Sünnetler ışığında öğrenme yöntemleri

Neyi nasıl anlatmalı da çocuğumun başarısına katkı sağlamalı?” düşüncesi ebeveynleri sanki okul yıllarına geri götürüyor. Eğitim psikologlarının belirlediği, herkes tarafından uygulanabilecek basit metotlar öğretmenler kadar anne-babaların da derdine derman olacak türden. Hem de bu metotlar bize aslında Peygamberimiz’den (sas) emanet.

Özel bir şirketin muhasebe biriminde çalışan Sevgi İmamoğlu’nun bu aralar tatlı bir yoğunluğu var. Kızı Ebrarsu okula başladığı için mesaisinden artakalan zamanı onunla geçiriyor. Aslında kızının okumayı öğrenmek gibi bir derdi yok, çünkü zaten okumayı da yazmayı da biliyor. Anne, henüz anaokulu çağındayken oyuncaklarına isimler vererek kızına sesleri öğretmiş. Zamanla hecelemeler, onların birleştirilmesi derken Ebrarsu okumayı sökmüş. Sevgi Hanım şimdi şarkılar, tekerlemeler eşliğinde ona saati öğretiyor.

Bütün ebeveynler gibi çocuğunun eğitimine destek olmaya çalışan genç anne aslında tam da eğitimcilerin önerdiği gibi yaklaşıyor ona. Etkili öğrenme tekniklerini sıralayan uzmanlar benzer konulara değiniyor. Görsel materyaller kullanılarak, gündelik yaşamdan örnekler verilerek, konu bütünlüğü içinde yapılan anlatımların kalıcı olduğunu önemle vurgulanıyor.

Bu yöntem bizi Asr-ı Saadet’e götürüyor. Peygamber Efendimiz’in (sas), hakikatleri mukayese ve örneklendirme metodunu kullanarak anlattığını okuyoruz kaynaklardan. Yerine göre latife yapmayı ihmal etmediğini de biliyoruz. Aslında sadece bunlar değil, bugün eğitimcilerin uzun çalışmalar, deneyler, anketler sonucu belirlediği pekçok eğitim metodunu O’nun asırlar öncesinde kullandığını görüyoruz.

Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ali Budak ile Efendimiz’in (sas) öğretim metotlarını konuştuk. Günümüzde önerilen en etkili ve kalıcı öğrenme tekniklerini ise psikolojik danışman ve eğitimci Ebru Kodak’tan dinledik.

Konuşma, soru-cevap metodu

Eğitimciler, en etkili öğrenme yönteminin derse katılım ve soru cevap olduğunu söylüyor. Böylelikle öğrenci, konuyu kendi ifadeleriyle hafızasına yerleştiriyor. Yrd. Doç. Dr. Ali Budak, Efendimiz’in (sas) bu yöntemi konuşmalarında sıkça kullandığını hatırlatıyor ve şöyle örneklendiriyor:

“Peygamberimiz (sas) beş vakit namazın önemini, ‘Evinizin önünden bir nehir geçse de onda her gün beş kez yıkansanız, hiç kir kalır mı?‘ diye sorarak anlatmaya başlamıştır. Başka bir zaman da ‘Gerçek Müslüman kimdir, bilir misiniz?‘ demiş ve dikkatleri üzerine çekmiştir. Kötü söz söylemenin, iftira atmanın ve kan dökmenin ne kadar kötü bir fiil olduğunu anlatma sadedinde de söze ‘iflas eden‘in kim olduğunu sorarak başlamıştır. Bunlar, hem karşılıklı konuşmayı hem de soru cevap usulünü kullanarak etrafındakileri konunun içine çekmekte ve bilgi alışverişini tekdüzelikten kurtarmaktadır.”

Bizzat yaşayarak gösterme

O’nun (sas) yüce ahlâkı ve yaşantısı başlı başına öğreticidir. Allah Resulü’nün dinin yüce hakikatlerini anlatması, anlattıklarını tatbik etmesiyle hemen hemen aynı orandadır.” diyor Budak. İslam hakikatlerinin benimsenmesinde bu ‘hâl dili’nin çok etkili olduğunu söylüyor: “Mesela Efendimiz (sas) Amr b. As’ı, Umman meliki Cülenda’yı İslam’a davet etmesi için gönderir. O da Allah Resulü’nün hâl diliyle alakalı şunları söyler: ‘Bu ümmî Peygamber bana rehberlik etti. Zira O, emrettiği bir hayrı önce kendi yaptı. Yasakladığı bir kötülüğü önce kendi terk etti. İnsanları yendi, fakat taşkınlık etmedi. Kaybedince de kötü söz söylemedi. Ahde vefa gösterdi. Sözünü yerine getirdi. Bütün varlığımla şehâdet ederim ki O Allah’ın Resulü’dür.‘”

Sadece okul derslerinde değil, dini, ahlaki, toplumsal konularda da çocuğunu eğitmekle yükümlü olan ebeveynlerin kabullenmesi gereken temel prensipleri sorduğumuz Ebru Kodak da bu konuya değiniyor. Çocuğa doğru davranışın temsil ederek gösterilmesi gerektiğini, emir şekline dönüşmeden sözle de ifade edilmesini vurguluyor. Büyüklerin söyledikleriyle davranışlarındaki tutarlılık, çocuk eğitimi açısından önemli. Yapmadığı bir şeyi çocuktan beklemesi aileye karşı güvenin sarsılmasına neden oluyor.

Yavaş yavaş tedricî bir sistemle öğretme

Eğitimci ve psikolojik danışman Ebru Kodak, öğretimde konulara göre aralıklı ya da toplu öğrenme gerçekleştirileceğini söylüyor. Mesela uzun ve başlıklarla sistemleştirilmiş konular, günlere dağıtılarak öğrenilebilir. Böylece verim artırılabilir. Sahabe efendilerimizin (ra) aktardıkları, Efendimiz’in öğretimde buna ehemmiyet verdiğini gösteriyor: “Biz, Nebi aleyhisselam’dan 10 ayet öğrenirdik. Manasını kavrardık, onlarla amel ederdik. Sonra Allah Resûlü’nden öğrenmeye devam ederdik.

Çocukların, ödev alışkanlığını hemen kazanması beklenemez

İnsanlara haftada bir gün vaaz veren sahabelerden Abdullah b. Mes’ûd, kendisinden her gün vaaz etmesi istenilince şöyle diyor: “Bunu yapmama engel olan husus, sizi bıktırmam endişesidir. Ben size, Allah Resûlü’nün bize yaptığı gibi belirli aralıklarla vaaz etmeyi uygun görüyorum. O da bize bir bıkkınlık gelmesin diye böyle yapardı.” Ali Budak, bu prensibi Peygamber Efendimiz’in “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, müjdeleyin, nefret ettirmeyin.” hadisi içinde de görmenin mümkün olacağını hatırlatıyor. Ebru Kodak’ın sözü ise mükemmeliyetçi anne babalara. Mesela ilköğretim birinci sınıftaki öğrenciden ödev yapma alışkanlığını hemen kazanmasını beklemek sağlıklı değil. Çocuğun oyun oynamak gibi özgür bir alandan kurallı, düzenli ve sınırları belli bir okul yaşamına geçmesi bir sürece ihtiyaç duyar. Bu nedenle ebeveynler hoşgörülü olmalı ve çocuklarına zaman tanımalıdır. İlk zamanlarda ödevinin başında kısa zaman geçiren çocuk arada (molalarında) oyunlarla, ebeveyn ilgisiyle desteklenmelidir. Çalışma süresi yavaş yavaş artırılmalıdır. Aksi takdirde çocuğun ödev yapmaya dair olumsuz bir tutum oluşturması kaçınılmaz.

Öğrenenler arasındaki farklılıkları göz önünde bulundurma

Ailelerden ziyade eğitimcilerin asla göz ardı etmemesi gereken bu konu Efendimiz’in hassasiyet gösterdiği mevzulardan biri. Budak, Peygamberimiz’in (sas) her zaman insanların ailevî, sosyal ve kişisel özelliklerini göz önünde bulundurduğunu özellikle belirtiyor ve O’nun (sas) bu tutumunun günümüz eğitimcilerinin alacağı çok güzel bir örnek olduğunu anlatıyor. Budak şöyle bir örnek veriyor: “Efendimiz (sas) çevresindeki insanları çok iyi tanıyor, onların isteklerini yerine getirmede ve onlara yapacağı tavsiyelerde onların kişisel özelliklerini hep göz önünde bulunduruyordu. Bir keresinde İslam’ın en hayırlı amelini soran kişiye “insanlara yemek yedirmen ve tanıyıp tanımadığın herkese selam vermendir” demiş, diğer bir defasında aynı soruyu soran başka bir kimseye ise “Müslümanların, senin elinden ve dilinden güvende olması” cevabını vermişti.

Aslıhan Köşşekoğlu / Zaman Gazetesi

Sende yorum yazabilirsin