Etiket arşivi: Cezayir

Fransa’nın Hiç mi suçu yok

Geçen günlerde Paris’te yaşanan terör saldırıları Fransa ve onun sözüm ona dünyaya örnek olan özgürlükçü,hümanist ! medeniyet anlayışına dikkatleri yöneltti.Cezayir’deki-Fransız-Vahşeti

Gerçekten öylemidir ? Tabiî ki hayır.Aslında özelde Fransa genelde Avrupa medeniyeti.Milli şairimiz AKİF’in dediği gibi ”Tek dişi kalmış canavardır ”

Niçin canavardır.Çünkü başkasını sömürerek ayakta durmaktadır.Mesela Fransa Kuzey Afrika’da 1961 yılında Cezayir bağımsızlık mücadelesinde 1 milyon Müslüman’ı katletmiştir.Yakın zamana kadar Cezayir’i rahat bırakmamıştır.

Cezayir’de 26 Aralık 1991’de gerçekleştirilen genel seçimlerin birinci turunda oyların resmi kaynaklara göre % 55’ini, İslami Selamet Cephesi (FIS) kaynaklarına göre ise % 80’ini İslami Selâmet Cephesi almıştı. Ancak bütün kaynaklara göre söz konusu cephe, seçimlerde ezici bir çoğunluğun desteğini kazanmış ve iktidarı garantilemişti. Ne var ki, İslâmi Selamet Cephesi’nin bu başarısından endişelenen Fransa’nın da tahrikleri ile Cezayir ordusu, 16 Ocak 1992 tarihinde yani seçimlerin ikinci turunun yapılacağı tarihe beş gün kala gerçekleştirdiği darbe ile yönetime el koyarak seçimlerin ikinci turunu iptal etti ve genel başkan Prof. Abbasi Medeni başta olmak üzere FIS ileri gelenlerinin çoğunu tutuklattı. Cunta yönetimi daha önce mahalli seçimleri kazanarak işbaşına gelen İslami Kurtuluş Cephesi’ne mensup belediye başkanlarını ve belediye meclisi üyelerini de görevden aldıktan sonra pek çoğunu tutuklattı. İlk tutuklama kampanyasında tutuklanan FIS mensuplarının sayısı altı bini aştı. Bunların pek çoğu 45 derece sıcaklık altındaki toplama kamplarına gönderildi. Sonraki dönemlerde ortaya çıkan bazı olaylar ve birtakım provokasyonlar vesilesiyle de çok sayıda FIS mensubu tutuklandı. Cunta Mart ayında da, FIS’ı tamamen kapattığını açıkladı.

General Halid Nezzar’ın başkanlığındaki askeri cunta Yüksek Devlet Konseyi adıyla bir konsey oluşturdu. Bu konseyin başkanlığına da 29 yıldan beri Fas’ta sürgün hayatı yaşamakta olan Muhammed Budiyaf’ı getirdi.

Cunta yönetimi önce FIS ileri gelenlerinden 13 kişi hakkında idam istedi. Ancak birkaç ertelemeden sonra Temmuz ayı ortalarında gerçekleştirilen duruşmada askeri mahkeme FIS genel başkanı Abbasi Medeni ile yardımcısı Ali Belhac’ı 12’şer yıl, diğer FIS liderlerini de 4 ile 6 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırdı.

Fransa’nın Cezayir’e müdahalesi ile ilgili aktardığımız anekdotun dışında asıl can alıcı bilgilere geliyoruz. Belki “medeniyetin beşiği” Fransa’ya artık farklı bir gözle bakarsınız

Önce Eski Fransa Başkanı ‪Chirac’ın 2008’deki bir konuşmasıyla başlayalım. Şöyle demiş: “‪Afrika olmasaydı, Fransa 3.dünya ülkesi olurdu” . Bu konuşmanın nedeni Fransa’nın Afrika’daki eski sömürgelerine bağımsızlıklarını(!) verirken imzalattığı 11 maddelik koloni yasaları Fransa, eski sömürgesi olan 14 Afrika ülkesinden koloni vergisi adıyla hala (evet hala) yüklü miktarda vergi alıyor.

Bu 14 Afrika ülkesinden Fransa’nın kasasına yılda yaklaşık 500 milyar dolar para giriyor. Sadece bununla sınırlı değil, çok daha fazlası var. 14 ülke, yurtdışındaki paralarının %85’ini Fransa Merkez Bankası’na yatırmak zorunda. Yıl içinde ihtiyaç duyarsa %15’ini ancak alabilirler. Daha fazlasına ihtiyaç varsa, %65’e kadar olanını Fransız Merkez Bankası’nın faiziyle ancak alabiliyor (kendi parası için faiz ödüyor)

Koloni yasaları gereği ülkede çıkan madenleri ilk olarak Fransa’ya sormak zorundalar. Fransa istemezse başka ülkeler alabilirler. Ülkedeki tüm ticari ve askeri alımlarda, ihalelerde Fransız firmaları öncelikli olmak zorunda (yasa gereği zorunlu) . Bunları kabul etmeyen devlet başkanları ya öldürüldü ya da darbeyle uzaklaştırıldı. Afrika’daki darbelerin %61’i bu 14 ülkede oldu.

Chirac ne demişti tekrar hatırlayalım:”Afrika olmasaydı, Fransa 3.dünya ülkesi olurdu” …
Fransa’nın önceden sömürgesi olan Benin, Burkina Faso, Gine, Fildişi Sahili, Mali, Nijer, Senegal, Togo, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo, Ekvator Ginesi ve Gabon, Fransa’ya hala sömürge vergisi ödeyen ülkeler. (1)

Evet aktardığımız bilgilerde görüldüğü gibi Fransa anlatıldığı gibi “medeniyetin beşiği” değil sömürgeciliğin, hırsızlığın ve haksızlığın başıdır.Şimdi ki parlak medeniyetleri başkalarının gözyaşları üzerinde kurulmuş medeniyettir.

Kaynakça:
(1): siliconafrica sitesi

500 Bilim Adamı İstanbul’da Nübüvveti Konuşacak

22-24 Eylül tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleşecek olan “Nübüvvet” konulu 10. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumuna dünyanın birçok ülkesinden bilim adamları geliyor.

İtalya, Somali, Brunei, Güney Afrika, Suriye, Mısır, Irak, Cezayir, Fas, Tunus, Kırgızistan, Rusya, Burkino Faso, Uganda,  Nijer, Nijerya, Yemen, Suudi Arabistan, Ürdün, İran, Pakistan, Afganistan, Hindistan, Filistin, Malezya, ABD, Almanya, İngiltere, Avustralya, Romanya, Endonezya, Sudan, Azerbaycan, Malezya, Singapur, Filipinler, Lübnan, Moritanya, Kırım, Türkiye ve daha birçok ülkeden, 13 ü bayan 83 ü erkek toplam 96 tebliğci, 300 ün üzerinde gözlemci katılıyor. Ayrıca gözlemci olarak da 50 kadar bayan akademisyen geliyor.

İstanbul İlim ve Kültür Vakfı tarafından düzenlenen “Hakikat Arayışında Nübüvvetin Rolü: Risale-i Nur Perspektifi” konulu sempozyum için gelen bilim adamları Peygamberlerin insanlığın yolunu aydınlatmada üstlendikleri ilahi vazifenin önemine dikkat çektiler.

ÜRDÜN , Ehl-i Beyt Üniversitesinden Prof. Dr. Ziyad Halil Al Daghamin :

RİSALE-İ NUR NÜBÜVVETİN GEREKLİLİĞİNİ EN GÜZEL DELİLLERLE AÇIKLIYOR

Sempozyuma Ürdünden katılan  Prof.Dr. Daghamin tebliğinde Risale-i Nur’un kâinat kitabının tarifini ele aldığını bununla birlikte kâinatın varılması gereken maksatlarından Allah’a imanı, Tevhidi, Ahiret’e imanı, nübüvvetin gerekliliğini, peygamberlere imanı ve insanın şükür’e erişmesini en güzel delillerle açıkladığını ifade etti.

Bedizzaman Said Nursi’nin nübüvvet konusuna bakışı hakkında dünyanın farklı ülkelerinde bulunan akademisyenlerin görüşleri şöyle;

PEYGAMBER SÜNNETİ BÜTÜN DERTLERE ÇARE

Nübüvvet sempozyumuna Cezayirden katılan Prof. Dr. Rabah Dafrur, tebliğinde şu görüşlere yer verdi:

“Bediüzzaman Hazretleri, Peygamberimizin Sünnetinin insanın bütün hayatının bütün yönlerini şümullü bir şekilde ele aldığını ve bütün problemlerine çözüm getirerek bütün dert ve hastalıklarına çare olduğu tasavvurundadır. O; Sünnetin desturlarının ruhi, aklı, kalbi ve sosyal bütün hastalılara en güzel ilaç olduğunu ispat eder.”

GÖRDÜĞÜMÜZ GÜZELLİKLER YARATICININ GÜZELLİĞİNİN GÖLGELERİNİN GÖLGELERİDİR

 Yıldız Teknik Üniversitesinden  Rasim Soylu etrafımızdaki güzelliklerin kemal sahibi bir yaratıcıdan geldiğini belirterek tebliğinde şunları kaydetti.

“Bediüzzaman sevdiğimiz şeylerde gördüğümüz güzellik ve mükemmelliğin, sonsuz güzellik ve kemal sahibi bir yaratıcının güzelliğinin çok perdelerden geçmiş zayıf bir gölgesi, hatta gölgenin gölgesi olduğunu söyler.”

ABD Trinity Enstitüsünden Robert Owens Scott tebliğinde Bediüzzaman’ın bakış açısından peygamberliği kalema aldı.

‘‘Said Nursi egemenlik, istismar ve şiddet sistemlerine yol açan saptırmalara peygamberliği bir siper olarak görmektedir. Said Nursi’ye göre peygamberler lider ve eğitimcilerdir. Onların rolleri insanları İlahi irade doğrultusunda bir düzene getirmektir.’’

İNSANLIĞIN NÜBÜVVETE OLAN İHTİYACI YERYÜZÜNÜN GÜNEŞE OLAN İHTİYACI GİBİDİR

Sempozyuma Hindistan Jamia Millia Islamia Üniversitesinden katılan öğretim görevlisi Prof. Dr. Iqtidar Mohammad Khan tebliğ metninde Bediüzzaman’ın diğer İslam filozofları gibi karmaşık bir dil yerine kolay ve anlaşılır bir dil kullandığını kaydetti.

Khan ayrıca tebliğ metninde Kur’an’ın temel gayelerini ele alarak şunları kaydetti.

‘‘Bediüzzaman’ın nübüvvet hakkındaki görüşleri, diğer İslam filozoflarının görüşlerine kıyasla oldukça nettir. Kur’an’ın mesajını ve nübüvveti anlatırken diğer İslam filozoflarının kullanıldığı karmaşık dilin aksine kolay anlaşılır bir dil kullanmıştır. Üstad Bediüzzaman “Kur’an’ın temel gayeleri dörttür; tevhid, nübüvvet, haşir, adalet ve ibadet” der. Buradan da anlaşılacağı üzere nübüvvet Nursi’nin fikir ve eserlerinde önemli bir yere sahiptir. Nursi, insanlığın nübüvvete olan ihtiyacını yeryüzünün güneşe olan ihtiyacına benzetir. Çünkü peygamberler insanlığın önderleridirler.’’

BÜTÜN PEYGAMBERLER AYNI MESAJI VERMİŞTİR: YARATICI BİRDİR VE TEKDİR

ABD Virjinya İlahiyat Okulundan Nübüvvet sempozyumuna katılan Prof. Dr. David Scott tebliğ metninde şu önemli konuları ele aldı:

‘‘Allah’ın tüm peygamberlerinin insanlığa bildirdiği esas mesaj, Yaratıcının birliğidir. Bütün peygamberler aynı mesajı vermiştir: Yaratıcı birdir ve tektir. Bu mesaj hayatın özüdür. Bu, post modern insanlarla iletişime geçerken yararlanılacak en önemli husustur çünkü bu gibi insanlar hayatın manasını ararlar. Ve mana ve birlik temelde birbirleriyle bağlantılıdır.’’

 

NÜBÜVVET TARİHİN ŞAH DAMARINA HAYAT VE CANLILIK VERDİ

Mısır Zegazig Üniversitesinden tebliğ metnini sunan Usama Abul Abbas Şahvan kurumak üzere olan tarihin şah damarına hayat ve canlılık veren şeyin tanımını şöyle yapmaktadır.

‘‘Nübüvvet Bediüzzaman’ın fikrinde çökmek üzere olan zamanı ayakta tutan, yükselten ve ona direnç kazandıran bir güç, kurumak üzere olan tarihin şah damarına hayat ve canlılık veren, aydınlatan ışıltılı, parlak,  nurani canlı bir kandır.’’

ÜSTAD NURSİ AKLÎ DELİLLERLE NÜBÜVVETİ İSPAT ETTİ

10. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumuna Suudi Arabistan Kral Halid Üniversitesi’nden katılan Prof. Dr. Ali Bin Hüseyin Musa tebliğ metninde Nübüvvetin ispatını kalema aldı.

Üstad Nursi aklî delillerle nübüvveti ispat etti. Bu konuya daha önce âlimler böyle yaklaşmamıştı. Beşeri hayatta birçok ilim vardır; tıp, astronomi gibi ve sair mevcut ilimler. İnsanın bu ilimleri öğrenmeden bilmesi çok zordur. Yani bir rehberden öğrenme olmadan mümkün değildir. Vahiy yoluyla Allah öğretti. O zaman bilim, vahiy ile olur.

Prof. Dr. Musa nübüvvetin Hz. Muhammed (s.a.v)’in yüksek ahlakı, güzel nitelikleri ve onun kişisel özellikleriyle ispat edileceğini üzerinde vurgu yaptı.

Nübüvvet sadece mucizelerden ibaret değildir. Kişisel örnekler ile nübüvvet ispat edilebilir. Yani Hz. Peygamberin yüksek ahlakı, eşsiz kişisel durumu, güzel nitelikleri, iyi davranışları, nübüvvetin doğru olduğunun delillerinden birkaç tanesidir. Üstat şöyle diyor:

“Zâtında gayet kemâldeki ahlâk-ı hamîdesi ve vazifesinde nihayet hüsnündeki secâyâ-yı gàliyesi ve kemâl-i emniyeti ve kuvvet-i imanını ve gayet itminanını ve nihayet vüsukunu gösteren fevkalâde takvâsı, fevkalâde ubûdiyeti, fevkalâde ciddiyeti, fevkalâde metaneti, dâvâsında nihayet derecede sadık olduğunu güneş gibi âşikâre gösteriyor.”

SEMPOZYUMA BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN HAYATTAKİ TALEBELERİ DE KATILACAK

Sempozyumun açılış oturumu 22 Eylül Pazar günü saat 10:00’da Ataköy Sinan Erdem Spor Kompleksi’nde yapılacak.

Sempozyumun oturumları ise 23 ve 24 Eylül günlerinde Yeşilköy Wow Hotel Convention Center salonlarında devam edecek.

Üç gün sürecek olan Uluslararası Sempozyum boyunca, dünyanın dört bir yanından gönderilen 400 tebliğ arasından seçilen 96 tebliğ sunulacak ve müzakere edilecek. Nübüvvet sempozyumuna Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin talebeleri de katılacak.

Sempozyuma 40’ın üzerinde ülkeden gelen akademisyenler tebliğleriyle katılıyor.

www.nubuvvetsempozyumu.com

İSTANBUL İLİM VE KÜLTÜR VAKFI
Kalenderhane Mah. Cüce Çeşmesi Sok. No:6 Vefa Fatih / 34134/  İstanbul
Tel :90212 527 8181 Fax:90212 527 8080
Web site: www.iikv.org     E-mail: iikv@iikv.org

Üstad Bediüzzaman Said Nursi: Düşünce ve Değişim

Bediüzzaman Said Nursi taşıdığı fikir zenginliği, çeşitlilik, derinlik ve şumuliyetle tek başına bir ümmettir. Eserleri genelde Türkçe yazılmasına rağmen bütün İslam Aleminde her tarafta yaygın bir şekilde bulunmaktadır. Bu kitaplar imana susamış gönüllere, hakikat uğruna bağrı yanmış kimselere adeta selsebil gibi nüfuz etmektedir. Zira bu Risaleler; Allah’ın nurunu üflemekle söndürmek isteyen, güneşin balçıkla sıvanmasını yazık, heyhat mümkün gören aldanmış ve aldatılmış bir çok kimsenin zan ettiği zamanlarda; Kur’an-ı Kerimin sönmez ve söndürülemez bir manevî güneş olduğunu ispat etmek için yazdırılmıştır.

Risalelerin bu kadar yayılmasının sebebi ise bu eserler insanı madde aleminden alıp fikir, ruh, iman ve ihsan alemlerine götürdüğü içindir. Bu tarz fikir insanı çeşitli kesim ve katmanlarıyla akıl, kalb, ruh ve duygularla beraber bir bütün olarak zengin konular ve etkili üslüpla muhatap almaktadır.

İnsanların gerçek ihtiyacı

Hiç kimse kendisini Bediüzzamanın fikriyatının dışında bir kenara atılmış göremez. Zira Bediüzzaman Hazretleri eserlerinin şumul ve vüsatiyle çağdaş insanı ilgilendiren bütün konuları detaylı bir şekilde ele almıştır. O Ümmetin derdi ve insanların gerçek ihtiyacı için atan hassas büyük kalbiyle bu eserleri toplumun ister zengin ister fakir, ister alim ister cahil ister hakim ister mahkum olsun bütün kesimlerine sunmuştur. Çünkü Bediüzzamanın kaynağı hikmet-i Kur’aniyenin deryasıdır. O deryadan ise sağnak sağnak yağan marifetten beslenmektedir.

Bediüzzaman üstün mevhibesiyle, keskin zekasıyla, kuvvetli hafızasıyla, âli himmetiyle, sınırsız ihlasıyla, benzeri ancak sabır kahramanı hazret-i Eyyub ve salih evliyalarda bulunan sabrıyla, adeta bir ansiklopedi gibi yeni çağdaş ilim ve teknolojiyi bütün uzmanlık alanlarıyla beraber şeriat, lugat, edebiyatı ihtiva eden, ananelerimize dayanan ilimleri de içine alarak tek hedefi olan hizmet-i Kur’an’a yürümüştür.

İşte bu ve benzeri sebeplerden dolayı

Bediüzzamanın fikirleri kalplerde hep canlı ve taze kalmıştır. O’nun eserleri yalnız kütüphanelerin raflarını süsleyen, gönül eğlendirmek ve fikir zenginleştirmek için yazılan bir eserden ibaret değildir. Aynı zamanda O yalnız bir mütefekkir, şeriat alimi, filozof veya bir şair değildir. Bütün bu sıfatları kendisinde bulundurmasına rağmen O büyük bir Kur’an hizmetkarı, iknada benzeri yok, erişilmez bir müceddittir. Fikirleri hayat saçıyor, hakka hizmette sıra dağlar gibi sabit duruşları ile, asla taviz vermez bir hizmet ehlidir.

İşte Ümmet üzerindeki harika tesirinin sırrı bundandır.

Benim bu sözlerim asla Bediüzzamanın hakkını veren ve hakkıyla O’nu değerlendiren sözler olamaz. Her kim Bediüzzamanı daha fazla tanımak istiyorsa O’nun eserlerine muracaat etsin. Akıl ve kalbiyle beraber okusun. İşte ancak o zaman Bediüzzamana daha yakın olabilir. Allah O’na rahmet etsin. İlminden Ümmeti İslamiyeyi hissedar eylesin. Amin

Dr. Ali Hafif
Edebiyat ve Sosyal Bilimler Fakültesi
Annaba Üniversitesi – Cezayir

Hindistan’dan Çağrı Var: Birbirimizi Daha Yakından Tanımalıyız!

27 Ocak gecesi, Hindistan İstanbul Başkonsolosluğu’ndan almış olduğumuz davet üzerine, Hindistan Milli günü kutlamalarına iştirak ettik.

Kutlama ilk olarak Sayın Başkonsolos Vanlalhuma’nın yapmış olduğu konuşma ile başladı. Sayın Başkonsolos konuşmasında özetle; ülkesi ile Türkiye arasındaki ilişkilere, ilişkilerin hızla artmakta olduğuna, bu bağlamda neler yapılabileceğine, Sivil Toplum Kuruluşlarının ( Vakıf, Dernek vb. ) rolünün mühim olduğuna değindi.

Hindistan’da İstanbul İlim ve Kültür Vakfının, Sözler Yayınevinin öncülüğünde ard arda Risale-i Nur Sempozyumlarının düzenlendiği, Kitap Fuarlarının organize edildiği şu günlerde katılmış olduğumuz bu Hindistan Milli Günü etkinliği bizler açısından da son derece manidardı doğrusu. Bir milyarı aşan nüfusa, son derece çeşitli kültürel ve dini inanış farklılığına haiz Hindistan’da, günümüzde yapılmakta olan ve gelecekte de yapılacak olan hizmetleri desteklemek olarak değerlendirilecek bu faaliyetimiz, hizmet açısından hepimizi ümitvar etti.

Heyet Başkanı Şemsettin Türkan, Sayın Başkonsolosla uzun müddet son derece samimi bir sohbet gerçekleştirdi. Bu sohbette, iki ülke arasındaki kültürel yakınlaşmanın sağlanabilmesi için yapılması gerekenler temel konu olarak konuşuldu.

Heyet olarak; Macaristan, Cezayir, Çin ve Malta Devletlerinin İstanbul Başkonsoloslarıyla ve Konsolosluk personeliyle de tanışma ve sohbet etme imkanını yakaladık. Bu ülke Başkonsolosları, bizleri daha yakından tanımak istediklerini, dialog kopukluğunu önemli bir eksiklik olarak gördüklerini ve en kısa zamanda karşılıklı ziyaretler yapılmasını arzu ettiklerini belirttiler.

Hanım ablalar da bayanlarla ilgilenerek onlarla sohbet ettiler. Birçok yabancı bayana İngilizce Risale-i Nurlar hediye edildi. Kutlamalara gelen Türk bayanların da Türkçe Risale-i Nur talepleri karşılandı. Hatta, Hindistan Milli Dans gösterisi ekibinde yer alan bir Türk bayan, 10.Sözü okuduğunu, Külliyatın diğer kısımlarını da okumak istediğini ablamıza söyleyince, ablamız da kendisine gereken yardımı sağlayacağını söyledi.

Son derece faydalı geçtiğine inandığımız kutlama programının ardından davetlilerle vedalaşarak salondan ayrıldık.

RUBA-SUFFA-HAMİDİYE VAKIFLARI YURTDIŞI HİZMET EKİBİ

Ocak 2012-İstanbul

www.NurNet.org

Katar Başkonsolosluğu’nun Milli Gününde Risale-i Nur Anlatıldı

Katar Başkonsolosluğu’nun Çırağan Sarayındaki Milli Gününde Risale-i Nur Anlatıldı

19 Aralık 2011 akşamı, Katar İstanbul Başkonsolosluğu’nun tertiplediği Katar Milli Günü kutlamalarına aldığımız davet üzerine, Ruba Vakfını temsilen kutlamalara iştirak ettik.

Başkonsolos Mohamed Ali S.A. Al-Maadid ekibimize son derece sıcak davrandı. Şemsettin Türkan Abi ile başkonsolos uzun müddet sohbet ederek, gerek vakfımızın faaliyetleri, gerekse de Risale-i Nuru konuştular.

Sohbet esnasında Şemsettin Abi; son dönemde çok sayıda Avrupalının İslamı seçtiğini, İslamı seçen bu insanlardan % 32’sinin İslamı seçmelerinde Risale-i Nurları okumalarının etkin olduğunu belirtti. Duyduğu bu sözlerden son derece etkilenen Sayın Başkonsolos hayret ve takdir ifadelerini kullanarak, kendisine hediye edilen Arapça Risale-i Nuru okumak için sabırsızlandığını belirtti.

Kutlamaya iştirak eden Sudan Başkonsolosu Sayın Asım M.A. Mukhtar İbrahim, Suudi Arabistan Başkonsolos Yardımcısı Abdullah A. Almoghileeth, Cezayir Başkonsolos Yardımcısı Abbes Belfatmi ile de tanışıp sohbet etme fırsatımız oldu. Bu ülkelerde yapılan hizmetleri, Ruba Vakfı olarak faaliyet sahalarımızı, ilişkileri arttırmak için neler yapılabileceğini konuştuk. Kendilerine Arapça Risale-i Nurlar hediye ettik. Son derece sıcak bir atmosferde, faydalı konuşmalar yapıldı.

Sayın Başkonsolosun kapanış konuşmasının ardından kutlamalardan ayrıldık.

www.NurNet.org