Etiket arşivi: barla

Barla’da Sungur ve Bayram Ağabeyler Mevlidi

Barla’da başta Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (asm) olmak üzere bütün ashab-ı kiram, evliya, şehitler, müminler, Barlalıların geçmişlerine, hususan Bediüzzaman Said Nursi ve talebeleri Mustafa Sungur ve Bayram Yüksel ağabeyler’in ruhlarına ithaf edilmek üzere mevlid okundu.

Cuma namazından önce saat 10.00’da Barla Yeni Cami’de başlayan programda okunan Kur’an-ı Kerimlerin hatim duası yapıldı.

Merhum Mustafa Sungur ağabey vefatından önce her yıl mev lide katılıyordu. Bu yıl ilk defa onun yokluğunda düzenlenirken cemaatin sayısı her zamankinden fazla olması dikkat çekti.

Mevlide Bediüzzaman Hazretlerinin talebelerinden Hüsnü Bayram ile Mahmut Çalışkan ağabeyler ve Fevzi Allahverdi katıldı.

Yurtiçi ve dışından 750 civarında vakıf gönüllüsünün katıldığı mevlide sadece Azrebaycan’dan gelen vakıf sayısı 70 kişiydi.

Mevlid kılınan namazın ardından ikram ile sona erdi.

Abdurrahman İraz / Risale Haber

Cumhuriyet Döneminde Bediüzzaman

Sürgün-Hapis yılları içinde yazılan Risale-i Nurlar

 9 Kasım 1922 Perşembe günü TBMM’de Bediüzzaman için kapsamlı bir karşılama merasimi yapılır ve verilen bir önerge üzerine de kürsüde gaziler için kısa bir tebrik konuşması yapar ve ardından da dua eder. Bediüzzaman Ankara’da bulunduğu altı aylık süre içinde, hayatının gayesi olarak gördüğü ”ŞARK ÜNİVERSİTESİ PROJESİ” için bir çok girişimde bulunur ve önemli görüşmeler yapar. 163 milletvekilinin imzası ile teklif onaylanır ve 2 Şubat 1923’te Meclis Başkanlığına sunulur. 17 Şubat’ta komisyona gönderilen ve o yılın bütçesinden yüz elli bin liranın tahsis edilmesini öngören bu kanun tasarısı, Eğitim ve Şeriat komisyonuna gönderilir ama bir netice çıkmaz. Ankara’da M. Kemal’ le geçen olaylı görüşmeden sonra ayrılıp Van’a gitmeye karar verir.Van’a gidiş biletinin üzerindeki tarih 17 Nisan 1923’tür. Bu biletin  en önemli özelliği özelliği, ESKİ SAİD’İ YENİ SAİD’E GÖTÜREN BİR BİLET” olmasıdır…

Bediüzzaman,  Van’da bir süre kalır, bir müddet sonra da  insanlardan uzakta olmak için  birkaç talebesini yanına alıp Erek dağına çıkar ve oradaki bir mağarada hayatını devam ettirmeye başlar. Hz. Muhammed’e peygamberlik gelmeden önce Hira Mağarası’nda bir süre insanlardan uzak kalması, ondan sonra gelen ümmetinin içindeki maneviyat dünyasının ileri gelenleri tarafından da uygulama alanı bulmuştur. Yaşadıkları ortamdan rahatsızlık duyanlar, insanlardan uzakta Rabbiyle baş başa kalacakları mekânları tercih etmişlerdir.

14. ve 15. yüzyıllarda Anadolu’da yaşayan bilim ve tasavvuf alimi Hacı Bayram-ı Veli ise Ankara’da adıyla anılan caminin altında bir Çilehane yaptırır. Çilehane, manevi olgunluğu elde etmek üzere 40 gün süreyle insanlardan ayrılıp kalınan  küçük bir  odadır.  Orada yalnızca Allah’ı düşünmek, ona ibadet etmek,  onun isimlerini anmak, susmak, az yemek, az içmekten başka bir şeyle meşgul olunmazdı.

Bediüzzaman Erek dağında tam bir inziva hayatı geçirirken Şeyh Sait İsyanı patlak verir. İsyandan önce kendisine başvuranlara nasihat eder, ’’ bu milletin çocuklarına silah çekilmez’’  diyerek isyana katılmayıp hatta yatıştırıcı rol de oynar. Buna rağmen, isyandan sonra doğu’daki nüfuzlu aileleri batı Anadolu’ya sürgüne gönderen hükümet, onu da inzivada bulunduğu Erek dağından alarak sürgüne gönderir. Ve Bediüzzaman Said Nursi’’nin  40 gün değil, bir ömür sürecek çilesi bundan sonra başlar. 1926-1954 yılları arası onun hayatındaki çileli yıllardır. Bu çileli ömürle beraber ileriki yıllarda bütün dünyaya dağılacak ve çeşitli dillere çevrilecek olan Risale-i Nurlar’ın yazılması da bu çileli ömrün meyveleri olacaktır.

1926 yılının şiddetli bir kış mevsimine rastlayan Ramazan ayında (15 Mart-12 Nisan), kızaklara bindirilerek, Trabzon’a, oradan deniz yolu ile İstanbul’a götürülen Said Nursi burada yirmi gün kadar sürecek bir sorgulanmaya tabi tutulur. Bediüzzaman Said Nursi’nin, Şeyh Said isyanı ile hiçbir ilgisinin olmadığı sonucuna varılmasına rağmen Ankara’dan gelen bir emir üzerine Bediüzzaman’ın Burdur’da zorunlu ikamete tabi tutulması emrediliyordu.

             İstanbul’dan İzmir’e, oradan Antalya‘ya ve nihayet oradan da kara yolu ile 1926 yılının Mayıs ayında Burdur’a getirilir. Ancak Said Nursi’nin  buradaki sohbetlerinden endişe edilince, sekiz ay sonra bu kez onu Isparta’ya sürgün ederler. ’Nurun ilk kapısı’’  ilk sürgün yeri Burdur’da yazılmıştır

 25 Ocak 1927‘de Isparta’ya getirilen S. Nursi, burada da sohbetlerine devam etti ve her geçen gün etrafında insanlar toplanmaya ve çoğalmaya başladı. Ancak  bu durum uzun sürmedi,20 gün sonra da Barla’ ya gönderildi. Van-İstanbul-Burdur-Isparta-Barla hattında İLK UZUN SÜRELİ SÜRGÜN HAYATI başladı.

Barla,  Isparta’nın merkeze bağlı küçük bir beldesidir.  Bediüzzaman  Said  Nursî,’nin insanlarla irtibatını kesmek için 1926′ da başlayan sürgün hayatının bundan sonraki yılları, 1934′e kadar  kuş uçmaz kervan geçmez misali bir dağ köyü olan Barla’da göz hapsinde geçecektir. Fakat bu süre içinde de Risale-i Nurların da büyük bir kısmı kaleme alınır.

Burada ilk yazdığı eser Haşir Risalesi oldu.‘’Sözler’’,’’ Mektubat’’ ın tümü ve ‘Lem’alar‘’kitabının da Yirmi Altıncı Lem’a’ya kadarki bölümleri  Barla’da yazılmıştır.

Hükümet, S.Nursinin Isparta valisine gönderdiği şikayet  mektubunu  bahane ederek 25 Temmuz 1934tarihinde onu Isparta merkezine getirtir. Böylece Barla-Isparta hattı ile sürgün hayatının 2. kısmı başlar. Isparta’da kaldığı dokuz aylık zaman diliminde ‘İhtiyarlar Risalesi, İktisat Risalesi ve Hastalar Risalesi’ adı ile bilinen üç tane uzun risale yazılır ve etrafa dağıtılır.

 Ancak yüz yirmi talebesi ile birlikte Mayıs 1935‘te tutuklanıp ESKİŞEHİR HAPİSHANESİ‘ne konur. Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi heyeti on bir ay sonra, son kez Bediüzzaman ve talebelerini muhakeme ederek, Bediüzzaman’a on bir ay hapis cezası ile Kastamonu’da mecburi ikamet cezası verir.

1936 Mart‘ında tahliye edilerek, Kastamonu‘ya gönderilir.BaştaAyetü’l- Kübra Risalesi olmak üzere Şualar kitabının Üçüncü Şua‘dan Dokuzuncu Şua‘ya kadarki risaleleri burada yazıldı . Kastamonu’daki  yine uzun yıllar sürecek olan 3.sürgünü de 1943 yılına kadar devam eder.

Kadir Gecesi’ne isabet eden 27 Eylül 1943 de, buradan alınıp önce Anakara‘ya, oradan da Isparta‘ya götürülür. Burada da bir ay nezarette tutulduktan sonra Denizli’ye götürülerek, civar illerden tutuklanarak getirilen talebelerinin olduğu Denizli Hapishanesinekonur. Kastamonu-Ankara-Isparta hattı Denizli hapishanesinde son bulur.‘’Eskişehir’de bana bir ayda çektirdiklerini burada bir günde çektiriyorlar’’ diye hapishane şartlarının kötülüğünü anlatır. Fakat her şeye rağmen hizmetine devam eder . On bir meseleden oluşan’’ Meyve Risalesi’nin dokuz meselesi ile On İkinci ve On Üçüncü Şualar ‘’burada yazılır.

Yargılama sonunda mahkeme heyeti, Bediüzzaman ve talebelerinin müdafaalarını dinledikten sonra, 16 Haziran 1944’te oy birliği ile tüm mahkumların beraatına ve hemen salıverilmelerine hükmeder. Buna rağmen savcı, mahkumları beraat ettirmeyerek cezalandırılmaları için diretir ve davayı Ankara’daki temyiz mahkemesine gönderir. Temyiz mahkemesi, 30 Aralık 1944’te bu başvuruyu reddederek Denizli Mahkemesi’nin beraat kararını onaylar.

Talebeleri ile birlikte tahliye edilen S.Nursi ‘yi, Denizli‘de halk büyük ilgi ile karşılar. Şehir Palas oteline yerleşen S.Nursi, burada bir buçuk ay kaldıktan sonra Afyon ilinin Emirdağ ilçesine mecburi ikamet etmek üzere ayrılır. Fakat burada yaşadıkları için de Bediüzzaman, talebelerine gönderdiği mektuplarda kendisine yapılanların “Denizli hapsini arattığını” ifade ediyor.

23 Ocak 1948′de başta Bediüzzaman olmak üzere, civar illerde bulunan çok sayıda talebeleri  de  tutuklanarak Afyon Cezaevine konurlar. Böylece, daha önceki mahkemelerin beraat kararları hiçe sayılarak, aynı iddialarla tekrardan dava açılır. Eskişehir ve Denizli hapishanelerinin şartlarını mumla aratacak Afyon hapishanesi ve mahkemesi süreci başlar. Mahkeme, nihayet 6 Aralık 1948’de kararını verir.  Bediüzzaman’a yirmi ay, bir çok talebesine de altı ve on sekiz ay aralığında değişen hapis cezasına hükmeder. Karar hemen temyiz edilir. Yargıtay altı ay sonra, 4 Haziran 1949 da Afyon Mahkemesinin ceza  kararını bozar. Bu karar üzerine Bediüzzaman ve talebelerinin derhal serbest bırakılması gerekirken, Afyon Mahkemesi ve özellikle gaddar savcısı, oyalama süreci başlatarak Bediüzzaman’ın yirmi ay hapiste kalması tamamlandıktan sonra serbest bırakır.

’Beşinci Şua’’ olan El Hücettüzzehra ‘’risalesini  burada telif etmeye başlamıştır.

 İnsanlık tarihi içinde hem yazarı hem de  eserleri, Risale-i Nurlar  kadar çile çeken, ömrü hapislerde ve sürgünlerde geçen yazdıklarından dolayı mahkemede yargılanan bir kişi gelmemiştir.

Yine Ankara’dan gelen emir üzerine Afyon‘da polis gözetiminde mecburi ikamete tabi tutulur. Yetmiş iki gün burada tutulan Bediüzzaman 2 Aralık 1949’da hapis öncesi ikamet ettiği Emirdağ‘a geçer. Demokrat Parti iktidarının ilk üç senesinde de Emirdağda ikamet etmeye devam eder.

Üç ay kadar İstanbul’da kalan Bediüzzaman tekrar Emirdağ’ına gelse de 23 Ağustos 1953’te Isparta‘ya yerleşmek üzere oradan da ayrılır. Bediüzzaman, bundan sonraki hayatını daha önce sürgün ve mahpus olarak gittiği yerlerdeki dostlarını ziyaretle geçirir. Merkez Isparta olmak üzere, sık sık kısa seyahatlerle Afyon, Emirdağ, Eskişehir, Eğirdir ve Barla’ya gider. Eski mekânlarını ziyaret eder, dostlarıyla görüşür, talebelerine “dersler” yapar. İstanbul, Ankara ve Konyaya gidip çeşitli ziyaretlerde bulunur. Kitapları için açılan mahkemelere katılır.

Bediüzzaman 23 Mart 1960 günü Urfa’daki İpek palas otelinin 27 numaralı odasında sabaha karşı vefat eder ve Balıklıgöl’deki  mezarlığa geçici olarak defnedilir.

                 DİĞER    ESERLERİN   YAZIM   TARİHLERİ

1-1911 ve 1912 yıllarında

Kızıl İcaz, Muhakemât, Münazarât, Hutbe-i Şamiye,  Deva-ül Yeis, Teşhis-i İllet, Divanı HarbiÖrfî ve Nutuklar.

2-Birinci Cihan Harbi esnasında da ‘’İşarât-ül İ’câz’ı-‘’ adlı eseri  Arapça telif etmiştir.

3-1948-1949’da ‘’Elhüccet-üz Zehra’’ risalesinin telifi ile eserler tamamlanmıştır.

1946’ ya kadar telifat orijinal olarak elle, Osmanlıca yazılıp çeşitli şekil ve tarzlarda etrafa gönderilmiş ve elle çoğaltılarak yayılmıştır.

1946’ da üç teksir makinesi alınarak, risaleler kolayca çoğaltılıp halkın istifadesine sunulmuştur.

1950 yılına kadar teksir makineleriyle çoğaltılan risaleler; 1950’den sonra yeni harfle Türkçe olarak matbalarda basılmaya başlanmıştır. Yeni harflerle matbada ilk basılan eser, Üstadımızın’’KüçükTarihçe-ihayat‘ı’’dır.

1954’ den itibaren de külliyatın matbalarda Latin harfleriyle bastırılması ve dağıtımı en yoğun biçimde gelişmiştir.

Dr.Selçuk Eskiçubuk

Kütahya

Bediüzzaman’ın Evi Kültür Evi Oluyor

ISPARTA Valisi Memduh Oğuz, Eğirdir Belediye Başkanı Osman Nuri Özmeral ve Barla’da Bediüzzaman’ın yaşadığı evin sahipleri ile birlikte, Camii kebir Mahallesi Gaziler Sokağı’ndaki evi ziyaret etti.

Burada yaptığı konuşmada Barla’nın kültürel değerine dikkati çeken Vali Oğuz, “Said Nursî, mecburî ikamet yerlerinden biri olan burada eserlerini telif etti. Vefa insanı olduğu için Barla’ya büyük önem verdi ve daha sonra buraya gelerek bu eve yerleşti. Dolayısıyla bu evin kültür hayatımızda büyük önemi var” diye konuştu.

VALİ Oğuz, evin hisse sahipleri olan Şerafettin Öztürk, Zeliha Günay Örücü ve Haluk Örücü tarafından Isparta İl Özel İdaresi’ne hibe edildiğini hatırlatarak,

“Ev restore edilerek ‘kültür evi’ olacak ve turizme kazandırılacak. Ev sahiplerine bu evi kültür evi olarak değerlendirelim teklifinde bulundum. Çok yüksek bir gönüllülükle, çok büyük bir arzuyla kabul ettiler ve evin tapusunu İl Özel İdaresi’ne karşılıksız olarak devrettiler. Öztürk ailesine bu güzel davranışlarından dolayı teşekkür ediyorum. İnşallah burası en kısa zamanda restore edilecek ve bütün Türkiye’den gelecek ziyaretçilere açılacak”

şeklinde konuştu. Evin sahiplerinden Şerafettin Öztürk ise, 200 yıllık geçmişe sahip evlerinin turizme kazandırılmasından dolayı memnun olduğunu ifade etti.

Yeni Asya

Risale-i Nur Mütercimlerinin Isparta Ziyareti

1. Uluslararası Risale-i Nur Mütercimleri Toplantısı Isparta ziyareti ile son buldu.

Ruba Vakfının organize ettiği, yaklaşık 50 değişik ülkeden misafirlerin geldiği programın son iki günü Bediüzzaman’ın Risale-i Nurları ilk defa yazmaya başlamış olduğu ve nurun ilk medresesi olan Barla ve Isparta ziyaretleri ile son buldu.

Cumartesi sabah namazından sonra programın düzenlendiği Topkapı’da bulunan, Hamidiye Vakfının Nusret hizmet binasında misafir olarak kalan bazı mütercimler ve İİKV’de misafir olan mütercimler alınarak yola çıkıldı.

Isparta Valisi Ziyaret Edildi

Isparta’ya varıldığı zaman ilk ziyaret edilen mekân Isparta Valiliği oldu. Isparta Valisi Memduh Oğuz, Isparta Kültür Eğitim Vakfı’nın misafirleri olarak gelen Risale-i Nur Mütercimlerini ve Ruba Vakfı heyetini makamında ağırladı.

Vali Oğuz, öncelikle 5 dakikalık zaman zarfı içerisinde Isparta’yı anlattı, akabinde gelen yabancı misafirlerin niçin geldiklerini ve Isparta hakkındaki düşüncelerini sordu.

Dünya Barla’ya Bakacak

Isparta şehri dünyada ki gül üretiminin yüzde 65 karşılamaktadır. Malumunuz gül İslamiyette Hz. Peygamberimiz ile ilişkilendirilmiştir. Peygamberle ilişkilendirilen bir çiçeğin Isparta’da yetiştirilmesinde elbette bir işaret vardır. Bunun dışında Isparta’da enva-i çeşit meyve yetişmektedir, bereketli topraklara da haizdir. Bununla beraber Anadolu’da yetişen birçok âlim Isparta’da ki medreselerde eğitim görmüş ve yetişmiştir… Şeklinde beyanatlarından sonra Vali Bey “Ben inanıyorum ki, ileride bir makine çıkacak ve Isparta’nın en çok ilhama mazhar olunan yer olduğu anlaşılacak. Nasıl cep telefonları bazı yerlerde çekiyor, bazı yerlerde çekmiyor aynen öylede Bediüzzaman’ın Çam dağında katran ağacının başına çıkması boşuna değil, ilhama en çok mazhar olduğu yer orasıdır.” “Isparta Mekke, Medine ve Kudüs’ten sonra gelmektedir. İlk üç şehir müşerref, Isparta ise muvazzaf şehirdir.” “Bizim temennimiz, nasıl dünyanın ilim merkezi Türkiye’dir aynı şekilde Türkiye’nin merkezi Isparta, Isparta’nın da merkezi Barla olacak ve dünya Barla’ya bakacaktır.” “Muvazzaf şehir derken, nasıl bir şehrin kaynakları bakır ise, o şehrin görevi bakırı çıkarmaktır. Isparta’nın da kaynağı ilim olduğu için vazifesi ilimleri ortaya çıkarmaktır.”

Memduh Oğuz: Isparta Kahramanlarını Biz Bastıralım

Vali Bey konuşmasından sonra gelen heyetin düşüncelerini aldı. Tanzanya, Malawi, Irak, Hindistan, Malezya, Endonezya vb. ülkelerden gelen mütercimleri dinledi. Birçok misafir “Biz kendi ülkemizde bir devlet görevlisiyle bu kadar rahat görüşmüşlüğümüz yok ve sizinle böyle görüşmemiz bizi gerçekten çok etkiledi. 5 dakika içerisinde Isparta’yı bize anlatmanızda ayrıca tebrike şayan bir hareketti. Bizler Bediüzzaman’ın yaşamış olduğu bu mekânları görmek için geldik ve sizinle tanışıp ayrıca bilgi aldığımız için gerçekten kendimizi fazlasıyla minnettar hissediyoruz.”

Kerkükten gelen bir misafirimizin “Benim Arapça olarak hazırlayıp bastığım Isparta Kahramanları isimli, Bediüzzaman’ı ve talebelerini anlatan kitabım var. Birçok ülkede de neşredildi” demesi üzerine Vali Bey “O kitabı Türkçeye çevirip bize gönderiniz bizde Isparta Valiliği olarak o kitabı basalım” dedi.

Isparta İlim ve Kültür Vakfı’nda görevli olan Turhan Örnekçi’ye dönerek “Turhan abi, yaşça benden küçük ama kendisine abi diyorum ben ve benim yerime kendisini sizlere Isparta’yı gezdirmek üzere tevkil ediyorum, keşke ben müsait olsaydım da ben gezseydik” dedi.

Son olarak Vali Bey’e Ulegder ve Ruba Vakfı işbirliğiyle basılan “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” kitabı ile “Islam in Modern Turkey” kitabı hediye edildi.

Bediüzzaman’ın Evi

Valilikten çıktıktan sonra ki durak Bediüzzaman’ın hayatının son döneminde kalmış olduğu evdi. Üstadın evini ziyaret esnasında Üstad’ın odası, eşyaları tek tek anlatıldı ve hayatının son dönemi nasıl geçtiğine dair bilgiler verildi.

“Bediüzzaman varisim olarak ifade ettiği altı talebesiyle bu evde kalıyordu. Evin önünden geçenler, evin kapısına gelip zile basanlar, evi ziyaret edenler falakaya yatırılıyor ve bir daha gitmeyeceğim dedirttirilene kadar dövülüyordu ve bu dönem Bediüzzaman’ın sürgün hayatı içerisindeki en rahat dönemiydi.”

Cumartesi Dersi

Akşam ve yatsı namazları Bediüzzaman’ın evinden kılındıktan sonra istikamet Isparta Kültür ve Eğitim Vakfının mekânına olacaktı.

Bu sefer yüzlerce kişinin doldurmuş olduğu salonda, gelen misafirler hem Risale-i Nurlardan bahsedecek hem de bulundukları ülkelerden hizmetleri anlatacaklardı.

Afrika’da Risale-i Nurlar Parlıyor

Güney Afrika’da hizmetlerin hızla inkişaf ettiğini ve yeni bir mülk bina aldıklarını ve burada 120 bin tane Risale-i Nur dağıtıldığını ve çevre ülkelere Risale-i Nurların gönderilerek insanların kalplerinin İslamiyet’e daha fazla ısındırıldığından bahsedildi.

Malawi, elektrik yok, su yok, millet aç, fakir bir ülke. Elektrik olmadığı için geceleri erkenden yatan bir ülke. Avrupa ülkelerinin burayı sömürdükten sonra Hanefi ve Şafiileri adeta bir birlerine düşmanmış gibi gösterip aralarına nifak ve adavet tohumunu ekip gittikleri bir ülke. Yapılan Risale-i Nur sohbetleri ile İslam kardeşliğinin gözler önüne serildiği bir ülke. Bu hafta bu kadar yokluk içinde karanlıkta sohbet yaptık, haftaya kesin gelmezler diye kardeşlerin ümitsizlik içerisinde gittiği ama bu hafta 20 ise ertesi hafta 40 ondan sonraki hafta 80 kişinin iştiyakla sohbetlere katıldığı, mum altında Risale-i Nurların okunduğu, kardeşliğin yeniden ve İslam’a uygun bir şekilde tesis edildiği mekân haline gelmeye başladı yer.

Nijerya’da okullar öğleden önce bittiği için genel olarak öğleden sonra özel kurslara talebelerin gönderildiği ve bu talebeler için ufakta olsa Risale-i Nurları anlatan bir kursun yapıldığının müjdesini aldık.

Endonezya’da eskiden bazı köylerde Osmanlı padişahlarının isimlerinin hutbede zikredildiğini ve Risale-i Nurlar vasıtasıyla Türkiye ile Endonezya’nın tekrardan birbirine yakınlaşmaya başladığını işittik.

Barla Ziyareti

Pazar günü sabah ilk Sav’a akabinden Barla’ya geçiyoruz.

Barla, ehl-i imanın manevi imdadına gönderilen Risale-i Nur Külliyatının telif edilmeye başlandığı ilk merkezdir. Barla, millet-i İslâmiyenin, hususan Anadolu halkının başına gelen dehşetli bir dalâlet ve dinsizlik cereyanına karşı, Kur’an’dan gelen bir hidayet nurunun, bir saadet güneşinin tulû ettiği beldedir. Barla, rahmet-i İlâhiyenin ve ihsan-ı Rabbanînin ve lûtf-u Yezdânînin bu mübarek Anadolu hakkında, bu kahraman İslâm milletinin evlâtları ve âlem-i İslâm hakkında, hayat ve mematlarının, ebedî saadetlerinin medarı olan eserlerin lemean ettiği bahtiyar yerdir.” Tarihçe-i Hayat

Bayram Yüksek ağabey bir gün içinden “Ya ne işimiz var burada, su yok, ekmek yok, elektrik yok vs. vs. Isparta’da her şey var Üstadımız neden buraya bizi getirir ki” diye içinden geçirdikten sonra Üstadın yanına varınca “Kardeşim bir gün gelecek Barla’yı duymayan kalmayacak, Isparta’yı duymayan Barla’yı duyacak. Barla Risale-i Nurların merkezi olacak.” mealinde müjdeli sözlerini söyler.

Hakikaten de Üstadımızın ifadelerinin fazlasıyla doğru çıktığını gözümüzle müşahede ediyoruz. Sadece bu sene 19 Mayısta Barla’yı 20 bin kişi ziyaret etmiş. Hangi köy bu kadar ziyaret edilebilir ki. Isparta Valisi’de yazın burada yüzlerce kamp oluyor demişti.

Bediüzzaman Valinin Yanına Oturur

Vali Bey’in Barla’yı sıkça ziyaret ettiğini anlatırlar. Geçen sene Vali, SDÜ Rektörünü de alarak Barla’ya Üstadın evini ziyarete giderler. Caminin imamı Abdullah hoca Vali ve Rektöre eşlik ederken hanımı da Valinin ve Rektörün hanımına eşlik eder.

Vali Bey eline Risale-i Nur’u alır ve orada Rektör’e ve Abdullah hocaya ders okur,  yan oda da hanımlar dersi dinlemektedir. Ders bittikten sonra Abdullah hocanın hanımı “Vali Bey eline Risale-i Nurları alıp okumaya başlayınca yakazaten gördümki Bediüzzaman geldi ve Valinin yanına oturdu, okuma bittikten sonrada kalkıp gitti.” der. Anlatılanlar rüya değildir, gerçeğin ta kendisidir.

Çam Dağı

Son durağımız Çam Dağıdır. Arabayla Çam Dağına kadar çıktık. Üstad “Bir gün gelecek benim talebelerim benim bu gittiğim dağın yolunu yapacaklar” demiş. Evet, bizde talebelerinin yapmış olduğu o yoldan arabalarımızla Çam Dağına çıkıyoruz ve çıktık. Çam Dağının eşsiz manzarası ve kesilen katran ağacının yanına dikilen fidanı gördükten sonra, Zarif Ahmet abimiz Üstadın Çam Dağı ile alakalı hatıralarını da dinledikten sonra tekrar İstanbul’a doğru yola çıktık.

Uzun olması gerekirken kısa ve özet olarak anlatmaya çalıştık sürçü lisan ettiysek affola.

Said / NurNet.Org

Said Nursi’yi Anma Gecesi Yapıldı

 Not: Bu yazı Kırklareli’nde 10 Mayıs’ta yapılan Bediüzzaman Konferansından sonra aylık siyasi bağımsız gazete olan “Sarantalı Köylüm” isimli yerel gazetenin 16. sayısında çıkmıştır. Yazıyı gazetenin imtiyaz sahibi Mustafa Karaca kendi köşesinde bizzat yazmış ve bizlerde harfiyyen yazısını sitemize ekliyoruz.

Kırklareli Üniversitesi Kültür Merkezi Salonu’nda Said Nursi Anma Gecesi

Kırklareli 24 saat içinde çok çeşitli etkinliklere sahne oluyor. Kırklareli Üniversitesi Kültür Merkezi Said Nursi taraftarlarını konuk etti. Kalabalık bir seyirci kitlesi tarafından ilgi ile izlenen etkinlikte Said Nursi’nin hayatı, eserleri ve “Nur Cemaati“nin zaman içinde seyri anlatıldı.

Said Nursi’ nin talebesi olan konuşmacı efsane ile gerçek tanımlaması güç anekdotlarını anlattı. Kırklareli esnafından bir çok tanınmış ismin katıldığı gece, nur cemaatinin geçmişte çektiği sıkıntıları ve bugün gelinen noktayı vurguladı.

Konuşmacılar “geçmişte merdiven altlarında veya aile meclisleri ile kapalı ortamlarda yapmış oldukları toplantılar ile yetinmek zorunda kaldıkları günlerden, bugün Üniversitelerin Kültür Salonlarında geniş kitlelere ulaşmanın onur ve gururunu yaşıyoruz” dediler. Gerçekten nur cemaatinin geçmişteki sıkıntılı günlerinden, bugün Üniversite Salonlarına taşınması Türkiye’nin ilginç bir yönünü oluşturuyor.

Peki, Türk siyasal yaşamını etkileyen fikirleri ile topluma ayrı bir renk ve görüş kazandırmak isteyen “nur hareketi” ve bu hareketinin lideri olan “Said Nursi” kimdir? Eminim ilgilenenlerin dışında toplumda pek az kimse gerçeği bilmez. Hatta Said Nursi’nin Şeyh Said ile karıştırıldığı zaman ve mekanlar vardır.

Said Nursi 1873 yılı Bitlis doğumludur. Kürt kökenli bir din adamı olmasına rağmen Türk’ler arasında bu kadar yoğun taraftar bulması, örgütlenme çalışmalarının batıda daha yoğun olması ilginçtir. Said Nursi’nin Kuran eğitimi sırasında en büyük ideali 1900 lü yıllarda Van’da bir Üniversite kurmaktır. O yıllarda ilkokul veya lisenin bile olmadığı Türkiye’ de veya o zamanki adıyla Osmanlı İmparatorluğu’nda Üniversite kurma düşüncesi oldukça ileri ve uçuk bir düşünce idi. Doğuda Medresetü-z Zehra adını vermek istediği ve din ve fen bilimlerinin birlikte okutulduğu bir İslam Üniversitesi fikri kulağa hoş görünse de gerçekleşme imkanı çok zor bir düşünce idi.

Acaba böyle bir Üniversite kurulabilse idi doğu bugün olduğu gibi olur muydu veya başka bir deyişle Ülkemiz insanlarını ve kaynaklarını yok eden Kürt kökenli bir terör örgütü bu topraklarda hayat bulur muydu?

O yıllarda Savaşlar ve işgaller ile, dış kaynaklı sorunların sebep olduğu iç sorunlar ile uğraşırken, amaç sadece yaşamak ve Vatanı işgalden koruma iken, eğitim düşünülemiyordu bile. Savaş yeni bitmiş, işgalden kurtuluşun sevincini yasayamadan. İngiliz altınları ile beslenen Şeyh Said isyanı Türkiye’nin gündemine bomba gibi düşüyordu Şeyh Said isyanından sorumlu tutular Said Nursi batı’ya sürgün ediliyordu. Burdur, Isparta ve Barla’da geçen sürgün günleri, Denizli, Afyon ve Eskişehir’de geçen mahkeme ve soruşturmalar arasında eserler vermeye çalışan Said Nursi 23 Mart 1960 tarihinde vefat eder ve Urfa’ya defnedilir.

Buraya kadar hepsi tamam da 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra, Urfa’ dan bir uçak ile alınan naşının parta yakınlarında bir yere nakledilir ve mezar yerinin bilinmemesi olayı büyük üzüntü yaratır. O günden sonra taraftarları takibe uğrar ve “nurcuk faaliyetleri” yasak faaliyetler kapsamına alınır.

Said Nursi’ yi anma toplantıları bugün Üniversite Salonlarında halka açık olarak yapılabiliyorsa gelinen nokta hayli mesafe kat edilmiş bir nokta oluyor demektir.

Mustafa Karaca / Sarantalı Köylüm

Not 2: 6 sayfayla yayın yapan yerel gazetede manşetten bu haber geçilirken aynı gazetede yer alan bir kaç anasayfa haberininde başlıklarını nakledelim istedik. “Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının bulunduğu sürmanşet haberi, Türkan Saylan’a özlemle sesleniş vs…”