Etiket arşivi: Gülay Atasoy

En Güzel Elbise “Eşinizdir!”

ESAYDAM’ da seminer veren yazar Gülay Atasoy, “İnsanın ruh bedenine giydiği elbise, onun hayat arkadaşıdır” dedi ve evlilik ile aile içi iletişim konusunda dinleyenleri aydınlattı.

Esenler Belediyesi Aile Yaşam ve Danışma Merkezi’nde (ESAYDAM) düzenlenen programda yazar Gülay Atasoy, evlilik ve aile içi iletişim konusunda salonu dolduran kadınlara seminer verdi. Kur’an’ın eşler için “Sizler birbirinize elbisesiniz” buyurduğunu hatırlatarak konuşmasına başlayan Atasoy, “İnsanın ruh bedenine giydiği elbise, onun hayat arkadaşıdır. Kişiler ruh bedenine giydiği elbisenin içinde rahat etmedikleri için de bugün boşanmalar artıyor” dedi.

KİMLER EVLENMEMELİ?

Hayatımızı birleştireceğimiz insanı evlenmeden önce iyi araştırmanın ve sorabildiğimiz kadar çok kişiye sormanın evliliğin devamlılığı için çok önemli olduğunu kaydeden Atasoy, kimlerin evlenmemesi gerektiğine de değindi. Peygamber Efendimizin, evini geçindiremeyen kimselerin evlenmemesi gerektiğini söylediği hadis-i şerifi hatırlatan Atasoy, günümüzde kimlerin evlenmesinin uygun olmayacağını ise şöyle sıraladı:

Meslek aşıkları, annelerine bağımlı olan bireyler yani büyüyememişler, rekabetçi ve narsist kişiler, karşısındaki insana hak tanımayan benlikçi kişiler, şiddet yanlıları, alkolikler, hafif meşrepli kadınlar ve hafif meşrepli erkeklerin evlenmemeleri lazım”.

EVLİLİĞİN DEVAMLILIĞI İÇİN

Evliliğin sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesinin her şeyden önce eşler arasındaki iletişimin sağlıklı olmasına bağlı olduğunun altını çizen Atasoy, eşlerin birbirlerinin sevgi dilini bilmeleri gerektiğini belirterek kendisini dinleyen hanımlara, “Kendi sevdiğiniz şeyi değil, eşinizin sevdiklerini ona sunun. Evlenmeden önce rica ederken, evlendikten sonra emir buyurmayın ve birbirinize saygılı olun” tavsiyesinde bulundu.

Günümüzde boşanma olaylarının hızla arttığına dikkat çeken Atasoy, eşlerin boşanmak için değil, evliliği sürdürmek için çaba sarf etmeleri gerektiğini belirtti. Evlilikteki en büyük tehlikelerden birinin tenkit olduğuna değinen Atasoy, özellikle erkeklerin tenkite daha kapalı olduğunu söyledi.

Atasoy kadınların, daha geç olgunlaşan eşlerini idare etmelerini ve bu anlamda çınar ağacı gibi koruyup kollayan ve güçlü bir yanlarının olması gerektiğini vurguladı.

Atasoy, Kuran’da kadınlara geniş haklar verildiğini ve Allah’ın kadınlara güçlü bir şefkat duygusu verdiğini hatırlattı ve “Bizler bugün Kur’an-ı Kerim’e uygun hareket edersek aile içi huzurumuz da artar” diyerek programını sonlandırdı.

Gülay Atasoy / esenler.bel.tr

Evliliğin iki düşmanı ‘kin’ ve ‘inat’

Anne dert yanıyordu:”Kızım da damadım da çok kindar ve inatlar. Küçücük bir şey için günlerce küs duruyorlar. Kızım, ‘İnat ettim o gelsin barışsın.’ damadım, ‘İnat ettim kızın gelsin barışsın.’ diyor.

Kin ve inatları yüzünden hayatlarını zindan ediyorlar.” Esasen insanların fıtratları farklı olduğundan eşler arasında ufak tefek de olsa anlaşmazlıkların olması doğaldır. Ama nedense kimi eş, hep kendi dediğinin olmasını ister. Sadece “Ben doğruyu biliyorum. Bu konuda ben haklıyım.” der.

İstediği olmadığında da eşine küser. “O benim haklılığımı kabul edene kadar onunla konuşmayacağım.” diyerek eşinin gelip özür dilemesini bekler. Her iki taraf’da böyle düşününce eşler arasında bir kördüğüm oluşur. Hatta bu kör düğümü çözmek için hâkime bile başvurulur. Zaten araştırmalara göre boşanmaların yüzde 90’ını incir çekirdeğini doldurmayan basit şeyler oluşturmaktadır. İşte bunlardan biridir aile fertlerinin kindar ve inat olmaları.

Kin ve inat eşlerin “sen-ben” çekişmesini doğurduğundan ailenin birlik ve beraberliğini sarsıp “biz” kavramını zedeler. Bu yüzden meydana gelen dargınlıklar, ailenin manevi atmosferini bozar. Sebepsiz yere huzursuzluğa davetiye çıkarır. Çünkü kin tutmak ve inat etmek iletişim kapısını kapatmaktır. “Ben seninle konuşmuyorum.” anlamına gelen kin sayesinde bütün iletişim köprüleri yıkılır. Eşin teki bir tarafta, diğeri ise öteki tarafta kalır. En fena şey de budur.

Vicdan sahibi bir eş, insanlık hali olarak eşiyle olan tartışmadan dolayı evlilik bağını zedeleyici tavırlardan kaçınır. Sırf inadından dolayı günlerce dargın durmaz. Şayet bir kalpte kin tohumları boy atmışsa oraya muhabbet ışığı zor girer. Kin ve muhabbet birbirinin düşmanı olduğu için ikisi bir arada duramazlar. Kendi haklılığını ispat etmek için çalışmak ve “Bak işte gördün mü benim dediğim doğru çıktı.” demek fazilet değil enaniyettir. “Yani ben yanlış yapmam, ben hata işlemem.” diyerek kendi nefsini bütün kusurlardan öte tutmaktır.

Makul bir insan, eşinden gelen bir sıkıntıdan dolayı “Acaba ben ne yaptım da böyle bir sıkıntı ortaya çıktı?” diye kaderin payını bir kenara, sonra bu olayda kendi kusurunu diğer kenara koyar. Geriye kalan suçu da affeder.

Beş kuruşa değmeyen şeyler için eşini de, kendini de huzursuz etmez. Belki eşinin kötü huyuna kin tutmak yerine “kin ve inat” denilen kendi kötü huyuna kin tutarak bu huyunun yönünü değiştirmeye çalışır. Bilir ki, “Nefsini beğenen bedbahttır. Nefsinin ayıbını gören ve onun ıslahına çalışan bahtiyardır”.

Gülay Atasoy

Evlilikte ‘biz’ olabilen eşler, mutluluğu yakalıyor

Evlilikler canlı bir organizma gibidir. Beslenmek, bakılmak ister. Eşinize baskı yapmadan, evde hükümranlık kurmaya çalışmadan ortak yollar bulunabilir. Evlilik ona değer vermek, saygı göstermek, ‘ben’ yolundan çıkıp ‘biz’ olmayı başarmak demektir. Aile ilişkilerinde gönül aynasını kırmayın.

Evliliğinizde mutlu olmak mı istiyorsunuz?Acaba eşime nasıl davranırsam onu mutlu ederim?” sorusunun cevabını mı arıyorsunuz? İşte size yardımcı olacak cevaplar:

Eşinize değer verin. Hayatınızdaki ilk sırayı eşinize verin ve bunu, ona hissettirin. Böyle yaparsanız eşiniz kendini değerli görür. Değerli olduğunu anlayan eş, eşinin hatalarına değer vermez. Değersiz olduğunu düşünen eşse, eşinin hatalarına değer verir. Bu da aile içindeki huzursuzluğa netice verir.

“Ben” yolundan çıkıp “biz” yoluna girin. Evlilik mutluluğunu baltalayan, mutluluk gemisini yalpalayan şey bencilliktir. Kendi doğrularını karşı tarafa kabul ettirmek için evliliği savaş alanına döndürmektir. Evlilik ‘ben’ yolundan çıkıp ‘biz’ yoluna girmektir. Ancak o zaman güzeldir. ‘Ben yine yolumdan giderim‘ denilirse o evlilikte mutluluk yakalanmaz.

Kendinizi komutan yerine koymayın. Eşinizi, komutlarınızı “emredersiniz komutanım” diye yerine getirecek bir er gibi görmeyin. Siz üs, eşiniz as değil, yol arkadaşısınız.

Eşinizin duygularına kilit vurmayın. Eşinizin duygularını ve hatta kızgınlıklarını rahatça ifade etmesine izin verin. “Acaba bunu söylersem eşim ne der? Kavga çıkar mı? İyisi mi ben içime atayım.” dedirtmeyin. Unutmayın, düdüklü tencerenin havası alınmazsa patlar. Fay hattı yavaş yavaş kırılmazsa yer kabuğu depremle çatlar.

Eşinizin hatalarına göz yumun. Kurulmuş robot gibi sizin her istek ve arzunuza boyun eğmesini istemeyin. Robotlar da bozulabilir, bilgisayarlar da virüs kapabilir.

Sözünüzü dinletmeye çalışmayın. Bu evde ben ne dersem o olmalı. Çünkü ben yanlış yapmam.” düşüncesiyle, “şunu şöyle yap, bunu böyle yap, sözümü dinle” demeyin. Onun kararlarına saygı gösterin.

İnsaf çıtanızı yükseltin. Kendi isteklerinizin olmasını eşinize dayatmayın. “Ben bunu böyle seviyorum, sen de seveceksin. Bunun böyle olmasını istiyorum, sen de kabul edeceksin. Buraya gideceğim, sen de geleceksin vb.” demeyin. Sadece kendi mutluluğunuzu düşünüp karşı tarafa hayat hakkı tanımayarak “ne yapayım, o da benim yanımda olsun; olmuyorsa cezasını çeker” düşüncesiyle vicdanınızı susturmayın. Her insafsız davranışın bir karşılığı olduğunu, İlahi adalette de yer bulacağını aklınızdan çıkarmayın.

Eşinizi suçlamayın.Yine ne yaptın? Bir şeyi de doğru yaptığını görmedim. Senin yüzünden başım dertten kurtulmuyor.” demek yerine “Bir sıkıntın mı var? Problemini çözelim. Senin problemin benim problemim sayılır.” deyin.

Bilhassa aileniz için eşinizin gönül aynasını kırmayın. O da benim anneme-babama veya ablama-ağabeyime iyi davranmıyor.” demeyin. Çünkü böyle davranış, eşinizin hem size hem de akrabalarınıza karşı kin tutmasına sebep olur. Aralarına kin tohumu serpmek yerine sevgi köprüleri kurun. Bunun için de eşinizi herkesten çok sevdiğinizi ona hissettirin.

Mazi kitabını kapatın. Geçmişe ait kötülükleri bohça gibi açıp durmayın. Onları derleyip toplayıp çöp kutusuna atın. Nasıl olsa o sıkıntıların elemi gitmiş, lezzeti kalmıştır.

Çöpten çıkardığınız kirli şeyler nasıl evinizin havasını kirletirse geçmişe ait kötü hatıralar da mutluluğunuzun havasını bozar.

Gülay Atasoy / Zaman Gazetesi

Bir Rol Model Olarak Bediüzzaman Said Nursi

İstanbul İlim ve Kültür Vakfı ve Fatih Belediyesinin ortaklaşa düzenledikleri “Bir Rol Model Olarak Bediüzzaman” konulu Panel, Fatih Ali Emiri Kültür Merkezinde yapıldı.

Panel farklı kesimlerden yazar, gazeteci ve programcıların bir araya gelmesiyle bir ilk olma özelliğinde… Moral Fm Programcısı Zahide Ülkü Bakiler’in sunduğu programın moderatörlüğünü de Timaş Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Emine Eroğlu yaptı.

İstanbul İlim ve Kültür Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve Bediüzzaman Said Nursi’nin talebesi Mehmet Fırıncı, panel öncesi yaptığı konuşmada “Risale-i Nurların yazıldığı dönemde hanımların fedakârlıkları ve hizmetlerini hatırlattıktan sonra, katılımcılara birer plaket ve “Bediüzzaman Sergisi” kataloglarından takdim etti.

Panelde ilk olarak Yazar / Moral FM Radyo Programcısı Meryem Aybike Sinan “Bediüzzaman Nasıl Bir Eğitim Modeli Çizmiştir?” başlığı altında bir konuşma yaptı.

Sinan, Bediüzzaman’ın hem İslam âlimi, hem mütefekkir hem de bir eğitimci olduğuna dikkat çekti. Sinan, şöyle konuştu: “Bediüzzaman’ın eğitim anlayışının çağları doğru okuyan, doğru teşhisler koyan ve buna göre reçeteler yazan bir gönül adamı ve bir din âlimi gözüyle de değerlendirmeye tabii tutulsa da o gerçekten çağları aşan bir düşünce ufkuna sahiptir.

“Üstad Bediüzzaman Said Nursi, Eğitim mekanizmasını önce kendi hayatında tatbik etmiş, yanında ki talebelerine yaşadığı hayatı bizzat göstererek anlatmış, söylediğini yapmış, yapmadığını söylememiş, eğitimde özellikle “ispat etme ve diyalog” hususlarını öncelemiş, insanların eğitim seviyesine göre çeşitli eğitim metodları denemiştir.”

“İlim, sevgi, iman, hakikat, sebat fakr acz zaruret eğitimin temelini oluşturur. Bediüzzamanın eğitime bakışı sıradan, boş, mesnetsiz, dünyevi yaşamla ilgili değil, tam aksine sıra dışı, bütün zamanları kapsayan, cihanşümul bir mesafededir.”

Gazeteci, Yazar Nevval Sevindi de “Bediüzzaman’ın Farkındalıkları” başlıklı konuşmasında şunları aktardı:

O, kendi ışığını her zaman “Karanlığa ve Cehalete karşı” kullanmıştır…”

“Bediüzzaman’a karşı yargılar bugün kısmen aşılmıştır. Ama birçok çevrede hala devam etmektedir. Bu yüzden Said-i Nursi’nin çabalarının doğru anlaşılması, günümüzde İslam coğrafyasındaki değişimin ve yeni oluşumların anlaşılması açısından da önem taşımaktadır. Said-i Nursi’nin kendi dönemindeki çabaları günümüze de ışık tutmaktadır.”

“O her şeyden önce bir “Işık Savaşçısıdır”. Işık Savaşçısı çağdaş kültürün, bilim kurgu filmlerinin sevilen bir kavramıdır. Uzay yolu filmlerinde “Işık Savaşçıları” ellerindeki “Işın kılıçları” ile Kötülüğün ve Karanlığın güçlerine karşı savaşırlar.”

“Işık Savaşçıları evrensel iyiliği, doğruluğu, adaleti temsil ederler. Onlar Dünyaya iyilik getirmek için “Tanrı’nın Seçilmiş İnsanları”dır. Herkes ışık savaşçısı olamaz. Işık Savaşçıları hem doğuştan yetenek sahibi olmalı hem de bir dizi sınav ve testten geçmelidir. Kendini ancak mücadele içinde kanıtlar.”

“Said Nursi kendi döneminde büyük bir zekâ, yetenek ve enerji ile dünyaya gelmiş ve daha sonra bir insanın yaşamı içinde geçebileceği her türlü zor sınavdan geçmiş, imanı ile nurlanmış bir “Işık savaşçısı”dır. Onun mücadelesi, günümüzde tüm “Aydınlanma Savaşçıları”na hala ışık tutmaktadır.”

Tv Programcısı, Yazar Sevda Türküsev de “Bediüzzaman’ın Yaptığı İşin Evrensel Boyutu.” Başlıklı konuşmasında özetle şunları söyledi:

“Bediüzzaman Said Nursi hazretlerini bana sorduklarında, aklıma gelen ilk cümlesi “Hakikati İncitmeyin”. Ve ömrü boyunca hakikati incitmeden yaşamayı başarmış bu zat’ın kendisinin en kadar büyük bir hakikat olduğunu anlamak için bu gün bu salonda olmamız bile yeterli. 100 yıla yakın bir zamandır insanlığın bu yolda dine ilime vicdana insanlığa hizmete yürüyüşünün hakikatini gerçekleştirmiş olan Bediüzzaman hazretlerinin verdiği mücadele tüm insanlığa örnek olmalıdır…

“Bediüzzaman hazretlerinin hakikatler üzerinde ki titizliği ve her ne olursa olsun hakikatlerden vazgeçmeyerek hakikatleri incitmeyerek yoluna devam etmesi ve elinin tersiyle makam ve servetleri itmesi, bunlarla birlikte ödediği o ağır bedeller gösteriyor ki “öyle rol- model” olmak kolay değil…”

“İslam’ı öyle bir sahiplenmiş ki geliştirerek yoluna devam etmiş asla ve katiyen hiçbir şey uğruna İslam’ı değiştirmeyi yumuşatmayı hakikatinden uzaklaştırmayı düşünmediği gibi birilerinin bunları yapmalarına da müsaade etmemiştir. Hemen hemen yüz yıl öncesinde başlayan bu yolculukta o ilk zamanlarda bile tek başına olmadığını biliyordu, işte onunda farkı buydu…”

“Bir şeyleri görebilmek- hissedebilmek- ilke edinebilmek… Bediüzzaman hazretleri yaşadığı sürece her bulunduğu ortama yere kişilere kişiliği- bilgeliği- inançları- itikatı- ihlası- sabrı ve sayılamayacak bir çok özelliği ile güç vermiş bir kişilik olmuştur. Bu gücü verirken de kendisinin aldığı güç sadece ve sadece o imanın gücü olmuştur…”

“Ülkelerin geçmişleri tarih olur ama bir insanın tarih olması demek, hemde kimseyi zorlamadan kimseyi zorla sevdirmeden tarih olmak demek o kişinin ne demek olduğunun en önemli göstergesidir…”

“Evet, Allah rızası için yola çıkmış Allahın ve insanların rızasını kazanmış Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin hayatını mücadelesini anlamak için ufacık kağıt parçaları üzerine yazılmış sözlerin bu gün ciltler halinde elimizde olduğunu görmemiz bile yeterli olacaktır…”

“İnsanlığa büyük hakkı geçmiş bu zat-ı muhteremin bizlere de hakkını helal etmesini can-ı gönülden arzu ederiz… Şayet yürüdüğünüz yolda zorluklar ve engeller yoksa o yol sizi hiçbir yere götüremez. İşte Bediüzzaman hazretlerinin çıktığı yoldaki zorluk ve güçlüklerin ne denli meşakkatli olduğunu bu gün burada toplanarak bir kez daha görmüş olduk…”

“Nasıl bir bedel ödendi ki nasıl bir sabır gösterildi ki ve nasıl bir inançla bu yürüyüşe çıkıldı ki halen bu yürüyüş devam etmektedir. Bu yol hak yoludur ve bu yürüyüş hakka kavuşana kadar devam edecektir.”

Yumurcak TV Genel Yayın Yönetmeni Meryem AkbalBugünün Çocuğunun İhtiyacı ve Annelerin Donanımı İle İlgili Risale-i Nur’dan Görüşler” konulu konuşmasını bir slayt eşliğinde sundu. Akbal, dinleyicilere şunları aktardı:

“Risale-i Nurları geleceğe, birbiri ardına gelecek nesillere gönderilmiş kıymetli mektuplar gibi görüyorum. Daima geleceğe yönelik değerlendirmeler içermesi sebebiyle neredeyse her konu bir şeklide aile, çocuk ve gençlik kavramlarına ışık tutar nitelik kazanıyor.”

“Risale-i Nurların okunduğu ailelerde hem Risale-i Nur ahlakı, hem okuma alışkanlığı tabii bir şekilde yerleşiyor. Uzmanların çocuk gelişimi konusunda son yıllarda ortaya koyduğu tesbitler ve buluşlar Üstad’ın validesini kendi eğitimi üzerinde öneminden bahsederken verdiği ipuçlarını doğrular niteliktedir.”

Bediüzzaman Hz.nin annesinden aldığı derslerden örnekler de veren Meryem Akbal “Öyle ise, Üstadın kendisini abdestsiz emzirmeyen annesinin kucağında henüz küçük bir bebek iken onun dudaklarından dökülenlerin o andan itibaren hayatına ve ilmine tesir etmiş olması muhtemeldir” diye devam etti.

Araştırmacı, Yazar Gülay Atasoy da “Bediüzzaman’ın Evrensel Mesajları” başlıklı konuşmasında şöyle konuştu:

“Bediüzzaman Said Nursi’nin‚ Rol model’ olmasını anlatmak bir okyanusu küçük bir fincanın içine doldumak gibi zor bir iştir. Sanırım risaletten gelen bir eserin müellifinin nasıl rol model olduğunu bu kadar kısa zaman dilimi içinde anlatmak da kolay değil.”

“Bediüzzaman’ın hayatına göz attığığımızda daha onun çocuk yaştayken böyle bir misyonu yüklendiğini görmekteyiz… Onun iki büyük gayesi vardı. Birincisi “Kur’an’ın sönmez ve söndürülmez bir güneş olduğunu bütün dünyaya göstermek. Bunun için kaleme aldığı Risale-i Nur külliyatı Kur’an-ı Kerim’in imana dair olan ayetlerinin asrımız insanın anlayışına uygun orijinal bir tefsiri olup insanın“ nereden geldim? Nereye gidiyorum ve bu dünyada vazifem vb. sorularıyla beraber insanın zihnini meşgul eden bin sorunun cevabını vermektedir.”

“Bu sebeple Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumlarına katılan dilleri, dinleri, ırkları ve hattâ renkleri farklı yüzlerce bilim adamı, tek bir noktada birleştiler: Risale-i Nur, günümüz insanına musallat olan mânevî hastalıkların reçetesi ve Kur’ân’ın çağımıza uygun en mükemmel bir tefsiri; Bediüzzaman ise, bir müfessir, bir müceddid, bir imam ve mânevî bir önderdir.”dediler.”

Bediüzzamanı’ın ikinci gayesi ise: fen ve din ilimlerinin birlikte okutulacağı “Medresetüz Zehra” adlı bir üniversite açmak. Bunun için “Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder.” Bizim düşmanımız; cehalet, zaruret, ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet, ittifak silahıyla cihad edeceğiz. diyordu.”

Eğer Bediüzzaman’ın bu fikirleri uygulansaydı. Bu gün doğu PKK yerine fen ve din ilimleriyle beslenir. Terör denilen olay ne ırkçılığı, ne fakirliği, ne de başka şeyi kullanabilirdi. Bediüzzaman’ın çizdiği bu modelle Doğu da cehalet, ilim, zaruret san’at, ihtilaf da Türk-Kürt kardeşliğiyle çözülecekti. Çünkü, toplum hayatının anarşilikten kurtuluşu için beş esas lâzım ve zaruridir: “Hürmet, merhamet, haramdan çekinmek, emniyet, serseriliği bırakıp itaat etmektir, diyordu.

“Onun modeli Kur’an olduğu için bütün dünyaya sesleniyordu. Ve bu günkü en büyük problem olan İslamfobiye çare getiriyordu. O, İslam âleminin ve Batı âleminin kurtuluşu ve mutluluğu için reçeteler yazdı. İnsanlığın dünya ve ahiret saadetinin vahye dayalı bir hayat yaşamasıyla mümkün olduğunu gösterdi.”

“Evet, nasıl ki, dünya güneşin etrafında döner. Dünyanın sırtı güneşe geldiği zaman önü karınlıkta kalır. Bediüzzaman da vahyi güneş olarak kabul eder. Vahyin etrafında dönen insan da sırtını Vahye döndürdüğünde manevi karanlıkta kalır.”

Kaynak: iikv