Sorumsuz Doktor, Ruh Hastası Asker (Risale-i Nur Eğitim Programı-5)

Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı Dersleri-5: Sorumsuz Doktor, Ruh Hastası Asker (Beşinci Söz)

Beşinci Söz – Sorumsuz Doktor, Ruh Hastası Asker (İzah Metni)

Bir radyo için, radyo kanallarının seslerini güzel bir şekilde kulağımıza iletmesi, o radyonun tabiatına uygun hareket etmesidir. Varlığının sebebi, neticesi ve kendisinden beklenen fayda budur.

Bir doktorun hastanede hastalara sağlık hizmeti vermesi konusunda hastane yönetiminin bir beklenti içinde olması, bunu yapmadığında ise yadırganması hatta ceza alması kadar normal ve tabiî bir sonuç olabilir mi? Bir doktorun asıl görevi, hastaları iyileştirmektir. Hastane içinde başka hiçbir faaliyet, bu görevinin yerini alamaz, önüne geçemez ve daha önemli olamaz. Ve böyle olması kadar da doğal bir şey yoktur. Örneğin doktor, hastalarını bırakıp, geçimimi temin edeceğim diyerek, kafenin bir köşesinde tezgâh açıp simit satmaya kalkmaz ve kalkamaz. “Hastaları iyileştirmek hastanenin görevidir, bana ne?” diyemez. Çünkü o hastanede doktor olması ve ona bu hizmetinin karşılığında bir ücret ödenmesi gerçeğine, bundan daha aykırı olan ve kabul edilemez bir şey tasavvur edilemez. İşte burada, insanın gerçek vazifesinin namaz kılmak ve büyük günahları işlememek olduğu ve bunun insan olmanın tabiatına ne kadar uygun düştüğü, benzer bir misalle anlatılmıştır.

Eser metnindeki misalimizde de, iki asker düşünüyoruz. Askerimizin birinin askerlik vazifeleriyle meşgul olmak yerine, vazifesini terk edip, sanki devlet ona yemek vermeyecek gibi, sırf aç kalırım korkusuyla ikide bir çarşıya kaçıp, yiyecek bir şeyler satın aldığını hayal edelim.

Evet, tam bir şizofren ruh hastası profili. Böyle biri için: “Bu adamın askerde işi olmaz!” denir, psikiyatriste sevk edilir. Temsilde ayrıca ince iki nokta daha var: Vazifesini anlayan asker, devletin bir takım yan işleri, askerlik ortamı gereği kendisine yaptırdığının idrakindedir. Mesela, askere berberlik görevi verilebilir, bir takım cihazların bakımı yaptırılabilir, yemekhanede aşçılık yapabilir. Bunların aslî vazifesi olmadığının idrakinde olan asker: “Ben bu işleri para kazanmak için, geçimimi temin etmek için yapıyorum” gibi saçma bir söz söylememektedir. Bilir ki, bu işler, devletin angarya işlerini yapmaktır ve askerde bulunmanın bir parçasıdır. Esas görevinin ne olduğunu idrak edemeyen asker ise, askeri eğitim yapmak ve cephede savaşmak ile ilgili olarak şöyle demektedir: “Bunlar ordunun işleri, bana ne”. İlginç değil mi?

Temsildeki bu noktaları lütfen aklınızda tutun. Şimdi sıra, temsili adım adım hakikate tatbik etmeye geldi. Dikkat edin, temsilin içindeki karakterler, gerçek hayatta aramızda yaşıyorlar ve aynı anlama gelen sözleri söylüyorlar! Asıl ilginçlik burada başlıyor.

İşte bu dünyaya gönderilmesinin asıl maksadını ve esas görevini unutarak sadece dünyaya çalışan insan, devletin kendisini aç bırakacağından korkup, yemek bulmak için kaçıp kaçıp çarşıya giden askere benziyor. Çünkü Allah, bizim rızkımızı üzerine almıştır ve bizi rızıksız bırakmayacağına kefil olmuştur. Rızık vermek Allah’ın vazifesidir. Bizim asıl vazifemiz ise iman ve ibadettir. Yani hayatı ve rızkı vereni tanımak ve rızkı O’ndan istemek ve O’na güvenmektir. Devletin verdiği imkânlarla iş görüp, hizmet veren asker, bu hizmetini nasıl ki kendi geçimi için çalışması olarak görmesi söz konusu olamazsa; Allah’ın verdiği vücut ve imkânlarla, Allah’ın mülkünde, aslî görevinin haricinde, bir takım yan işler gören insan da, “Ben kendi kendimi besliyor ve rızıklandırıyorum ve asıl vazifem kendi geçimim için çalışmaktır” diyemez. Çünkü çalışmak için kullandığı vücut, kendinin değildir.

Sahibi olmadığı vücutla çalışarak, misafir olarak bulunduğu dünya içinden kazanacağı her şey, yine kendisinin değil, o mülkün sahibine ait olacaktır. Çünkü imkânları başkası hazırlamıştır, sermaye başkasınındır. Dolayısıyla insan bu dünya içinde, gerçekler noktasında, askeriyenin içindeki askerden farksız bir durumdadır. O halde sadece “Ben, Allah’ın beni bu dünyaya belli maksatlarla ve önemli bir görevle gönderdiği asker gibi bir memuruyum” diyebilir. Nasıl bir asker devletin angaryasını gördüğü hizmetlerde hak iddia edemez ve yemekhanede yemek yapıyor diye, sanki restoran işletiyormuş ve restoranın sahibi de kendisiymiş gibi bir tavra giremez. Aynen öyle de, kendi verdiği rızıkları elde etmesi için, angarya benzeri bazı çalışma faaliyetlerini şart koymuş olan Allah, bu dünyada o insanı aslî görevi olan ibadeti haricinde, bu yan işlerde de çalışmak durumunda bırakır. Ancak insan bu durumda, kendi mülkündeymiş ve sermayesini kendi koyduğu kendi işinin sahibiymiş ve geçimini kendi iktidarı ve ilmiyle kazanıyormuş gibi bir tavra giremez. Çünkü başta dediğimiz gibi, iktidarı ve ilmi de bizzat kendinin değildir, emaneten verilmiştir. Zaten rızık temininin iktidarla ters orantısı, rızkın kimin eliyle verildiğini parlak olarak ispat etmektedir.

Kim ki en zayıftır, en iyi rızkı o elde eder, yani ona verilir. Kim ki en hırslı ve iktidar sahibidir, o daha zor ve az istifade eder. Eser metninde bunun somut örnekleri verilmiştir.

Demek ki, insanın çalışması, ancak asıl vazifesi olan ibadetini ihmal etmemek ve namazını kılmak şartıyla anlamlı bir değer kazanır ve çalışmak, ancak bu şekilde ibadet olur. İnsanın, dünyevî hayatına lazım olanları tedarik etmek noktasında gücü ve yeterliliği, serçe kuşundan çok daha azdır. Çünkü çok az zamanda tüm ihtiyaçlarını öğrenir ve karşılar, insan ise hep öğrenmeye muhtaçtır ve bütün ihtiyaçlarını karşılamanın yanına bile varamadan hayata veda eder.

Manevî donanımları ve kabiliyetleri noktasında ise, çok zengin ve yüksek bir yaratılışa sahip olması, ibadet için yaratıldığını ve asıl vazifesinin ibadet olduğunu göstermektedir. Yalnızca fâni dünya hayatı için çalışan ve onu tek maksat yapan insan, o serçe kuşundan da aşağı bir dereceye düşecektir. Hâlbuki asıl görevini bilen ve ebedî hayatını esas maksat yapan ve vazifesini şerefle üstlenen ve kabul eden ve bu fâni dünyayı da, ebedî âhireti elde etmek için bir basamak yapan insan, tüm hayvanların üstünde bir sultan ve Allah’ın bu kâinatta imtiyazlı bir misafiri olur.

Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı Ders Videosu:

Sorumsuz Doktor, Ruh Hastası Asker (Beşinci Söz)

https://www.youtube.com/watch?v=LqAtzldoAoQ&index=8&list=PL5bPD7AdvnTwLy6HBas-goAXLUUhNM0d8

Eğitim Programı Bilgilendirmesi: Keşif Yolculukları ismini verdiğimiz ve Yazarlar Birliği Sümer-1 Sok. No: 11/9 Kat:4 Kızılay/ANKARA’da sunulan ve ayda bir kez yapılan, izahlı ve görsel sunumlu Risale-i Nur Eğitim Programımızın derslerine eğitim 1 Ekim 2016 Ct. günü 16.45’de kısmet olursa tekrar başlayacağız. Eğitim döneminin son dersi olan “Vahyin Hakikatinin İspatı”na www.kesifyolculuklari.com ve www.risaleinuregitimprogrami.com adreslerinden ulaşabilirsiniz. Ekim ayında “Peygamberlik Hakikatinin İspatı” ve Kasım ayından itibaren ise 5 ay boyunca sürecek olan “Ebedî Hayatın Varlığının İspatı (10.Söz İzahı)” programlarımızla eğitim programımız devam edecek inşallah.

Ders programımızı üstüne bina ettiğimiz “Olağanüstü Bir Hazinenin Keşif Yolculuğu: Risale-i Nur İzah Metinleri” isimli kitap çalışmamızı https://yadi.sk/d/09r41tL9ecYUA Yandexdisk adresindeki “Kitap Taslakları-Risale-i Nur İzah Metinleri” klasöründen indirebilirsiniz. Sunumlarımızda kullandığımız metinlere, videolara ve Powerpoint dosyalarına ise aynı adresteki “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı Sunumları” klasöründen ulaşabileceğinizi ve bulunduğunuz yerde bu tarz sunumları sizin de yapabileceğinizi ifade edelim.

Ediz Sözüer

Sende yorum yazabilirsin