Sure-i Yusuf’un “Sevgi ve Fitne” Dersi…

Sure-i Yusuf’taki 51. ya da 52. Âyet-i Kerime’nin anlattığı öyle bir hikmet vardır ki; “Gönüldeki esrar, gönüldeki arzu şeytan tarafından nasıl alınıyorsa, karşı taraftaki insan da o gönülden arzuyu alabilir” diyor. Çünkü gönülden gönüle devamlı surette elektronik mesaj gidiyor. Herkesin bu hadisesi mevcuttur… Biz hayat boyunca gönlümüzde ve niyetimizde olan hadiseleri düşman olarak da, dost olarak da ölçülüp biçilip fark edileceğini bileceğiz. Daha önemlisi şeytanın aleste [hazır durumda beklemek, NÇG] bizim niyetlerimizi izlediğini bileceğiz. Ve bu niyetlerimizi izlerken, şeytana gönlümüzden bir sır kaçırmışsak, ona karşı alacağımız tedbir nedir: vesveseyi terk etmektir. Çünkü gönüller açık sergidir… gönlünüze sahip çıkın!fitne


Düşmanlıkları körükleyen, düşmanlıkların üzerine bina yapan Şeytandır. Ondan dolayıdır ki; âyette “Şeytan apaçık bir düşmandır” diyor.

Fahr-i Kâinat Efendimiz Kur’an ikmal edildikten sonra “Müminlere ne hediye var, bu Kur’an’da?” diye soruldukça Efendimiz: “Muhafazateyn, Cenâb-ı Hakkın müminlere verdiği en büyük hediyedir” buyururdu.

Cenâb-ı Hakk’ın Sure-i Yusuf ile bize verdiği mesaj şudur: “Hz. Yakup’un çocukları babalarının peygamber olduğunu bildikleri halde demiyorlar ki: Peygamber yanılır mı ya hu! Eğer bu çocukları sevmişse bunun bir hikmeti vardır. Biz de bu çocuklar gibi olalım, bizi de sevsin.” Bunun çıkar yolu nedir? Budur!

Bunu tarih boyunca insanoğlu bu hataları bütün peygamberlere, bütün din büyüklerine karşı işlemiştir. Kendi nefsini bir kuvvet olarak görüp, O’nun, yani Allah’ın seçtiği çok özel kulların karşısına geçmiş. Sonra da adeta o kuvveti sarsmak hatta ondan halkın istifadesini engellemek için elinden gelen fitneyi çıkarmıştır. Çünkü bu fitne “Niçin beni sevmiyor da ötekisini seviyor” fesadıyla başlıyor. Tarih boyunca bu fitneden daima bir büyüğün, bir babanın, bir sultanın, bir müdürün, bir kralın aklınıza ne geliyorsa… Bir büyük zâtın etrafında toplananlar arasında devamlı bir fitne vardır.

Allah, bu sekizinci Âyet-i Kerime’yi, Sûre-i Yusuf’ta boşuna göndermemiştir! Kendinizi ölçer, biçer… Kendinizi güçlü görür, kendinizi sevilmeye layık görürüsünüz. Sevileni de kendinizden sevimsiz, cılız görerek: niçin seviliyorsun, diye işi düşmanlığa götürürsünüz? Cenâb-ı Hakk’a karşı farkında olarak veya olmayarak hep bu fiili işliyor insanoğlu… Bir kimse Cenâb-ı Hakk’ın sevgili bir kuluysa, onu bir türlü içimize sindiremeyiz, beğenmeyiz. Hadi ya sende! Nesi var, ne olmuş ki? Allah’a ne yapmış ki şuna bak, der. Eğer Allah o kimseye hem maddi imkân vermişse, birde o kişiyi hata işlerken gördü ise… Veyahut Allah o kişiye manevi bir ferahlık vermişse… Manen buna ne kadar feyz verilmiş olabilir ki, der ve bir anda içi kararır.

Eğer bir kimse tarafından sevilmek istiyorsanız bunun yolu kıskançlık değildir. O kimsenin neyi sevdiğini öğrenerek onun gönlünü kazanmaya çabalar insan! Zaten sevilmek mecburiyeti diye bir şey yoktur. Sevilmek kanuni bir zorunluluk değildir! Binaenaleyh, sevilmek istiyorsanız herhangi bir kimse tarafından, o zâtın o kimsenin arzu ettiği biçime girin!

Bakınız buradan nerelere geleceğiz şimdi… Sevilmek istediğimiz zatın, insanın gönlüne sevimli olabilmek için onun istediği biçime giriniz dedik. Tabiî, “bir kimse tarafından sevilmek” dendiği zaman Hz. Yakup’un çocuklarının babalarına karşı aldıkları hatalı tavrı, biz hem şahıslara karşı alırız, daha kötüsü Allah’a karşı alırız. Bunu hiç unutmayınız!

Demek ki Hz. Yusuf’un bahanesi ile Cenâb-ı Hak, Hz. Yusuf ve kardeşlerinin öyküsünde araştırmacılar için çok büyük hikmetler, mesajlar vardır derken; bir başka madde de insanları kıskanmak eylemi anlatılır. Kendini layık görüp, karşısındakini layık görmemek… Dolayısıyla Allah’ın yaptığı tercihlere, kendisi Allah’mış gibi oturup fetva biçmesidir! Bunu da nasıl anlıyoruz: Yakup’un çocukları diyor ki “babamız delalet içinde, şaşkınlık içinde.” İçinden biri çıkıp da: aman kardeşler ne yapıyorsunuz? Babamız peygamber, artık daha bunun delaleti olur mu? Bir peygamberin evlatlarıyız. O, Allah tarafından seçilen bir peygamberdir. İster onu sever, ister bunu sever. Bırakın bu saçmalıkları, demesi lazım gelirken bunlardan hiç birisini söylemediler. Aksine: öldürelim de sonradan salih kullardan oluruz, dediler.

Hayatta bir büyük zâta karşı kubriyetinizi (yani yakınlığınızı) hiç unutmayacaksınız! Yahu, bizim Hoca Efendi de o kadar lüzumsuz adamlarla oturuyor kalkıyor, yahut onları tutuyor, onları seviyor ki… Demek ki o hocada da kendine göre bir şey tutturmuş gidiyor!” diye bir yanılmışlığa düştüğünüz zaman! Bunu dediğiniz ân unutmayın: o ân siz Yusuf’un kardeşi oldunuz!

Âyet-i Kerime burada demek istiyor ki; bunlar ne kadar şaşkın! “Dolayısıyla siz de böyle şaşkınsınız” diyor. Burada anlatılan, bir hata, bir günah işleyip de yalnız buradaki gibi adam öldürmek şart değil… Böyle bir hata işleyip de ondan sonra dönüp eğer işlerinizin düzgün gideceğini zannediyorsanız… Bu hatanın dünyada da bir ceremesi vardır, onu da çekersiniz.

Siz durup dururken Cenâb-ı Hak tarafından sevilmezseniz, bir de ayrıca sevilen bir kimseye zarar verdikten sonra nasıl sevileceksiniz?

Öyle ya şimdi Hz. Yakup’a bakın… Hz. Yakup demek ki diğer oğlanları, o haydut gibi olan oğlanları sevmiyormuş, Yusuf’la Bünyamin’i seviyormuş. Peki, siz Yusuf’la Bünyamin’i ortadan kaldıracaksınız da, zaten sevimsizdiniz. Peki, bir daha kendinizi nasıl sevdireceksiniz? İnsanoğlu gaflette olduğu için bunu hesap etmiyor.

İşte bu karartıdan, bu şer tavırdan doğacak sakıncalar; Hz. Yakup’un on evladına iman getirmesini, onlara iman telkinini on-onbeş sene-yirmi sene geciktiriyor. Yani o sırada Yakup’un çocuklarından herhangi birisi, bu on kardeşten birisi ölseydi, kâfir gidecekti. Çünkü gönüllerinde bir hased, bir fesat meydana geldi. Bu hasetleri Yusuf’a karşı cürüm işlemelerine, günah işlemelerine yol açtı. Ve böylece de Cenâb-ı Hak ile aralarındaki düğmeler kapandı. Güya biz salih kullardan olacağız diyorlardı ya! Hadi olun bakalım kolaysa! Salih kullardan olabilmeyi kendileri yapar zannediyorlar. Allah nasip ederse salih kullardan olursun. Yoksa kazın ayağı öyle değil!

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki’nin Cami Vaazları, Sure-i Yusuf sohbetlerinden derlenerek hazırlanmıştır.

nurbakimektebi.com

Sende yorum yazabilirsin