Sizin ileride dünyalık için birbirinizle yarışmanızdan korkuyorum!

Değerli DOSTLARIM,

BAŞIMIZI DEVEKUŞU gibi kuma sokarak, hiçbir problemi çözemez, menfiliği ve kötülüğü ortadan kaldıramayız. Musibeti, şerri, hastalığı görüp, doğru teşhis edip, isabetli tedavi metotları uygulayarak bataklığı ve mikropları kurutur, hastalığı iyileştirebiliriz.

Gözümüzü kapatıp görmeyince, kulaklarımızı tıkayıp duymayınca; menfilikler, çirkinlikler, şerler, yanlışlar, hatalar v.b. şeyler düzelmiyor, ortadan kalkmıyor. 

(Erdoğan Esenkal)

***

“Bana, ‘SEN ŞUNA BUNA NİÇİN SATAŞTIN?’ diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler!” / (Said NURSİ)

***

“Bakın, işin aslı şu: Biz bırakın Mezhepçi, tarikatçı, meşrepçi olmayız, ‘MÜSLÜMANCI’ da değiliz. Biz alemlere rahmet olarak gönderilen bir Peygamberin ümmetiyiz. Haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana, zalime karşı olacağız. Zalim babamız da olsa, mazlum düşmanımız da olsa. İŞİ EHLİNE VERECEĞİZ. Ehliyet ve liyakat imandan önce gelecek. Kamu işlerinde öyle oğul, damat, gelin, kayınbirader, enişte, torun, hemşehri, dayı, amca, kuzen değil. Ehliyet esas ve öncelikli, olmazsa olmaz şart olacak. Elbette özel işlerimizde de öyle iş bazında. İSTİŞARE ve ŞURA esas olacak. Yoksa ALLAH o işin kefili değildir. O’nun rızasını yok sayarak O’na rağmen hedeflerimize ulaşamayız. 

Şu ekonomik kriz, siyasi kriz, giderek büyüyen savaş tehlikesi, aslında hızla içine sürüklendiğimiz maddi ve manevi hastalıklardan kurtulmak, bazı gerçekleri yeniden düşünmek, bir silkeleme ile çürük meyvelerin dallarından dökülmesi için hayra vesile olacak çileli bir reçete olabilir..

Bizim kulağımıza hoş gelen birçok hayali çözüm, aslında Şeytanın nefsimize hoş gösterdiği bir illüzyon olabilir.. Şunun farkına bir varabilsek, İMAM-HATİP karşıtlığı ile her ne şekilde olursa olsun İmam-Hatip’çilik aynı şeydir aslında.

Mesela birçok kişi, ideolojik olarak KEMALİZM’e karşı olsa da metodik olarak Kemalist’tir. Onlar da devleti ele geçirip, devlet gücü ile toplumu dönüştürmek istemektedirler. Ah şunu bir anlayabilsek.”…………………………………………………

https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/abdurrahman-dilipak/kadro-cemaat-orgut-iliskisi-uzerine-25719.html

***

“Hem eğer Hazret-i Ali olmasaydı dünya saltanatı, mülûk-ü Emeviyeyi bütün bütün yoldan çıkarmak muhtemeldi. 

Halbuki karşılarında Hazret-i Ali ve Âl-i Beyt’i gördükleri için onlara karşı muvazeneye gelmek ve ehl-i İslâm nazarında mevkilerini muhafaza etmek için ister istemez Emeviye Devleti reislerinin umumu, kendileri olmasa da herhalde teşvik ve tasvipleriyle etbaları ve taraftarları, bütün kuvvetleriyle hakaik-i İslâmiyeyi ve hakaik-i imaniyeyi ve ahkâm-ı Kur’aniyeyi muhafazaya ve neşre çalıştılar. 

Yüz binlerle müçtehidîn-i muhakkikîn ve muhaddisîn-i kâmilîn ve evliyalar ve asfiyalar yetiştirdiler. 

Eğer karşılarında Âl-i Beyt’in gayet kuvvetli velayet ve diyanet ve kemalâtı olmasaydı, Abbasîlerin ve Emevîlerin âhirlerindeki gibi bütün bütün çığırdan çıkmak kaviyyen muhtemeldi.“

(Mektubat -19. Mektup)

***

Kanaat-ı acizanem, bu zamanın Hazret-i Ali’si  ve Al-i Beyti alaküllihal, Bediüzzaman hazretleri ve Risale-i Nur Talebeleri olmak lazım gelir. 

İslamiyet adına, vatan, millet, ümmet namına, İlayıkelimetullah uğruna, din, iman yolunda; mevcut iktidarın ve herkesin, her cemaatin yaptığı müspet hizmetleri, hayırları, iyilikleri, sevabları tebrik ve teşvik eder, alkışlarız, destekçisi ve duacısı oluruz.

Ancak Dinimize göre, yapılan  menfi, hatalı, yanlış, eksik, zararlı ve günahlı icraat ve davranışları görüp tespit edince de, yapıcı bir şekilde uyarır, ikaz eder, ihtar eder, nasihat ederiz. 

Devletin, hükümetlerin, kurumların ve şahısların yanlış, hata, zarar ve günahları karşısında gözlerimizi yumup görmemezlikten gelerek, devekuşu gibi başımızı kuma sokmayız. 

Menfi ve hatalı faaliyet, karar ve davranışları onları yıpratmak, zarar vermek, muhalefet yapmak için değil, ıslah ve tedavi olması için tenkid eder, ikaz ederiz. 

Biz bağnaz tarafgirler gibi parti, hükümet, siyasetçi v.s. desteklemeyiz. 

Nur talebelerinin, bütün gaye, hamiyet, karar, tavır, tutum ve faaliyetleri; İslamiyet hakikati, İman davası, ebedi hayatımızı kurtarma cabası, hedefi ve istikameti doğrultusunda olmalıdır. Vesselam. 

(Erdoğan Esenkal)

***

Minbere son çıkışında Resulullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu:

“Sizinle benim buluşma yerimiz havuz (kevser) başında olacak. Ben şu anda buradan ona bakıyorum. Ben sizin benden sonra şirke düşmenizden korkmuyorum. Ama ben sizin ileride dünyalık için birbirinizle yarışmanızdan korkuyorum.”

Ukbe diyor ki: “Efendimize son bakışım işte bu minberdeki bakışımdı. Onu bir daha göremedik.”

***

Eğer denilse:

”Neden hilafet-i İslâmiye Âl-i Beyt-i Nebevî’de takarrur etmedi? Halbuki en ziyade lâyık ve müstahak onlardı?”

Elcevap:

Saltanat-ı dünyeviye aldatıcıdır. Âl-i Beyt ise hakaik-i İslâmiyeyi ve ahkâm-ı Kur’aniyeyi muhafazaya memur idiler.

Hilafet ve saltanata geçen, ya NEBİ gibi masum olmalı veyahut Hulefa-yı Raşidîn ve Ömer İbn-i Abdülaziz-i Emevî ve Mehdi-i Abbasî gibi hârikulâde bir zühd-ü kalbi olmalı ki aldanmasın.

Halbuki Mısır’da Âl-i Beyt namına teşekkül eden Devlet-i Fatımiye Hilafeti ve Afrika’da Muvahhidîn Hükûmeti ve İran’da Safevîler Devleti gösteriyor ki saltanat-ı dünyeviye Âl-i BEYT’e yaramaz, vazife-i asliyesi olan hıfz-ı dini ve hizmet-i İslâmiyet’i onlara unutturur.

Halbuki saltanatı terk ettikleri zaman, parlak ve yüksek bir surette İslâmiyet’e ve KUR’AN’a hizmet etmişler.

İşte bak! Hazret-i HASAN’ın neslinden gelen aktablar, hususan Aktab-ı Erbaa ve bilhassa Gavs-ı A’zam olan Şeyh Abdülkadir-i Geylanî ve Hazret-i HÜSEYİN’in neslinden gelen imamlar, hususan Zeynelâbidîn ve Cafer-i Sadık ki her biri birer manevî mehdi hükmüne geçmiş, manevî zulmü ve zulümatı dağıtıp envar-ı Kur’aniyeyi ve hakaik-i imaniyeyi neşretmişler. Cedd-i emcedlerinin birer vârisi olduklarını göstermişler.

(Mektubat – Said NURSİ)

Sende yorum yazabilirsin