Etiket arşivi: ders

İstifade ve mahremiyet

Risale-i Nur hizmeti, ahirzaman ümmetinin temessük etmiş olduğu ve sadece Türkiye sınırlarında kalmış olan bir hizmet hareketi değildir. Gerçekten bir hareket haline gelmiş ve nur talebeleri birbirlerine ciddi sevgi, saygı içindeler. Her ne kadar birbirlerini tanımamış olsalar da bu uhuvvet ve muhabbet hasletlerinden bir şey kaybetmemekteler. Yakın zamanda ekmek fırınına girdiğimde “bu kardeşler bana hiç yabancı gelmiyor” diyerek birisi bana yaklaştı ve tanıştık. Abimiz İstanbul–Bostancı’da medreselerimize giden birisi olduğunu belirtti. Hiç görmemiş ve görüşmemiş olmamıza rağmen nur talebelerinin arasında var olan bu muhabbet ve uhuvvet devreye girerek bir cazibe-i manevi olarak kendisini hissettirdi. 

Allah, dünya genelinde nur talebelerinin teşkil ettirdiği şahs-ı manevi-yi nuriden hissemizi, istifade ve istifazamızı azim eylesin. Zaten istifade ve istifaze lazım ve melzum gibidir. Biri birisiz olması mümkün değildir. Birisi istifade ediyorsa bunun zahir alameti istifazadır (feyiz). Feyzi varsa muhakkak bir şekilde istifade etmiş gibidir. 

Okumak anlamayı, anlamak istifadeyi, istifade ise istifazayı iktiza eder şeklinde ifade edebiliriz. Çünkü insanın latifeleri bu surette tatmin olmaktadır. 

Doğru okumak ve okuduğunu anlamak için insanın elinden geleni yapması gerekmektedir. Bazı metodlar başkalarına ters veya yanlış gelebilir. Bunu da normal karşılamak gerekir. Çünkü farklı fıtratlar ve zeka türlerinin istifadesi farklıdır. 

Mesela, işitsel zeka sahipleri en fazla istifadesi okunması ve metnin işitilmesidir. İşitsellere müzakere ve müteala yapılamaz. 

Görsellere, bir şeylerin dimağda teşekkülü için izah etmek gerekmektedir. Görsellere sadece okuma yaparak onların fazla miktarda istifazalarını beklememeliyiz.  

Bir de dokunsal olanlar var. Bunlara daha detaylı anlatımlar yapılarak hatta şekiller çizilerek maketler üzerinde anlatım yapılarak istifade edebilirler. 

Bu yazmış olduğum sıralamada birbirini hoş görmeyenler birbirini reddederek farklı bir halete bürünebilirler. Zaten şahsen anlamadığım şey budur. Anlayış ve metod farklarının hoşgörülmemesi ve tek bir anlayışın hakim kılınarak diğerlerinin ortadan kaldırılmasına yönelik teşebbüslerdir. 

Özden, istikametten, nurlardan kopmamak şartıyla ne kadar okumalar, müzakereler, mütealalar yapılırsa yapılsın hepsini kabul edip hepsinin neticesine bakıp ortak bir paydada istifade edebilmeye çalışmalıyız. Ötekileştirerek ancak kendimize zarar veririz. Sürekli olarak bunlarla meşgul olmak insanlarda kusur aramaya, bulmaya sebep olmaktadır.  

Nur talebelerinin medar-ı niza ne ihtilaf şeyleri sümenaltı ederek uhuvvet ve muhabbetini muhkemleştirmeye çalışması elzemken bu farkları ötekileştirmeye sebep sayarak adeta tekfir etmesi de içler acısı bir durumdur. 

Mahrem mesele ve hatıraların sanal ortamlarda paylaşılarak naehillerin meselelere müdahil olmasına zemin hazırlamak ise, en kibar ifade ile içler acısı bir tutumdur. 

Bu sebeple ihtilafi şeylerle meşguliyetin zihinde olumsuz izler ve psikolojide yaptığı tahribatlar ve insanlarda kusur avcısı gibi hallere sebep olunacağı için bunlarla meşgul olunmamalı. 

Said Özdemir ağabeyin naklettiği hatıraya kulak verelim.  

“Kardeşim, hizmeti düşünmeyin, hizmeti en muhalife dahi Cenab-ı Hak yaptırır. Sizin düşüneceğiniz; uhuvvet, muhabbet, ittihat ve tesanüttür. En fazla düşüneceğiniz bunlardır. Bugün bize en fazla lâzım olan budur.” [1] 

“Herhangi bir yere giderken, dünya işi için bile olsa muhakkak hizmeti niyet ediniz, hizmetle alâkalı bir iş yapınız. Tâ ki başınıza gelen her hadise hizmet hesabına geçsin…” [2]  

Külliyatta o kadar mehaz varken, nice sahih bu manayı destekleyen nakiller de mevcutken kendimiz gibi düşünene muhabbet, uhuvvet, ittihad ve tesanüd göstermek gayrını tenkis ile tekfir boyutuna gitmek manevi olarak kıyamet alameti ve okunanla tatbikatın çelişmesinden başka bir şey değildir. 

Kaza ve kader-i İlahîye teslim olup düşmanını afveder ve bilhâssa madem Risale-i Nur dersini dinlemişler, elbette mabeynlerinde bulunan bütün küsmekleri bırakmağa hem maslahat ve istirahat-ı şahsiye ve umumiye, hem Nur dairesindeki uhuvvet iktiza ediyor. [3] 

Eskiden yüz düşmanlık ve adavetimiz dahi olsa da, onları helâl edip hatırlarını kırmamağa çalışacağımıza, Kur’anın ve imanın ve uhuvvet-i İslâmiyenin ve maslahatımızın emriyle ve irşadıyla karar verdik.” diyerek, bu hapsi bir mübarek dershaneye çeviriniz. [4] 

Risale-i Nur nifak ve şikakı, tefrikayı, fitne ve fesadı kaldırıp; kardeşliği, uhuvvet-i diniyeyi, tesanüd ve teavünü yerleştirir. Risale-i Nur mesleğinin bir esası da budur. Risale-i Nur gurur ve kibir ve hodfüruşluk ve zillet gibi ahlâk-ı seyyieden kurtararak, tevazu’ ve mahviyet ve izzet ve vakar gibi güzel ahlâklara sahib kılar. [5]

Selam ve dua ile 

Muhammed Numan ÖZEL

[1] (Son Şahitler, c. 4, Said Özdemir Hatırası) 
[2] Said Özdemir Ağabeyden bir nakil 
[3] Sözler (152) 
[4] Sözler (153) 
[5] Sözler (765)

Kaynak: RisaleHaber

 

www.NurNet.org

İnsanın en birinci üstadı validesidir

“Bir çocukla konuşup söz anlatmak, bir feylesofla konuşmaktan aşağı değildir.”1 diyen Bediüzzaman Hazretleri ebeveynlerin özellikle de vâlidelerin sorumluluğunun ne derece ehemmiyetli olduğunu ifade etmiştir.

“Rahmet-i Rabbâniyenin en hürmetli, en halâvetli, en lâtif ve en şirin bir cilvesi olan şefkat-i vâlide, hakâik-i kâinat içinde en muhterem, en mükerrem bir hakikattir. Ve vâlide, en kerîm, en rahîm, öyle fedakâr bir dosttur ki, o şefkat saikasıyla, bir vâlide, bütün dünyasını ve hayatını ve rahatını, veledi için feda eder.”2Bu fedakârlığı yaparken de ne bir riya ne bir gösteriş vardır ne de bir beklenti içerisindedir. “Evet, bir vâlide veledini tehlikeden kurtarmak için hiçbir ücret istemeden ruhunu feda etmesi ve hakikî bir ihlâs ile vazife-i fıtrîyesi itibarıyla kendini evlâdına kurban etmesi gösteriyor ki, hanımlarda gayet yüksek bir kahramanlık var. Bu kahramanlığın inkişafı ile hem hayat-ı dünyeviyyesini, hem hayat-ı ebediyyesini onunla kurtarabilir.”3

Evlâtlarına karşı böyle ehemmiyetli bir vazifesi bulunup her türlü fedakârlığı göze alan ve evlâtları için bütün sıkıntılara göğüs geren vâlideler, “Oğlum paşa olsun, diye bütün malını verir, hâfız mektebinden alır, Avrupa’ya gönderir. Fakat o çocuğun hayat-ı ebediyyesi tehlikeye girdiğini düşünmüyor. Ve dünya hapsinden kurtarmaya çalışıyor; Cehennem hapsine düşmemesini nazara almıyor.”4

 Hâlbuki “Bir çocuk, küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imânî alamazsa, sonra pek zor ve müşkül bir tarzda İslâmiyet ve îmânın erkânlarını ruhuna alabilir. Adeta gayr-ı müslim birisinin İslâmiyet’i kabul etmek derecesinde zor oluyor, yabani düşer. Bilhassa, peder ve vâlidesini dindar görmezse ve yalnız dünyevî fenlerle zihni terbiye olsa, daha ziyade yabanilik verir.”5 Yalnız dünyevî fenlerle terbiye olup peder ve vâlidesini dindar görmeyen evlât, dünyada yabanilik verdiği gibi ahirette de peder ve vâlidesine dâvâcı olmasına sebep olabilir. Çünkü “Fıtrî şefkatin tam zıddı olarak, o mâsum çocuğunu, âhirette şefaatçi olmak lâzım gelirken dâvâcı ediyor.”6 Çocuğun “Niçin benim îmanımı takviye etmeden bu helâketime sebebiyet verdin?” diye şekvâ etmesine neden olur. Bundan ötürü de“O çocuk, dünyada peder ve vâlidesine hürmet yerinde istiskal edip çabuk ölmelerini arzu ile onlara bir nevi belâ olur.”7

Elhâsıl: “İnsanın en birinci üstadı ve te’sirli muallimi, onun vâlidesidir.”8 Her dâim bu vazife ile yükümlü olan vâlideler, bilhassa çocukluk döneminde verdiği dersleri ve telkinâtları evlâtlarının ruhuna bir çekirdek gibi işlemeli ve her dâim bunun şuurunda olmalıdır. Üstad Hazretleri bile seksen sene ömründe, seksen bin zâtlardan ders aldığı hâlde, kasem ederek, en esaslı ve sarsılmaz dersin merhum vâlidesinden aldığı telkinât ve mânevî derslerin olduğunu ve o derslerin fıtratında çekirdekler hükmünde yerleştiğini ve sair derslerin o çekirdekler üzerine bina edildiğini ifade etmiştir.

Said YÜKSEKDAĞ

said_yuksekdag@hotmail.com

Twitter: @SaidYuksekdag

Dipnotlar:

1) İşârâtü’l İ’caz, Said Nursî, s. 348, Yeni Asya, 2013.

2) Mektûbat, Said Nursî, s. 68, Yeni Asya, 2013.

3) Lem’alar, Said Nursî, S. 461, Yeni Asya, 2013.

4) A.g.e. s. 462.

5) Emirdağ Lâhikası, Said Nursî, s. 86, Yeni Asya, 2013.

6) Lem’alar, Said Nursî, s. 462, Yeni Asya, 2013.

7) Emirdağ Lâhikası, Said Nursî, s. 86, Yeni Asya, 2013.

8) A.g.e. s. 462

Erkek Kadın Karma Ders ve Seminer!

Erkek Kadın Karma Ders ve Seminer!

 

    “Nefrin, hezârân nefrin, cehlin yüzüne…[1]

 

    “Bir millet, cehaletle hukukunu bilmezse, ehl-i hamiyeti dahi müstebid eder. [2]

 

    “Ecnebilerin tagutlarıyla ve fünun-u tabiiyeleriyle dalalete gidenlere ve onları körükörüne taklid edip ittiba edenlere binler nefrin ve teessüfler! [3]

 

    “S-Neden bunların umumuna fena diyorsun? Halbuki hayırhahımız gibi görünüyorlar.

    C- Hiçbir müfsid ben müfsidim demez. Daima suret-i haktan görünür. Yahut bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ayranım ekşidir.

 

    Fakat siz mehenge vurmadan almayınız. Hattâ benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim veya bilmediğim halde ifsad ediyorum.

 

    Öyle ise her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mehenge vurunuz.

 

    Eğer altun çıktı ise kalbde saklayınız. Bakır çıktı ise çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz gönderiniz. [4]

 

Risale-i Nur’un en mühim bir esası şefkat olmasından, nisa taifesi şefkat kahramanları bulunmaları cihetiyle daha ziyade Risale-i Nur’la fıtraten alâkadardırlar. Ve lillahilhamd, bu fıtrî alâkadarlık çok yerlerde hissediliyor. Bu şefkatteki fedakârlık, hakikî bir ihlası ve mukabelesiz bir fedakârlık manasını ifade ettiğinden, şimdi bu zamanda pek çok ehemmiyeti var. [5]

 

“İman hizmeti, iman hakaiki ..  hizmet-i ima­niyeyi ha­riçteki kuvvetli cereyanlara tâbi’ veya âlet telâkki etmek ve yüksek kıymetlerini umumun nazarında tenzil et­mek endişesiyle.. [6]

 

“Haram ve helâlı bilip haramdan çekilmek..[7]

 

Size, kâinatın en bü­yük mes’elesi olan iman hizmeti ye­ter. [8]

 

“Öyle ise hersöylenen sözünkalbegirmesine yol vermeyiniz. İşte size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mehenge vurunuz. [9]

 

Bediüzzaman Said Nursi gibi bir dahi, hem muvazzaf, hem müceddid, hem allame bize bunu söylerken biz ölçüsüzlüğü veya sağlam olmayan ölçüleri kendimize ölçü almamız akıl tutulması ve fikri bir kabz haletinden öte bir şey değildir.

 

Nur Talebeleri kendisine ölçü olarak Risale-i Nur kıssaları olan Lahikalardan hisse alarak nurculuk yapar. Nitekim her mesleğin ölçüleri, prensipleri var. Bu prensiplerle sair mesleklerden ve meşreplerden ayrılır, farkını ortaya koyar.

 

Nur Talebelerini sair meslek ve hizmetlerden ayıran Lahikalardır. Lahikasız olanlarla şunu sormak isterim ki; sair mesleklerden senin farkın nedir? Şayet nurcu isek lahikaya uymak zorundayız. Lahikasız nurculuk iddia edenlerin bu iddiaları kuru bir söz, tedavülde olmayan paradan bir farkı kalmamaktadır. Nurcuyu sair mesleklerden ayıran lahikadır. İman hakikatleri zaten her meslekte var.

 

Hiçbir cemaat/meslek din olmadığı gibi Risale-i Nur da bir din değildir. Bir anlayıştır. Bu sebeple her hangi bir meslek/cemaat bizden ayrılırsan mürted olursun, kafir olursun, dalalete düştün diyorsa o lafı eden kimse kendisini enaniyetin katmerli haline kendisini teslim etmiştir demektir. Şayet o meslekte bu hakimse o mesleğin istikametinden şüphe edilir. “Hülâsa; tarîkat, şeriat dairesinin içinde bir dairedir.Tarîkattandüşenşeriata düşer, fakat -maazallah- şeriattandüşenebedî hüsranda kalır. [10]

 

istikamet en büyük nimetler ve kerametler arasındadır. Doğru istikameti olmayan kimselerin hayatı ve hizmeti ve kendisine müteallik olan şeylerde zikzaklar çizmesi gayet normaldir. Çünkü elinde doğru istikametin malzemeleri bulunmamaktadır. Birisi hata yapınca onu tenkid etmek ise yanlıştır. Çünkü o hata yapan kimse, o hatayı gören kimse kadar bilmemektedir. Şayet o hatakar da hata yapmayan kimsenin bildiklerini bilse idi o hatayı yapmaya bilirdi.

 

Birisi duvara bir yazı yazmış. Şimdi ki aklım olsa idi şu, şu hataları yapmaz idi.

 

Başkası altına şöyle yazmış: o hataları yapmasa idin şimdi ki aklın olmazdı.

 

Bizler de hata yapanı görünce hemen hücum etmek yerine bu nazarla baksak güzel olacak.Hata ya cehilden yani bilmemezlikten veya gafletten veya dalaletten kaynaklanmaktadır.

 

Şeyet cehil ve gaflet ise ikazlarla uyandırılabilir; fakat dalaletten geliyorsa ne yaparsan yap vazgeçmez.

 

Şimdi birileri çıkmış erkek – kadın karma Risale-i Nur dersleri ( konferansları) yapmakta. Hatta birkaç adam sahneye masa kuruyor karşısında kadınlar Risale-i Nur Dersi yapıyorlar. Bunu da medya ile haber veriyorlar. Fesubhanallah bu resmi görünce öyle sinir oldum ki anlatamam.

 

Üstad Bediüzzaman’a da benzer bir teklif gelmiş bunu şu şekilde ifade ediyor.    “Mübarek Isparta’ya ve manevî Medreset-üz Zehra’ya üçüncü defa geldiğim zaman işittim ki; o mübarek âhiret hemşirelerim olan taife-i nisa, benden bir ders bekliyorlarmış. Güya vaaz suretinde câmilerde onlara bir dersim olacak.. [11]üstadımız kadınlara vaaz vermeyip hanımlar rehberini derleyip gönderiyor. Şimdi bazı zekiler çıkıyor sanki üstad yapamadı, beceremedi, beceremezdi manasını verip biz yapıyoruz diyorlar. Bunu da iftiharla servis edip haber ediyorlar.

 

Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Emirdağ Lahika mekrublarında geçen ve hayatta olan varis ve talebelerinden halen hayatta olan 5 Talebesi vardır. Bunlar; Abdullah Yeğin, M. Said Özdemir, Ahmet Aytimur, Hüsnü Bayram ve Salih Özcan ağabeylerimizidir.

 

Nazarımızda üstadımızın ashabı olan bu ağabeylerimiz diğer talebeler içerisinde muvazzaf kılınmıştır. Şimdi bütün talebelerin fevkindediyerekdeğil, benim en yakınımda hizmetimde olup bir derece tam tarz-ı hareketimi bilenler ve yakından görenler içinde, dört-beş adamı mutlak vekil yapıyorum. Ben ölsem veya hayatta şuursuz kalsam, Nurlara karşı hizmetimin tarzını bilerek tam yapabilsinler. [12]bu tavzif ile muhakkak ki bu vazife sahipleri daha teyakkuzda ve yollarda yön ve tehlike belirten yol işaretleri gibi bir vazife omuzlarına konulmuştur. Üstadımızın bu varis ve talebeleri tanımamak ise üstadın vasiyetlerini kabul etmemek manasına da gelmektedir.

 

Bizler ne üstadımızdan ne de üstadımızın talebe ve varis ve vekillerinden ne böyle bir uygulama duyduk, ne gördük.

 

Bu tip hak batıl karması nev’inden olan uygulamalar nur’un meslek ve meşrebinde yok. Hatta o sözüm ona ders okuyan kimsenin hanımı da olsa gene olmaz. Çünkü karşıdaki kadınların hepsi haramdır. “Üstad’ın iffet ve istikametteki hududsuzluğu, bilmüşahede sabittir ve inkârı gayr-ı kabildir. Hayatı boyunca, hanımlarla konuşmaktan,nazarıyla dahi meşgulolmaktan şiddetle içtinab etmiştir.[13]üstadımız değil ders vermek meşgul olup konuşmamışken bazı zekilerin üstad beceremedi, kendisine güvenemedi ama biz yaparız edasıyla piyasaya çıkması nurculuğa ne derece sığar, sadakatin ve istikametin ve külliyatın neresinde yazıyor bizim okumadığımız merak ediyorum.

 

Nurculuğa muhalif hareketler yapıyorlar sonra bize neden muhalif oluyorsunuz, muaraza ediyorsunuz diyorlar. Tabiri caizse bizim bir otomobilimiz var biri geliyor yakıyor arabamızı. Biz de mukabele edince sanane kardeşim ben hiç arabanın yanmasını izlemedim onun için yakıyorum diyor.

 

Veya herkesin evi var ve kapısı kapalı. Kimse evinin kapısını açık bırakıyor mu? Rastgele her isteyen girsin istediği şeyi istediği yerde istediği ile yapsın diyor mu? Madem olmaz öyle şey diyoruz o halde bizim daire-i mahremiyetimiz, haremimiz ola Nurculuğa yapılan yanlış hareketler ve tesirini kırmaya yönelik hareketlerde dik duruşumuzu bozmamak ve tavizsiz hizmet ederek nurun Âli olan mesleğini ve meşrebinin esasatını muhafaza etmekte kendisine nurcuyum diyenlerin vazifedir.

 

Biz nur talebesiyiz ve elimizde nurun müvazeleri ölçüleri var. Bunlarla hadiseleri mihenge vururuz. “O münafıklarveya o münafıkların adamları veya adamlarına aldanmış olanlar dost suretine girerek, bazan da talebe şekline girerek derler vededirtirlerki: “Bu da İslâmiyete hizmettir, bu da onlarla mücadeledir.[14]nurculuk iddia edipte nura muhalif hareket eden kimseler bu kategorinin birisine dahil olduğu alenidir.

 

Bilmek makamında olanın bilmemesi özür kabul edilemez. Önde görünenleri ise hareketlerine daha da dikkat etmek mecburiyetindedirler.

 

Zeki olan kimseler hikmetini bilmediği ve kendi kurgusunda ve “tahayyül ve tasavvurunda [15] giydirdiği ve renk verdiği şekilde düşünüp hareket etmesi neticesinde hasıl olan hatalar mesuliyet getirir.

 

Şahsi ve umumi hukuklar  bu siyasi meselede de ortaya girmektedir. Her şeyde şahsi ve umumi hukuk söz konusudur. Mesela birisi x şahsına söz etse bu şahsi hukuk olur. Lakin islamiyete söz etse bu umumi hukuk olur. Veya biri dershaneye geliyor orada birisi ile arası bozuk bu şahsi hukuk olur. Ama orada umumi bir huzursuzluk yapacak olursa bu umumi hukuk olur.

 

Umumi hukuka tecavüz ise herkesle helalleşmekten geçer. Ve söylemek makamında olupta susanlar bu suskunluktan mesuldürler. Susmakla piyasayı bilmeyenlere bırakmış olurlar. Bilmeyenler konuşması şu misale benzer Şayet tilki vaaza başlamışsa kümesten endişe edebilirsiniz. İşi ehline vermezsek her şey elden gidebilir.

 

Keskin virajlarda ki tabelayı sökerseniz çok kimsenin helaketine sebep olursunuz. Ağabeylerimiz de bu çalkantıda bu tedbiri uygulayarak savrulmaları önlemek istemişlerdir.

 

Piyasada bir abi var birde kur-abiye var. Yani tasannu sahibi ve kendisini abi göstermek isteyen makam-ı kazip sahibi olan ehl-i cerbeze var. Bu cerbezeli kimseler hakkı batıl, batılı hak göstermek zekasına sahip olan kmselerdir. Bu cerbeze sahiplerinin ipleri, yularları nerede kimin elinde bu ise bizce aşikârdır.

 

O münafıklar veya o münafıkların adamları veya adamlarına aldanmış olanlar dost suretine girerek, bazan da talebe şekline girerek derler ve dedirtirler ki: “Bu da İslâmiyete hizmettir, bu da onlarla mücadeledir. Şu malûmatı elde edersen, Risale-i Nur’a daha iyi hizmet edersin. Bu da büyük eserdir.” gibi bir takım kandırışlarla sırf o Nur talebesinin Nurlarla olan meşguliyet ve hizmetini yavaş yavaş azaltmakla ve başka şeylere nazarını çevirip, nihayet Risale-i Nur’a çalışmaya vakit bırakmamak gibi tuzaklara düşürmeye çalışıyorlar. [16]

 

Dost ve talebe kılığına bürünmüş sahte nurcu gibi duranlar çeşitli desiseler çevirirler. Hadiselerle kimin kaç ayar olduğu belli olmaktadır. Sadakat imtihanı şiddetli olur. Çok büyük zannedilenleri yutar devirir.

 

Lahikası Olmayan kimseler içtimai hadiselerde savrulmamaları imkansızdır. Bir ağaç eğer toprağı derin değilse kök salması imkansızdır. Toprağı derin olmayan yerdeki ağaçlar devrilirler. Lahika bu ağaç toprağının kök salması için var olan toprak gibidir.

 

İşimize sekte ve hizmetimize fütur vermek için, onların tenbelliklerinden ve tenperverliklerinden ve vazifedarlıklarından istifade ederler.

 

Onlar, öyle desiselerle onları hizmet-i Kur’aniyeden alıkoyuyorlar ki; haberleri olmadan bir kısmına fazla iş buluyorlar, tâ ki hizmet-i Kur’aniyeye vakit bulmasın. Bir kısmına da, dünyanın cazibedar şeylerini gösteriyorlar ki; hevesi uyanıp, hizmete karşı bir gaflet gelsin ve hâkeza…

 

    Bu hücum yolları uzun çeker. Bu uzunlukta kısa keserek, dikkatli fehminize havale ederiz. [17]

 

«Namahreme bakmak, İblis’in okla­rından bir ok­tur ki, her kim benden kor­karak onu bırakırsa, (harama bak­mazsa) o haramın zevkine bedel ona bir iman veririm ki, o imanın celadet ve hala­vetini kal­binde duyar.[18]»

 

Netice ise; bir/birkaç erkeğin çıkıp kadınlara konferans veya seminer namında ders vermesi kesinlikle nurculuk sisteminde yoktur. Ve fitnelere kapı açması çok kuvvetli olan bir hadisedir. Böyle gayr-i meşru hallere sebebiyet verecek şeylerden sakınmak ise elbette ehl-i aklın karıdır.

 

Kadınlarınızı, kızlarınızı bu tip karma şeyler yapılan yerlere göndermeyiz. Böyle hak batıl karması olan şeye gideceğine evinde kendisi okusun daha karlıdır. Ehl-i dalaletin tarzında kadın erkek karşı karşıya oturup yüzlerini göreceği şekilde hizmet mizmet olmaz. Bazı yerde görüyoruz bir kitap fuarı imzaya gelen hep kadın, adamıun başını sarmışlar.. veya bilmem ne semineri diye öne bir masa koymuşlar 1 – 2 makam-ı kazip sahibi kutb-ul azam (!) masaya oturmuş karşısında kadınlar onlara seminer meminer diye bir şeyler yapıyor. (Yeni Asya, Nesil grubu)

 

Kimsenin dediğini hemen kabul etmeyelim ve unutmayalım ki cemaatler din değildir. Dinin içinde bir şubedir. İslama muhalif bir şey varsa orada bizim de olmamız otomatikman islama muhalefet etmektir.

 

Yani bizler kiminle berabersek, beraber olduğumuz kimse kime neye hizmet ediyorsa bizde orada oluyoruz.

 

Dini anlatan herkese takılmamak ve mihenge vurmak gerekir. Şimdi dini anlatıyorum ayağına gidip kendisine şöhret ve maddiyat elde etmek peşinde koşanlar var.

 

Risale-i Nuru iddia eden herkese itimad edilmez. Vitrinde risaleleri gösterip başka maksad takip edenler var. Belki büyük abilerin yanına sokulmuş, karanlık kimselere hizmet edenler olduğunu hadiseler gösteriyor.

 

Nasıl ki her sakallı deden değildir, her Risale-i Nuru gösteren de bunda samimi değildir. Belki başka maksadlar güderek nurculuğu akim bırakmak, nurların tesirini yok etmek veya azaltmakla iş görmekteler.

 

Nurlarların hizmetinde müsamaha namında hoş görü ile, tavizler ile hizmet edilemez. Nurculuktan taviz verilemez!

 

Nurculuktan taviz vererek hizmet edenler belki bir ara hizmetleri ayyuka çıkmış olabilir. Lakin bunların fren ayarları bozuk ve yolun adabına kurallarına uymamanın neticesinde hayat-ı içtimaiye ve diniyede tepetaklak olmaları kaçınılmazdır.

 

Kritik yerlerde, viraj ve uçurumlarda uyarıcı levha ve işretlere uyulmazsa netice vahimdir.

 

Bizler de Ahirzamanın muvazzafı Bediüzzamanın çorbasını çenler olarak, düsturlarımızı, esaslarımızı, tarzımızı hep nurlardan bilhassa lahikalarda olan hadiselerden alarak meselelere ışık tutarak rotamızı belirlemeliyiz.

 

Ölçüsü olmayanın hiçbir şeyi olmaz. Kur’an ve sünnet, icma ile kıyas’ın mahsulü olan Risale-i Nur eserlerine sadakatle sarılıp ilerlemek ve hizmet etmek öyle kıymettar bir hazinedir ki paha biçilmez.

 

Bizler gittiğimiz meşrebin, mesleğin, yolun adabına uyacağız diye, dinden taviz verilmez. Şayet cemaat için dinden taviz veriliyorsa o cemaat işlevini yitirmiştir. Başka bir şeye hizmet ediyordur.

 

Bizler dinimiz için bir cemaate tabi olduk. Daha istikametli yaşayalım diye. Ahiretimizi tehlikeye atsın diye değil.

 

    Ey kardeşlerim! Dikkat ediniz: Vazifeniz kudsiyedir, hizmetiniz ulvîdir. Herbir saatiniz, bir gün ibadet hükmüne geçebilecek bir kıymettedir. Biliniz ki, elinizden kaçmasın!… [19]

 

Selam ve Dua ile  

Muhammed Numan ÖZEL


[1] Muhakemat ( 62 )

[2] Asar-ı Bediyye ( 309 )

[3] Lem’alar ( 120 )

[4] Münazarat ( 14 )

[5] Hanımlar Rehberi ( 6 )

[6] Kastamonu Lâhikası ( 137 )

[7] Kastamonu Lâhikası ( 241)

[8] Kastamonu Lâhikası ( 193 )

[9] Münazarat ( 14 )

[10] Tarihçe-i Hayat ( 19 )

[11] Hanımlar Rehberi ( 5 )

[12] Emirdağ Lahikası-2 ( 233 )

[13] Tarihçe-i Hayat ( 464 )

[14] Tarihçe-i Hayat ( 690 )

[15] Sözler ( 287, 633, 634, 682, 706 )

[16] Tarihçe-i Hayat ( 690 )

[17] Mektubat ( 426 )

[18](İlahî Hadisler (H.Hüsnü Erdem, D.İ.Bşk. Yayınları) ve K.H. hadis:2864)

[19] Mektubat ( 426 )

Dershaneye Gitmenin ve Cemaat Olmanın Ehemmiyeti!

Şayet biri biliyor, taallüm etmeğe muhtaç değilse ibadete muhtaç veya marifete müştak veya huzur ister. Onun için herkese lüzumlu bir derstir. Emirdağ Lahikası-1 ( 249 )”

Erkân-ı imaniyenin hakaikını göz ile görüp, melaikeyi, Cennet’i, âhireti, hattâ Zât-ı Zülcelal’i göz ile müşahede etmek; kâinata ve beşere öyle bir hazine ve bir nur, ezelî ve ebedî bir hediye getirmiştir ki: Şu kâinatı, perişan ve fâni ve karmakarışık bir vaziyet-i mevhumeden çıkarıp, o nur ve o meyve ile, o kâinatı kudsî mektubat-ı Samedaniye, güzel âyine-i cemal-i Zât-ı Ehadiye vaziyeti olan hakikatını göstermiş.

Kâinatı ve bütün zîşuuru sevindirip mesrur etmiş.

Hem o nur ve o meyve ile beşeri müşevveş, perişan, âciz, fakir, hacatı hadsiz, a’dası nihayetsiz ve fâni, bekasız bir vaziyet-i dalaletkâraneden o insanı o nur, o meyve-i kudsiye ile ahsen-i takvimde bir mu’cize-i kudret-i Samedaniyesi ve mektubat-ı Samedaniyenin bir nüsha-i câmiası ve Sultan-ı Ezel ve Ebed’in bir muhatabı, bir abd-i hassı, kemalâtının istihsancısı, halili ve cemalinin hayretkârı, habibi ve Cennet-i bâkiyesine namzed bir misafir-i azizi suret-i hakikîsinde göstermiş.

İnsan olan bütün insanlara, nihayetsiz bir sürur, hadsiz bir şevk vermiştir.Sözler ( 581 )”

“Sâni’-i Mevcudat ve Sahib-i Kâinat ve Rabb-ül Âlemîn olan Hâkim-i Ezel ve Ebed’in marziyat-ı Rabbaniyesi olan İslâmiyet’in -başta namaz olarak- esasatını, cin ve inse hediye getirmiştir ki; o marziyatı anlamak, o kadar merak-aver ve saadet-averdir ki, tarif edilmez. Sözler ( 581 )

“Eğer anlasa, ne kadar hayret ve meraka düşer. Sözler ( 582 )

mütefekkir yolcu her sahifeyi okudukça saadet anahtarı olan imanı kuvvetlenip ve manevî terakkiyatın miftahı olan marifeti ziyadeleşip ve bütün kemalâtın esası ve madeni olan iman-ı billah hakikatı bir derece daha inkişaf edip manevî çok zevkleri ve lezzetleri verdikçe onun merakını şiddetle tahrik ettiğinden; sema, cevv ve arzın mükemmel ve kat’î derslerini dinlediği halde هَلْ مِنْ مَزِيدٍ deyip durur .. Asa-yı Musa ( 105 )”

Bu ve emsali Mehazlara dikkat ve tefekkürle müteala edersek derse katılmak ve dersaneye gitmek çok ehemmiyetli olduğunu göz ile görür, kulak ile işitir, akıl ile anlar, ruh ile masseder, tefekkür ile maneviyat ülkesinin sultanının sıbga ile boyalanır. Ve bu sıbga öyle bir sıbga boyadırki tek bir şey onu üzerinden soyar ve soldurur o şey ise Küfür, isyan, tuğyan ve tağiliktir.  Bu küfür o kadar fenâ bir şeydirki insanı Âlâ-yı İlliyinden Esfel-i Sâfiline atar Hutameye Hatab eder.

DERSHANEYE Gitmek Aynı Zamanda Sıla-i Rahimdir!

Siz, birbirinize en fedakâr nesebî kardeşten daha ziyade kardeşsiniz. Kardeş ise, kardeşinin kusurunu örter, unutur ve affeder. Şualar ( 345 )” Bizler en nesebi kardeşten daha kardeş olmamız Râbıta-i Diniye ve Nuriye sebebiyledir.

Üstâdım; “ekber-ül kebair ve mubikat-ı seb’a tabir edilen günahlar yedidir:

1-Katl,

2-zina,

3-şarab,

4-ukuk-u vâlideyn (yani kat’-ı sıla-yı rahm),

5-kumar,

6-yalancı şehadetlik,

7-dine zarar verecek bid’alara tarafdar olmak”tır. Barla Lahikası ( 335 )” Burada geçen ve üstâdımında söylediği Kat’ı sıla-yı Rahm tabirine göre bizim en nesebi kardeşten öte kardeşlerimizle irtibatımızı kesmemiz ise Ekber-ül Kebairdendir. O halde bizler dersaneye mümkün olduğu kadar sık uğramalı mümkün mertebe 1 vakit de olsa namazımızı en nesebi kardeşlerdende öte olan kardeşlerimizle olmalıyız. Malum kardeş aynı Rahimden ve sülbden olan demektir. Bizler ise Hâbil Nesliyiz Kâbilin neslinden değil ve bu nazla Hâbilin Neslinden Rasul/Nebi/Sıdık/Sülehâ geldi /gelmektedir. O halde bizler Nesl-i Hâbilin irtibâtı ne kadar kâvi olursa o kadar Müttaki ve Muhibb oluruz.

Bizler dershaneye gitmez, ihtiyaç hissetmez hakir ve lüzumsuz ehemmiyetsiz görürse “kat’-ı sıla-yı rahm Barla Lahikası ( 335)” kaidesine dahil olup  “ tenbellik eder ise, hasâret-i azîme; ehemmiyetsiz görür ise, cinâyet-i azîme; tekzibini işmam eden tenkid ise, dalâlet-i azîmedir. Lem’alar ( 59 )”  bu gibi neticeleri vardır. O halde bizler Sıbgatullah ile sıbgalanmazsa SıbgatünNefs u Hevâ ile boyalanacaktır. Sıbgatullah yerine başka sıbgayla sıbgalanan defolu/özürlü hale gelir.

Cemaat ruhuna sıbgasına sâhip olmayan kimse, Cemiyetin sıbgasına sâhip olacak. Bu meseleye ise Üstadım şöyle ifade eder; “Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt, gövdenin içine girdi. Şimdi mukavemet güçleşti. Korkarım ki cem’iyetin bünyesi buna dayanamaz, çünki düşmanı sezmez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder.

Cem’iyetin basiret gözü böyle körleşirse, iman kalesi tehlikededir. İşte benim ızdırabım, yegâne ızdırabım budur. Yoksa şahsımın maruz kaldığı zahmet ve meşakkatleri düşünmeğe bile vaktim yoktur. Keşke bunun bin misli meşakkate maruz kalsam da, iman kalesinin istikbali selâmette olsa! Tarihçe-i Hayat ( 628 )” ve cemiyette Cemiyetin sürekli insana lehviyat ve hevasatı sunması neticesiyle ahlak sukut eder ve ihvanüşşeyatin edere Sıbgasının rengini nefs ve hevası verir. SıbgatünNefs ise istikbalde insanı “..gençliğinde iffetini muhafaza etmediğinden sevmek beklediği nazarlardan nefret görüyorlar.. kat’î müşahede ettim. Asa-yı Musa ( 16 )” hitabına mazhar eder. Nitekim Cemaati olmayanın Cemiyeti vardır. Cemiyete uyan ise hayatı Batın ve Ferce münhasır zanneder.

Bizler en nesebi kardeşlerimizle irtibatımızı muhkem tutmamız Cemiyetten bizleri Kurtarır ve Cemiyetin semm-i katl’ini asgariye indirir. Kaziye makus olursa netice de makus olur. Binaenaleyh bizler dersanemizle azami derecede irtibatımızı kavi tutmak mecburiyetindeyiz.

“Sözler, şu zamanın yaralarına en münasib bir ilâç, bir merhem ve zulümatın tehacümatına maruz heyet-i İslâmiyeye en nâfi’ bir nur ve dalalet vâdilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu itikadındayım. Mektubat ( 23 )”

iştirak-i a’mal-i uhreviye düstur-u esasiyeleri sırrınca,  herbirisinin kazandığı mikdar, kardeşlerine aynı mikdar defter-i a’maline geçmesi o düsturun ve rahmet-i İlahiyenin muktezası olmak haysiyetiyle,Risale-i Nur’un dairesine sıdk ve ihlas ile girenlerin kazançları pek azîm ve küllîdir. Herbiri, binler hisse alır. Tarihçe-i Hayat ( 291 )

İştirak-i A’mal-i Uhreviyeden Hissemizim Azameti Temennisiyle

Muhammed Numan

www.NurNet.org

Kasr-ı Nur Dershanesi Açıldı

Bediüzzaman Hz.’nin Risale-i Nur Külliyatı’nda belirttiği o ‘her yerde mümkün olduğu kadar, küçücük birer dersane-i nuriye açmak elzemdir..’ sözünü kendilerine rehber alan Kütahya’nın Tavşanlı ilçesindeki gençler bu sefer sıra dışı, alışılmışın dışında dizayn ettikleri yepyeni bir dersane açtılar. İsmi: “Kasr-ı Nur Dersanesi”

Açılışı bu Ramazan Kadir gecesi (03.08.2013 tarihinde) yapılan Kasr-ı Nur Dersanesi, yapımından açılışına, dizaynından ekibin oluşumuna kadar hakikaten şimdiye kadar gördüğümüz nur dersaneleri arasında çok farklı bir gelişim sürecine ve vizyona sahip.

Tavşanlı’ dan bildirdiğimiz bundan önceki dersane açılış haberlerini tamamen kendi gözlemlerimize göre hazırlamıştık. Yalnız bu haberde biz sadece mikrofon vazifesi görelim dedik ve bizzat bu dersanenin kahraman mücahitleri genç kardeşlerimizden aldık Kasr-ı Nur Dersanesi’ nin açılış hikayesini..

Emre Turhan(peyzaj): Tavşanlı’da maşaallah Risale-i Nur hizmeti çok ilerlemiş. Bundan yaklaşık 10-15 yıl evvel tohumları atılmaya başlanan nur hizmetleri Tavşanlı’ da o kadar hızlı bir ivme kaydetmiş ki elhamdülillah şu an haftalık sohbet olan nur dersanesi sayısı 30’ u aşmış yapılan ders sayısı ise haftalık 50’ yi geçmiş durumda.. Biz de arkadaş grubumuz ile bu hakikatler ile haşir neşir olmaya başladığımız günlerden beri sürekli olarak bir çok dersanede bir çok sohbete katıldık. Derslere katılmak çok güzel, o dersane senin bu dersane benim, istifade ve şevk tavan yapıyor.

Ama en sonunda dedik ki arkadaşlarla: Zaten evlerimiz birbirimize çok yakın, niye biz de bulunduğumuz civarda bi nur dersanesi açmayalım? Artık bizim de kendimizi yetiştirmemiz ve kendimizden daha gençleri yetiştirmemiz gerek. Bulunduğumuz civarla da sınırlı kalmayıp tüm dünyaya yetişebilebilecek bir hizmet ekibi oluşturamaz mıyız? Allah demiyor mu Kur’anında: ‘Benim yolumda cihad edenlere, yollarımı açar gösteririm’ diye.. dedik ve her hayrın başı olarak Üstad Hz.’lerinden öğrendiğimiz Bismillah ile başladık dersane aramaya. Nihayetinde şu anki yerimizi bulduk.

Bu dersaneyi özellikle dizaynı ile diğerlerinden farklı yapmamızdaki sebep ise, dışarıdaki gençleri gözlemlediğimizde, başka bi yerde 50 kuruşa içebilecekleri 1 bardak çaya özellikle yeni nesil kafelerde içtikleri 1,50 lira gibi bi para vermelerine iten sebeplerin ne olduğu araştırmamızla meydana çıktı: Farklı bi ambians ve hava, ilgi çekici ve sıra dışı ögeler, rahat ve ilgi çekici ortam. Üstad Hz. demiş ya ‘kanun-u fıtrata uygun hareket etmeyen, hayırlı işlerde muvaffak olamaz’ diye. Gençler madem öyle bi mekan istiyorlar ve helal dairesi madem geniştir, keyfe kafi gelir. Biz buna benzer bir ortamı helal dairede gençlere sunabilmemiz lazım ki onları bu hakikatlerden haberdar edebilelim dedik ve Kasr-ı Nur Dersanesini açtık elhamdülillah!

Mustafa Karakurt(harita/makine tekn.): Bu dersaneye gelen bir kimsenin, Emre kardeşimin de ifade ettiği gibi en çok dikkatini çeken kısmı olarak dizaynı ile yakaladığımızı düşünüyoruz. Gel gelelim bu dizaynında da enteresan tevafuklar ile karşılaştık. Bunlardan bi tanesini, nimet bilerek ve nimetin ifade edilmesi de şükürdür diye düşünerek aktarayım.

Dersanemizi tuttuk, temizliği falan her şey tamam. Sıra geldi alçı işine. Fakat, bi türlü bi alçı ustası bulamıyoruz koca Tavşanlı’ da. Bir gün, çalıştığım büroya bi tanıdığım arkadaşım vasıtasıyla bi alçı ustası geldi. Muhabbet ederken laf arasında ‘yeni bir yer açıyormuşsunuz, hayırlı olsun’ falan derken bi anda ne olduysa oldu alçı ustası abi ile anlaştık 🙂 Nasıl hemencecik anlaştığımızı ise sonraları öğrendik ki; bu alçı ustası abimiz kim olduğunu kesin olarak bilmediğimiz bir Allah dostunu rüyasında görüyor. Allah dostu rüyasında ona diyor ki:

Şurada bu bu gençler var, zor durumdalar onlara yardım etmen lazım!’

Önceleri bu rüyanın hikmetini anlayamıyor abi, ta ki bizimle karşılaşıncaya kadar. Sonrası ise, belki milyarlar teklif etsek ancak yaptırabileceğimiz enteresan ve hiç bir yerde denenmemiş bir tasarım meydana çıktı elhamdülillah!

Sadettin Çetinkaya(esnaf): Gözlemlediğimiz enteresan bi olay oldu. Şükrü isminde bir kardeşimiz var, yıllardan beri tanışırız kendisiyle. Biz bu dersaneyi açma hazırlıkları yaptığımız sıralarda Şükrü kardeşimiz pek dersaneye gelip gitmez ne olup bittiğinden habersizce hep dersanenin önünden geçerken sadece selam verir giderdi.

Bir gün bu Şükrü rüyasında Bediüzzaman Hz.’ nin talelerinden merhum Zübeyir Gündüzalp’ i görür. Zübeyir abi Şükrü kardeşimize hitaben der ki: ‘Bunlar çalışıyor sen ne yapıyorsun orada? Git buradan’ diye onu dersaneden kovmuş. 🙂 Zübeyir abi onu iyi ki kovmuş diyoruz biz, çünkü o rüya sonrasında artık Şükrü kardeşimiz sürekli dersanede:) Kendini buranın hizmetlerine adadı maşaallah. Kendisi normalde bilgisayar donanımları hususunda uzman bir kardeşimizdir. Enteresan bi tevafuktur; dersaneyi tutmamız ve onun rüyayı görerek aramıza iyiden iyiye dahil olması tam da işinden ayrıldığı zamana denk geldi. Bi bakarız biz daha gelmeden dersaneyi açar, yerleri süpürür, temizlik yapar camları siler… Çok amaçlı bi Nurcu haline geldi bu kardeşimiz artık elhamdülillah 🙂

Şükrü Sevinç: Burada bizim hedefimiz her ne kadar gençler olsa da, ruhu genç olan ağabeylerimiz de, minik kardeşlerimiz de burada güzel vakit geçiriyorlar, bir yandan çaylarını yudumlarken diğer yandan da Bediüzzaman Hz.’ nin ifadesi ile her insanın başına açılmış bir dava olan ‘ebedi hayatını kazanmak/kaybetmek davası’nda sağlam deliller elde etmek için Risale-i Nur sohbetlerini dinliyorlar. Minik kardeşlerimizle de şu an yavaştan yavaştan onların ruhunua uygun programlar, aktiviteler yapmaya başladık. Özellikle bu mini afacanlar dersaneyi hakikaten çok seviyorlar. Ne de olsa, geleceğin Nur Talebesi inşaallah onlar.

Kardeşlerimizin dilinden bir dersanenin açılış hikayesi böyle. Ama daha burada ismi geçmeyen daha bir çok kardeşimiz var.

Bizim de Nur Dersanesi ailesi olarak temennimiz o’dur ki; Rabb’imiz inşaallah bu gençlerin sayılarını ve dersanelerini artırsın, nurunu tamamlatsın!. Amin!..

Abdussamet Öztan

Nur Dersanesi – Tavşanlı/Kütahya

Risale Ofis / Risale ajans