Sonuç Odaklı Süreçler

Yıldızlı bir gecede başını kaldırıp yıldızları izlerken “Acaba oralarda da yaşayanlar var mı?” diye düşünmemiş olanımız herhalde yoktur.

Burada “yaşayan” ile kastedilenin de bilim adamlarının bulmaya çalıştığı gibi, tek hücreli veya kimyasal yapısı hücre olmaya aday yapıda bir “canlı(!)” olmadığı da muhakkaktır.

Aslında merak ettiğimiz iki şey vardır.

1) Yaşayanlar varsa buraya gelirler mi? (Bu kadar da tembeliz. Hep ayağımıza bekliyoruz. Kalk bir kere de sen git! Yok!)

2) Gelirlerse ısırırlar mı?

Şaka bir yana, milyar kere milyar tane yıldıza bakarken bizim merak ettiğimiz şey, oralarda “akıllı” birilerinin olup olmadığıdır.

Bu demek oluyor ki, kâinatta yaratılmışların sahip olabileceği en değerli vasıf akıllı olmalarıdır.

Zaten Rabbimiz de kâinatı yaratma sebebini bize “bilinmek istemesi” olarak bildiriyor. Yani akılla muhatap olunması…

Akıl ve bilginin ne kadar değerli olduğunu bu şekilde tespit ettikten sonra asıl konumuza geçebiliriz.

Rabbimiz bu kâinatı yaratırken, sistemde geçerli olacak bir takım kuralları da birlikte yaratmıştır. Bu kurallardan bir tanesi, nadir görülen istisnalar dışında -ki bunlar da onun tasarrufundadır- bütün olayların bir sebep-sonuç ilişkisi içinde gelişiyor olmasıdır.

Bizim bilgi dediğimiz şeyin büyük çoğunluğu, bu ilişkide hangi sebeplerin, hangi sonuçların ortaya çıkmasına vesile olduğunu öğrenmemizle ortaya çıkar.

Bilim önce hangi sebeplerin hangi sonuçlarla bağlı olduğunu araştırır. Bunda sonuçtan sebebe doğru bir yol takip eder. “Bunun sebebi şudur” der. Elinde yeteri kadar bilgi toplandığı zaman ise, “şu, şu sebepleri bir araya getirirsem şu sonucu bekleyebilirim” der ve bunu deneyle doğrulamaya çalışır. Eğer başarırsa o sonuca yönelik sebepleri doğru belirlemiş demektir. Eğer başaramamışsa sebepleri değiştirir ve istediği sonucu elde etmesi için gereken doğru sebepleri bir araya getirmeyi başarıncaya kadar denemeye devam eder.

Bir sonucun ortaya çıkmasına yol açan sebepleri araştırmak bir öğrenme, bir keşif sürecidir. Öğrenilmek istenen bilgi karşımızda mevcuttur. Bize sadece bunu bulmak düşmektedir.

Bunun yanında, hedeflediğimiz bir sonucu elde etmemizi sağlayacak sebepleri bir araya getirmek çok daha fazla bilgi gerektirir. Hatta çoğu zaman bilgi de yeterli olmaz ve düşündüğümüz şeyi deneylerle doğrulamak zorunda kalırız. Bu deneylerde iddiamızı doğrulayamamışsak bilgimizde eksiklik var demektir ve yeni ve doğru bilgilerle bu eksiğimizi tamamlarız.

Kısaca, bir sonucun sebeplerini bulmak kolaydır. Çünkü gözümüzün önünde işlediğine şahit olduğumuz bir sebep sonuç sistemi vardır.

Sebepleri bir araya getirerek istenilen bir sonucu elde etmek ise çok daha zordur ve çok daha fazla bilgi gerektirir.

Yazımızın başında söylediğimiz gibi Rabbimiz bu kâinatı bir sebep-sonuç sistemi olarak yaratmış. Fakat çevremize baktığımızda bu sistemin rastgele sebeplerin rastgele sonuçlar doğurduğu bir sistem olmadığını da çok net bir şekilde görmekteyiz.

Bütün sistem sanki (en az) bir sonuç hedeflenerek tasarlanmıştır. Bu sonuç ise Rabbimize aklıyla muhatap olabilecek varlığa yani insana, en güzel şekilde yaşayabileceği bir ortam sağlamaktır.

Bu işin ne boyutta bir ilim gerektirdiğini görmek için burayı biraz açalım.

Kâinat insanın en güzel bir şekilde yaşamasını sağlayacak ortamı yani sebepler havuzunu oluşturacak şekilde yaratıldı. Bu sebeplerin yani koşulların birkaç tanesini sayarsak:

Dünya gezegeninin sahip olduğu “miktarda”; su, oksijen, hidrojen, azot, karbondioksit, magnezyum, fosfor vb. manyetik alan, Güneş etrafında bir yörünge, bu yörünge düzlemiyle belirli bir açı yapacak şekilde kendi ekseni etrafında dönme, çeşitli sebeplerle kirlenen suları temizleyecek bir su döngüsü…

Bunun yanında insana gıda olacak, aklına, ruhuna ve latifelerine hitap edecek ve bu sistemin sağlıklı şekilde devam etmesine katkı sağlayacak bitkiler, böcekler, hayvanlar, dağlar, denizler…

İnsanın girmediği yerlerin fotoğraflarına hayranlıkla baktığımızı göz önüne alırsak, estetik boyutun da ihmal edilmediğini net bir şekilde görürüz.

Özetle kâinatın meyvesi olan insana yaşayabileceği bir ortam hazırlamak sayısız sebebin bir araya gelmesini gerektiriyor.

İşte konunun can alıcı noktasına geldik.

Şimdi bu sebeplerin her birini ayrı ayrı düşünelim.

Meselâ atmosferdeki oksijen miktarının insanın yaşamasına elverişli hale gelmesi ve bu oranda sabit kalması için kaç tane sebebin bir araya gelmesi gerekir? Ve tabi ki bunları bir araya getirmek için ne kadar bilgi gerekir?

Sonra o sebeplerin her birinin ortaya çıkması için de kaç sebebin bir araya gelmesi gerektiğini düşünelim. Sonra o sebepleri oluşturan sebeplerin her birini…

Sadece bildiğimiz sebeplerle bile bir şema yapmaya kalksak her halde sebepler zincirinde en fazla iki üç halka ilerleyebiliriz. Kaldı ki biz, mevcut sonuçtan sebepleri bulmaya çalışıyoruz.

Şimdi bir de ortada hiç bir şey yokken belli bir hedefe odaklı olarak sebepleri, bir sonraki aşamanın sebeplerinden birini sonuç verecek şekilde bir araya getirmek ve bunu nihai hedefe ulaşacak şekilde sistemli bir süreç olarak tasarlamak için gereken ilmin miktarını tahayyül etmeye çalışalım.

Biz buna sonsuz ilim diyoruz. Sahibine de el-Alîm…

Muhiddin YENİGÜN

Kaynak: yenigun.name.tr

Sende yorum yazabilirsin