Risâle-i Nur Talebelerinin Şahs-ı Mânevisi!

Hem, “Risâle-i Nur mesleği tarîkat değil, hakikattır; sahabe mesleğinin bir cilvesidir. Bu zaman, tarîkat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır.” Risale-i Nur, bu hizmeti lillahilhamd en müşkil ve ağır zamanlarda yapmış ve yapıyor.

Risale-i Nur dairesi, Hazret-i Ali ve Hasan ve Hüseyn’in (R.A.) ve Gavs-ı A’zam’ın (K.S.) -ihbarat-ı gaybiyeleriyle- şakirdlerinin bu zamanda bir dairesidir… Zâten Üveysî bir surette doğrudan doğruya hakikat dersimi Gavs-ı A’zam’dan (K.S.) ve Zeynelâbidîn (R.A.) ve Hasan Hüseyin (R.A.) vasıtasıyla İmam-ı Ali’den (R.A.) almışım. Onun için, hizmet ettiğimiz daire onların dairesidir. [1]

شخص معنوي(Şahs-ı Manevi): Bir şahıs olmayıp kendisine bir şahıs gibi muamele yapılan şirket, cemaat, cemiyet gibi ortaklıklar. Belli bir kişi olmayıp bir cemaatten meydana gelen manevî şahıs. * Bir topluluğun taşıdığı manevî kuvvet ve meziyetler.  * manevi şahıs, manevi kişilik, kurum kuruluş veya şirketin manevi olarak bir vücud olarak düşünülmesi.   Olarak Lugatta ıstılahi manalarla beraber geçmektedir.               

Bu şahs-ı manevi meselesi insana huzur vermektedir. Manen bilmektedir ki bu şirketten kendisine her an gelir var. Nasıl ki insan bir şirketten hisse alıyor kendisine düşen vazifeleri yapmasıyla beraber kendi az ve cüz’i olan vazifesini yapmasıyla büyük olan işletmenin işini yapmasıyla o işletmenin gelirinden hissesini almaktadır.

Düşünelim ki bir mecliste oturmuş sohbet-i ihvan, tilavet-i Kur’an, Münacat-ı Rahman ile meşgul olurken bir kişinin tilavet ettiği Kur’an’ı dinlerken o ses bitamamiha hepimizin kulak kapısından girip dimağına yerleşmektedir. Meclisteki esir maddelerinin iletkenliğiyle bize iletilen bu sesin esirler arasındaki cezb ve celb kanunu vesilesiyle bize iletilmesibir kanundur. Sesin tamamı bize gelmesi ve herkesin işitmesi şahs-ı maneviye numunedir.

Bu tilaveti dinlerken ortamı ışıldatan lambadan herkes istifade etmektedir. Yeterki o mekanda mecliste bulunsun. İstifadesine mani olacak bir şey yoktur. İşte bu lamba misali şirket-i maneviyeye numunedir. O lambaya herkes elinde ayna tutsa ve aynasında herkesin bir lamba görünecek ve aynada görünen suret ise yansıtma aksetme hususiyeti aynanın kalitesi ve ebatına göre değişmektedir.

Burada ortak olan: lamba ve lambadan akseden ışıktır.

Farklı olan şey: Lambanın kalitesi ve ebatıdır.

O halde bizlerin şu anda bağı olmuş olduğu müceddidiyetin son halkası olan Risale-i Nurun meslek-i esası ve asıl sahibi Hz. İmam-ı Ali (r.a) kadar gitmekte ve silsile yoluyla bu Nur Dairesi Hz. Alinin yoludur.

            Bizlerin okumaları, şevkimiz, gayretimiz, cehdimiz ve Daire-i Nuriyedeki istihtamiyetimize göre şirket-i maneviyeden hissemiz artmaktadır.

İbn-i Sina, Farabî, İbn-i Rüşd bu mes’elelerde bütün mevcudatı delil olarak gösterdikleri halde, Risale-i Nur o hakikatları bir zerre ve bir çekirdek lisanıyla isbat ediyor. Eğer Risale-i Nur’un ilmî kudretini şimdi onlara göstermek mümkün olsa idi, onlar hemen diz çöküp Risale-i Nur’dan ders alacaklar idi. [2]

“Eğer Şeyh Abdülkadir-i Geylanî (R.A.) ve Şah-ı Nakşibend (R.A.) ve İmam-ı Rabbanî (R.A.) gibi zâtlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-i imaniyenin ve akaid-i İslâmiyenin takviyesine sarfedeceklerdi.[3]”

O halde Bir Risale-i Nur Külliyatının Okurları için dairemiz içerisinde sevk u gayretle istihtam olmak için dua etmeliyiz. Zübeyr GÜNDÜZALP ve Tahiri MUTLU Ağabeylerimizle 20 seneye karib hizmet etmiş olan Rüştü TAFRAL Ağabeyimizin naklettiği bir hatırayı burada alakası olması hasebiyle naklediyorum:

Tahiri Ağabey Üstad’ın en yakın talebelerinden ve Üstad “Tahiri evliya bir zattır ama Allah kendisine bunu bildirmesin” demiş öyle mi?

Rüştü Tafral Ağabey: Evet, Üstad bizzat böyle söylemiş. Gerçekten de evliya bir zattı fakat kendisi bilmiyordu. Hatta Üstad kendisine:Tahiri, keramet mi istersin istihdam mı” demiş.

– “Üstadım istihdam isterim” demiş.

Allah onu yönlendiriyor manevi cihetten. İşte Üstad o zaman demiş Tahiri Ağabeyin evliya olduğunu. Hakikaten onunla beraber vefatına kadar geçen 10 seneyi aşkın bir beraberlik sırasında onun gerçekten bir Veli olduğu kanaatine vardım. Tevazu ve ihlası, o kadar üstün derecede yani, bizzat gördük hatta zaman zaman onun o tevazuundan dolayı ağladığımda oldu.

Netice itibariyle şu ilanata kulak verelim: “Gelin, hepimiz bu hevaî ve nefsî arzulardan vazgeçelim; hakaik-i Kur’aniyenin önünde diz çökelim ve bu asrın rehber-i saadeti olan Nur medresesine koşalım; aylarca ve yıllarca alkışlayıp durduğumuz o yalancı sefillerden ve onların hakikat diye gösterdikleri yalanlardan vazgeçip Bedîüzzaman Said Nursî’nin derslerine gönül bağlayıp onu üstad edinelim, zulmetten Nura dönelim. [4]

Ey Rabb-i Rahimim ve Ey Halık-ı Kerimim bizleri daire-i nuriyede istihtam eyle ve Risale-i Nurun en yüksek makam olan sadakat  makamında ahir dem’e dek kaim eyle. Ve sadakat makamına sühuletle vasıl eyle! Amin.. Amin.. Amin.. (Haşiye)

Selam ve Dua ile

Muhammed Numan ÖZEL

www.NurNet.org

(Haşiye): Makaleyi okuduktan sonra kanaat belirtmenizi istirham ederim.

[1] Emirdağ Lahikası-1 ( 67 )

[2] Asa-yı Musa ( 247 )

[3] Mektubat ( 23 )

[4] Şualar ( 558 )

Sende yorum yazabilirsin