Risale-i Nur Eksenli Din Dersi Kitabı Hakkında Çözümlemeler-1

(1.Bölüm) Risale-i Nur Eksenli Din Dersi Kitabı Hakkında Çözümlemeler

İslam’ı çağın anlayışına en uygun ve aklî şekilde takdim eden Risale-i Nur’u ve içindeki Kur’ânî hakikatleri takdim ve talim etmek ve toplumun her kademesine yayma idealinin, belki de en önemli ve sonuç verecek boyutu, Risale-i Nur’un eğitim müfredatına entegrasyonu projesidir. Bu eğitim faaliyetlerinin en gerekli ve ihmal edilmiş bir alan bulunduğuna ve istikbale yönelik olarak aziz milletimize edilecek en önemli eğitim hizmeti olduğuna tüm akıl ve kalbimizle itikad ediyoruz.

Hayatın ve toplumun gerçeğine uygunluğun tamamen gözetildiği “Medresetüzzehra Hayali Nasıl Gerçekleşecek?” ve “Risale-i Nur Nasıl Ders Kitabı Olarak Okutulabilir?” isimli yazılarımız ile bu konuda geliştirdiğimiz ve beklemeden uygulanabilir hayat kurtarıcı bir acil müdahale reçetesi niteliğindeki çözüm önerimizi takdim ettiğimiz “Medresetüzzehra’nın Uygulamalı Bir Modeli “ isimli yazımızı bu yazımızla birlikte göz önünde bulundurmak gerekiyor. (Detaylı ve tam bir çözümleme için lütfen bu yazıları muhakkak dikkatle okuyunuz. Önceki yazılarımıza sayfanın sonundaki “Etiketler” bölümünden ismimize tıklayarak ulaşabilirsiniz)

Bu yazılarda iki temel nokta üzerinde duruluyor ve şöyle bir durum tespiti yapılıyor:

1- Binlerce ders kitabının mana-yı harfi ekseninde dönüştürülmesi güzel ve gerekli olsa da, şimdilik çok zor ve uzak bir hedef bulunduğundan, hem de bu imanî hakikatlerin tüm detaylarıyla ve hakkıyla anlatılması ancak tek, bağımsız, müstakil bir ders programıyla mümkün olacağından; emsal çalışmalara da yol açacak ve istenen maksadı ise beklemeye gerek kalmadan tam karşılayacak ve pratik, kolay ve ulaşılabilir bir hedef olarak tercihen mevcud din dersine entegre edilecek Risale-i Nur Eğitim Programı’mızın üzerinde durulması ve ona odaklanılması gerekiyor.

2- Risale-i Nur’un bir ders kitabı formatında olmaması, hacimce büyük olması ve lisanındaki zorluk, konuların kısmen dağınık olarak işlenmesi vs gibi muhtelif nedenlerle ders kitabı olarak okutulması manasının ancak haricî bir eğitim kitabı ile gerçekleştirilebileceği.

Şimdi en pratik ve somut şekilde konumuza giriyoruz. Din dersi kitaplarını inceledik. 6 iman esasına lise 2 kitabında 10-39. sayfalar arasında sadece 30 sayfa yer ayrılmış. İnanılacak gibi değil. Âdeta çocuk oyuncağı gibi bir içerik. Bazı iman esasları 1-2 sayfa ile geçiştirilmiş. Yeni bir tarzda oluşturulacak bir yardımcı/kaynak veya zorunlu din dersi kitabında bu müfredata uymaya kalkılsa neredeyse hiç iman anlatılmayacak demektir. Bizim hassas olduğumuz işte bu noktadır. İman hakikatlerinin içeriğinden ve tüm detaylarıyla ve sağlam bir mantık kurgusu içinde anlatılmasından taviz vermemek. Bu nokta çok önemlidir. Yoksa temel maksadımız olan “imanı tahkikî yaparak kurtarmak” gerçekleşemez. Öyle olunca da ortaya koyulacak çalışmanın bir kıymet ve anlamı kalmaz.

Müfredat paralelinde eğitim içeriği üretmeye prensip olarak karşı değiliz bütün bütün. Ama böyle bir çatısı olan bir müfredatta imanı anlatmaya zaman da yer de ayrılmamış ki. (O halde soruyoruz: Böyle bir manzara karşısında mana-yı harfi eksenli olarak üretilecek kitapların mevcut müfredat paralelinde olmasının talep edilmesi ne derecede uygun ve gerçekçi oluyor?) Bilinçli ve gayretli öğretmenlerin bu müfredatı tamamen bir tarafa bırakıp sadece iman esaslarını anlatmaları lazım ki, ayrılan zamanda belki ancak yetişir. Tabi mesela bir yılda kaç hafta ve toplamda kaç ders saati var? Zamanımızın ne kadar olduğunu öğrenip ona göre hareket etmek lazım. Tabiatıyla hafta bir saat (45 dakika) böyle bir eğitim programının sağlıklı olarak aktarılması için çok yetersiz bir zaman aralığı. Bizim Risale-i Nur Eğitim Programı’mızın tamamı (en az) 42 saatte sunulabiliyor. 1.Ana Bölüm=13,5 saat ve 2.Ana Bölüm=28.5 saat Eğer Allah’a İman olan Tabiat Risalesi Açılımlarını ilk yarıya alsak 23,5 saat ve 18,5 saat olarak yaklaşık iki eşit parçaya bölünebilir veya 3-4 eğitim döneminde de sunulabilir.

Bir taraftan aklımıza gelen şu: Zorunlu din dersine bu içerik aynıyla aktarılamazsa ve yardımcı ders kitabı olarak sunulsa ve bunun da eksiği olmasa, fazlası olsa ne mahsuru olur? Hiç mahsuru olmamakla beraber maksada tam uygun olur. Öğretmen işleyebildiği kadarını işler. Gerisini o yardımcı ders kitabına havale edebilir.

Açıkçası “tamamen müfredat çatısının yani iskeletinin birebir üzerine yerleştirilmiş bir yardımcı kitap neden olsun” diye düşünüyoruz. (gerçi zorunlu ders kitabı olmasını ve bunun da müfredatının kendinden olması veya mevcut müfredatın muhakkak surette değiştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz) Yardımcı kitabı takdim ederken diyebiliriz ki: “Bu yardımcı kitap, bütün ders müfredatının değil; ders kitabının detay ver(e)mediği 6 temel iman esasına açılım getiren ve bunun üzerinde uzmanlaşmış bir yardımcı/kaynak/tavsiye ders kitabıdır“.

Ve biz bunu bu şekliyle servis ettikten sonra bilinçli öğretmenlerimiz de din dersi kitabının lüzumsuz (veya derste işlemek gerektirmeyecek, öğrencinin dilerse ders kitabından kendisinin de okuyabileceği) mevcut ve klasik içeriğini terk ederek eğitimini yardımcı ders kitabının içeriği üzerinden işlemeyi tercih edebilir. Zaten bu pratikte çokça uygulanagelen bir usul.

Eğer zaman gerçekten bu içeriği aktaramayacak kadar kısıtlıysa, araştırmaya sevkederek ve kaynak yönlendirmesi yaparak anlatmak da çok faydalı olacaktır. Belki bu tarza odaklanmak da fayda olacak. Tablo netleştiği zaman bakılabilir bir nokta. Etkinlik önemli. Örneğin Allah’a imanla ilgili Tabiat Risalesi Açılımları’nın 150 sayfasının tamamı aktarılamayabilir ama o 150 sayfanın bir kapsamlı özeti ve temel altyapısı niteliğindeki ilk 40 sayfa sadece verilse yine çok istifadeli olacaktır. İlk 40 sayfada mesele temel kavramlar noktasından ciddi bir hal yoluna girildiği görülüyor. Daha 9 muhalin işlendiği yerlere gelinmeden.

Zaten biz de belki öğretmenlerimizi o tarza yönlendiririz. Şimdi kabiliyetler bir değil. Bazısı çıkar fişşek gibi, ders süresinde içeriğin çoğunu mükemmelen sunabilir, bazısında o kabiliyet olmayabilir, bahsettiğimiz 40 sayfayı bile öğrenciye versen yeter deriz. Ama ellerindeki yardımcı kitapta tamam içerik olsa uygun olur.

Şimdi Filipinler Moro Özerk Bölgesi’nde “Risale-i Nur’un Yüksek Öğretim Müfredatına Entegrasyonu Projesi” kapsamında ders kitabı olarak okutulmak üzere gönderilen kitap çalışmasına dair vaktiyle kaleme aldığımız eleştirel bir incelemeyi bu kapsamda hazırlanacak bir din dersi kitabının ne gibi özelliklere sahip olması gerektiği konusunda yön vermesi için aşağıya alacağız. Bu kitabın oldukça acele ve bir ay gibi kısa bir zamanda hazırlandığından haberdarız ve projede çalışan kardeşlerimiz de bu ilk versiyonun istenen ölçüde olmadığını kabul ediyorlardı. Belki şimdi yeni versiyonda bu eksikleri gidermeye çalışacaklar. Önemli olanın, bu eleştirilerin ve yapılan hata ve eksiklerin, bizleri daha doğru ve güzele ulaşmak için bizlere bir bakış kazandırması olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle aşağıdaki eleştirilerimizi okuduğunuzda sakın kitabı sert ve insafsız bir şekilde eleştirdiğimizi düşünmeyin.

Biz elbette böylesi bir çalışmanın ortaya çıkmasını ve kitabı hazırlayanları tebrik ve takdir ederiz ancak hak namına gördüklerimizi aynen aktarmak ve dikkatinizi bu yöne çekmeyi zorunlu gördük. Tespitlerimizi dürüst ve olabildiğince direk yazdık. Bu gözle bakılmasını rica ediyoruz. Söz konusu kitap dosyalarına goo.gl/hNIUou adresindeki “(Resmi Sunum Dosyası) Risale-i Nur Eğitim Programı” klasöründeki “Filipinlere Gönderilen Risale-i Nur Ders Kitabı Eleştirisi” klasöründen ulaşabilir ve kitapları tetkik edebilirsiniz ve bunu yapmanızı ve eleştirdiğimiz hususların doğruluğunu kendi gözlerinizle görmenizi tavsiye ediyoruz.

Dört kitap hazırlanmış. 1.Kitap iman esasları ve bizi de esas olarak ilgilendiren bu kitap zaten ve eleştirilerimiz ve tespitlerimiz de bu kitap için yapıldı. Diğerlerinin ise şöyle bir fihristine baksanız veya hatta kitap isimlerinden de içeriklerinin ne türden meselelerle dolu olduğu anlaşılıyor ve tahmin edilebiliyor. Zaten diğer üç kitap bizce Risale-i Nur’un temel hedefi olan imanı tahkikî olarak ders vermekle ilgisiz konu alanları. 2.Kitap:İslam esasları (İslamın 5 şartı) 3.Kitap:Nübüvvet (Peygamberler tarihi tarzında daha çok) 4.Kitap:İslam Ahlakı (bu da malumunuzdur) Eğer verdiğimiz adresten kitapları incelerseniz, ilk kitabın ne kadar klasik bir din kitabının tarzına yakın olduğuna ve Risale-i Nur’un ayrıcalıklı özelliğini (ispatiyecilik, mantıkîlik, tahkikî ders verme ve dikte etmeden soru cümleleriyle hakikati anlatma üslub ve tarzını) ortaya koyamadığına ve sıradanlaştırdığına şaşkınlıkla şahit olacaksınız. 

Tespit ettiğimiz ve eleştirdiğimiz noktalar:

 

1-Risale-i Nur’lar bazen tamamen bazen kısmen sadeleştirilerek sunulmuş. Bazen risalelerden alıntı yapılarak veya az değiştirilerek aynı manayı benzer cümlelerle ifade edilmeye çalışılmış ve bu ifadelerde bir takım Osmanlıca kelimeler hiç zorunluluk olmadığı halde sadeleştirilmeden kullanılmış, bazı yerde de hiç gerekmediği halde uydurukça diyebileceğimiz kelimeler kullanılmış. Malum bu durum yakışıksız bir tezat oluşturmuş.

2-Üslubu genel olarak içine duygu katılmamış ve sıradan bulduk. Ruhî veya aklî manada ciddî bir haz vermekten ve tam tatmin etmekten uzak. Aslında hiç de Risale-i Nur’un tarzına uymayan akla kapı açmayan yapay bir kopyacılık her yerde hâkim. Hem dikte edici ve kesin hüküm cümleleri de aşırı kullanılmış. “Bu böyledir, şu öyle değildir” tarzının hâkim olduğu, esneklikten ve soru cümlelerinden ve sorgulamaktan uzak bir üslup görünüyor. Hatta kitapta soru cümleleri (ünite başı ve sonundaki sorular haricinde) kitabın kendi iç metninde neredeyse yok denecek kadar az. Bu tam bir yöntem hatası. Nerede Risale-i Nur’un  akla kapı açarak ispatlama ve düşündürmeye dayalı Kur’ânî metodu? Nereye kayboldu? Halbuki önkabuller ve hüküm cümleleriyle değil; incelemeye, sorgulamaya ve delile dayanan, kalb ve vicdanı heyecana sevk eden, aklı ve zihni harekete getirip işleten soru cümleleriyle hakikati anlatmak gereklidir. (Bizim hazırlamış olduğumuz kitap çalışmamızda ise durum çok daha farklı. Kainatımızın Yaratılış Hikayesi-(11.Söz) isimli dersimizden sadece kısa bir bölüm dikkatimizi çekti ve dikkat ettik ki, soru cümleleriyle hakikati anlatmaya parlak bir misal teşkil ediyor. Bir sayfadan bile az bir metin bu A4’e göre. Biz 18 tane soru cümlesi saydık.) Misal olması için bu metni aşağıya almamız gerekiyor. Lütfen dikkatle ve alıcı gözle tetkik ediniz cümle kuruluşlarını, mantık kurgusunun sağlamlığını ve soru cümleleriyle hakikatin nasıl anlatıldığını.

“Şimdi, şu her köşesinden hayatın fışkırdığı dünyaya, sıradanlık ve alışkanlık gözlüğünü çıkararak, dünyaya yeni gelmiş bir ziyaretçi gözüyle bakmayı deneyin.

 

Temsildeki saraydan daha aşağı kalır yanı var mı bu kâinatın? Milyonlarca canlı türü, trilyonlarca canlı organizma ile dolu bu gezegen.. Her biri müthiş bir ekosistemin içinde, genel düzeni korumak ve işleyişi bozmamak için hassas adımlar atarak çalışan, hem gayet sanatlı, hem ileri teknolojili canlı makineler değiller mi? Bunlar ne zaman bir araya gelip konsensüs  yaptılar aralarında? Şu dünyanın dengesine ayak uydurmakta, bir arı kolonisi veya bir karınca cumhuriyetinden çok daha beceriksiz olduğumuz, insanlık olarak ortak itirafımız değil mi ki. Green Peace (Yeşil barış-çevreci bir örgüt) neyi korumaya çalışıyor? Bu muhteşem tabiat dengesinin bozulmaması ve doğayı korumak için neden akıl sahibi insanlardan medet ummuyorlar da, hiçbir teknolojiye ve bilime sahip olmayan şuursuz hayvanların ve bitkilerin her birine olan ihtiyacımızın vazgeçilmezliğini, kendilerini zincirlere vurarak yaptıkları eylemlerle haykırıyorlar?

 

Neden tesadüfen oluşmuş varlıkların mevcudiyetine muhtacız? Mademki akıl sahibi ve dünyanın hâkimiyiz, neden işler iddia ettiğimiz gibi işlemiyor?

 

Bir kelebeğin veya tabiatın üzerindeki sanatı inkâr eden, o kelebeğin bir ressamın resminde resmedilmesini ve o resmin sergilerde teşhir edilerek, tablosunun milyonlara paha biçilerek satın alınmasını açıklayabilir mi?

Kâinat ve dünya içindeki tabiat neden güzel? Tesadüfen, maksatsız oluşmuş şeylerde bir düzenlilik ve güzellik eseri olur mu hiç? Hadi bir sefere mahsus oldu diyelim veya bize öyle göründü. Bu düzenlilik ve güzellik, her yerde ve her canlıda sürekli olarak kendini gösterebilir mi? Böyle bir şey nasıl mümkün olabilir? Normal şartlarda bu işlerin hiç birinin olmaması gerekmez miydi? Bir iş sahibini gerektiren sanatlı ve mükemmel işlerin, ustası ortada gözükmüyor ve işler de sürekli gözümüzün önünde ve her tarafta kolayca oluyor bitiyor diye, bu işlerin kendi kendine olduğu sonucuna varmak, ahmaklık ötesi bir varsayım olmaz mı?

 

Nasıl oluyor da akıl, irade, ilim, teknoloji sahibi bir insanın, koca fabrikalarıyla ürettiği en teknolojik kamera, bir damla sudan meydana gelen insan vücudundaki göze göre çocuk oyuncağı gibi düşük kalıyor? Bunlar ne biçim işlerdir böyle? Etrafımızda ne türden gizemli işler dönüyor? Hâlbuki bizler, her gün gördüğümüz için, alışkanlık perdesinin arkasında sakladığımız bu mucizeleri artık görmüyoruz ve fark etmiyoruz. Şaşırma duygumuzu bile kaybettiğimiz bir körlük içindeyiz. Her gün bu mucizeli sarayda güya akıl sahibi bir canlı olarak yaşarken, bizlere nasıl insan ve şuur sahibi denilebilir? Hepimizin itiraf etmesi gereken bir gerçek var: Bu dünya tam da bizim için hazırlanmış bir vaziyette görünüyor. Hazırlayıp işleteni, bizzat gözümüzle görmememiz, bu muhteşem kâinat sarayının ve dünya misafirhanesinin sahibinden gafil olmamızı, onu yok saymamızı ve öyle biri yokmuş gibi yaşamamızı gerektirmez, hele yokluğuna hiç delil olmaz.”

 

Bir sonraki yazımızda kaldığımız yerden (3.maddeden) devam edeceğiz inşallah.

Ediz Sözüer

Sende yorum yazabilirsin