Risâle-i Nûr ve Tefsîr

Risâle-i Nûr’u def’alarca usanmadan okuyan her nûr talebesi şu soruyla muhatap olmuştur: “Risâle-i Nûr tefsir midir?

Öncelikle tefsîrin ne olduğuna ve kaça ayrıldığına değinmek istiyorum. Tefsîrin âlimler arasındaki en yaygın anlamı: “Kur’ân-ı Kerim’in mânâlarını keşfetmek, ondaki müşkil ve garîb lâfızlardan kastedilen şeyi beyan etmektir.”1

Tefsîrciler, öteden beri tefsîr çeşitlerini genellikle “rivâyet tefsîri” ve “dirâyet tefsîri” olmak üzere iki ana kısımda ele almışlardır.2

Bunlardan birincisi, tefsîr deyince hepimizin aklına gelen rivâyet tefsîri ki, Kur’ân’ın ibâresini ve kelime ve cümlelerinin mânâlarını beyan ve izah ve ispat ederler. Bu şekilde te’lif edilmiş tefsîrlere rivâyet tefsîri denildiği gibi, “naklî tefsîr” veya “me’sûr tefsîr” de denilir. Bu tarz tefsîrlerin örneği çoktur.

İkinci kısım olan dirâyet tefsîri ise, Kur’ân’ın imânî olan hakîkatlerini kuvvetli hüccetlerle beyân ve ispat ve izah etmektedir. Ayrıca rivâyetlere münhasır kalmayıp Arap dili ve edebiyâtı, dinî ve felsefî ilimler ile çeşitli müsbet ilimlere dayanılarak yapılan bir tefsîrdir.  Bu usûl ile yapılan tefsîre dirâyet tefsîri denildiği gibi “rey ile tefsîr” ya da “ma’kûl tefsîr” de denir.

Bu ikinci kısım tefsirler az olmakla birlikte ehemmiyeti ve kıymeti malûm tefsîrlere göre daha fazladır. Mahiyet bakımından da daha önemlidir. Çünkü rivayette var ki: “Fitne-i âhirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olmaz.”3 İşte böyle dehşetli bir zaman olan âhirzamanda îmânımızı kuvvetlendiren ve taklîdi olan îmânımızı tahkîki yapan bu kısım tefsîrlere ekmek ve su gibi ihtiyacımız var.

Peki, Risâle-i Nûr nasıl bir tefsîrdir? Risâle-i Nûr, doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuş olup bu ikinci kısım tefsîrlerin en kuvvetlisi, en kıymetdarı, en parlağı ve en mükemmelidir. Çünkü Kur’an’daki imânî ayetleri mücmel bir tarzda değil gayet açık ve vazıh şekilde ilmen, aklen, mantıken açıklayıp izah ve ispat edip akılları ve kalpleri tatmin ediyor.

Risâle-i Nûr, her Müslümanın mutlaka kendine sorup üzerinde yoğunlaşması ve ne olursa olsun yanıtlarını bulması gerektiği “Ben neyim, nereden geliyorum, nereye gidiyorum, vazifem nedir?”  suallerinin cevabını vazıh ve kat’î bir şekilde, çekici bir üslûp ve güzel bir ifade ile beyan edip ruh ve akılları tenvir ve tatmin ediyor.

Risâle-i Nûr’un en önemli bir farkı ise sadece din ilimleriyle değil aynı zamanda müspet ilimlerle de mücehhez olmasıdır. Yirminci asrın Kur’ân felsefesi olan bu emsalsiz eserler, bir taraftan teknik, fen ve san’at olarak maddiyatı, diğer taraftan îmân ve ahlâk olarak mâneviyatı işlemekte olup kalplerle birlikte akılları da tatmin ve tenvir ediyor. Mücehhez olduğu müspet ilimleriyle de vesveseli şüphecileri, dinsiz feylesofları, tabiiyun ve maddiyyunları ikna ediyor, akıllarındaki tüm şüpheleri izâle ediyor.

İşte size paha biçilemez bir tefsîr olan Risâle-i Nûr Külliyâtı…

Said YÜKSEKDAĞ

said_yuksekdag@hotmail.com

 

Dipnotlar:

1) Zerkeşî 1972, 2/147

2) Bilmen 1973, 1/107

3) Süyutî, Fethu’l-Kebir, 1:315

 

Sende yorum yazabilirsin