantığa, hayatın gerçeklerine ve gerekliliklerine ve İslamiyete uygunluğunu kendi kendine takdir edemeyen ve bu konuda problemi olanlar ve “Biz delil isteriz, iddialarına Risale-i Nur’dan delil getir!” diyenler için konunun hiçbir yerde olmadığı kadar kapsamlı olarak her türlü aklî, naklî çıkarım ve delil ve gerekçelerle ele alındığı küçük kitap çalışmamızı tavsiye ediyoruz.

    Zaten bu mesele, izah yapıp yapılmaması gibi dar bir çerçevenin dışında çok büyük bir meseleyle, yani bir Kur’an medeniyeti ve bilim felsefesi yani istikbalimizi inşa etmekle ilgili. Bununla ilgili de çok dikkat çekici bir içerik bulacaksınız.

    https://risaleinuregitimprogrami.com/risale-i-nuru-insanliga-mal-etme-cabasi-izah-calismalari/

  3. Ediz SÖZÜER dedi ki:

    Ayrıca yine önemli bir kaynak yazı da şudur:
    https://risaleinuregitimprogrami.com/2017/09/20/risale-i-nur-anlasilmaz-degil-zamanla-ve-gayretle-anlasilabilen-bir-eserdir-izah-calismalarinin-gerekliligi/

    Zübeyir Gündüzalp’in izahla ilgili sözlerinin nasıl anlaşılması gerektiği hakkında çarpıcı bilgiler ve bir çok dikkate değer tespit içeriyor.

  4. Bünyamin Ersen dedi ki:

    Bu tebeyyün etmiş meseleyi gündemde tutmak doğru değil…Zira mesele meslek meselesi değil, meşrep meselesi, herkesin yoğurt yiğişi ayrıdır…Nasıl hepsi bir olacak…Ediz hocamın çalışması emsalsiz bir çalışmadır..Ama çıkış noktası izah olursa herkes itiraz eder..Önce ana metin bilinmeli belli seviyeye gelmeli ki izaha ihtiyaç olsun…Belki itiraz bu noktadadır..Herkes pınardan su içmek ister..Şu an bu çalışma hususiyet makamında, ihtiyaç hissedildikçe umumi olacaktır…Neden hemen umumi olmuyor demekte adetullaha muhalefettir…Ayrıca ingilizce versiyonu daha güzel bir giriş kspısıdır…İhtilaf kapılarını zorlamamak lazım…Zaten said abinin takdiri alınmış daha ne yani…Allah ilmimizi artırsın.ihtilaflardan uzaklaştırsı hepimizi..Teferruatta zaten ittihad olmaz vesselam..Bu konuyu paylaşmamak daha yararlı, ihtiyaç olduğunda boşluk doldurur takdir alır..inş..

  5. Ediz SÖZÜER dedi ki:

    “Risale-i Nur’un dil yönünden anlaşılmasında bir zorluk ve sıkıntı veya bu konuda karşılanması gereken bir ihtiyaç mevcut mudur? Mevcutsa ne düzeydedir?” Mesele bu zorluk ve ihtiyacı kabul etmek veya inkar etmekte düğümleniyor. Halbuki bu zorluk tartışmasız bir gerçektir. Eğer bir üniversite mezunu ve zeki bir genç “sıkı ve ısrarlı bir okumanın ardından ancak üç ay sonra anlamaya başladığımı hissettim” diyorsa, eğer biyoloji mezunu bir genç “Tabiat Risalesi’ni üç kere okudum anlamadım” diyorsa, eğer 43 yaşındaki biri “bu yaşıma kadar direk kitap verdiğim hiç kimse ‘evet, okudum ve anladım, çok güzel eserler’ demedi. İstisnasız hepsi ‘bunları anlayamadım, dili çok ağır” diye geri verdi. Ancak hususî olarak ilgilenip birlikte kitap okuduğum ve derslere götürüp cemaate alıştırdığım kişiler risaleleri okudu” diyorsa ve etrafınızda kendi başına eserleri okuyup anladığını söyleyen kimseye rastlamıyorsanız burada bir sıkıntı var demektir.Bu açık gerçeği inkâr etmek hiç bir şeyi çözümlemez. Risale-i Nur’un anlaşılması zordur, zahmetli bir iştir ve bu nedenle karşılanması gereken bir ihtiyaç söz konusudur. Şunu da söylemiş olalım. Eserleri merak edip kendi başına alıp, açıp okumak isteyen birinin, eğer Osmanlı Türkçesini iyi derecede bilmiyorsa bu basit işi rahatça gerçekleştirme imkânının zorluğu, sizce de bir yerlerde karşılanması gereken bir ihtiyaç olduğunu hissettirmelidir.

  6. Ediz SÖZÜER dedi ki:

    Zübeyir Ağabey ve İzah

    1-Ahmet Tanyel anlatıyor: “Urfa Nûr Talebeleri (Hazret-i Üstâd’dan) bir talepte bulunuyor, Risâle-i Nûr okuyoruz fakat tam anlamıyoruz, bize bir talebeni gönder de… Bunun üzerine Üstâd Abdullah’ı ve Zübeyir Ağabeyi oraya yönlendiriyor..” (Ahmet Tanyel : Eyüp Ekmekçi Ağabey videonun başında Ahmet Tanyel’i şu sözleriyle tanıtıyor: “Ahmet kardeşimiz Zübeyir Ağabeyin son zamanlarında bizzat yanında bulunmuştur. Zübeyir ağabeyin Üstâd’ımızdan naklettiği hizmet esaslarıyla hizmetlerde bulunmuştur.”)

    2-Mehmet Kırıncı Ağabey Anlatıyor:“(Zübeyir Gündüzalp) Üstad’ın vefatından sonra Eskişehir’de, Abdülvahit Tabakçı’nın evinde kalıyordu. Bir müddet sonra beni Eskişehir’e çağırdı. Önce Ankara’ya geldim, Said Özdemir’e uğradım. O da bana katıldı. 60 ihtilâlinden hemen sonraydı… Beraber gittik. Bizi kucakladı. Sonra bana, ‘Hocam, sen burada biraz kal. Bazı derin mevzuları birlikte mütalaa edelim’ dedi. Said Özdemir döndü, ben kaldım.Önce Kader Risalesinden başladık. Hani orada Üstad ‘Ehl-i ilme mahsus, ince bir tetkik-i ilmîdir.’ diyor ya, ‘Tercih bilâmüreccih caizdir.’ Oraya geldik. ‘Tereccüh bilâmüreccih muhaldir.’, ‘Hocam, bu ne demektir?’ dedi. Üstad anlatıyordu, biz de ‘Anladık’ diyorduk, ama anlayamıyorduk. ‘Meselâ,’ dedim, ‘burada iki tane kalem var (…) bu misâl, Zübeyir Ağabeyin çok hoşuna gitti. (…) Böylece kendisinin Risale-i Nur’dan seçtiği (anlamadığı) yerleri okuduk. (…) Yanında bu şekilde bir ay’a yakın kaldım.” (Nurun Büyük Kumandanı Zübeyir Gündüzalp, Nesil Yayınları, Nisan 2008, sh:108-109)

    3-‘Nur’un Büyük Kumandanı, Zübeyir Gündüzalp’ kitabından Hamdi Sağlamer anlatıyor : “Bir keresinde Karadeniz’i dolaştıktan sonra Ankara’ya gelmiştim. Zübeyir Ağabey de İstanbul’dan gelmişti. Orada Türkmenoğlu ve Fırıncı Ağabeyin de olduğu bir sırada, kendisine bir soru sormuştum: ‘Siz, Konferans’ta diyorsunuz. Hâlbuki bazı yerlerde dinleyenlerin anlayabilmesi için izaha ihtiyaç hissediyoruz. Hem Üstad, Mektubat’ta ‘Risale-i Nur dairesine giren allâme ve müçtehitler de olsa vazifeleri yalnız bu derslerin şerhleri ve izahlarıdır veya tanzimleridir’ diyor. Demek şerh ve izaha müsaade var’ dedim.Bunun üzerine (Zübeyir Ağabey) bana:‘Kardeşim, sen imanî bahislere ait başka kitap okudun mu?’ dedi. Ben de:‘Hayır, ben Risale-i Nur’dan başka bu hususta kitap okumadım’ dedim.‘(O da) O zaman senin yaptığın izah, zaten Risale-i Nur’un kendi kendini izahıdır. Zira okuduğun bir yeri, yine Nurlardan okuduğun başka bir yerle izah ediyorsun. Buna bir beis yok’ dedi.”

    4-“Zübeyir Ağabey Risâle-i Nurlar’ı okurken herkesin açıklama yapmasını uygun görmezdi. Risâle-i Nur’u yine Risâle-i Nur’la açıklamak gerekir. Başka malûmatlar karıştırıldığında Risâle-i Nur’un ruhu zedelenebilir. O, bu endişeyle herkese açıklama izni vermiyordu. Risâle-i Nur’un ruhunu incitmeyen ve mânâsını bozmayan, tam tersine mânâsına kuvvet veren misallerle yapılan açıklamalara karşı değildi. Bunu herkes yapamayacağı ve derslerin ruhunun kaçabileceği endişesinden dolayı umûmî bir yol olmasını istemiyor ve bu konuda hassas davranıyordu.” Nur’un Büyük Kumandanı (M. Kırkıncı’nın hatırası), s. 122. (Zaten gerek Zübeyir gerek Hulusi abinin derslerinde usulünce ve gereğince izahlar yaptıkları malumdür.)

Sende yorum yazabilirsin