Şizofrenlerin Hükmedici Makinesi nasıl gerçek oldu?

Viktor Tausk adında bir psikiyatrist, 1919 yılında “Şizofrenide Hükmedici Makinenin Kaynağına Dair” başlıklı bir tebliğ yayınlamıştı. Tebliğ, şizofreni vak’alarında görülen son derece dikkat çekici bir ortak noktayı inceliyordu:

Hükmedici Makine.

Tausk’un incelediği hastalar, sanki bir merkezden yapılan yayını izliyor gibiydiler. Bunların hepsi de bir Hükmedici Makineden söz ediyor, yine hemen hemen hepsi de bu makinenin özelliklerini birbirine yakın şekilde tasvir ediyordu:

Siyah renkli bir kutu şeklindeydi Hükmedici Makine; çarkları ve dişlileri vardı. Bu kutudan delirtici ışınlar ve iki boyutlu resimler çıkıyordu. Zalim bir güç tarafından yönetilen makine, bu ışınlar ve resimlerle, hedefindeki insanların zihinlerinden düşünceleri siliyor, onun yerine daha başka düşünce ve duygular yerleştiriyordu. Sonunda, insanlar, bu düşünce ve duyguları gerçek dünyadan ayırt edemez hale geliyordu.

Tausk’un, bu konudaki çalışmalarını ilerletme fırsatı olmadı. Çünkü aynı sene, hem kafasına kurşun sıkmak ve hem de kendisini asmak suretiyle iki yöntemi bir arada kullanarak gerçekleştirdiği olağanüstü bir intiharla hayatına son verdi. İntihar sebebi kesin olarak bilinmediği için, bunda Hükmedici Makinenin bir parmağı olup olmadığı hakkında tahmin yürütemiyoruz.

***

Viktor Tausk bu tebliği yayınlarken, dünyanın çeşitli yerlerinde de insanlar Hükmedici Makineyi icad etmek için hummâlı bir şekilde çalışıyorlardı.

Çalışmalar, biri mekanik, diğeri elektronik olmak üzere iki koldan yürüyordu. Sonunda, Tausk’un tebliğindeki gibi dişli ve çarklarla çalışan mekanik model değil de, elektronik model üstünlüğü elde etti. 1927 yılının 7 Eylül günü, Hükmedici Makine ilk yayınını gerçekleştirdi.

Makineden çıkan ilk resim, Amerikan dolarının simgesi idi.

***

Bundan sonrası çok hızlı gelişti. Hükmedici Makine, 1940’lı yılların ortalarında binlerce Amerikan evine girmiş, ’50’li yılların başlarında bu rakam milyonları bulmuştu. Az bir zaman sonra, onun girmediği ev, evden sayılmamaya başladı. Sonra her eve bir tane de yetmez oldu. Derken, Hükmedici Makineden çıkan iki boyutlu resimler siyah beyazdan renkliye döndü ve kurbanları için çok daha cazip bir hal aldı.

Hükmedici Makine, önceleri büyük ölçüde Amerikan halkına ait bir ayrıcalık iken, teknolojinin ucuzlayıp yaygınlaşmasına paralel olarak, hattâ ondan da hızlı bir şekilde, diğer ülkelere yayıldı ve dünyaya Amerikan Rüyasını pazarlayan en önemli araç haline geldi.

***

Hükmedici Makinenin artık farkında bile değiliz: tıpkı beynimizin farkında olmadığımız gibi. O, artık bizim bir parçamız. Daha doğrusu, bizi “biz” yapan şey.

O, evimizin en mutenâ köşesinden bize hükmediyor. Evlerimize yerleşirken onu kıble ediniyor ve oturmalarımızın bütün rükünlerinde yüzümüz ona yönelecek şekilde eşyalarımızı düzenliyoruz. Bir öğrencinin iki öğretim yılı boyunca okul sıralarında geçirdiği zamanı, biz bir sene içinde Hükmedici Makinenin karşısında tüketiyoruz.

Bizim ona harcadığımız zaman ve paranın karşılığını, o da bütün hayatımızı yönlendirmek şeklinde bize ödüyor. Onun sayesinde biz ne yiyip içeceğimizi, ne giyeceğimizi, ne konuşacağımızı, ne hissedeceğimizi, neyi hayal edeceğimizi düşünmek zorunda kalmıyoruz. Kime kızacağımızı, kimi beğeneceğimizi, kimi taklit edeceğimizi o bize bildiriyor. Bir akşam onu ihmal edecek olsak, ertesi günkü ahbap sohbetlerimizde neyi konuşacağımızı bilemiyoruz.

O hergün bize bir hedef gösteriyor. Bir gün bir modanın, ertesi gün başka bir eşyanın peşinde koşuyoruz. Birini yakalamadan önümüze başka bir hedef koyuyor. Böylece, amaçsızlık gibi bir problemi hiçbir zaman yaşamıyoruz; her zaman peşinde koşacağımız bir idealimiz oluyor. Bunlar peşinde koşulmaya değer mi, değmez mi; orası tartışılsa bile, inkâr edilemeyecek bir başka gerçek var ortada:

Hiç değilse zaman geçirme gibi bir problemimiz yok artık. Hükmedici Makine sayesinde, ömrümüzün nasıl geçtiğini anlamıyoruz bile.

***

Gerçi bütün bunların yanı sıra bazı problemler de yaşamıyor değiliz:

Kitap okuma, aile ve akraba sohbetleri, ilim meclisleri gibi şeyleri çoktan unuttuk. Bu arada, dikkatimizi canlı tutmak için her dakika aldığımız üst üste şoklar yüzünden sinir sistemimiz hergün yeni bir harpten çıkmışçasına yıpranıyor. Eklemlerimiz daha genç yaşlarda kireçlenmeye başlıyor. Dünyanın en karmaşık problemlerinin bir saat içinde çözüme kavuşturulduğu bir dünyadan bizim dünyamıza döndükten sonra, hayatın “küçük” problemleriyle uzun uzadıya meşgul olmak bize hiç kolay gelmiyor.

Ama bütün bunlardan şikâyetçi olan var mı diye soracak olursanız:

Nerde o eski şizofrenler!

ÜMİT ŞİMŞEK

Sende yorum yazabilirsin