Sadakat Nasıl Anlaşılır

Sadakat: sıdk ve ihlâs ile dost olmak, doğru dostlukta sebat göstermek demektir. Zübeyir Ağabey, “Sadakat kelimesinin lügat karşılığı kısadır. Ancak o yaşanmakla anlaşılır” demiş. Çünkü o, sadakati hayatında tatbik eden ve yaşayandı. Şu veciz sözleri ile sadakati ne güzel tarif etmiş sadık insan, Zübeyir ağabey: “Bulduğu yerden hiç ayrılmamaktır. Uhud’un bekleyen okçuları gibi gerekirse taş olmaktır, yine de terk etmemektir. Camid durmaktır. Fani olmaktır. Hiç bir şeyle yer değiştirmemektir. Gidip gelmemektir.”

Keza, “Biz, iman ve İslamiyet hizmeti uğrunda zalimlerin zulmüne maruz kaldığımız vakit, hapishane köşelerinde veya darağaçlarında ölmeyi, istirahat döşeğindeki ölüme tercih ederiz. Görünüşü hürriyet, hakikati istibdad-i mutlak olan bir esaret içinde yaşamaktansa hizmet-i Kur’aniyemizden dolayı zulmen atıldığımız hapishanede şehit olmayı büyük bir luf-u ilâhi biliriz.” diyen, Zübeyir ağabey davayı ve sadakati izah etmiştir.

Hâtemü’l-enbiya, Hazreti Muhammed (asm) şöyle buyurmuşlar: “Her peygamberin bir havarisi vardır. Benim de havarim Zübeyir ( bin Avvam)’dır.”

Peygamberlerin varisi, Âllâme-i cihan, Hazreti Bedîüzzamân’ın da muhafızı Zübeyir Gündüzalp’tı. “Ziver, bundan sonra ismin Zübeyir olacak” Çünkü o, asrın Bediîne şakirt ve onun yaver-i Âzamı olmuş, yükü ağırlamış, bakınız ne demiş: “Durduramıyorum bu kafamı, durduramıyorum ki uyuyayım.” İşte İman’a, Kur’ân’a, Üstadına ve Risale-i Nur’a tahsis-i nazar ve ahlâk-i haseneyi hayat tarzı haline getiren Zübeyir ağabey için, Bediüzzaman da: “Zübeyir’i kâinata değişmem” sıdk ve sadakat göstermiş.

Hazreti Ebubekir (ra)’e sormuşlar: “Muhammed (asm) Miraç’a çıktım” diyor. Sen ne diyorsun? “O’ söylemişse, doğrudur.” demiş. İşte sadakatin tarifi…

Konu sadakat olduğu için misalleri çoğaltmakta fayda mülahaza etmekteyim, şöyle ki: Gazneli Mahmud, bir gün, vezirlerini imtihandan geçirir. Elindeki kıymetli mücevherin değerini öğrenmek için vezirlerine sorar. Hepsi, “Paha biçilmez” olduğunu söyler. Bunun üzerine hepsine teker teker: “Bu mücevheri kır” diye emreder.

Onlar da: “Bu paha biçilmez bir cevherdir, onu kırarsak sana kötülük etmiş oluruz. Bu kötülüğü sana yapamayız.” meâlinde cevap verirler. Sultan Mahmud hepsinin sözünü beğenir ve mükâfatlandırır. Sıra en sadık bendesi Ezar’a gelir. Ona da değerini sorar; çok değerli olduğu cevabını alır.

Bunun üzerine: “Onu kır” diye emreder. Ezar hiç tereddüt etmeden mücevheri yere atıp kırar. Herkes şaşkınlıkla ona bakar ve “Ne yaptın Ezar, bu kadar kıymetli bir cevheri nasıl kırdın?” diye sitem etmeleri üzerine şöyle der: “Evet bu mücevher çok değerliydi, ama padişahın emri daha da değerlidir. Onu kırmaktansa, bu mücevheri kırdım. Bu cevabı çok beğenen Gazneli Mahmud şöyle der: “Sadakat imtihanını Ezar kazandı ve en büyük hediyeyi hak etti” demiş.

Her kim Allah için hangi yolu seçerse seçsin, o inanç doğrultusunda meslek ve meşrebine bağlı olması; meslek ve meşrebini dünyevi maksatlara alet etmemesi gerekir. İşte yukarıda anlatmaya çalıştığım sıdk ve sadakattin özetinde, Risale-i Nur cemaatinin de bir esası sıdk ve sadakattir. İman davası olan Nur hizmetinde bulunanlar, şimdiye kadar olduğu gibi başka cereyanlara kapılmadan, hizmete devam etmeleri de sıdk ve sadakattir.

Dünyevi maksat ve menfaatler için, kendi düşüncelerine ters düşen bir kardeşini cemaatten uzaklaştırmak yerine; itidal ile rencide etmeden uzlaşı yolları ile maslahatı temin etmeye çalışmak lâzımdır. Zaten Risale-i Nurun bir esası da şefkat ve sadakattir.

Peygamberimiz (asm) “Bizi aldatan bizden değildir” buyurmuş. Dolayısıyla dostluk ve kardeşlik bir sadakattir; aksi ihanettir.

Rüstem Garzanlı

23.08.2016

Sende yorum yazabilirsin