Risale-i Nur Hizmet Tarzının Aynen Korunması ve Devam Ettirilmesinden Ne Anlamalıyız?

Bir ağacın kendi tatlı, leziz meyvesini inkâr etmesinin yakışık almayacağı hakikatini aklınızda tutmanızı rica ederek soruyoruz: Üstad Bediüzzaman’ın hizmet tarzını aynen korumak ve devam ettirmekten ne anlıyorsunuz? Elbette ezberci bir şekilde sadece nakletmek, içindeki hakikatlerin hayat bulması manasına gelmeyeceği açıktır. O yazılanların ne türden tatlı, leziz meyveleri netice vermesi için (ne gibi bir işe yaraması için) kaleme alındığını sormamız gerekmez mi?

Velev ki hissederek ve anlaşılarak okunuyor olsun.. E bu durumda da, okunup anlaşılanların sinede ve zihinde saklı ve hapis kalması ve hiçbir meyve vermemesi, gelişmemesi, sözlü ve yazılı olarak ifade edilmemesi, arttırılmaması, geliştirilmemesi, onlar üzerinden yeni şeyler üretilmemesi ve dahi böyle bir şey vaki olursa da manasız bir şekilde karşı çıkılması ve sahipsiz bırakılması daha da vahim ve üzücü değil midir?

Sadece şeklen korumak bizce sadakati, yani içten bağlılığı ifade etmemektedir, hatta bazen tam tersi manaya gelebilecegine kanaatimiz var. Çünkü sahip çıkıldığı iddiasında bulunulan hakikatlerin ifade ettiği mana ve ruh, mevcut şeklin elbisesini değiştirmeyi gerektiriyorsa, bunu yapmamak o manaya sadakatsizlik olmayacak mıdır?

(Bilenlerce malumdur ki, sadeleştirmeyi uygun görmüyoruz. Kastettiğimiz Risale-i Nur hizmet tarzının ruhuna uygun yeni takdim, ilan ve tanıtım araçları ve eserler üzerinde yapılacak ilmî çalışmalardır.)

İnsanların bu hakikatlerden haberdar olup, onları talep etmelerini temin etmenin vesilelerini araştırmak ve bu yönde gayret sarfetmek çok başkadır; popülerlik kaygısıyla çok sayıda insana hitap etmeye kendini mecbur hissedip, hiçbir prensip gözetmemek ve hakikatin haysiyetini incitmek daha başkadır.

Hakikati insanların keyfine tabi etmeden ve hakikatten taviz vermeden, keyfiyeti ve ihlası esas alarak daha tesirli hizmet etmenin yöntemlerini aramak, bulmak ve kullanmak çabası içinde, sürekli bir iyileştirme ve geliştirme faaliyeti içinde olmak, vazifemizin alanı içindedir ve şahsî sorumluluğumuzdur.

Neticelere kanaat etmek ise, ancak elimizden geleni yaptıktan sonra kader ve takdir-i ilahi noktasında nazar edilecek ve söz konusu olabilecek bir şeydir. Yoksa irademiz ve sorumluluğumuz dâhilindeki işlerde hareketsiz kalmak ya tembelliktir veya umursamazlıktır.

Emirdağ Lahikası’nda geçen şu ifadeler ise oldukça dikkat çekicidir ve yaklaşımımızı teyit etmektedir: “İhlas dairesinde, hizmet noktasında çok hırs ve kanaatsizlik gösterdiğimiz halde, neticelerine ve semeratına karşı kanaatla mükellefiz.”

Tavr-ı esasiyi bozmayacak, ruh-u aslîyi renciye etmeyecek yeni takdim ve ilan yöntemleri, kuvvetli bir hizmet aracı olarak kullanılmalıdır.

Görsel destekli ve izahlı dersler gibi… İnternet siteleri ve video kanalları gibi… İzah ve şerh çalışmaları gibi… Eserler içindeki iman hakikatlerini eğitim programı müfredatına dönüştürmek gibi… Eserler üzerinde yapılacak akademik çalışmalar gibi…

Yani işin ruhuna uygun her çeşit teknolojik aracı kullanmak ve eserler üzerinden akademik çalışmalar gerçekleştirmek gerekiyor… Bu tür araçlar ve ilmî faaliyetler, Risale-i Nur’un elinde tesirli bir elmas kılıçtır.

Zaten “tüm dünyaya ders dinlettirmek manası ise, onun hakikati sonra çıkacak” müjdesi bugünler için söylenmiş olmalı….

Bu türden faaliyetler, hizmet tarzının değiştirilmesi değil, tarzının korunarak dairesinin genişletilmesi ve yeni ve modern araçların hizmette kullanılması olarak anlaşılmalıdır.

Mesela teksir makinesinin Üstad tarafından “1000 kalemli bir nur talebesi” olarak nitelendirilmesi çok manidardır ve meselemizi kuvvetli bir biçimde teyit eder.

Yenilikçi hizmet tarzı, 1400 senelik İslamî ilim kültür geleneğinin peygamber ve sahabeden miras alınmış değişmez çizgisidir.

Peygamberimizin zamanında mescide kandil getirerek aydınlatan sahabiye olan duasını hatırlayınız lütfen. Allah Resulü (Sallallahü Aleyhi Vesellem) mescide teşrif buyurdukları zaman, mescidin pırıl pırıl parladığını görünce “Bu işi kim yaptı?” buyurdular. Ashab-ı kiram: “Temimüd-Dari yaptı ya Rasulallah”dediler. Bunun üzerine Allah Resulü (Sallallahü Aleyhi Vesellem): “Sen İslam’ı (mescidimizi) aydınlattın, Allah’ta seni dünya ve ahirette nurlandırsın” buyurdular.

Bundan niye bahsettik? Çünkü Üstad zamanında yoktu diye her yeniliğe karşı çıkmak, asla İslam’ın ruhuyla bağdaşmaz da o yüzden.

Bununla alakalı şu çok önemli temel yazımıza lütfen başvurunuz:

Hiç “İslamiyet ve İlme Sadakat”; “Risale-i Nur’a İhanet” Olur mu?

http://www.nurnet.org/hic-islamiyet-ve-ilme-sadakat-risale-i-nura-ihanet-olur-mu/

Risale-i Nur’un daha iyi anlaşılmasına, toplumun bütün kademelerine mal edilmesine ve tesir sahasının genişletilmesine hizmet edecek çalışmalar, samimiyetle teşvik edilmeli, ciddiyetle sahip çıkılmalıdır diye düşünüyoruz. Bu alanda yapılacak çalışmalar, hakikatte o çalışmayı ortaya koyanların olmayacaktır.

Nasıl ki Üstad Bediüzzaman (R.A.) eserlerinin Kur’an’ın malı ve meali, manası olduğunu samimiyetle itiraf eder ve ehl-i imana bu yönüyle sahip çıkmaya davet eder. Bizim de inancımız, böyle çalışmaların Risale-i Nur’un malı ve manası olduğudur. Çünkü Risale-i Nur’daki hakikatleri tasdik eden, ispatlayan, ona kuvvet ve revaç verecek bir mahiyette olacaklardır. Şahısların ve şahsî kabiliyetlerin çok ötesinde bir anlam ve kıymet taşıdığına ve o kıymetin sahiplenmeye ve destek vermeye değer olduğuna inanıyoruz.

Bu nedenle Risale-i Nur’a gönül vermiş insanların, (eksiğiyle-kusuruyla ortaya koyulmuş) bu tarz çalışmalara Risale-i Nur’un (dolayısıyla imanın ve Kur’ân’ın) hakikatleri olduklarından, kendi malları gibi sahip çıkmamaları için hiç bir neden yoktur diye düşünüyoruz.

Hususî Bir Not:

Risale-i Nur hizmetinin merkezi ve asıl hizmet, dershane sistemi içinde hayatını Nur’a vakfetmiş vakıflar nezdinde yapılan talim ve tedristir. Bizim yaptığımız ise bu hizmetlere destek vermek, tanıtmak ve insanları oraya doğru yönlendirmektir. Kitap çalışmalarımız ise bağımsız bir kitap değil, ancak Risale-i Nur’u okutmak ve tanıtmak için kaleme alınmış ve asıl metni içinde bulunduran yazıya dökülmüş izahlı ders notlarıdır.

Hizmetin merkezinde bulunan ve çekirdek hizmeti ifa eden kardeşlerimiz bahsettiğimiz türden usulü dairesinde yapılan faaliyetlere memnun olmalı, onlara sahip çıkmalı, manen ve maddeten destek vermelidirler.

Çünkü hiç bir ağacın kendi meyvesini inkâr etmesi yakışık almaz… Yeter ki meyve çürük olmasın… Onu da göz görür, basiret, insaf ve vicdan anlar… Anlamalı…

Ediz Sözüer

Sende yorum yazabilirsin