Şehzadeler Şehri’nde Risale-i Nur okumak

amasya.okuma“Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku. Yoksa hayvan ve câmid hükmünde insan olmak ihtimâli var.”1 diyen Bediüzzaman Hazretleri ne kadar mükemmel bir hakîkate işâret etmiş.

Âhirzamânda sanal dünya ve görsel âlemin, insanları kendisine celb ve esir ettiği bir zamanda okumak ne kadar önemli bir haslet!

Allah’ın ilk emri de zaten oku değil mi? “Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir alekadan [kan pıhtısından] yarattı. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O Rab ki kalemle yazmayı öğretti. İnsana bilmediği şeyleri öğretti.”2 ”Rabbinin kitabından sana vahyolunanı oku!”3 Okumak ve yazmak ile ilgili Rabbimiz böyle hitap ediyor biz kullarına. Oku emrini öncelikle kendi nefsimize almalıyız. Çünkü Rabbimiz “Oku!” diye direkt nefsimize hitap etmektedir. Sanırım okumak çok yönlü olmalı. İnsanı, çiçeği, böceği, hayvanları ve bitkileri mânâ-i harfî olarak tefekkürî okumak. Tekrâr tekrâr tâ başa dönerek okumak. Çünkü tekrârda te’kîd vardır. “Tuğla tuğla üstüne koymak tekrâr değil te’sîstir.” der Zübeyir ağabey.

Evet, nasıl ve neyi okumak? Önce Allah’ın adıyla “Bismillâh” ile başlayarak okumak. İnsanın simâsındaki Ehâdiyet tecellisini okumak, âlem-i asgar (küçük âlem) olan insanı okumak, önce enfüsî sonra afakî tefekkür sırasına uyarak, eşyâyı ve eşyâda tecelli eden esmâyı okumak.

Kur’ân’ı, kelâm-ı ezelî olarak, Cebrâil’in (as) Efendimiz’e (asm) okuduğu anı hatırlayarak okumak. Risâle-i Nûr’u, Kur’ân’a muhâtap olarak ve kudsiyetini Kur’ân’dan aldığını bilerek ve me’hazdaki kudsiyete şeffaf bir ayna olduğuna inanarak okumak.

Cisimleşmiş Kur’ân ve tecellî-i esmâ olan kitab-ı kâinat satırlarını okumak. Bürhan-ı nâtık (konuşan delil) olan Efendimiz’in (asm) hayatını ve onun (asm) hayatının her bir karesini ve sünnetini okumak ve yaşamak. Asr-ı Saâdet’in karelerini, her asra bakan cihetlerini atlamadan satır satır okumak. Sinekleri, böcekleri, hayvanları, bitkileri ve hâkezâ bütün mahlûkatı okumak.

Velhasıl “Kâinat mescid-i kebirinde Kur’ân kâinatı okuyor.”4 İşte onu dinlemek, o nûr ile nûrlanmak için onun sevdasına kapılarak geldik Şehzâdeler Şehri Amasya ilimize.

Gazetemizde hep gençlerimizin okuma programlarını ve onların tefekkürlerini okuyorduk. Şevk dolar ve gençlerimizi tebrîk ederdik. Âhirzamânda genç olmak zordu, ancak gençlerimiz o zorluğa rağmen okumayı başarıyorlardı. Ne bahtiyar gençlerdi onlar? “Dünya mâdem fânidir. Hem mâdem ömür kısadır. Hem mâdem gâyet lüzûmlu vazîfeler çoktur. Hem mâdem hayât-ı ebediye burada kazanılacaktır.”5 Öyleyse bizler de bir şeyler yapmalı ve okuma halkasına katılmalıydık.

Önce bölge toplantılarında aldık okuma programı kararını. Çünkü şahs-ı mânevînin kuvvet-i zahrını hissetmeliydik âlemimizde. Karar, Şehzâdeler Şerhi Amasya ili olarak tespit edilmişti. 6-12 Ağustos 2012 tarihleri arası Amasya ilimizde 5 ilden (Samsun, Tokat, Amasya, Çorum, Ordu) en az ikişer kişi katılacaktı programa. Meşâgil-i dünyeviye veya zarûrî gerekçeler olacak ki Çorum ve Ordu illerimiz programa katılamadılar. Biz Samsun’dan Selim ağabeyle 5 Ağustos günü yola çıktık. Tokat ekibi ise daha kalabalık gelecek biliyoruz. Hakîkaten de öyle oldu. Ahmet Kara ağabey, Mehmet Erbaş hocamız, Ömer hocamız, Halil hocamız ve hafta sonu da M. Ali Kaya ve Cihad hocalarımız Tokat ekibi olarak programa iştirâk ettiler.

Burada Amasya cemaati ağabeylerimize ayrı bir paragraf açmak zarûretini hissediyorum. İlk gün ihlâsı, sîmâsı ve etvârı ile i’timâd ve muhabbet evsâflarını üzerinde toplayan Oğuz ağabey o mütebessim hâli ile karşıladı bizleri. Engin, Tekin, Sedat, Burhan ve diğer ağabey ve kardeşlerimiz de aynı samîmiyet ve muhabbetle muhâtab oldular bizlere. İftâr ve sahûr programlarında ciddî hazırlıklar yaparak mahcûbiyet yaşattılar bizlere. Allah onlardan ebeden râzı olsun. Nûrun fedakâr kahramanları olmanın insicâmını ve sevdâsını yaşattırdılar bizlere.

Amasya insanlarında çok farklı seciyeler hissettik. Çok sıcakkanlı ve sâkin insanlar olarak gördük onları. Şehirde bir sâkinlik ve sessizlik var sanki. Bunun sebebini de âcizâne şöyle tefekkür ettik. Amasya Osmanlı Şehzâdelerinin terbiye-i İslâmiye ile eğitildiği bir şehir. Bu hâl asırlardır devam etmiş olmalı ki şehir insanlarına da yansımış. Zaten târihî mekânları ve camileri ile asırlara götürüyor Amasya bizleri. Târîh kokuyor her tarafı sanki. II. Beyâzıd Camii’nde namaz kılmak ayrı bir huşû’ veriyor insana. Zaten Ramazân Ayı’nın bereketi ve mâneviyatı bütün hasselerimize işliyor program boyunca.

İlk akşam her günümüzü saat saat planlayarak başladık okuma programımıza. Meşveret ile planladık zamanımızı. Sabah saat 09.00-11.00 arası şahsî okuma. 11.00-12.30 müzâkereli ders. 12.30-13.30 arası öğle namazı. 13.30-15.00 şahsî kemalât, Kur’ân ve cevşen okuma. 15.00-16.30 mütalâalı ders. 16.30-18.30 ikindi namazı, serbest okuma ve gezi. 18.30-19.30 Beraber Hizmet Rehberi okunması. 19.30-22.30 iftâr vakti, akşam, yatsı ve terâvîh namazları. 22.30-23.00 cemaat dersi. 23.00-24.00 soru-cevap tarzında külliyattan dersler ve merak ettiklerimiz. 24.00-02.30 uyku saati. 02.30-04.00 arası sahûr. 04.00-06.30 arası sabah namazı ve sabah dersi. (Sabah derslerimizde Hutbe-i Şâmiye derslerinin verimini unutamayız. Harîka hakîkatlerle müşerref olduk. Yeni yeni tefekkür pencerelerinin açıldığını hissettik elhamdülillâh.) 06.30-09.00 arası dinlenme olarak bir günlük programımız tamamlanmış oluyordu. Bu programda çok küçük şahsî aksamaların dışında genelde bir aksama yaşanmadı. Program çok verimli ve bereketli geçiyordu. Bundaki sırrın da şahs-ı mânevînin tezâhürü ve bereketi olduğuna inanıyorduk. Çünkü bu okuma programı bölge meşveret kararı ile alınmıştı.

Son olarak özellikle müzâkereli ve araştırmaya dayalı derslerimizden de bahsetmek istiyorum. Çünkü programın en verimli ve kalıcı olan okumaları bu bölümde olduğuna inanıyorum. Müzâkereli derslerde özellikle fikr-i infirâdîden kaçınmak ve kardeşlerin nazarı ile bakabilmek ve aklı ile düşünebilmek gerekiyor. Şahs-ı mânevînin bereketi ve te’sîri çok önem arzediyor olmalı.

Ayrıca “sırr-ı ihlâs ile iştirâk ve sırr-ı uhuvvet ile tesânüd ve sırr-ı ittihâd ile teşrikü’l-mesâi kâideleri ise o iştirâk-i a’mâlden hâsıl olan umûm yekûn ve umûm nûr6” her birimizin âlemine inikâs ediyor ümidindeyim.

Araştırmaya dayalı Risâle-i Nûr derslerimizden de çok istifâde ettik. Özellikle Üstad’ın “Cadde-i Kübra-i Kur’âniye” dediği mesleği nedir ve bu bağlamda meslek-meşrep ayrımlarını paylaştık. Yalan bitti! Ya doğru ya sükût bağlamında Külliyat’ı taramamız ve ilgili bahisleri bir bütün olarak okumamız ise çok faklı pencerelerin âlemimizde açılmasına vesile oldu. “Sırr-ı inna a’tayna”dan, âhirzamân eşhaslarına ve hizmetimize tevâfuk eden hadîslere kadar paylaşımlarımız da çok şevk verici ve bir o kadar da merak uyandıran okumalarımızdı. Üstad’ın hayatına tevâfuk eden ve Üç Said’i net olarak gösteren hadîsler ise ayrı bir heyecan verdi bizlere. Nazar konusu, mezheplerin tevhid edilmesi bahsi, insaniyet-i kübra olan İslâmiyet ve müsbet Avrupa bahisleri de çok feyizli geçen derslerimizdi. Ağabeylerimiz hem not alıyor, hem de kısa kısa bahislerin Külliyat’tan yerlerini indeks olarak tutuyordu. Günler geçiyor bizler hızla okumalarımıza devam ediyor ve her gün yeni yeni hakîkat perdelerinin aralanması ile Risâle-i Nûr’dan yeni hakîkatlerle mülâki oluyorduk.

Elhamdülillâh bir haftada enfüsî âlemimizde bir tecdîd ve dezenfekte olmaya vesîle olan okumalarımız olmuştu. Artık ayrılık zamanı gelmişti; ağabeylerimize sarılarak helâlleştik ve mahall-i ikâmetlerimize avdet ettik elhamdülillâh. Tekrârını kaçırmamak dileğiyle herkese çok çok teşekkür ediyor ve özellikle Amasyalı ağabeylerden Allah ebeden râzı olsun diyorum.

Baki Çimiç

www.sentezhaber.com

Dipnotlar:

1- Sözler, 2004, s. 1121, 2- Alâk Sûresi-1,2,3,4,5, 3- Kehf Suresi, 27, 4- Sözler, 2004, s. 58, 5- Mektubat, 2005, s. 118, 6- Lem’alar, 2005, s.399