Etiket arşivi: çocuklar

Çocukların bilinçaltına sesleniyorlar

TV’lerde oynatılan diziler, reklamlar çocukları ciddi manada tehdit ediyor. Yeni Zelanda’da yapılan bir araştırmaya göre, televizyon bağımlısı çocuklar yetişkin yaşlara geldiklerinde suç işlemeye daha yatkın oluyorlar.

Çocukların hafta içinde akşamları televizyon başında geçirdikleri her ek saat yetişkin yaşlara geldiklerinde herhangi bir suçtan hüküm giyme ihtimali yüzde 30 artıyor. Yapılan bu araştırma ise ailelerini tedirgin ediyor.

Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Öğretim Üyesi yazar Sefer Darıcı, “Memleketin televizyonlarına girilmiş, radyoları ele geçirilmiş, bilinçaltımız işgal edilmiş olabilir. Reklam ve filmlerde ‘görmediğimiz kareler’, çizgi filmlerde ‘sakıncalı imgeler’ olabilir. Arkanıza yaslanmış, en sevdiğiniz diziyi izliyorsunuz.

Dizi oyuncuları bankalarla, marketlerle, gıda şirketleriyle, telefoncularla ve butiklerle dolu bir caddede dolaşıyorlar. Önünden geçip durdukları ‘marka dekor’ların hepsi gerçek hayatta da var. Herkes sözleşmişçesine aynı marka arabalara biniyor. Sevilen kahramanlar aynı marka telefonları kullanıyor.

Ellerinde tuttukları karton bardaklarda bir kahve markasının adı yazıyor. Laf arasında biri pat diye “Çamaşırlarımı şu deterjan markasıyla yıkadım; yumuşacık oldu,” deyiveriyor. Siz sevdiğiniz diziyi izlerken, sevdiğiniz dizi de sizi izliyor. Para karşılığı taşıdığı mesajları zihninize sinsice yerleştiriyor. Bunlar göz göre göre yapılıyor.” dedi.

Milli Gazete

Çocuklarımıza Nasıl Yaklaşmalıyız ?

 Çocuğun aile yaşantısı ile ahlaki yaşantısı arasında çok önemli bir bağ vardır.Çocuklar ilk önceleri ailelerini örnek alırlar.Erkek çocukları için baba, kız çocukları için anne  en büyük idoldür.Onların her yaptığını yapmaya çalışırlar.Bu örnek olma olayını anne ve babalar pek  fark edemez.

    Erkek çocukları babalarının oturuşunu bile örnek alıp babaları gibi oturmaya çalışırlar.Özellikle törelerin baskın bir şekilde etkisini gösterdiği bizim toplumumuzda çok büyük yanlışlıklar yapılmaktadır.Babalar -yanlış ta olsa- kendi doğrularını çocuklarına empoze ettirmeye çalışırlar. Özellikle de kırsalda kesimde erkek çocuklarından beklentiler yaşlarından daha üst düzeyde olmaktadır.Bu durum çocuklar üzerinde çok büyük bir baskı oluşturmaktadır.Şehirde yaşayanlarda da pek farklı değildir.Bu beklentiler belli zamandan sonra çocuğun psikolojisinde çok büyük sıkıntıların yaşanmasına sebep olmaktadır.Çocuklar bu baskılardan dolayı bazen şiddete yönelmektedir.Okul önlerinde çıkan kavgaların çoğu bu yanlış beklentilerin gençler tarafından karşılanma çabasıdır.

       Kız çocuklarında ise durum daha ağırdır.Kız çocuklarında en büyük sıkıntı yine töre baskısıdır.Biraz dozu hesaplanmamış bir şekilde olunca çok olumsuz sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.Konuyu biraz açmak gerekirse Kız çocukları televizyon dizileri,internet vb. araçlar tarafından empoze edilmeye çalışılan  fakat toplumumuzda olumsuz karşılanan davranışları okulda ve çevrede uygulamaya çalışınca başta en yakın çevresi olmak üzere toplum tarafından büyük tepki görmektedir.Bazen bu tepkiler genç kızları intihara bile sürükleyen sonuçlar doğurmuştur.Yakın zamanda okullarımızda yaşanan intihar olayları aslında bu bahsettiğimiz kültürel baskının sonucudur.

     Biz anne, baba ve eğitimciler olarak çocuklarımızla çok iyi ilişkiler kurmalıyız.Çünkü çocuklarımız bizi örnek alır.Onlara karşı yaklaşımız onlar için önemli bir göstergedir.

Unutmayalım:

Eğer bir çocuk kınanarak yaşarsa suçlamayı öğrenir.

Eğer bir çocuk düşmanca davranışlar

içinde yaşarsa kavga etmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk alay edilerek yaşarsa sıkılganlığı öğrenir.

Eğer bir çocuk utanç içinde yaşarsa

suçluluk duymayı öğrenir.

Eğer bir çocuk hoşgörüyle yaşarsa

sabırlı olmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk teşvik edilerek yaşarsa

güvenmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk değer verilerek yaşarsa

saygı duymayı öğrenir.

Eğer bir çocuk eşitlik ortamında

yaşarsa adaleti öğrenir.

Eğer bir çocuk güven duygusu içinde

yaşarsa inanmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk beğenilerek yaşarsa

kendisinden hoşlanmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk kabul ve dostluk içinde yaşarsa dünyada sevgi aramayı öğrenir.

Eğer bir çocuk düşmanlıklar içinde büyürse

saldırganlığı öğrenir.

Eğer bir çocuk sevgi içinde büyürse güvenmeyi öğrenir.

Çocuk ailenin, aile de toplumun ürünüdür;

çocuk yaşadığını öğrenir.

Sonuç olarak biz ebeveynler çocuklarımıza değer vermeliyiz.Onlardan beklentilerimiz yaşlarına uygun beklentiler olmalıdır.Eğer biz değer vermezsek bu değeri ailenin dışında başka kişilerde  ve başka mekanlarda aramaya başlarlar.Çok geç olmadan çocuklarımıza hak ettikleri değeri verelim ve büyümüşte olsalar onlardan sevgimizi eksik etmeyelim.

Hamit DERMAN

Çocukların Gözünden Peygamber Efendimiz (S.A.V)

Sonpeygamber.info Web Portalı’nın 21-22 Nisan 2012 tarihlerinde gerçekleştirdiği “Türkiye’de Çocuklara Yönelik Siyer Çalışmaları” temalı Siyer Atölyesi 2012 organizasyonu, akademik toplantılar için alışılmadık nitelikte bir oturuma sahne oldu. Konuşmacı masasında bu kez araştırmacı, akademisyen ve yazarlar değil, çocuklar oturuyordu.

9-12 yaş aralığındaki katılımcılar Esra Ceceli başkanlığında gerçekleştirilen “Çocukların Gözünden Hz. Peygamber” başlıklı oturumda, Ceceli’nin sorularını yanıtlayarak zihinlerindeki Hz. Muhammed (sav)’i anlattılar.

Çocuk katılımcıların söyledikleri kimi zaman yaşlarına göre fazlasıyla derinlikliydi. Kimi zaman da bir yetişkinin aklına gelmeyecek kadar basit ama bir o kadar da çözüm odaklı fikirler sundular.

İşte katılımcılarımızın, Esra Ceceli’nin sorularına verdikleri yanıtlar:

Daha da küçükken Peygamber Efendimiz’i nasıl biri olarak hayal ediyordunuz?

– Muhteşem bir insan olarak…

– Süper kahraman gibi kaslı, güçlü, çok iyi dövüş yapan biri.

– Beyaz sakalı olan biri.

– Tombul yanaklı, beyaz tenli, siyah gözlü…

Peygamber Efendimiz’in sizi en çok etkileyen üç özelliği nedir?

– Cömert, efendi ve muhteşem olması.

– Kur’ân’ı sevmesi ve tombul olduğu için tatlı olması.

– Dürüstlüğü, iyi ahlaklı olması, Kur’ân ve namaz sevgisi.

– Sakinliği, alçakgönüllülüğü ve dürüstlüğü.

– Dürüst, ahlaklı ve edepli olması.

– Güzel ahlaklı, iyi bir insan olması ve namaz kılması.

– Sabırlı, kararlı olması ve bütün gücüyle İslam’ı yayması.

– Sabırlı, hoşgörülü olması ve kimseye karşı kin beslememesi.

Peygamber Efendimiz’le karşılaşsanız O’na ne sormak isterdiniz?

– Bu kadar muhteşem olabilmeyi nasıl başardığını sorardım.

– Cebrail’in nasıl göründüğünü sorardım.

– Bir şey sormazdım, sadece dokunurdum O’na.

– Çocukken nasıl birisi olduğunu, ne yapmayı sevdiğini sorardım.

– Hayatı boyunca iyilikten vazgeçmeyerek Kur’ân-ı Kerîm-ı anlatırken karşılaştığı zorluklara nasıl sabrettiğini sorardım.

– Her canlıya karşı nasıl bu kadar şefkatli olabildiğini sormak isterdim.

– Bana hakkını helal edip etmeyeceğini sorardım.

– Akrabalarını öldüren insanlara karşı nasıl iyilik yapabildiğini sorardım.

Peygamber Efendimiz’den, anne-babanıza ve öğretmeninize ne demesini isterdiniz?

– Peygamberimiz’in onlara, bana hiç kızmamalarını söylemesini isterdim.

– “Çok iyi bir çocuk yetiştidiğiniz için sizi tebrik ediyorum” demesini isterdim.

– “Çocuğunuz çok zeki ve akıllı” demesini isterdim.

– Anne-babama, “sen çocuğuna Kur’ân’ı, İslam’ı öğrettin, sana hakkımı helal ediyorum” demesini; öğretmenime de “insanlara bilgi verdiğin için Allah senden razı olsun” demesini isterdim.

– “Siz çocuklarınıza dinini, güzel ahlakı, Kur’an-ı Kerîm’i öğrettiniz. Şimdi cennette kendinize bir yer ayırın” demesini isterdim.

Sizden daha küçük bir çocuğa, Peygamber Efendimiz’i nasıl anlatırdınız?

– Önce kitaplardan okuyup kendim öğrenirim, unuttuklarımı hatırlarım, sonra öğrendiklerimi oyun haline getirerek anlatırım. Ama 5 dakika anlatırım, 15 dakika teneffüs veririm. Anlatmam bittiğinde de öğrettiklerimi onun bana anlatmasını isterim.

– Çocukları çok sevdiğini, Hz. Enes’le Peygamberimiz arasında geçen olayları anlatarak öğretirim.

– Önce Peygamberimiz’in hayatını sesli olarak okurum, kardeşim dinler. Sonra da O’nun dua eden çocukları çok sevdiğini söylerim.

– “Peygamber Efendimiz çok iyi birisidir” derim ve O’nun hakkında öğrendiklerini kendisinin de yapmasını [uygulamasını] söylerim.

– Peygamber Efendimiz’i örnek almasını, O’nun gibi dürüst, hoşgörülü ve konuksever olmasını söylerim.

– O’nun güzel ahlaklı olduğunu, her zaman dua ettiğini, iyilikten hiç kaçınmadığını anlatırım.

Diyelim ki Peygamber Efendimiz’i hiç tanımıyoruz. O’nun hakkında hiçbir şey bilmesek nasıl bir durum olurdu sizce?

– Ben hiç tanımasam önce adını öğrenir sonra Google’dan araştırırdım.

– Kendimi kötü hissederdim. Üzülürdüm. Bilmeyenlere de anlatmak isterim; gelsinler, anlatayım.

– Peygamberimiz’i bilmesek dünyada iyilikler olmazdı.

– O’nu bilmesek hayatın anlamı kalmazdı. Örnek olan birisi olmadan hayatı düzgün yaşayamazdık.

– Nasıl bir dine inanacağımı şaşırırdım.

– Kur’ân’dan İslamiyet’i öğrenirdim, peygamberlerin isimlerini öğrenir sonra tek tek onları araştırırdım.

– O’nu bilmesek çok acayip bir hayat olurdu. İnsanlar hiçbir şey bilmezdi.

Kaynak: sonpeygamber.info

ABD’de Çocuklar Üzerinde Yapılan Bir Araştırmanın Hatırlattıkları

ABD’de son yıllarda gençler üzerinde araştırmalar yapan Tenage Research Unlimited’e göre, Amerika’da 11 yaşındaki her çocuğun bir kız arkadışı var. Kız arkadaşıyla flört eden 11–14 yaş arası 10 erkekten altısının kız arkadaşlarına karşı şiddet kullandığı tespit ediliyor.

Araştırmanın sonuçlarını kaygı verici olarak değerlendiren ve bununla ilgili bir haber hazırlayan CBS’in muhabiri Kelly Wallace da sahip olduğu iki kız çocuğu için çok endişelendiğini söylüyor.

2006 da senatoya problemin önlenmesi için bir önerge veren milletvekili Mike Crapo da bu noktayı vurgulayarak; “Bu ölümcül kısır döngü, çocuklarımız, torunlarımız ve topluluğumuzun iyiliği için durdurulmalı” diyor. Bu duruma karşı koymak isteyen bir başka kuruluş olan New Jerseyli gençler gurubu TEARS; “TV’de, sinemada, dergilerde gördüğümüz ilişkiler doğru modeller sunmuyor, çünkü bunlar ya gerçekçi değil, ya da sağlıksız” diyor .

Bu çalışmalardan bizim de çocuk eğitimi açısından çıkaracağımız çok önemli dersler bulunmaktadır. Bunlar;

a) Batı dünyasında çocukların kendi başlarına terk edildiği ve bu yanlış serbestliğin çocukları zararlı hareketlere ittiği,

b) Bu tür ülkelerde toplumun bundan rahatsız olduğu, çare arayışı içine girdiği,

c) Bu tür olumsuzlukların hızla diğer ülkelere medya gibi iletişim araçlarıyla yayıldığı, ülkemiz için de tehlike oluşturduğu bir gerçektir.

Günümüzde bütün insanlık çocukların yanlış hareketlerden ve kötü alışkanlıklardan kurtarılması için çalışmaktadır. Ancak polisiye tedbirlerin ve yasakçı anlayışın yeterli olamadığı bu çalışmalarda manevi değer eğitiminin önemi ortaya çıkmaktadır.

İşte bu hususla ilgili olarak Bediüzzaman, gençlerin ahiret inancını almalarının önemine şöyle işaret eder:

Nev-i insanın üçten birisini teşkil eden gençler, hevesatları galeyanda, hissiyata mağlûp, cüretkâr akıllarını her vakit başına almayan o gençler, âhiret imanını kaybetseler ve Cehennem azabını tahattur etmezlerse, hayat-ı içtimaiyede, ehl-i namusun malı ve ırzı ve zayıf ve ihtiyarların rahatı ve haysiyeti tehlikede kalır. Bazı, bir dakika lezzeti için bir mes’ut hanenin saadetini mahveder ve bu gibi, hapiste dört beş sene azap çeker, canavar bir hayvan hükmüne geçer. Eğer iman-ı âhiret onun imdadına gelse, çabuk aklını başına alır. “Gerçi hükümet hafiyeleri beni görmüyorlar ve ben onlardan saklanabilirim. Fakat Cehennem gibi bir zindanı bulunan bir Padişah-ı Zülcelâlin melâikeleri beni görüyorlar ve fenalıklarımı kaydediyorlar. Ben başıboş değilim ve vazifedar bir yolcuyum. Ben de onlar gibi ihtiyar ve zayıf olacağım” diye, birden, zulmen tecavüz etmek istediği adamlara karşı bir şefkat, bir hürmet hissetmeye başlar.

Bu ifadeleri tahlil edecek olursak, gençlik duyguların galeyanda olduğu bir devredir. Akıldan ziyade hissiyat hâkimdir. Bilhassa 11- 15 yaş arası gençliğin en tehlikeli olduğu dönemdir. Bu dönemde gençliğe ahirete iman kuvvetli bir şekilde verilemezse, Cehennem azabının olduğu zihinlere yerleştirilemezse, toplum hayatına çok büyük zarar verebilir. Eğer kuvvetli iman dersleri alabilirlerse, kalplerinde, kafalarında bir yasakçı bırakılmış olur. Başıboş olmadığını her an Yüce bir yaratıcısı tarafından görünüp bilindiğini ve onun melekleri tarafından her hareketinin kaydedildiğinin şuuruna varır. Bir gün kendisinin de başkası tarafından zulmedilip tecavüze uğrayabileceğini düşünerek şefkat ve hürmet hisleri gelişir. Kendisine yapılmasını istemediği bir hareketi o da başkasına yapmak istemez. Böylece hareketlerini kontrol altına alır. İşte onun için çocukların ve gençlerin eline iman hakikatlarını kuvvetli bir şekilde ders veren Risale-i Nurların okutulmasına şiddetle ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç “kapalı zindanda kalmış bir kimsenin havaya ve zifiri karanlıkta bulunan bir adamın ziyaya ve çöldeki aç ve susuz kalmış bir insanın suya ve gıdaya ve denizde boğulmak üzere olan herhangi bir kimsenin cankurtaran gemisine olan ihtiyacından binler derece daha ziyadedir.

Dr. İdris Görmez / NurNet.Org

Ahiret İnancının Çocuk ve Gençlerin Hayatındaki Yeri ve Önemi

Ahirete, yani öldükten sonra dirilmeye inanmanın, çocuğun hayatında olumlu tesirleri vardır. Risale-i Nurlar’da çocuklarda ahiret imanının, hem ahiretin saadetine, hem dünya saadetine dair temin ettiği faydalar ve neticelerinden bahsedilmiştir. Şimdi konumuzla alakalı olarak dünya saadetine ait kısmından bahsedelim.

Nev’i insanın dörtten birini teşkil eden çocuklar, âhiret îmanıyla insanca yaşayabilirler ve insaniyetin istidatlarını taşıyabilirler. Yoksa elîm endişeler içinde, kendini uyutturmak ve unutturmak için çocukça oyuncaklarıyla, haylaz bir hayatla yaşayacak. Çünki, her vakit etrafında onun gibi çocukların ölmesiyle onun nazik dimağında ve ileride uzun arzuları taşıyan zaîf kalbinde ve mukavemetsiz ruhunda öyle bir te’sir yapar ki; hayatı ve aklı o bîçareye âlet-i azab ve işkence edeceği zamanda, âhiret îmanının dersiyle, görmemek için oyuncaklar altında onlardan saklandığı o endişeler yerinde bir sevinç ve genişlik hissederek der: ‘Bu kardeşim veya arkadaşım öldü. Cennet’in bir kuşu oldu. Bizden daha iyi keyf eder, gezer. Ve vâlidem öldü, fakat rahmet-i İlâhiyeye gitti; yine beni Cennet’te kucağını alıp, sevecek. Ve ben de o şefkatli anneciğimi göreceğim.’ diye insaniyete lâyık bir tarzda yaşayabilir” .

Yukarıda ifade edildiği gibi insan, birçok hissiyat ve duygularla donatılmış bir varlıktır. Çevresinde olan her hadise ona tesir eder. Bu, çocuklarda daha da ileridir. Çünkü onların ruhları daha dayanıksız, kalpleri daha zayıf, duyguları daha naziktir. Hemen hergün eksik olmayan ölümleri gördükçe ister istemez düşünecek, ruhu ve hayatı azap içinde kalacaktır. Unutmak için kendisini çeşitli oyunlar ve eğlencelerle avutmaya çalışacak, fakat endişelerden de bir türlü kurtulamayacaktır. Ne zaman ki, ahirete iman dersini alır. Ölümün yokluk ve ebedi ayrılık olmadığını bilir. Cennetin varlığından ve orada ölen sevdikleri ile buluşup ebedi beraber kalacaklarından haberdar olursa, sevinecek ve rahatlık hissedecektir. İmanın verdiği bu ümitle hayatı ve aklı azaptan kurtulacaktır. Hayatından zevk ve lezzet alarak yaşayacaktır. Üstelik ölümü ortadan kaldırıp, kabri kapatmak ve ayrılıkları durdurmak mümkün olmadığına göre, Allah’a ve ahirete imanın dışında hakiki bir teselli kaynağı da yoktur.

Öyle ise, çocuklara yapılacak iyiliklerden birisi, onların bu konudaki inanma ihtiyaçlarını gidermektir. Bu da ancak onlara kuvvetli iman dersleri vermekle mümkündür. Çünkü araştırmalar göstermiştir ki, çocuklar iki yaşından itibaren inanmaya çok muhtaçtırlar. Bundan dolayı, dinle ilgili öğretilenlerin ve duyduklarının ve gördüklerini çabuk etkisinde kalır ve onlara itiraz etmeden inanırlar. Bu çocuğun “Kolay İnanırlılık” özelliğine sahip olduğunu gösterir. Böylece o inandıklarıyla kendi kişisel dünyasını kurmaya ve onu geliştirmeye çalışır. Onun için bu dönemde yetişkinler çocuğa imanla ilgili doğru bilgi vermeğe özen göstermelidirler. Çünkü inancın onun hayatında hem önemli bir değeri vardır, hem de inanç onu etkilemektedir.

Dr. İdris Görmez / NurNet.Org