Sohbetlerde fıkra anlatılması..

En rahat ve kolay iletişim kurabilmenin yollarından birisi de hiç şüphesiz mizâhtır. Fıkra da, mizahın bir dalıdır. Onun iletişimdeki katkısı inkâr edilmez. Kolayca neticeye ulaştırır.

Fıkra anlatmak ve dinlemekten de, genelde büyük zevk alırız. Bunun sebebi, fıkranın;

– Zihinleri uyandırması,

– Dağılan düşünceleri toplaması,

– Dikkatleri mevzua çekmesi,

– Konunun daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunması,

– Dimağımızı dinlendirirken, kıvrak bir zekâya sahip olmamıza da yardımcı olmasıdır.

Fıkra, bir dürbün gibi uzak hadiseleri yaklaştırır.

Mevzuyla ilgili fıkraların da zihni açtığı ve ağır gelen ilmî hakikatleri avâma, yani halka sevdirdiği de tecrübe edilmiş bir olgudur.

Fıkranın yanında nükteler, atasözleri, kelâm-ı kibarlar da anlatılanların kalıcı olmasına hizmet eder.

İslâm tarihi boyunca, Müslüman Arap ve sâir milletlerin edip ve şairlerinin nükteleri, fıkraları İslâm âlemine, Müslüman-Türk nüktedanlarından Nasreddin Hoca’nın fıkraları da, Avrupa’dan Çin’e kadar uzanıp yayılmıştır. Onların mizah anlayışı da bizi etkilemiştir şüphesiz.

Başka kültürlerin, medeniyetlerin fıkra ve nüktelerini de alırız. Çünkü, kültür, insanlığın ortak malıdır. Ancak, gayr-i meşrû, pespâye mizâha, fıkralara itirazımız var, vize veremeyiz.

Gayet tabiî ki, fıkra üslûbuna dikkat edildiği kadar yer, ortam, zaman ve zemin de önem arz eder.

Gaye, sırf eğlenmeye yönelik fıkralar anlatmak olmamalı; nezâket, nezâhet, zarâfet, toplumun ahlâk ve edep kurallarına uygun fıkralarla birlikte, ilmî hakikatleri, avâmın anlayış seviyesine uygun hâle getirmek olmalıdır.

Hedef, tebessüm ettirerek düşündürmektir.

Sadece “fıkra anlatırken” değil, konuşur veya yazarken, Bediüzzaman’ın Muhakemat’ta verdiği şu ölçüler de kulağımıza küpe olmalı:

İhsan-ı İlâhîden fazla ihsan, ihsan değildir.

Bir dane-i hakikat bir harman hayalâta müreccahtır (tercih edilir).

İhsan-ı İlâhî ile tavsifte (Allah’ın verdiği kadar nitelemede) kanaat etmek farzdır.

Evet, hak müstağnîdir. Hakikat ise, zengindir. Tenvir-i kulûba (kalpleri aydınlatmaya) ziyaları (ışıkları) kâfidir.

Ve mantığın mizanıyla tartılmış olan tevarih-i sahihaya (sahih tarih kitaplarına) kanaat ederiz.

Ali FERŞADOĞLU

www.nurdergi.com

Sende yorum yazabilirsin