Etiket arşivi: hastalar risalesi

Bak! Azrail beni almak için gelmiş; orada bekliyor

İstanbul’da bir hastanede, 9 yaşında bir kız… İsmi: Esra…

Hastalığı: Kanser… Hastalığı vücuduna yayılmış… O hasta halinde ve ölümün soluğunu her geçen an gittikçe daha da yakınında hissederek hayat yürüyüşünün son durağına yaklaşırken, hasta yatağında uyanık olabildiği zamanlar, devamlı olarak kitap okuyormuş.

Bir akşam, okuduğu kitaptan başını kaldırarak, annesine:

“ – Babamı çağırabilir misin, anne?” demiş.
Küçük kızının vücuduna yayılmış kanserle günden güne eriyişini görürken, ölüm habercisi bu hastalığın sevgili kızından ayrılık getireceğini bilerek, dünyadan o kesin ayrılığının acısına dayanabilmek bir yana, o ayrılık anının yakında muhakkak gelecek oluşunu düşünmenin büyük acısına dayanabilmenin bile kendisine çok zor geldiği annesi, kızının bu anî arzusu karşısında çekinerek sormuş:

“ – Babanı çağırmamı niçin istiyorsun?”
Hasta kız, önce bunu açıklamak istememiş; bir an düşünmüş ve:

“ – Çağırmasan da olur.. Hem çağırsan, gelinceye kadar belki geç olur..” sözleri üzerine annesinin merakı daha da artmış:

“ – Babanı çağırmamı önce isteyip sonra niye vazgeçtin?” diye sorunca, kızı gayet sakin bir şekilde;
“ – Anne, ben artık âhiret âlemine gidiyorum da.. o­nun için..”cevabını vermiş. Bu sözleri üzerine annesinin gözünden, artık tutamadığı gözyaşları boşanırken, kızı gene o çok sakin haliyle:

“ – Bak! Azrail (AS) beni almak için gelmiş; orada bekliyor..” diyerek odanın bir köşesini parmağıyla işaret etmiş. Annesi, kızından ayrılık vaktinin geldiğini anlayıp elleriyle yüzünü kapatarak hüngür-hüngür ağlarken, kızına gayr-i ihtiyarî sormadan da edememiş:

“ – Azrail (AS) nasıl? Biraz tarif eder misin?”

“ – Çok güzel…” demiş, küçük kız…

Daha sonra da, içinde bulunduğu o maneviyat âleminden dünya haline tekrar avdet etmiş gibi, annesinin o ardı-arkası kesilmeyen yüksek sesle ağlayışından rahatsız olmuş bir tavırla annesini, 9 yaşındaki çocukluğundan beklenemeyecek büyük bir kemal ve vekar haline girerek, tesellîye çalışmış:

“ – Niye bu kadar çok ağlıyorsun ki, anne? İmanı olan ve imanıyla yaşayanlar için ölüm ve âhirete gitmek, korkulacak bir şey mi? Dünyada daha fazla yaşasaydım, dışarıdaki insanların ekseriyeti gibi, dinde lâkayt, ibadette ihmalkâr halde uzun bir dünya hayatım olsaydı, benim için daha iyi mi olacaktı? Öyle olmam seni daha çok mu sevindirecekti? “

Kızının, yaşının çok üstünde bir olgunlukla kendisine verdiği bu hakikat dersi karşısında, annesinin sanki birdenbire gözyaşı pınarları kurumuş; yüksek sesle ağlaması aniden durmuş..

Kanser hastası, kanser hastalığı vücuduna yayılmış olan 9 yaşındaki kız, annesiyle bu son konuşmasından sonra, yüksek sesle kelime-i şehadet getirmiş; daha sonra da, başı yavaşça sol tarafına düşerek ruhunu teslim etmiş.

Annesinin biraz evvel pınarları kurumuş gibi durmuş olan gözyaşları yeniden, fakat bu defa sessizce çağlamış.. O sırada sevgili kızının artık ruhsuz olan bedeninin yanında, yatağında okuduğu son kitap ile bir kalem, dikkatini çekmiş. 9 Yaşındaki kızının dünyadan âhirete giderken, kendisini fevkalade hayrete sevk eder derecede gösterdiği o çok yüksek ruh halinin sırrı, hasta yatağında son olarak altını da çizerek okuduğu o kitap sayfalarında kendini ilân ediyor gibiymiş. Kitap, “Hastalar Risalesi” ve altını çizerek okuduğu son bölümü de: “SEKİZİNCİ DEVA” imiş.

***

SEKİZİNCİ DEVA

Ey âhiretini düşünen hasta! Hastalık, sabun gibi, günahların kirlerini yıkar, temizler. Hastalıklar keffâretü’z-zünûb olduğu hadis-i sahihle sabittir. Hem hadiste vardır ki: ‘Ermiş ağacı silkmekle, nasıl meyveleri düşer; imanlı bir hastanın titremesi de öyle günahları silker.’
Günahlar, hayat-ı ebediyede daimî hastalıklardır; bu hayat-ı dünyeviyede dahi kalb, vicdan, ruh için manevî hastalıklardır. Sen eğer sabredip şekva etmezsen, şu muvakkat bir hastalık ile daimî pek çok hastalıklardan kurtuluyorsun.
Eğer günahları düşünmüyorsan, yahut âhireti bilmiyorsan veya Allah’ı tanımıyorsan, sende öyle dehşetli bir hastalık var ki, milyon defa sendeki bu küçük hastalıktan daha büyüktür. o­ndan feryâd et.
Çünki, bütün dünyanın mevcûdatıyla kalbin, rûhun ve nefsin alâkadardır. Mütemâdiyen firak ve zevâl ile o alâkalar kesilip, sende hadsiz yaralar açılır. Bâhusus Âhireti bilmediğin için, ölümü idam-ı ebedî tahayyül ettiğinden, âdeta, güya, yara bere içinde, dünya kadar hastalıklı bir vücudun var.
İşte en evvel, hadsiz yaralı ve hastalıklı bu büyük mânevî vücudun hadsiz hastalıklarına kat’î ilaç ve kat’î şifa verici bir tiryak olan îmân ilâcını aramak ve itikadını düzeltmek gerektir ki, o ilâcı bulmakta en kısa yol, bu maddî hastalığın yırttığı gaflet perdesinin altında sana gösterdiği aczin ve za’fın penceresiyle, bir Kadîr-i Zülcelâlin kudretini ve rahmetini tanımaktır.
Evet, Allah’ı tanımayanın, dünya dolusu belâ başında vardır. Allah’ı tanıyanın dünyası nurla ve mânevî sürûrla doludur¸derecesine göre, îman kuvvetiyle hisseder. Bu îmândan gelen mânevî sürur ve şifâ ve lezzet altında, cüz’î, maddî hastalıkların elemi erir, ezilir.”

                                                    ***

Dr. Sadullah Nutku ve Prof. Dr. Ayhan Songar (her ikisine de Allah rahmet eylesin) bir uçak seyahatinde yan yana iki koltukta oturuyorlarmış. O yolculuklarında ilk defa tanışıp görüşmelerinden önce, Dr. Sadullah Nutku, cebinden “Hastalar Risalesi”ni çıkarıp kendi kendine, sessizce okumağa başlamış. Yanında oturan Prof. Dr. Ayhan Songar göz ucuyla bu kitaba bakmış, çok alâkasını çekmiş; ardından, tanışmışlar.

Yolculuklarının kalan kısmında Dr. Sadullah Nutku, kitabı yüksek sesle okumuş; Prof. Dr. Ayhan Songar da dikkatle dinlemiş ve o zamana kadar bilmediği Risale-i Nur Külliyatının, psikiyatri mütehassısı bir profesör olarak da kendisini çok ilgilendiren devalarından bazılarını dinlerken, bir ara kendini tutamayarak:

“ – İnsan bu manevî devaları dinlerken, hasta olmayı temennî edeceği geliyor!” demiş.

Prof. Dr. Ayhan SONGAR, daha sonra ihtisası ile alâkalı olarak, kendisine muayene ve tedavi için gelen hastalarına ekseriya “Hastalar Risalesi”ni tavsiye etmiş.

Prof. Dr. Ayhan Songar da bir gün, Esra isimli 9 yaşındaki o küçük kız ve daha başka birçokları gibi kanser hastalığına yakalanmış. O da ecelle randevusuna doğru geri sayımının son günlerindeyken ve 9 yaşındaki o küçük kız gibi, vücuduna yayılmış olan kanser hastalığı ile hastanede yatarken, yanından hiç ayırmadan okuduğu ve vefatında da yatağında yanı başında duran kitap, 9 yaşındaki o küçük kızın ölüm döşeğindeyken okuduğu kitapmış; ilk defa bir uçak yolculuğunda yan yana otururken Dr. Sadullah Nutku’dan dinlediği ve daha sonra da, meşhur bir psikiyatri profesörü olarak o zamana kadar kendisine muayene ve tedavi için müracaat etmiş birçok hastasına tavsiye ettiği, manevî devalar hazinesi: “Hastalar Risalesi”…

Prof.Dr.Mustafa NUTKU

Devam eden günahın küfürle ilişkisi

Hastalar Risalesinin Sekizinci Devası’ndaki şu cümleyi her okuyuşumda dehşete kapılırım: “Günahlar, hayat-ı ebediyede daimî hastalıklardır; bu hayat-ı dünyeviyede dahi kalb, vicdan, ruh için manevî hastalıklardır.”

Birbirinin tamamlayıcısı bağlamında İkinci Lem’a’daki “Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var.” anlamındaki kırmızı çizgiyi işaret eden bir başka ikaz.

Habbe’deki “Masiyetin mahiyetinde, bilhassa devam ederse, küfür tohumu vardır.”son uyarı ile uçurumun kenarı gösterilir. Dehşetinden Allah’a sığınılan ahirzamanın fitnesi o kadar dehşetli ki nefse hâkimiyet neredeyse imkânsız hâle gelecek. O fitneler, nefisleri kendilerine çekip, meftun ederek tiryaki edip bağımlı hâle sokar ve zaten çokları da zevk aldıkları için ihtiyar ve iradesiyle günahı işlerler.

Ahirzamanda yüzlerce müfsidin karşısındaki iradeyi çok çetin bir imtihan beklemektedir.

İşte bunların en dehşetli ikilisi: Fıtraten kendi güzelliğini göstermekten zevk alan kadın ile buna cevap veren fıtraten güzel düşkünü erkeklerdir. Burada irade baskın bir şekilde ifsat edilmektedir.

Bu nasıl olmaktadır?

Günah ve harama hassasiyetin kırılmasıyla ilk delik açılmaktadır. Bir başka ifadeyle günahın tahrip ediciliğini ilk yalanda, ilk şüphede ve ilk haramın örseleyiciliğinde aramak lâzımdır. Dolayısıyla bir lokmada, bir kelimede, bir danede, bir işarette, bir öpmekte batmamak çok ehemmiyetlidir. Yalan bir söz doğru sözden daha cesaretle söyleniyorsa tehlike uçurumunun kenarına gelinmiş demektir. Haramın çekim alanına girildikten sonraki süreçte irade, kalb ve aklın değil nefsin sözünü dinler.

Sonrasında neler olur?

Tiryakisi olduğu kötü alışkanlık, zevk kaplı acılarla devam ederken işlenen her bir günah kalbi karartır. Ülfetle devam eden alışkanlığın terkine imkân bulamayınca işlediği günahın cezayı gerektirmediğini ifade ederek sıradanlaştırmaya başlıyor. Başkalarının da yaptığını ifadeyle yaygınlaştırıp teşmil ediyor. Vicdanı, yaptığından rahatsız olduğu için nefsi kaçamak yollar ararken işlediği günahından başkasının haberdar olmasının getirdiği sıkıntı ile her an kendisini takip eden meleklerin varlığı ağır gelerek inkâra bahane arıyor. Yaptığı hatasının cezası anlamındaki bütün dehşetiyle kendisini bekleyen cehennemin reddine gider. Nihayet bunların sorumlusu olarak emir ve yasakların koyucusu olan Allah’a önceleri gizli sonrasında aleni düşmanlık ve inkâra varan son ile noktalar.

Günah, hem dünya ve hem de ahirette daimî hastalık kaynağı olduğu ve bu hastalığa yakalanan kişinin kalbi, vicdanı ve ruhu da muzdariptir. Dünyası da ukbası da rahat değildir.

Haftaya çaresini konuşalım inşaallah.

Mehmet Çetin

Hastalar Risalesi Eczacılık Kongresinde!

Suffa Vakfı uluslararası İlaç kongresine katılıp, Hastalar risalesi dağıtmak ve hizmetleri anlatmak için stand açtı. Dr.Burhan Sabaz kongre sonrası şu açıklamaları yaptı.Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin telif ettiği Risale-i Nur Külliyatından Lem’a’lar eserinin Yirmi beşinci Lem’a’sı olan “Hastalar Risalesi” bu kongreye ilaç oldu.
Suffa Vakfı olarak 28-29-30 Kasım 2014 tarihlerinde İstanbul, Haliç Kongre Merkezinde gerçekleştirilen “İLAÇ VE ECZACILIKTA KÜRESEL BİLGİ PAYLAŞIMI” konu başlıklı “Uluslararası İlaç ve Eczacılık Kongresi ve Öğrenci Çalıştayına İVEK in davetlisi olarak katıldık. 
 
28-29-30 Kasım tarihlerinde Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Uluslararası İlaç ve Eczacılık Kongre ve Fuarı’nda Suffa Vakfı olarak Hastalar Risalesini tanıtmak ve hediye etmek için stant açtık. Kongreye katılan eczacıların, eczacılık öğrencileri ve vatandaşların Hastalar Risalesi’ne çok fazla ilgi gösterdiklerine şahit olduk.
 
Kongreye gelen gerek eczacılara, gerekse eczacılık fakültelerinde okuyan talebelere;“Hastalık iki kısımdır. Bir kısmı hakiki, bir kısmı vehmidir. Verilen bu Risalenin vehmi kısmını tedavi ettiğini ve doktora giden bir hastaya hekimin önce moral verip sonra tedavi ettiğini, bu moral ve manevi destek kısmını sağlayacak en güzel ve ehemmiyetli bir eser olduğunu izah ederek” Hastalar Risalesini ve broşürümüzü takdim ettik. Kongreye çok yoğun geçti ve Hastalar Risalesi’ne ilgi ve alaka beklediğimizin çok üzerinde oldu.
Suffa Vakfı olarak bu uluslar arası büyük kongreyi başarılı bir şekilde organize eden İVEK’e nazik davetlerinden dolayı teşekkür eder ayrıca standımıza desteklerinden dolayı sn. Enver YORULMAZ ve sn. Cafer ŞAHİN beylere şükranlarımızı sunarız
RisaleAjans

Hastalar Risalesi-18 (Şiir)

Ey kimsesiz ve garip

Ey Hasta-i biçare

Sakın olma ümitsiz

Her şeye var bir çare

 

Hasta ve gurbetteysen

Yalnızsan ve kimsesiz

Katı kalplılar bile                                                                 

Yardımcın olur şeksiz

 

Bütün var güçleriyle

Rikkate gelirlerse

Nazar-i şefkatleri

Tamamen celp ederse

 

Acaba şu Kur’an’ın

Her surenin başında

Geçen “Rahmanir-Rahim”

Sıfat hulasasında

 

Bir lem’a-i şefkatle

Umum yavrularını

Merhametle büyüten

Anne-babalarını

 

Şefkatiyle terbiye

Elbisesi giydiren

Merhamet duygusunu

Onlara bağşeyleyen

 

Ve her yeni baharda

Cilve-i Rahmetiyle

Yeryüzünü dolduran

Türlü nimetleriyle

 

O’na iman ederek

Teslimiyet sözüyle

Sana musallat olan

Hastalığın acziyle

 

Rabbine yalvararak

Gösterilse niyazın

Rahmetini celp eder

Şu elemli marazın

 

Asıl kimsesiz olan

O’na iman etmeyen

Kulluğunu bilmeyip

Ehemmiyet vermeyen

 

Mademki yalnız “O” var

Demek sana her şey var

Başka bir şey arama

Ancak “O” sana bakar

 

Ahmet TANYERİ – DİYARBAKIR

(06.07.2013 – Cumartesi)

Hastalar Risalesi-17 (Şiir)

Ey nüzul gibi ağır

Hastalıklar geçiren

Hastalıktan dolayı

Zorlu bir hayat süren

 

Evvela bunun için

Bir müjde veriliyor

Mü’minler için nüzul

Mübarek sayılıyor

 

Ehlüllah olan zatlar

Hakka ulaşmak için

Ebedi saadeti

Elinde tutmak için

 

Rabıta-i mevt denen

Ölüm düşüncesini

Daima düşünmüşler

Sonu ve öncesini

 

Bir de nefs-i emmare

Ve de kör hissiyattan

Kurtulabilmek için

Kaçmışlar taksirattan

 

Riyazetlerle nefsi

Öldürmek istemişler

Hayatları boyunca

Ne çileler çekmişler

 

Ey yarı vücudunun

Sıhhatini kaybeden

Sanma ki bu hastalık

Sende kalır ebeden

 

Vücudun vaziyeti

Dünyanın zevalini

Sana ihtar ediyor

Diyor ki dünya fani

 

Belki şu dünya seni

Daha hiç boğamıyor

Gaflet senin gözünü

Artık kapayamıyor

 

Artık nefs-i emmare

Ve dünya rezaleti

Seni hiç aldatamaz

Bu Allah’ın hikmeti

 

Mü’min sırr-ı imanla

Teslim ve tevekkülle

Nüzul hastalığından

Etkilenmez şükürle

 

Kısa az bir zamanda

Etkisi erir gider

O vakit bu hastalık

Her şeyden ucuz düşer

 

Ahmet TANYERİ