Risale-i Nur Eğitim Programı-14: Duanın İncelikli Sırrının Keşfi

Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı Dersleri-14: Duanın İncelikli Sırrının Keşfi (23.Söz, 1.Mebhas, 5.Nokta)

Eğitim Programı Bilgilendirmesi:

5 Kasım 2016 16.00 Cumartesi günü,

Yazarlar Birliği Sümer-1 Sok. No: 11/9 Kat:4 Kızılay/ANKARA (Keşif Yolculukları-20: Ebedî Hayatın Varlığının İspatı – 10.Söz İzahı)

duanin-incelikli-sirrinin-kesfi-risale-i-nur-egitim-programi-14-1Daha önce hiç olmadığı kadar farklı bir şekilde ebedî hayatın gerçekliğini hissetmek için ve âhiretin varlığını kesin olarak ispatlayan Risale-i Nur’un Onuncu Söz’ünü daha önce hiç anlamadığınız kadar bambaşka bir düzeyde anlamak, zevk etmek ve muazzam bir manevî hazla keyifle deneyimlemek için programımıza katılımınızı bekliyoruz. İhtişamlı müziği ve etkileyici görselleriyle 4 dk. 20 sn.lik tanıtım videosunu tam ekran ve hd izleyin. Fragman Video Adresi: https://youtu.be/-C2bFanrwfQ Önceki derslerimize aşağıdaki eğitim takip sayfasından ulaşabilirsiniz. http://risaleinuregitimprogrami.com/egitim-programi/

Eğitim programımızın 3.Keşfi olan Risale-i Nur’un 23.Söz’ünün incelendiği bölümde; insanın sahip olduğu yüksek değeri ve kâinatın gerçek mahiyetini ortaya çıkartıp görünür hale getiren imanın güzellikleri, şimdiye kadar eşine rastlanmamış bir üslupla ve insaf sahibi herkesin kabul edeceği bir netlikte gösteriliyor. Bu yazımızda ise, insanın hayvandan farklı olarak neden sürekli öğrenmeye ve kendini geliştirmeye muhtaç olduğunun derin sırrı, saklı olduğu yerden ustalıkla dışarı çıkarılıyor. Sunulan hakikatlerin tam olarak hissedilerek pekiştirilmesi için yazımızın sonundaki görsel destekli ders videosunu da izlemenizi tavsiye ediyoruz.

23.Söz, 1.Mebhas, 5.Nokta (İnsanın Farklılığı) – İzah Metni

Eserin bu bölümünde dua ile ilgili çok önemli iki şey öğreniyoruz.

Birisi: Her duaya mutlaka cevap verildiğini, fakat istenenin aynen verilmesinin, Allah’ın hikmetine uygun ise mümkün olduğunu, eğer uygun değilse ve o istek, isteyenin aleyhinde olacaksa istenenin verilmeyeceğini veya başka bir şekilde daha iyisinin verileceğini.

Diğeri: Duanın kulluğun esası olduğunu ve kulluğun da yalnızca Allah rızası için yapılması gerektiğini, neticesinin de manevî ve âhirete yönelik olduğunu, dünyevî maksat ve sebeplerin o kulluğu yapmak veya duayı etmek için esas sebep ve gerekçe olmamasının şart olduğunu, hatta dünyevî sebep ve maksatları, o ibadetlerin yapılma zamanını belirleyen şeyler olarak görmek gerektiği, yoksa o ibadetin ibadet olmaktan çıkacağını; işte tam da bu sebeple, sadece dünyevî maksatları esas alarak dua edenlerin dualarının ve ibadetlerinin kabule lâyık ve makbul olmayacaklarını öğreniyoruz.

Üç çeşit manevî dille edilen duanın, kâinatın her yerinde edildiği ve mutlaka kabul gördüğü ifade ediliyor. Bunlar, 1-İstidat, 2- İhtiyac-ı fıtrî ve 3-Izdırar dilleriyle edilen dualardır.

İstidat yani kabiliyet diliyle manen edilen dua, mesela bir tohumun ağaç olup meyve verme kabiliyetinin manevî diliyle ettiği dua ki, o ağaç âdeta der: “Benim bu potansiyel kabiliyetimi gerçeğe döndür ve bana güzel bir şekil ver ki, senin güzel isimlerini kendi varlığımla ayna gibi göstereyim ey yaratıcım!”

İhtiyac-ı fıtrî, yani hayatlarının devamı için gerekli ihtiyaçlarının manevî diliyle edilen dua ki, bu duayı, kendi güçleri ile ihtiyaçlarını karşılamaları mümkün olmayan tüm canlılar ediyorlar.

Izdırar, yani zorda kalmanın manevî diliyle edilen dua ki, çaresiz kalan her ruh, görünmeyen ve bilinmeyen bir koruyucuya o çaresizliğiyle sığınır. Tamamen hedefsiz ve bilinçsiz bile olsa, bu sığınma ve yardım isteme duygusuna yapışır. Sanki içten içe manen şunu hisseder, kendisine acıyıp merhamet eden birisi vardır ve eğer varsa, çaresizliğini görmesini dileyerek, o meçhul varlıktan yardım ister ve ondan medet umar.

Dördüncü çeşit dua ise, bizim kalben ve dille veya halimiz ve davranışlarımızla yaptığımız iki kısım duadır. Fiilî dua diye tabir edilen bu ikinci kısım duada, bir neticeyi elde etmek için gerekli olan sebepleri bir araya getirmenin, neticenin meydana gelmesini sağlayan asıl unsur olmadığına inanmak esastır. Neticeyi Allah’ın kudretiyle yarattığını itikat ederek ve neticeyi O’ndan bilerek; Allah’ın bu dünyada yaratılmasını bazı kurallara bağladığı neticeleri elde etmek için sebeplere teşebbüs etmek, davranışlarımızla gerçekleştirdiğimiz bir dua gibidir. Bir sınavı kazanmak için gerekli çalışmamız, fiilen ettiğimiz bir duadır ki, genellikle kabul edilir.  Sebepleri bir araya getirerek kendi başımıza, kendi ilmimiz ve kudretimizle elde ettiğimizi zannettiğimiz ne kadar netice varsa, gerçekte Allah’ın iradesi ve kudretiyle yaratılır.

Allah’ın, ilahî iradesi ile bir düzen dâhilinde işlettiği ve “Şu şu sebepler bir araya gelirse, bu neticeyi yaratmayı irade edeyim ve yaratayım” şeklinde bir tercihinden ve âdetinden ibaret bulunan “tabiattaki kanunlar”; aslında “kâinatta geçerli olan ilahî kurallar ve kanunlar bütünü”nden ve “neticelerin” yaratılma şartlarının belli kurallara bağlandığı, sebep-netice arasındaki ilişkiden meydana gelmektedir. Bu kanunlar, İslâmî literatürde “Adetullah kanunları” diye isimlendirilir. Bu belirlenmiş kurallara uymak, yaratıcının iradesine ve rızasına uygun hareket etmek manasına gelir. Bilinçli olsun olmasın, bu anlamdadır. Bu kurallara uymanın karşılığı ve mükâfatı da, o sebepler bir araya geldiğinde yaratılması takdir edilen neticenin ilahî kudret tarafından bizim için yaratılması suretiyle verilmektedir. (örn: tohum ekmek, tohumu sulamak ve fideyi güneşe karşı tutmak ve toprağı gübrelemek gibi sebepleri bir araya getirmenin karşılığı ve mükâfatı, leziz meyveler elde etmek neticesi ile verilmektedir)

Umumî kanunların, genel kural ve kaidelerin altında ezilen, zorda kalan ve yardıma ihtiyacı olan kullara ise (ilahî makama gerek sözlü, gerek ızdırar lisanıyla müracaat ettiklerinde) onları bu sıkıntılı durumdan kurtarmak için özel bir şekilde yardım edilebilir, genel kaidelerin dışına çıkılarak istisnaî şekillerde imdat edilebilir. Çünkü Allah, kendi koyduğu ve işlettiği kanun ve kurallara bağımlı ve tâbi değildir. Hâkimi olduğu kanun ve kuralların (istediği ve gerek gördüğü anda) hükmünü kaldırıp, istediği kulunun lehinde şartları ve hadiseleri yeniden şekillendirebilir veya yönlendirebilir.

Peygamberlere mucizeler ve evliyalara kerametler şeklindeki ilahî yardım ve ikramlardan başka, zorda kalan ve ilahî dergâha iltica edip yardım isteyen her kul için bu imkân mevcuttur. Allah; hadiseleri ve şartları (ilahî hikmet ve kudretiyle) istediği kulunun etrafında yönlendirebilir. Tabi çoğu zaman neticeleriyle tesirini hissettiğiniz bu ilahî yardım, tüm zamanı aynı anda görebilen ve bilebilen, zaman ve mekân kayıtlarının dışında çalışan bir kudret söz konusu olduğundan ve imtihan sırrını ihlal etmemek hikmetine binaen, tamamen sebepler dairesinde kalarak, yani tabiat kanunlarının dışına çıkmadan da size yardım edebilir. Siz ise, bu hadisenin tesadüfî değil, kastî bir yardımla olduğuna, olayların gelişiminin tesadüf ihtimalini ortadan kaldıracak açıklıkta gelişmesine bakarak, kesin bir kanaatle hükmedersiniz.

Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı Görsel Destekli Ders Videosu:

Duanın İncelikli Sırrının Keşfi (23.Söz, 1.Mebhas, 5.Nokta)

https://youtu.be/RN_8zZpJ72c

Sende yorum yazabilirsin