Tabiat Kanunları ve Kuantum Evren

(Tabiat Risalesi Açılımları-21)

 

Önemli Bilgilendirme: Tabiat Risalesi Açılımları, görsel destekli ve akademik nitelikli “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı”nın “İman Hazinesinin Varlığını Delillerle İspatlamak” isimli ikinci ana bölümünün 1. Hakikat’i olup, “Allah’a İman” hakikatinin mantık ve bilim zemininde akademik olarak ispatı yapılmaktadır. Derslerimizde sunulan hakikatlerin tam olarak hissedilerek pekiştirilmesi için yazımızın sonundaki görsel destekli ders videosunu da izlemenizi tavsiye ediyoruz. Eğitim programının önceki derslerine sayfanın sonundaki “Etiketler” bölümünden ismimize tıklayarak ulaşabilirsiniz.

“Tabiat Risalesi Açılımları” kitabımızın bir parçası olan bu yazımızdan sonra fantastik bir yolculuğa gerçek anlamda giriş yapmak isterseniz kitabımızı okuyabilirsiniz. “Tabiat Risalesi Açılımları”nın (seminer videolarını seyrederek okuyabileceğiniz) Görsel/İnteraktif kitabına ulaşabileceğiniz adres:

http://risaleinuregitimprogrami.com/2015/10/25/tabiat-risalesi-acilimlari-gorselinteraktif-kitap/

Temelleri Isaac Newton tarafından koyulmuş olan “Mekanik Evren” modeline göre, yaratıcı başlangıçta maddeyi ve kanunları koymuştur. Böylece kâinat bir saat gibi çalışmaya başlamıştır ve o gün bugündür devam etmektedir. Aslında Newton dindar bir Hristiyan’dı. Fakat burada farklı bir nokta var. Aslını kaybetmiş Hristiyanlık, İslamiyet gibi tevhid akidesine sahip bir din değil. (Akide: İnanç usulü.) Tevhid ise, sadece bir yaratıcının varlığını basitçe kabul etmekten ibaret değildir. Bir yaratıcının varlığını kabul etmek ve ondan başka yaratıcının olmadığını söylemekten çok öte bir manayı ifade ediyor.

İşte o mana şudur: İstisnasız her şeyi ve her işi, her an ve bizzat o yaratıcının yaratması ve hâlen de yaratmaya devam ediyor olması demektir. O yüzden Hazret-i İsa’ya ilahlık veremezsiniz. Meleğe kudsiyet atfedemezsiniz. Papazlara günah çıkarttıramazsınız. Tek bir müracaat merkeziniz vardır, her şeyi O yaratır ve herkesin de müracaat edeceği yalnız O’dur ve O’dan başka herkesin ve her şekilde ve her an müdahalesi İslamiyet’te kesin olarak reddedilmiştir. Geriye kalan her şey, gerçek anlamda etki etme özelliğine sahip olmayan bahane nev’inden vesileler ile adî bir şart niteliğindeki basit sebeplerdir. Hakikî hâkim ve kâdir olan, ilahî kudret ve iradedir. İşte tevhid budur.

Yoksa “La ilahe illallah“ ile formüle edilen tevhid inancı, manayı tam ifade edemeyen bir Türkçe çeviri olan “Allah’tan başka ilah yoktur” kelimesinin ifade ettiği dar anlamla sınırlı olan basit bir sözden ibaret değildir.

O kadar basit olsaydı, İslamiyet geldiği zaman dünya üzerindeki bütün dinleri ve felsefeleri bir ejderha gibi maddeten ve manen yutup yok edemezdi. İslamiyet âleme geldiği zaman hepsini silmiş süpürmüş. Hatta felsefeler ve dinlerle beraber bütün devlet sistemlerinin hepsini yutmuş. Kendinden başka bir şey bırakmamış. Tarih buna bütün ihtişamıyla şahittir. Bu nedenle gerçekten tevhid akidesi gerek şahsî hayatta, gerek toplumsal hayatta çok devrimsel ve sıra dışı bir hakikattir.  

“Tabiat kanunlarına bağlı olarak kendi kendine işleyen dev bir makine olarak düşünülen kâinat”ı ve “bu kâinata sadece ilk oluşum anında müdahalesi olan ve sonra hiçbir şeye karışmayan bir yaratıcı fikri”ni sonuç veren bu anlayışın ve âdeta bir saat gibi kurulan ve sonra müdahale edilmeyen “Mekanik Evren” modelinin ne kadar eksik bir model olduğu ve kâinatın her an yeniden yeniye dinamik bir yaratılış süreciyle var olduğu ve var kalmaya devam edebildiği, daha sonraları geliştirilen “Kuantum Evren” modeliyle önemli derecede anlaşıldı.

“Newton Mekaniği” Hakkında Ara Not: Her ne kadar böyle olsa da, Newton mekaniği günlük hayatımızda maddenin işleyişini matematik formüllerle ifade etmekte ve anlatmakta çok başarılıdır. Örneğin bir maddenin şu anda buradayken ve bilinen bir hızla hareket ederken beş dakika sonra nerede olacağını formüllerle ifade ederek nereye doğru gideceğini söyleyen, günlük hayattaki maddenin işleyiş şeklini ortaya çıkartan ve pratik hayat içinde işe yarayan bir modeldir. Fakat bu modelin, eşyanın atom altı dünyadaki işleyişini ve kâinatın hakikatini ifade etmekte ne kadar eksik bir model olduğu sonradan anlaşılmıştır.

Tabiat Risalesi’nde, kurulu saat gibi işleyen mekanik evren modeline itiraz ediliyor ve neden böyle olmaması gerektiği en temel noktadan hareket edilerek izah ediliyor. Bu konunun hayatımızı ve inançlarımızı etkileyen kritik bir önemi bulunduğundan, bu nokta eserde özellikle vurgulanıyor. Eserin bir sonraki bölümünde de, “Bazı küçük sebeplerin önemli olmayan şeylerde icada müdahaleleri, ilahî saltanata ne zarar verir ve yaratıcının büyüklüğüne ne noksan verir” şeklinde bir sorunun yanında; “Bir takım sebeplere küçük işlerde yaratıcı yerinde teşekkür edilmesinin ve bazı şeylerin bu sebeplerden bilinmesinin ve koca kâinatı yaratması nedeniyle kendine kulluk edilmeye lâyık olan yaratıcının yanında, o küçük sebeplerin de basit noktalarda, az da olsa bir hak ve hisse sahibi olmaları neden mümkün görülmesin ve ne mahsuru var” diye çok ilginç diğer bir soru soruluyor. İşte belki birçok kişinin aklına gelmeyebilecek ve ilk bakışta önemsiz görülebilecek bu ilginç sorular, cevaplarının bilinmesinin önemi ve inanç noktasında çok kritik noktalara temas etmesi nedeniyle Tabiat Risalesi’nde ciddî yer almış.

Bu meselenin uçlarının inanç boyutunda ne kadar kritik noktalara dayandığına şimdilik kısaca temas etmiş olalım.

Küçük-büyük hiçbir sebebin, en küçük bir şeyin icadında ve idaresinde en ufak bir müdahalede bulunamaması, insan olarak bize ne anlam ifade edebilir? Hiçbir sebebin en küçük bir şeyin icadında en ufak bir payı bulunmaması demek, büyük-küçük hiçbir sebebin bize en ufak bir zarar verme kudretinin gerçek anlamda olmaması ve yine hiçbir sebebin elinde bize menfaat dokundurma imkânının hakikî manada bulunmaması demektir.

Bu ne kadar büyük bir şeydir biliyor musunuz? Bu kâinat algımızı bütünüyle değiştirecek ve sarsacak nasıl muazzam, devasa bir hakikattir! Eğer bu gerçekse her şey değişmiş demektir. Her şey değişecek demektir. Bizim için her şey farklı olacak demektir. Bunu keşfederek gerçek olarak hayatına getiren bir insan için, hiçbir şey aynı değildir artık. Her işin tek bir yaratıcının izni ile bilgisi dâhilinde, iradesinin seçimiyle, ilahî kudretinin hükmüyle bizzat kendisi tarafından yapılması demek, O’ndan başka gerçek anlamda müracaat edilecek ve yardım istenilecek kimsenin olmaması demektir.

“Sebepler Dünyası” Hakkında Ara Not: Günlük hayatımızda elbette “sebepler dünyası”nda yaşıyoruz. Bunu söylemekte fayda var. Yani biz bir arkadaşımızdan su isteyeceğiz, bu durumda istemeyecek miyiz; Allah’tan mı isteyeceğiz, böyle bir şey yok. Öyle bir şey düşünmeyin. O şekilde fantastik bir şey değil. Burada sebepleri inkâr etmek yok. Fakat o sebeplerin dahi işlerken ilahî kudret ve iradenin izni olmadan işleyememesi gerçeği ve her anda O’na müracaat edebilme imkânı var. “Sebepler dairesi” ile “itikad dairesi”nin hükümlerini birbirine karıştırmamak gerekli ve önemlidir. Bu da ancak sebeplere müracaat etmekle birlikte neticeyi Allah’tan bilmekle ve maddî sebeplerde hakikî tesirin bulunmadığına itikad etmekle olur. Belki o sebeplere ve tabiat kanunlarına riayet etmek, Allah’ın ilahî iradesiyle kâinatta koyduğu yaratılış kanunlarına hürmet etmektir.

Dolayısıyla O’ndan başka hiç kimseden korkmaya ve hiç kimseye ihtiyaç arz etmeye lüzum yoktur. Bu çok büyük bir şeydir. Kendisi ve hayatı için bunun ne kadar büyük bir mana ifade ettiğini insan olan anlar. İşte imanın ve hakikî tevhidin bu en yüksek ufkundan kâinata bakan bir insanın hiçbir sebepten, hiçbir kimseden, hiçbir yerde, hiçbir durumda ve hiçbir zamanda korkmasına gerek yoktur ve onlara minnet duymaya ve muhtaçlık hissetmeye mecburiyeti yoktur. 

Şimdi meselemize tekrar geri dönüyoruz. Kâinatın bir saat gibi kendi kendine işlediği düşünülen mekanik evren modelinden Kuantum Evren modeline geçişin, ilahî yaratım ve iradenin işleyişiyle ne gibi bir ilgisi vardır? Bunu anlayabilmemiz için, kuantum fiziğinin, maddenin yapısı ve işleyişiyle ilgili olan temel yaklaşımı hakkında bilgi sahibi olmamız gerekiyor. İzlemenizi tavsiye edeceğimiz üç kısa videoyla kuantum dünyasında çıkacağınız zihinsel yolculuk bize bunu sağlayacak.

İlk videoda Kuantum Mekaniği’nin maddenin atom altı dünyada nasıl davrandığını ve ne şekilde işlediğini anlamamızı sağlayan temel yaklaşımı ele alınıyor. Kuantum fiziğinde “Çift Yarık Deneyi” veya “Young Deneyi” diye bilinen çok temel bir deney vardır. Bu deneyin bulgularını anlamak demek, kuantum dünyasının nasıl şekillendiği hakkındaki temel yaklaşıma sahip olmak anlamına gelmektedir. İlk videoyu internette “Dr. Quantum – Çift Yarık Deneyi” ismiyle bulabilirsiniz. (5 dk.) Video Adresi: https://youtu.be/hlwm-vwYh0s

İkinci video, Kuantum Mekaniği’nin temel kavramlarından “Dolanıklık” hakkındadır. Dolanıklık kavramı, yaratılan tüm eşyanın birbiriyle irtibatlı ve birbirine bağlı olduğu ve en küçük atom altı düzeyde, her şeyin aslında tek ve bir olduğu, tek bir hakikatin ifadesi olduğunu anlatır. İkinci videoyu internette “Dolanıklık Video” olarak aratarak bulabilirsiniz. (2 dk. 23 sn.) Video Adresi: https://youtu.be/OW5FLwIOTAk

Üçüncü video ise, iki dakikada kuantum dünyasını anlatıyor ve burada olup bitenlerin yaşadığımız dünya için ne anlam ifade ettiğini sorguluyor. Üçüncü videoyu internette “İki Dakikada Kuantum Dünyası” ismiyle bulabilirsiniz. (2 dk.) Video Adresi: https://youtu.be/dXMWueDG7jE

Bu videoları elbette ciddî bir dikkatle ve anlamaya çalışarak izleyin mutlaka ama eğer anlamadığınız yerler olursa ve anlamakta zorlanırsanız hiç merak etmeyin, biz burada kuantum fiziği hakkındaki bulguların “bizim için ne anlam ifade ettiği ve yaşadığımız dünyanın şeklini nasıl değiştirdikleri” hakkındaki tespitlerimizi rahatça anlaşılır bir şekilde paylaşacağız. “Kuantum Evren”in gizemli dünyasındaki yolculuğunuza önce bu videoları izleyerek başlamanızı tavsiye ediyoruz. Şimdi tavsiye ettiğimiz videolarda detaylarıyla açıklanan ve yukarıda kısaca bahsettiğimiz kavramlardan ne anlamamız ve ne sonuç çıkarmamız gerektiğini ele alacağız.

Kuantum fiziği bize yeni bir şey söylüyor: Gayet kararlı, sabit, gözlemlenebilir ve belirlenebilir görünen maddenin, aslında atom altı dünyada hiç de öyle olmadığını ve çok daha farklı davrandığını söylüyor. Hem de maddenin gerçekten de böyle davrandığını gerek gözlemlenebilir deneylerle, gerek matematik formüllerle tespit ediyor, gerekliliğini gösteriyor. Yani sadece teori değil. Kuramsal düzeyde kalmıyor. Atom üstü dünyada “Newton Mekaniği”nin işlediği gibi, atom altı dünyada da “Kuantum Mekaniği” işliyor. Bir bilim kurgu değil yani Evrim Teorisi gibi. Madde belli bir anda, belirli bir yerde bulunan sabit ve somut bir parçacık gibi hareket etmiyor. Aslında hem parçacık, hem dalga gibi davranıyor. Peki bu ne demektir?

Atom altı maddenin potansiyel hareketi o kadar karmaşık ve belirsizdir ki, gerçekte böyle kararsız yapıya sahip bir şey, hiçbir zaman düzenli ve kararlı bir yapı ortaya koyamamalıdır. Fakat her nasılsa öyle olmuyor. Etrafınızdaki eşyaya ve kendi vücudunuza bir bakın. Bir anda dağılmıyor. Neden? Bir anda atomları, elektronları dağılıp vücutsuz, şekilsiz bir hâle gelmiyor. Aldığı vaziyeti tam bir kararlılıkla koruyor. Hem siz, hem etrafınızdaki eşya hem de şu anda okuduğunuz kitap yerinde duruyor! Acaba bu nasıl oluyor? Çok ilginçtir ki, mikro âlemdeki parçacıkların bir araya gelmesinden oluşan makro âlem, yani görünen dünyamız, hiç de kuantum dünyasının karmaşıklığından etkilenmiş gibi bir durum göstermiyor. Büyük ölçeklerde geçerli olan ve gözlemci olan bizlere kendini gösteren bu yapısal ve sarsılmayan kararlılık, kendini sürekli olarak tekrar ediyor ve her nedense bir türlü bozulmuyor ve istikrarlı bir şekilde devam ediyor!

Çıplak gözle gördüğünüz dünyada, bir basket sahasındaki basket topu, sahanın içinde belli bir zamanda, sadece bir tek yerde görünür. Fakat kuantum mekaniği bize gördüğümüzün tam tersinin doğru olduğunu söylüyor! Basket topunun elektronlarının sahanın herhangi bir yerinde, çok sayıdaki ihtimallerle potansiyel olarak her yerde aynı anda bulunabilirliğini ve hatta bulunuyor gibi hareket ettiğini haber veriyor. Sadece bunu söylemiyor bize. Her şeyin atom altı düzeyde basitçe bir ve tek olduğunu ve her şeyin her şeyle bağlı olduğunu, dolanıklık kavramıyla ifade ediyor. Daha da şaşırtıcısı, gözlemci olarak içinde bulunduğumuz bu dünyaya baktığımız anda, sonsuz sayıdaki potansiyel durumların tümünün çöktüğünü, yani birdenbire ortadan kaybolarak, bizim gerçeğimiz olan ve bize özel olarak yaratılan tek bir durumun oluştuğunu haber veriyor.

İrademiz ve gözlemimizle olayın içine dâhil olmadığımız bir anda ise, dış dünyanın tüm potansiyel durumlarının ve alternatif kader şablonlarının, basket topunun sahanın her yerinde bulunmasına benzer tarzda ve “Süper Pozisyon” diye tabir edilen bir durumda beklediğini söylüyor. Çok enteresan bir durum bu. Kâinat ve içindeki madde âdeta duruyor ve sizi bekliyor. Sizin o olaya iradenizle ve varlığınızla katılmanızı bekliyor ve siz katıldığınız anda size özel bir kader şablonu çıkıyor, o anda siz neyi tercih etmişseniz ona uygun bir kader şablonu (hazır zaten) getiriliyor, koyuluyor ve yaratılıyor. Yani asansörde hangi katın düğmesine basarsanız, o kata gitmeniz gibi.

Kuantum mekaniği herkes için özel bir dünyanın yaratıldığını haber veriyor. Acaba, “Allah, samimi olarak isteyen bir kuluna, kâfir olsa bile istediğini verir” veya “Kulum beni nasıl tanırsa, ona onunla öyle muamele ederim” kaideleriyle İslamiyet’te yerini bulan bazı gerçeklerle, kuantum evreninin çalışma şekli, birbirleriyle baştan beri tanışık gibi görünmüyorlar mı?

Daha önce Sekizinci Söz’ün izah metninin başında geçen “tavşan deliği” tabirinden ve bilinmezlikleri keşfetmek manasında kullanılmasından bahsetmiş ve bu münasebetle “Çekim Yasası” veya “Kuantum Düşünce Teknikleri” kavramlarının, iman ve İslamiyet’in devasa hakikatlerine kıyasen, popüler ve ucuz bir oyuncaktan fazla bir kıymete sahip olamayacağı hakkında detaylı bir inceleme sunmuştuk. Bu konuyu oraya havale ederek kısa kesiyoruz. Aşağıdan ilgili bölüme ulaşabilirsiniz:

https://risaleinuregitimprogrami.com/2015/10/29/cekim-yasasi-ve-kuantum-dusunce-tekniginin-elestirel-bir-degerlendirmesi/

Şimdi düşünelim: Tüm eşyanın bir ve tek ve basit bir yapıda göründüğü ve birbirinden ayrı ve başka tasavvur edilemediği atom altı dünyanın parçalarından meydana gelmiş şu büyük âlem, neden gördüğümüz şekilde görünüyor olabilir? Madde mademki -mahiyeti itibarıyla- diğer parçacıklarından ayrı ve başka düşünülemeyecek kadar aynılıkta bir yapıya sahip, o hâlde nasıl ve neden farklılaşsın ki? Böyle bir şey, yani gözlemlediğimiz kâinatın özelleşmiş şekli acaba nasıl meydana gelmiş olabilir?

Madem madde parçacıklarının ve maddî sebeplerin değişik tarzlarda birleşmesiyle meydana gelebilecek muhtelif şekil, vaziyet ve durumların, ihtimal hesaplarıyla ifade edilebilecek neredeyse sonsuz sayıda mümkün şekli ve çeşitli muhtemel varyasyonları vardır. 

O hâlde bilerek, görerek ve birbirleriyle haberleşerek iş yapma özelliği olmayan madde parçacıklarının ve tabiî unsurların,

* Sınırsız sayı ve çeşitlilikteki karışık ihtimaller ve sonuçsuz kalacak yollar karşısında şaşkınlıklarıyla beraber,

* Birdenbire o çıkmaz yollardan sıyrılarak neticeli bir yola maharetle girmeleri,

* Ve belli bir ihtimali tereddüt etmeden tercih etmeleri,

* Ve her seferinde kararlılıkla, doğru ve isabetli adımlar atmaları,

* Ve her şeyde en kısa yolu, en kolay tarzı ve en faydalı şekli rahatlıkla seçerek, maddenin görünen kararlı hâlini netice vermeleriyle beraber, düzgün ve sanatlı bir canlıyı yapmaları,

* Ve o canlının vücudunu sürekli çalıştırmaları nasıl mümkün olabilir ve gözümüz önünde nasıl gerçekleşir ve bu durum nasıl devam eder?

(Bu maddeler, maddî sebeplerle ilgili üçüncü muhaldeki imkânsızlık yönünün anlatıldığı geçmiş yazımızda da yer alıyordu. Makam münasebetiyle ve önemi noktasından buraya da aynen almayı uygun gördük. Mâlum, artık siz de biliyorsunuz ki: “Hakikat usandırmaz.”)

Maddenin bu hayran bırakan şaşırtıcı, kararlı ve Newton mekaniği boyutlarında belirlenebilir, ölçülebilir ve sürekli hâlinin ve düzenli faaliyetinin, dışardan bir müdahale olmadan kendi kendine meydana geldiğini tasavvur etmeye çalışmak bile akıl ve hayal sınırlarının çok ötesinde saçma bir fantezidir, tek kelimeyle başarısız bir bilim kurgudur, bilim namına hikâye anlatmaktır! 

Şimdi her şeyin istisnasız doğrudan doğruya ilahî kudretin eliyle vücuda gelmesinin ve eşyanın her an O’nun idaresi altında bulunmasının gerekliliğini inceleyeceğiz. Öncelikle vücuda gelme şartları kendisiyle bağlanmış her eşyanın kendi sebeplerinin, o eşya gibi sonradan yapılmış, yaratılmış bir özellikte olduğunu fark etmek gerekiyor. Bir çiçeğin oluşumuna ilk bakışta sebep olan unsurlar kendileriymiş gibi görünen toprak, güneş, su ve havanın da kendilerinin ve işleyiş prensiplerinin, gerek maddeleri gerek kurulumları anlamında yaratılmış ve sonradan oluşmuş nesneler olduğunu biliyor ve görüyoruz. Yani onları da yapan ve yaratan biri lâzımdır.

Diğer taraftan, önceki tetkiklerimizde kesin olarak ortaya çıktı ki, her bir canlının, hatta her bir eşyanın hâl-i hazırdaki şekliyle yapılabilmesi için, çok sayıda maddî veya ilmî kalıplar ve yüksek teknolojili cihazlar gerekmektedir. Eser metninde bu meseleyi kökünden kavrayan bir mantık ileri sürülüyor ve deniyor ki: Eşyanın sebeplerinin de yaratılması gerekiyorsa ve bu sebepleri yaratanın kâinat çapında büyük bir kudrete sahip olduğu eserleriyle ortadaysa; o sınırı tayin edilemeyen mutlak kudret, bir eşyayı yaratmak için neden o sebeplere muhtaç olsun? Hem de o sebepler, gözümüz önünde görünen harika işleri yapmakta kabiliyetsiz ve aciz vasıtalar hükmünde oldukları hâlde, hiç akıl kabul eder mi ki, icad ve idarede müdahalelerine müsaade edilsin ve ilahî kudretin faaliyetlerine hiç gerekmediği hâlde iştirakleri bulunsun?

Önceden de izah ettiğimiz gibi, neticelerin sebeplerle birlikte vücuda gelmelerinde ve beraber bağlanmalarında ve aralarında bir ilişki kurulmasındaki maksat ve fayda şudur: Yüzeysel ve kısıtlı bakışta çirkin veya ilahlığa yakışmayacak gibi görünebilecek faaliyetlerde, ilahî saltanatın haşmetini, azamet ve haysiyetini muhafaza etmek ve o işlerle ilahî kudretin bizzat temasını gözlere göstermemek için, sebeplerin bir perde olarak kullanılmalarıdır. Yoksa tabiatta eşyanın oluşumunda kullanılan ve aslında icad kabiliyeti olmayan maddî sebepler, tamamen göstermeliktirler. Herhangi bir işe karışamazlar, sadece iş işlenir onların üzerinde. Varlıklarının bir sebebi de, imtihan sırrıdır. Asla eşya üzerinde gerçek manada bir etkileri yoktur ve olamaz.

Tabiat Risalesi’nde gayet veciz olarak ifade edildiği gibi, bir saati yapan ustanın, saati ve çarkları kendisi yapmayıp, o saatten daha karmaşık bir makineyi o saat içinde yapması ve o saatin yapımını o makinenin ellerine vermesi gibi bir şeyi hayal etmek dahi çok zorlama bir düşüncedir. Hem kolaylık, hem de gereklilik noktalarında böyle bir şey, ihtimal dışı bırakılacak bir seçenektir. Çünkü hem saatin doğrudan doğruya o ustanın maharetli elleri tarafından yapılması daha kolaydır, hem de öyle bir makinenin yapılmasına gerek yoktur. Yine hayalleri zorlayacak bir misal de şudur: Bir yazının, eline kalemi alan birinin bizzat kendisi tarafından yazılmış olması, gayet kolay ve akla yakın olan açıklamadır. Yoksa o kitaptan daha zor yapılan ve çok daha sanatlı bir makinenin, sırf o kitaba özel olarak yapılmış olduğunu düşünmek (her bir canlının yapılması için ayrı bir kalıp gerektiğini hatırlayalım) gerçekten de hem gereksiz, hem daha zorlu olması noktalarından, böyle bir ihtimalin varlığı akıl planında bahis konusu bile olamaz.

Tabiatı bir matbaa gibi düşündüğümüzde, o makinenin aynı kitabı çoğaltmak noktasında bir kolaylığa sebep olması iddiasına cevap ise, her canlının kendine ait özelleşmiş kalıbı ve suretinin, basılan kitapların hiçbirinin tamamen aynı aynına olmadığını göstermesidir. Misal olarak insanların göz retinası, parmak izleri, yüz şekilleri gibi birbirinden farklı kalıplar ve hatta tamamen ayrı matbaalar isteyen yüz binlerce canlı türü, böyle bir kolaylık ihtimalini iptal ettiği gibi, diğer taraftan bir canlının vücudunu oluşturmak için gerekli maddelerin dağınık bulundukları dört bir taraftan, lâzım olan hassas ölçücüklerinde o vücuda getirilmesinin, o vücudun içinde özel ve belli yerinde yerleştirilmelerinin ve düzenli olarak çalıştırılmalarının apayrı cihazları gerektirmesi dışında, o maddelerin kâinatın ve dünyanın her tarafından toplatılması için yine ilahî kudrete ihtiyaç olmayacak mıdır? O çok çeşitli ve gerekli maddeleri o tezgâh, matbaa veya makinenin kendisi toplayıp getirmeyeceğine göre… Eğer tasvir ettiğimiz bu durumu hayalinizde canlandırabildiyseniz, bunun ne kadar anlamsız ve saçma sapan bir varsayım olduğunu ve böyle bir şeyin gerçekleşmesinin imkân, ihtimal ve bilim dışı bir kurgu ve asılsız bir hikâye olduğunu açıkça görmüşsünüzdür.

Sonuç olarak, hikmetiyle sebep ve neticeleri birbirine bağlayan çok büyük bir kudretin, tüm görünen sebepleriyle birlikte eşyanın bütününü tek başına yarattığını ve her an bizzat idare ve kontrol ettiğini kabul etmek gibi makûl bir yola girmek zorunlu görünüyor. Yoksa gerekli yüksek teknolojili alet, edevat ve cihazlara sahip olmadıkları ve bu işleri yapmaları kabiliyetlerinin çok dışında olduğu gözle göründüğü hâlde, aletsiz maddî, tabiî sebeplerin eşyayı icad etmesi ve şuursuz tabiatın canlı vücutları çalıştırması gibi zorlu ve mümkün görünmeyen bir yolda ısrar etmek, nasıl bir düşüncenin ürünüdür ve böyle bir düşünce nasıl insafla, hakikat arayışıyla ve bilim aşkıyla bağdaşır?  

“Tabiat Kanunları ve Kuantum Evren” Eğitim Programı Ders Videosu:

https://youtu.be/R7wEeOCUrVg   (38.47 / 01.36.09 arasındaki bölüm)

Görsel destekli ve akademik nitelikli “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı”mızı www.kesifyolculuklari.com veya www.risaleinuregitimprogrami.com adreslerinden sistematik olarak takip edebilirsiniz, eğitim programının ders müfredatı olan metin ve görsel/interaktif kitaplarımıza ulaşabilirsiniz.

Ediz Sözüer

Sende yorum yazabilirsin