Risale-i Nur ve Kuran

İsmail Aksaraylı

Kuran’ın Maksadı

Kur’ân’ın maksadı, insanlara bilmediği şeyleri bildirmektir,[59] bütün zamanlarda, insanların maddi ve mânevî ihtiyaçlarını temin için inmiştir.[60] İnsanın bu dünyaya gönderilmesindeki maksatta “taallüm” yani bilme ve bildirme vardır.[61]Mûcize-i kübrâ-i Ahmediye (a.s.m.) [Hz. Muhammed’in en büyük mucizesi] olan Kur’ân-ı Mûcizü’l Beyân ilimlerin ve fenlerin doğru hedeflerini ve dünyevî, uhrevî kemâlâtı ve saadeti açıkça gösterir; çok büyük teşviklerle insanları onlara sevk eder.[62]

Kur’ân, “Hâlık-ı Kâinat’ın bütün kemalâtının mûciz lisanı ve bütün maksadlarının hârika mecmuası”,[63] kâinat kitabının açıklaması ve yaratılanlara karşı Allah’ın hüccetidir.[64]

Kur’ân-ı Hakîm’in verdiği en mühim bir ders, âhirete îmandır.[65] Âhiret inancı, şahsî ve içtimâî insan hayatı ve saadetinin ve kemâlâtının esasıdır.[66]

Îman ve İslâmiyet iki dünya saadetinin vesilesidir.[67] İslâmiyet, Kur’ân’ın neticesi,[68] âhiret hayatı da bütün kâinatın neticesidir.[69]

Kur’ân; müessistir, din-i mübînin esasıdır ve âlem-i İslâmiyet’in temelleridir.[70] İslâmiyetin dayandığı bu temeller,Kur’ân’ın takip ettiği maksatlardır; onun dâvâsının esaslarıdır; bunlar: Tevhid, Nübüvvet, Haşir, Adâlet ile ibâdet olmak üzere dörttür. Bu dört hakîkat, Kur’ân’da dört esastır ve Kur’ân’ın her tarafında yayılmıştır. Birinci maksadı Tevhiddir. Tevhid, Kur’ân’ın en büyük esasıdır, îmanın birinci rüknü [esası] ve teklifin [insanın imtihana tâbi tutulmasını, emir ve yasaklarla denenmesinin] temelidir. Îman esaslarından en mühimi, Allah’a îmandır. Sonra nübüvvet ve haşirdir. Bunun için, bir insanın en başta elde etmeye çalıştığı ilim; îman ilmi olmalıdır, ilimlerin esası, ilimlerin şâhı ve pâdişahı îman ilmidir.[71]

Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’ın tebliğinin temelinde âhirete îman vardır;[72] bütün hayatında ‘Vahdâniyet’ten sonra en daimi dâvâsı, iddiası, dâvâsının bir esası da âhirettir. O Zât (a.s.m.), ebedî saadeti dâvâ edip beşere müjde vermiştir.[73] İnsan nevi; bütün fıtratı ve ruhu ve istidâdı ile lezzetin ta kendisi olan bâki hayatı ister.[74] Âhiret inancı, içtimâî ve şahsî insan hayatının üssü’l esası ve saadetinin ve kemâlâtının temelidir.[75]

İnsan, cevheri itibariyle daima hakîkati arar ve daima maksadı saadettir.[76] Kasden ve bizzât kimse küfrü kabul etmez; yalnız şirk, nefislerinin hevâ ve hevesine yapışır. Onlar da içine düşer, pis olurlar. Ondan çıkması güçleşir.[77] Tabiat ve sebepler bazı insanlara sayısız muhallerden kurulan şirk ve küfrün kapısını açmıştır.[78] Şirk, kâinata karşı büyük bir tahkir ve tecavüzdür; kâinatın kudsî vazifelerini ve yaradılış hikmetlerini inkâr etmekle kâinatın şerefini kırar.[79] Şirk içindeki felsefe, insanlığı zulmete, karanlığa atmıştır; bu felsefeye göre ‘kâinat adem, yokluk ve hiçlik ve zeval ve fena karanlıklarında yuvarlanan karmakarışık vahşetli bir virâne ve dehşetli bir matem yeridir.[80] Îman gözüyle bakılmadığında dünya, hiçlik derelerinde ve yokluk karanlıklarında yuvarlanıp gitmektedir.[81]

Adem [hiçlik] şerdir,[82] îman nurdur,[83] îman nuru, muhabbet-i İlâhiyyenin ziyasını tâzammun eder,[84] insanı ışıklandırır.[85] Allah’a îman ve muhabbet etmenin neticesi: dünyanın bin sene mes’ûdâne hayatı, bir saatine değmeyen cennet hayatı ve cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat müşahedesine değmeyen bir kudsî, münezzeh cemâl ve kemâl sahibi olanZât-ı Zülcelâl’in müşahedesi, rü’yetidir ki: hadîs-i kat’î ile ve Kur’ân’ın nassıyla sabittir.[86] Kur’ân, mahz-ı hidayettir; îman nurlarının madenidir. Îman nurunun aksi zulümattır. Kur’ân’ın muhalifi bilmüşahede küfrün dalâletidir.[87]

Risale-i Nur ve Kuran

Risâle-i Nur mesleği “Cadde-i Kübrâ-yı Kur’âniye”dir;[88] yolu da; insanlara bu caddeyi açan[89] Hz. Muhammed’in (a.s.m.) yoludur.[90]

Bu cadde: ‘Sahabe ve Asfiya ve Tâbiîn ve Eimme-i Ehl-i Beyt ve Eimme-i Müçtehidînin caddesi’dir,[91] her senede üç yüz milyon Müslümanın yürüdüğü ve üç yüz milyar Müslümanların hakîkate ve saadet-i dareyne gittikleri büyük caddedir.[92] Bu büyük caddeyi Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Mi’râcı ile açmış, îman hakîkatlerinin en yüksek mertebelerine gitmiş[93]ve Mi’râc ile açtığı o kapıyı açık bırakmıştır.[94] “Bütün Sözler ve bütün Mektuplar, o caddeyi gösterir.”[95]

Kur’ân’dan gelen Sözler ve Nurlar, yalnız aklî ilmî meseleler değil; aynı zamanda kalbî, ruhî, hâlî, îmanî mes’elelerdir ve pek yüksek ve kıymettar maarif-i İlâhiye [Allah’ı bilme, bildirme ilmi] hükmündedir.[96]

Risâle-i Nurlar; bu asırda, insanları irşat eden ehemmiyetli ve mânevî ve ilmî bir mürşittir,[97] Kur’ân ve îman hakikatlerini muhtaç ve müştak olanlara güneş gibi bildirir.[98]

59 İşârât’ül İ’caz, s.158.

60 Mesnevi-i Nuriye, s. 71; Şualar, s. 37.

61 Sözler, s. 329.

62 Sözler, s. .275.

63 Mesnevi-i Nuriye, s. 71; Şualar, s. 37.

64 Mesnevi-i Nuriye, s. 19.

65 Lem’alar, s. 214.

66 Gençlik Rehberi, s. 68.

67 Mektubat, s. 84.

68 İşârât’ül İ’caz, s. 126.

69 Şualar. s. 217.

70 Sözler, s. 251.

71 İşârât’ül İ’caz, s.12; Muhakemat, s.12; İşârât’ül İ’caz, s.105; Mektubat, s. 347, 407; Sözler, s. 797.

72 İşârât’ül İ’caz s. 180.

73 Şualar. s. 217.

74 Şualar, s. 481.

75 Şualar, s. 179.

76 Muhakemat, s.124.

77 Mesnevi-i Nuriye, s.71.

78 Mesnevi-i Nuriye, s. 30.

79 Şualar, s.12.

80 Şualar, s. 506.

81 Sözler, s. 217.

82 Siracünnur, s. 31.

83 Sözler, s. 328.

84 Sözler, s. 341.

85 Sözler, s. 326.

86 Sözler, s. 691.

87 Mektubat, s. 202.

88 Lem'alar, s. 152.

89 Mektubat, s. 328.

90 Mektubat, s. 355.

91 Mektubat, s. 90.

92Tarihçe-i Hayat, s. 390.

93 Mektubat, s. 328.

94 Sözler, s. 616.

95 Mektubat, s. 355.

96 Mektubat, s. 379

97 Kastamonu Lahikası, s.

98 Tarihçe-i Hayat, s. 381.

Sende yorum yazabilirsin