“Seçme Ve Seçilme Hakkı”nda

Takvimlerimizde 5 Aralık’ın “Kadın Hakları Günü” olduğu yazıyor. Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının 5 Aralık 1934 tarihinde kabulü sebebiyle, 5 Aralık “Kadın Hakları Günü” olarak takvimlerimize yazılmaya başlanmış. 
           
Aslında “seçme” ve “seçilme”, milletvekillerinin seçimleri ve mahallî idarecilerin seçimleri gibi dar manâlarda değil; bunlardan çok daha geniş ve çok daha önemli manâda düşünülmesi ve anlaşılması gereken kelimelerdir. 
          
Bizi yaratıp bu dünyada muvakkat hayat veren, âhirette de ebedî hayat verecek olan Allah, bütün fiillerimizi de bizim seçimlerimizle meydana getiriyor, yaptığımız tüm seçimlerimizle bizi bu dünyada imtihan ediyor ve bu dünya imtihanımızın sonunda da kaçınılmaz bir şekilde ebedî olacak âhiret hayatımızda ya mükafat için ya da ceza için, “dünyadaki seçimlerimizin neticesi” olarak Allah tarafından “seçilenler” oluyoruz.
        
“Seçme” ve “seçilme”nin bu çok daha mühim manâları ile, günlük hayattaki bir “seçim” mevzuunu ve o “seçim”in neticesi olarak Allah tarafından “seçilme”nin bize mükafat için mi yoksa ceza için mi olabileceğini bir misal üzerinde düşünelim:
                                  * * *
Fransa’da ilk defa “dişi ile erkek sarmaş-dolaş dans” modası başladığında, Osmanlı Padişahı Kanunî Sultan Süleyman büyük bir ileri görüşlülükle, bu manevî hastalığın Fransa hudutları dışına sirayet etmesi ve Devlet-i Osmaniye’ye de bulaşmaması için, Fransa kralına çok sert bir ültimatom göndermiş. 
           
Ancak kadınların da oy sahibi olduğu demokratik ülkelerdeki bir yönetici, istese de, kadın seçmenlerin oylarını kaybetmek endişesiyle maalesef Osmanlı Padişahı Kanunî Sultan Süleyman’ın o zaman yaptığını şimdi kendi ülkesinde yapamıyor. 
           
Bu sebeble Peygamberimiz’in (s.a.s.) bir hadisinde “Allah onlara lanet etsin” bedduasını yaptığı “giyinmiş çıplaklık” manevî hastalığı maalesef ülkemize de sirayet etmiş ve gün geçtikçe her yaştaki, her boy ve kilodaki kız ve kadınlar arasında daha da fazla yayılmaya süratle devam etmektedir. 
           
Halen okullarımızda bile, bu hal “kız öğrencilerin okul kıyafeti” gibi yaygınlaşmıştır. Vücut hatlarını apaçık belli eden “tayt”denilen şeylerle “giyinmiş çıplak” tarifi içine girerek Allah’ın lanetini üzerlerine celb ettiklerinden onların büyük çoğunluğu habersizdir. Onlara “hakkı tebliğ” vazifesi ise, gerektiği gibi yapılamıyor.
 
En başta bu tebliği yapması gereken Diyanet İşleri Başkanlığımızın sayıları onbinlerce olan görevlileri, “özel hayatlara müdahale”gibi çok haksız bir suçlamayla “açığa alınmak”, “sürgün edilmek” gibi korkularla maalesef çok suskun ve bu mevzuda “hakki tebliğ”sorumluluklarını düşünmüyor gibi bir hal arz ediyorlar… 
           
Halbuki, “toplum içinde herkese açık olarak gösterilen haller kesinlikle özel hayat değildir”. “Özel hayat, kişinin yalnız kendine has yaşayış tarzı, yalnız kendisini ilgilendiren tutum ve davranışlarıdır.” Halen çok yaygın şekilde ülkemizde de görüldüğü gibi, umumî yerlerde pervasızca “giyinmiş çıplak” olarak arz-ı endam etmenin, onu yapanların “özel hayatı” ile hiç bir alâkası yoktur. 
           
Bunu hem o “giyinmiş çıplak” olarak umumî yerlerde arz-ı endam edenler, hem sayıları onbinlerce olan dinî irşad görevlilerimiz ve hem de onların disiplin âmirleri ve diğer ilgililer bilmiyorlar mı? Bilmiyorlarsa, araştırıp öğrenmiyorlar mı?
Mustafa Nutku

Sende yorum yazabilirsin