Etiket arşivi: helal gıda

Helal Gıdaya Dikkat Ediyor Muyuz?

    İnsanın hayatında en fazla dikkat etmesi gereken hususlardan biri de, kendisi ve bakmakla mükellef olduğu kişilerin helal gıda almasıdır. Bununla ilgili âyetler ve hadisler vardır. Helal gıdanın fıkıh kitaplarında açıklandığı gibi, hem liaynihî ve hem de ligayrihî helal olması gerekir. Bu onun, hem kendisinin mahiyeti itibariyle ve hem de elde ediliş yolu itibariyle helal olmasıdır.
    
   Halkının büyük çoğunluğunun Müslüman olduğu bir ülkede yaşıyor olmak, Müslüman bir ülkede sanki satılan her şey helal cinsten olurmuş gibi yanlış bir zannın da neticesi olarak, liaynihî (mahiyeti itibarıyla) helal olanı araştırmak mevzuunda, Müslümanların gayrimüslim bir ülkede yaşamağa nisbeten daha gafil ve kayıtsız davranmalarına sebeb olabilir ve günümüzdeki Müslümanların bir kısmı maalesef bu haldedir. Bunların arasında, kendisini ehl-i ilim sayan ve helal gıda mevzuuna dikkati çekmeğe çalışanları helal gıda sertifikası veren kuruluşlara müşteri ve maddî kazanç sağlamak için vehimleri ve vesveseleri tahrike çalışanlar olarak görerek onlara iftirada bulunanlar ve tepki gösterenler dahi maalesef vardır. 
    
   Son zamanlarda Diyanet İşleri Başkanlığımızın da bu mevzuda çalışmalar yapması, Müslüman halkımızı yanıltıcı ve yanlışa sevk edici bu yanlış tepkilere karşı çok faydalı olmuştur.
    
   Bir ülke halkının büyük çoğunluğu Müslüman olsa bile, bizim ülkemizde olduğu gibi o ülke İslâm kanunları ile idare edilmiyorsa, o ülkede satışta olan her şeyin helal zannedilmesinin yanlışlığı çok açıktır. İslâm’ın âyetle çok kesin olarak yasakladığı şarabın ve domuz etinin bile satışına devlet tarafından yasak konulamadığı ve serbestçe satıldığı ülkemizde, sayısı altmışbeşbin kadar olduğu tahmin edilen ve hergün yenilerinin ilavesiyle sayısı daha da artan endüstriyel (çeşitli maddelerin karışımı halinde fabrikalarda yapılan) gıda maddelerinin tümüne karşı İslâmî hassasiyet ve seçicilikten uzak bir tavır sergilemek bu mevzudaki cehaletin neticesi ise. o cehaletin giderilmesi için eğitici faaliyetlerde bulunulması lâzımdır.
    
   Helal gıdanın insan biyolojisi ve davranış psikolojisiyle ilgisi, çok basit olarak şöyle izah edilebilir: Allah insanı rızka, yemeğe ve içmeğe muhtaç olarak yaratmış; fakat yiyecek ve içeceklerini helal ve temiz olanlardan seçmelerini de Kur’an’da âyetle emretmiştir. İnsanın yiyip içtikleri sindirim sisteminden geçtikten sonra kanına karışır ve kılcal damarlar ile birlikte toplam uzunluğu yüzbin km kadar olan kan damarları sistemiyle, ortalama yüz trilyon kadar olan vücud hücrelerine taşınır. Hücrelerde saniyede binlerce biokimya reaksiyonlarıyla bir kısmı enerji verici, bir kısmı da vücudun dokularını yenileyici maddelere dönüştürülür. Ayni cinsten hücrelerin meydana getirdiği dokuların cinsine göre ömürleri de değişiktir ve bu şekilde insan bedeninin hayat müddeti içerisinde defalarca yenilenmesi vukubulur.
    
   Davranış psikolojisi bakımından, herşeyin benzeriyle ünsiyet etmesi kaidesiyle, bu yenilenmelerle haram gıdalardan inşa edilmiş hale gelen insan bedeni, başka haramlarla da çok kolay ünsiyet eder ve haramlar içinde yaşayışıyla, bir hadiste anlatılan temsille açıkça dikkat çekildiği gibi, duaları da kabul edilmez; ebedî bir helâkete namzet ve müstahak olabilir.
    
   Risale-i Nur’un çeşitli yerlerinde helal dairesi içerisinde yaşamanın önemine ve lüzumuna dikkat çekilmektedir. Helal dairesinin keyfe de kâfi olduğu, onun haricinde harama girmeye hiç lüzum olmadığı ikna edici bir dille anlatılmaktadır. 
   
    İnsan, kendisine Allah tarafından verilmiş hayatla, Onun tarafından takdir edilmiş ömür müddeti boyunca, Onun tarafından verilmiş akıl ve cüz’î iradesiyle çok mühim bir dünya imtihanı içinde bulunduğunu ve kendisi için konulmuş haddi aşmaması icab ettiğini asla hatırından çıkarmamalıdır. O haddin kenarına kadar yaklaşması, o haddi aşmak tehlikesini getireceğinden,helal dairesinden çıkmak şüphesi veren şeyler mevzuunda da dikkatli olmalıdır. 
   
   Risale-i Nur Külliyâtından Lem’alar adlı eserde, Onyedinci Lem’a, Onüçüncü Nota, Dördüncü Mesele’de, “Ne mutlu o adama ki, kendini bilip haddinden tecavüz etmez” mealindeki, Buharî, Taberanî ve Beyhakî’de yer alan sahih bir hadisten bahsedilmektedir. İnsan, başıboş olarak dilediği gibi yaşamak için bu dünyaya gelmemiş; ayni Külliyât’tan Mektubat adlı eserde Dokuzuncu Mektup, “Saniyen” başlığında açıklandığı gibi, Allah’ın bir askeri olarak Onun emir ve yasakları içerisinde Ona kulluk vazifesini yapması için gönderilmiştir. 
Bu emir ve yasakların çizdiği hudutlar; helal dairesidir ve onun içerisinde de helal gıda mevzuu, çok mühim bir yer tutmaktadır.

Mustafa NUTKU

Çocuk Gıdalarında En Fazla Kaçınılacak Katkı Maddeleri

Uzmanların raporuna göre, çocuklarda hiperaktiviteye yol açtığı ispatlanan gıda boyalarının, koruyucularının ve suni tatlandırıcılarının üretimden ve satıştan kaldırılmasına karar verilmelidir.

İngiltere’de geçen yıl yapılan araştırmada, katkı maddesi kullanılan içecek tüketen çocukların, konsantrasyonlarını kaybettiği ve hiperaktiviteye yol açtığı rapor edildi. Araştırmanın yapıldığı dönemde hiperaktif çocukların ailelerini, renkli ürünlerin tüketiminin olası risklerinden haberdar olmaları yolunda uyaran Gıda Güvenliği Ajansından Başkan Dame Deirdre Hutton, ellerindeki kanıtların, bu boyaların gıdada kullanılmamasının akıllıca olacağını gösterdiğini söyledi.

AB geçen yıl, çocuklarda hiperaktivite seviyesi ile gıdalardaki koruyucu ve katkı maddelerinin tüketimi arasında ilgi kuran İngiliz bilimsel araştırmasını değerlendirmeye karar vermiştir.

İngiltere’de yapılan ve prestijli tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan araştırmada, gıdalara konan koruyucu ve renklendiricilerin çocuklarda hiperaktivite seviyesini yükselttiği belirlenmişti. Southhampton Üniversitesinde yapılan araştırmada bilim adamları, bir grup çocuğun bir bölümüne gıdalarda bulunan koruyucu ve katkı maddelerinden hazırlanmış bir kokteyl, bir bölümüne de sadece meyve suyu vererek, çocukların davranışlarını gözlemlemişlerdi.

Araştırmanın başındaki Profesör Jim Stevenson ve meslektaşları, koruyucu ve katkı maddelerinin 3 ve 9 yaşları arasındaki çocukların hiperaktif davranışları üzerinde olumsuz etkisi bulunduğunu saptadıklarını belirterek, “Bulgular, bu maddelerin sadece hiperaktivite rahatsızlığı bulunan çocuklar üzerinde değil, tüm çocukların davranışları üzerinde olumsuz etkileri olabileceğini gösteriyor” şeklinde açıklamada bulunmuştu. Yapılan araştırmada kullanılan katkı ve koruyucu maddeli karışımlar, çeşitli renklendiriciler, koruyucular ve tatlandırıcılar içeriyordu.

RENKLENDİRİCİLER
E102* Tartrazine, E104* Quinoline Yellow, E107* Yellow 2G, E110* Sunset Yellow, E120** Kokineal,Karmin, E122* Karmoisine, E123* Amaranth, E124* Ponceau 4R, E127* Erythrosine, E128* Red 2G, E129* Allura Red, E131* Patent Blue V, E132* Indigo Karmin, E133* Brilliant Blue FCF, E142* Green S, E151 Black PN, E154* Brown FK

KORUYUCULAR
E210* Benzoic acid, E211* Sodium benzoate, E212* Potassium benzoate E213* Kalsium benzoate, E214* Ethyl 4-hydroxybenzoate, E215* Ethyl 4-hydroxybenzoate sodium salt, E216* Propyl 4-hydroxybenzoate, E217* Propyl 4-hydroxybenzoate sodium salt, E218* Methyl 4- hydroxybenzoate, E219* Methyl 4- hydroxybenzoate sodium salt, E220 Sulphur dioxide, E221 Sodium sulphite, E222 Sodium hydrogen sulphite, E223 Sodium metabisulphite, E224 Pottasium metabisulphite, E226 Calcium sulphite, E227 Calcium hydrogen sulphite, E230* Biphenyl, E231* 2-Hydroxybiphenyl, E232* Sodium biphenyl-2-yl oxide, E233* 2-(Thiazol-4-yl) benzimidazole, E239 Hexamine, E249* Potassium nitrite, E250* Sodium nitrit, E251* Sodium nitrate, E252* Potassium nitrate

TATLANDIRICILAR

E950 Asesulfam, E951 Aspartam, E952 Sıklamid asit

Çocuklarda hiperaktivite, konsantrasyon eksikliği ve özellikle okumada öğrenme zorluğuyla ortaya çıkıyor. İngiltere, gıda boyalarıyla çocuklardaki hiperaktivite arasında bağlantıyı ciddiye aldı. Gıda boyalarının kullanımının tamamen yasaklanabilmesi için AB’nin karar alması gerekiyor. İngiliz Gıda Güvenliği Ajansı da bu suretle, İngiliz bakanlardan gelecek yıla kadar bu boyaları gönüllü olarak satıştan kaldırmalarını istedi.

ABD’de 25 yılda hiperaktivite rahatsızlığı bulunan çocuk sayısı üçe katlanarak 2001-2002 yıllarında 2,84 milyona ulaşırken, Fransa’da da son verilere göre her 400 çocuktan biri hiperaktivite ilacı alıyor.

Çocuklarımızı gerçekten seviyorsak hep birlikte el ele verelim Helal ve Tayyib bir hayat için gerekli olan Helal ve Tayyib ürünler tüketerek bu tehditlerden kurtulmalıyız.

gidaraporu.com’dan alıntıdır.

Helal Gıda Anlayışında Gelişme

Son on yılda ülkemizde helal gıda anlayışında “gelişme” halleri de, “gelişmeme” halleri de olmuştur. Bunlardan bazılarına işaret etmekte lüzum ve fayda vardır.
1- Üç kıtada milyonlarca kilometrekareye yayılmış, dünyanın bir numaralı süper devleti olan Osmanlı İmparatorluğundan bugünkü Türkiye’ye gelince, yakın zamana kadar devam eden askerî vesayetten kurtulmak ve başka faydaları için Türkiye devletinin temsilcileri tarafından Avrupa Birliği’ne girmek istenilmiştir ve bunun için de yıllardır çalışılmaktadır. Askerî vesayetin eskisi kadar olmaması gibi, bu çalışmalardan bazı faydalar elde edilmiş olunmasına rağmen bu mevzuda bilhassa manevî yönden olmuş ve olabilecek zararların da göz ardı edilmemesi gerekmektedir. “Avrupa Birliği” aslında bir “Hristiyan Kulübü”dür; bu “birlik”, kendisine dahil olmaya çalışan tek Müslüman ülke ve nüfusunun da büyük çoğunluğu Müslüman olan Türkiye’yi yıllardır kabul etmeyerek kapısında bekletmekte ve bu esnada da bu birliğe dahil ülkelerdeki, İslâm’a aykırı bazı kanunları ve diğer mevzuatı %99’unun Müslüman olduğu söylenen ülkemizde “bu birliğe uyum” fasıllarında yürürlüğe koydurtmaktadır.
Bu şekilde, Avrupa Birliği’ne uyum için Türkiye hukuk sisteminde yapılan mevzuat değişikliklerinin neticesi olarak, İslâm’ın helal saymadığı bazı şeyler de, ülkemizde yürürlüğe giren yeni resmî mevzuatla yasaklanamaz hale gelmiştir. Bunlardan bazıları gıdalarla ilgilidir ve bunların manevî zararlarından halkımızın korunabilmesi için, helal gıda anlayışının ülkemizde artış göstermesi gerekmektedir. Türkiye’de halen mevcut şartlarda, “%99’u Müslüman olan bir ülkede yaşadığımıza göre, bu ülkede yediklerimizin helalliği mevzuda şüpheci olmaya lüzum yok” sözleri, bu mevzudaki büyük gafletin ifadesi sayılır. Bu gaflet halinin, son on yılda toplumumuzda helal gıda anlayışındaki gelişmeyi sağlayan eğitici faaliyetler neticesinde tamamen yok olmasa da azalmış olduğu söylenebilir.
2- Fransa’da Sorbonne Üniversitesinde doktorasını yaparken Avrupa’yı da gerçek yüzüyle tanımak imkânını bulmuş hadis profesörü rahmetli İbrahim Canan, Avrupa Birliği üyelerinin Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne almayacaklarını, fakat bu birliğe almak ümidini vererek çeşitli mevzuat değişiklikleri yapmasını şart koşmak suretiyle kendilerine benzetmek ve İslâm’dan uzaklaştırmağa çalıştıklarını söylerdi.
Profesör İbrahim Canan’ın bu mevzudaki tahminlerinin istikbalde gerçekleşecek hakikatle uyumunun ne olacağı hakkında şimdiden kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Fakat, Avrupa Birliği’ne girebilmesi için Türkiye’ye kabulü şart koşularak dayatılan “uyum yasaları”nın ve diğer mevzuatın, bu birliğe alınmayışımız kesinleşirse, halen de Müslüman Türkiye halkına mal olmamış bazı kanunların değiştirilememesi gibi olabileceği, toplumumuzun bir kesiminin Avrupaî şekilde yaşamaya alışacakları ve o yaşayış tarzlarından vazgeçmek istemeyecekleri gibi sebeblerle, yürürlükten kaldırılmalarının “Atı alan Üsküdar’ı geçmiş” deyimindeki gibi, kolay olmayabileceği de şuurlu Müslüman Türkiye halkı için haklı bir endişe mevzuu olmaktadır.
Böyle bir ihtimale karşı da, Müslüman vatandaşlarımızın kendileri ve terbiyeleri ile mükellef oldukları kişilerin, doğru İslâmiyeti öğrenip onu doğru yaşayabilmeleri için yapılacak eğitim faaliyetleri büyük ehemmiyet arz etmektedir.
3- Bu yazı serisinde daha önce de bahsedildiği gibi, “doğru İslâmiyeti öğrenip onu doğru yaşayabilmek” için, âkil-baliğ her Müslüman’ın öncelikle kendisine farz olan ilmihalini iyi öğrenmesi gerekmektedir. Bunun için de, iyi bir veya birkaç ilmihal kitabını kendisine “başucu kitabı” yapmalı ve onun rehberliğinde yaşamalıdır. Çünkü, “İlim öğrenmek, kadın, erkek her Müslüman’a farzdır” hadisine göre ilmihalini öğrenmek “farz-ı ayn”; diğer meşru ilimleri öğrenmek ise “farz-ı kifaye”dir. (“farz-ı ayn” ve “farz-ı kifaye” kelimelerinin ne demek olduğu da, ilmihal bilgileri içerisindedir).
4- Müslümanların ferdî, ailevî ve içtimaî hayatlarındaki, bazıları medyaya da akseden çeşitli yanlışlarının temelinde, bir hadiste “Bütün kötülüklerin anası” olarak vasıflandırılan “cehalet” vardır ve bu cehaletten de asıl kastedilen: İlmihalini bilmek mevzuundaki cehalettir.
Müslümanların kendilerine farz olan ilmihallerini öğrenmelerinin lüzumundan ve öneminden “Cehalet, bütün kötülüklerin anasıdır” hadisiyle birlikte bahsederken, “cehalet” kelimesinin manâsına açıklık getirilmesine de ihtiyaç olmaktadır. Katıldığım bir toplantıdaki sunucu “Strateji en mühim ilimdir; çünkü insanların hayatta kalabilmesiyle ilgilidir” dediğinde ona itiraz etmiş ve en mühim ilmin “Marifetullah” (Allah’ı tanımak) ilmi olduğunu söylemiştim. Marifetullah, farz-ı ayn olan ilmihalin en başta gelen konusudur (Tabii ki, Allah’ı tanımak, O’nu zatıyla değil; isim ve sıfatlarının kâinattaki tecellîleriyle, gönderdiği Kur’an ve Resulullah vasıtasıyla olması gereken bir tanımaktır).
Katıldığım diğer bir toplantıda da eski bir parlamanterin, katıldığı her toplantıdakilere sorduğunu söylediği “En mühim şey nedir?” sorusunu o toplantıda bulunanlara da sorduktan sonra, kendisinin “Bilgidir” demesi de noksan bir cevaptı. “İnsanın en mühim meselesi Cehennemden kurtulmaktır” (Risale-i Nur Külliyâtı 11.Şua’nın 8. Meselesi’nde bu konu açıklanmaktadır). Tahsilin hedefi de bilgi değil; belki harekettir, lüzumlu ve doğru bilgiyle doğru davranıştır. Şarkiyatçılar, Müslümanların çoğundan daha fazla, İslâm dini hakkında bilgi sahibidirler; fakat İslâm dinine iman etmiyorlarsa ve İslâm imanıyla yaşamıyorlarsa onların İslâm dini hakkındaki bilgileri Allah’a karşı mesuliyetlerini daha da arttırır. Lüzumlu ve doğru bilgiyle doğru davranışta bulunmak gereken en mühim konulardan biri de helal gıda konusudur.
5- Bu yazı serisinde daha önce de bahsedildiği gibi, Türkiye’nin Müslüman halkı diğer İslâm ülkelerinin çoğuna nisbeten, kendisine farz olan ilmihal bilgilerine bizzat ulaşabilmek hususunda çok daha fazla kolaylık içindedir. İngiltere’de bulunduğum sırada görüştüğüm diğer Müslüman ülkelerinin vatandaşlarından bazıları, kendi ülkelerinde halka dönük (popüler) mahiyette yazılmış ilmihal kitaplarının olmadığından ve daha ziyade fıkıh âlimlerinin anlayarak açıklayabileceği kitaplardaki bilgileri doğrudan o âlimlerden öğrenmeleri icabettiğinden, Türkiye’deki duruma gıpta ederek bahsetmişlerdi.
6- Devletin laik olup, din ve dünya işlerini sisteminde ayırmış olması, o devletin fertlerinin de aynisini yapmasını gerektirmeyeceğinden ve devletin laik olması fertlerin doğru İslâmiyeti öğrenip onu doğru yaşamayışlarının mazereti olarak kabul edilmeyeceğinden, Türk halkının her mevzuda olduğu gibi laik devlet sistemi içinde gıda mevzuunda da helal olanların seçiminde ve kullanılmalarında daha dikkatli, daha titiz ve daha seçici olmalarını gerektirmektedir.
7- Son on yılda Türkiye’de dernek, vakıf, platform gibi adlarla bazı sivil toplum kuruluşları (STK) helal gıda mevzuunda “bilgilendirme” ve bazıları da bilgilendirme yanında “helal gıda sertifikası da vermek” faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Hakkın hatırının alî (yüce, yüksek, ulu) olup hiçbir hatıra feda edilemeyeceğine dair Hadis-i Şerîfe uymak suretiyle “Doğruya doğru, yanlışa da yanlış diyerek hakperestlik” yapılacak olursa, bunların doğru yaptıklarının takdir ve tebrik edilmesiyle kalmayarak, inkâr edilemeyecek bazı yanlışlarını da hoşgörü ile karşılamamak ve o yanlışlarını tasdik haline girmekten sakınmak gerekmektedir.
8- “Helal” kelimesi, dinî bir terimdir. Hilafet müessesesi varken veya İslâm dini esasına dayalı devlet sistemlerinde “Helal Gıda Sertifikası” vermenin usulü ve bu sertifikayı kimin verebileceği, kontrolü ile ilgili mevzuat konabilir ve o mevzuata uymak toplumun mecburiyeti olur. Laik devletler ise, böyle mevzuat koyamazlar; bu sebeble Türkiye ve diğer laik devletlerde helal gıda tartışmaları ve helal gıda sertifikası vermekte “çok başlılık” hali görülür. Böyle ülkelerde helal gıda mevzuunda tartışmalar olmamasını ve helal gıda sertifikası vermekte “çok başlılık” halini yadırgayarak bu hallerin olmamasını istemek, muhali (imkânsızı) talep etmektir. Laik devlet sistemi içinde “Ülkemizde helal gıda sertifikası vermekte niye çok başlılık var?” sorusunu sormak, “Ülkemizde niye birden fazla dernek, vakıf ve platform var?” sorusunu sormak gibi abestir; fakat, mevzuun bu inceliğini düşünmeden, son on yılda ve halen de bu soruyu soran çok sayıda kişi olmaktadır.
9- “Helal gıda” arayışındaki Müslümanları aldatmaya çalışmayan tüm sivil toplum kuruluşlarının, ayni mevzu ile ilgili faaliyet gösteren diğer sivil toplum kuruluşlarına ihlâsla bakışlarının ve onlardan bahsetmek üsluplarının nasıl olması gerektiğine şu cümleler cevap verebilmektedir: “…haklı her meslek sahibinin, başkasının mesleğine ilişmemek cihetinde hakkı ise, ‘Mesleğim haktır’ yahut ‘daha güzeldir’ diyebilir. Yoksa, başkasının mesleğinin haksızlığını veya çirkinliğini imâ eden ‘Hak yalnız benim mesleğimdir’ veya ‘Güzel benim meşrebimdir’ diyemez olan insaf düsturunu rehber etmek,..” (Risale-Nur Külliyâtı, Lem’alar, 21. Lem’a)
Ancak, isminde “helal gıda” kelimeleri yer alan ve web sitesinde bu mevzuda cevabı verilmesi için soruların sorulmasını kabul etmesine rağmen, “helal gıda” sorularına ekseriya cevap vermeyip başından savarak, o soruların fıkıhçılara sorulmasını tavsiye eden, bazen kendi fıkıhçılarının cevap verdiği sorular olursa onlarda da şer’î zaruret olmadığı hallerde bile gıdalarda alkol katkısı bulunmasına fetva veren bazı sivil toplum kuruluşlarının bu yanlışları ise, “helal gıda anlayışında gelişme” değil; o anlayışa zıt hallerin misalleridir ve polemiğe sebeb olmamak için site ismini vermeden o yanlışlara dikkatlerin çekilmesi ihmal edilmemelidir.
10- “Türkiye veya diğer laik devlet sistemiyle idare edilen devletlerde yaşayan Müslümanların helal gıda ile ilgili sorularına doğru cevaplar alamayarak, helal gıda mevzuunda yolları tıkanmış görmek haline girmemeleri için yapmaları gereken nedir?” denilerek çözüm arayışına teşebbüs edilirse; buna cevap olarak da, Müslümanların hedefledikleri bir menzile ulaşmak için güvenebilecekleri yol haritası, rehber, kılavuz aradıklarını, kendilerine iyi bir kılavuz seçip onunla yol alarak hedeflerine ulaşmaya çalıştıklarını; kendileri için en mühim hedef olan Allah’ın rızasına ulaşabilmek için de benzerini yapmak suretiyle kendilerine yol haritası olarak Kur’an, hadis ve onlardan süzülmüş manâları ihtiva eden eserlerden faydalanıp, Allah’ın Resulünün ve onun ilmî varisleri olan âlimlerin rehberliği ve kılavuzluğu ile onların gösterdiği yoldan gittiklerini; buna benzer tarzda helal gıda hedeflerine ulaşmak için de güvenebilecekleri yol haritası olabilecek ilmihal bilgilerini sağlam kaynaklarından araştırarak ve ehline sorarak elde edebileceklerini, güvenebilecekleri rehber ve kılavuzları da seçip onların yolla ilgili tavsiyelerine uyabileceklerini söyleyebiliriz.
11- Bahsettiğimiz meseleler dönüp dolaşıp tekrar, kadın-erkek bütün Müslümanlara farz olan ilmihalini iyi bilmeğe ve hayatında uygulamaya bağlanmaktadır; buna rağmen ilmihalini iyi bilmenin öneminin çok farkında olan Müslümanların sayısı azdır. Halbuki, insanın dünya hayatından sonraki ebedî hayatının şartlarının ne olacağı ile ilgili olarak, bu dünya imtihanındaki tüm davranış biçimi seçimlerinin doğru ilmihal bilgilerine dayandırılması gerekmektedir.
Bediüzzaman Said Nursi İkinci Meşrutiyet’ten sonra Şark’taki aşiretler arasında yaptığı sohbetler esnasında sorulan suallere verdiği cevaplardan birinde de: “Hiçbir müfsid, ‘Ben müfsidim’ demez, daima sûret-i haktan görünür. Yahut bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ‘Ayranım ekşidir.’ Fakat siz mihenge vurmadan almayınız.” sözleriyle ve bu sözlerinin devamında söyledikleriyle dikkati çektiği gibi, Müslümanların herhangi bir sözü kabul etmeleri için mihengleri (miheng, altının saflık derecesini anlamakta kullanılan bir taşın adıdır), onların doğru ve yeterli ilmihal bilgileri olabilir.
12- Gıda maddeleri piyasasındaki bir ürünün mahiyeti bilinmeden onun hakkında fıkhî hüküm verilmemesi gerekirken, maalesef son on yılda Türkiye’de bu mantıkla bağdaşmayacak bazı haller de olmuştur. Son on yıldaki helal gıda anlayışından (veya anlayışsızlığından) bahsederken, meslek taassubu veya meslekî enaniyet ile girilmiş olabilecek bu yanlış hallere dikkat çekilmesine de ihtiyaç bulunmaktadır. Bunun müşahhas misallerinden biri, suyun ilmî tarifi iyi bilinmeden, su ile fâsid (yanlış) bir kıyas yapılarak, su için temizlik hükümlerinin, gazozlar gibi içinde az miktarda bile olsa kasdî şekilde ilave edilmiş alkol bulunan meşrubat için de geçerli olduğuna dair fetva verilmesinde maalesef bariz bir şekilde görülmüştür. Suyun ilmî tarifinde onun renksiz, kokusuz, tatsız bir sıvı olduğunun söylenmesine rağmen, tümünde tad ve koku olan, bazılarında bunlara ilave olarak renk de bulunan gazozların temizlik hükmünün sularla ayni olduğu fâsid kıyaslamasının yanlışlığını beyan etmek için çok âlim olmak gerekmemekteydi.
13- الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلاً وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ
“O ki, hanginiz amelde daha güzeldir diye sizi imtihan etmek için ölümü ve hayatı yarattı. Ve O, Azîz ve Gafûr’dur”( Mülk, 67/2)
İnsan, bu dünyaya aklıyla ve iradesiyle çok mühim bir imtihan için Allah tarafından gönderilmektedir. Kur’an’da, Mülk Sûresi’nin ikinci âyetinde de, insanın dünyadaki bu çok mühim imtihanına dikkat çekilmektedir. Helal gıda anlayışını geliştirmek ve o anlayışla helal gıda arayışında, seçiminde ve kullanılmasında bulunmak da insanların bu imtihanlarının konularından biridir; bunda da başarılı olmaya çalışmalıdır.
Buna rağmen, içinde bulunduğumuz asırda yaşayan bazı Müslümanlarda bile görülen bir manevî hastalık, İslâm şeriatına göre yaşaması gerekirken, kendi vazgeçmek istemediği dünya menfaatleri ve yaşayış tarzına kılıflar uydurmağa çalışmasında bariz olarak görülmektedir. Çeşitli mevzularda ârâzını (belirtilerini) gösteren bu manevî hastalığın bazı belirtileri de onun gıda seçiminde görülmektedir. O hastalığın müptelâları, İslâm şeriatının hudutları içinde yaşamamak, dünya menfaatlerinin, nefislerinin, hedonizm meyillerinin esaretiyle ve manevî mesuliyet duygusu noksanlıklarıyla edindikleri alışkanlıklarını devam ettirmek istemektedirler. Bu mevzuyla ilgili yanlış hallerinden biri de, insanların kasdî olarak yaptıklarıyla onların kasdî yapmadıklarını hiç ayırt etmemek olmaktadır.
Gazozların, bileşimlerindeki esansları suda çözünebilir hale getirmek için “ara çözücü” olarak kullanılan alkolün kasdî olarak dışarıdan ilave edilerek imal edilmişse onun vücuda alınmasında bir damlası ile bir küpü arasında fark yoktur. Buna rağmen “gazoz içerek sarhoş olana rastlanmadığı”, “meyvelerde de alkol olduğu” gibi geçersiz sözlerle bu mevzuun hafife alınmasına çok rastlanmış olması da helal gıda anlayışında “gelişmeme” hallerinin son on yıldaki misallerinden birini teşkil etmiştir. Bakkallar ve marketlerin en çok sattıklarının gazozlar ve sigaralar olması sebebiyle, onların derneklerinin maddî kazanca öncelik veren tutumları da ayni hale verilebilecek misallerden biridir.
14- Meşveret (bir mevzuda çeşitli ve ehil şahıslardan fikir almak, danışmak) bir Kur’an hükmüdür. Kur’an’da Şûrâ (danışma) adlı bir sure ve meşvereti emreden iki âyet vardır:
وَالَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمْ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَأَمْرُهُمْ شُورَى بَيْنَهُمْ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ الْبَغْيُ هُمْ يَنتَصِرُونَ
“Onlar, Rablerinin davetini kabul ederler ve namazı dosdoğru kılarlar. İşleri kendi aralarında istişare iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.” (Şûrâ, 42/38)
فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ اللّهِ لِنتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنتَ فَظّاً غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنفَضُّواْ مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ
“Sırf Allah’tan bir rahmet sebebiyle onlara yumuşak davrandın. Eğer katı yürekli ve kaba biri olsaydın elbette etrafından dağılıp gitmişlerdi. O halde kusurlarını affet, günahlarına bağışlanma dileyiver ve işinde görüşlerini al, sonra da azmettin mi artık Allah’a tevekkül et! Çünkü Allah tevekkül edenleri sever.” (Âl-i İmrân, 3/159)
Şer’î meşveretin lüzumu ve faydası hakkında çeşitli hadisler de vardır. Şer’î meşveretin adâbı, bu meşveretin yapılabileceği kişilerde bulunması gereken vasıflar (meşveret edilecek kişilerin emin/güvenilir olması vd) ve şer’î meşveret mevzuunda mühim ölçüler hakkındaki bilgilere, yapılacak kısa bir araştırma ile kolaylıkla ulaşılabilir. Buna rağmen, helal gıda mevzuundakiler de dahil, İslâmî hizmetlerle ilgili bazı meşveretlere iştirak edenlerde, sırf Rıza-i İlahî için doğru bildiğini söyleyenlere tahammülsüzlük ile onu meşveret meclisinden dışlamağa çalışmak ve böyle bir durumla karşılaşmak endişesini taşıyanların ise katıldıkları meşveret meclislerinde tutukluk ve suskunluk hali sergilemesi, hakkı söylemeyi hatır-gönül meseleleriyle yapamaması gibi haller göstermelerine rastlanabilmektedir.
Halbuki, şer’î bir meşverete katılan, hak namına hareket ile doğru bildiğini söylemelidir; doğru bildiğini değil de başka şeyleri söylerse, bu onun emin/güvenir bir meşveret üyesi olmak vasfını ortadan kaldırır. İstişarede bulunanlar, fikir hürriyeti ile ve fikirlerini ifade etmek hürriyeti ile hareket etmeli; çekingenlikle, korkaklıkla, hakikati usulüne uygun olarak söylemekten geri kalmamalıdır.
İstişare edilecek mevzuların neler olduğu hakkında daha önceden, istişareye katılacaklara “gündem” başlığı altında bilgi verilmeli ve istişare için davet edilen kişinin o mevzuda hazırlıklı olarak gelebilmesine imkân tanınmalıdır; bunun aksi durumlarda, toplantıya davet yapanın sadece kendisinin hazırlıklı gelmesiyle söyledikleri karşısında toplantıya katılanların suskun kalması, onların kabulü olarak değerlendirilmeye çalışılabilir. Bu sebeble önceden toplantı gündemini bildirmek, gerekli görülen ve çeşitli nitelikteki toplantılarda yaygın olarak kullanılan bir usuldür. Bunun, helal gıda ile ilgili toplantılarda da ihmal edilmemesi için, bu usule de önemle dikkat çekilmesi gerekmektedir.

Mustafa Nutku

Helal Gıda ve Çocuklar

Yakın bir geçmişte medyada, helal gıda konusuyla ilgili üzerinde durulabilecek iki haber yer aldı. 3 Eylül 2015’de, Risale Haber’de Ömer Çiftçi’nin tercümesi olarak yayınlanmış bir haber şöyleydi:

“İngiltere’de bir pizza firmasının müşterilerine haber vermeden başlattığı Helal Menü uygulaması İngiltere’de tartışmalara yol açtı.

İngiltere’de bir pizza şirketi geçtiğimiz günlerde menüleri içerisine ekstra olarak helal menü ekleyince, ülkedeki Müslüman ve Yahudiler rahatsız oldu. Şirketin birdenbire böyle bir uygulama başlatması, ülkedeki restoran ve süpermarketlerdeki etleri satılan hayvanların kesim teknikleri ve hangi hayvanın eti olduğuna dair şüphelerin doğmasına yol açtı.

Uygulamayı başlatan pizza şirketine bir gece içerisinde sorular yağdı. The Independet’te yer alan habere göre, Helal menü öncesi sattıkları menülerde hangi hayvanların etlerini, ne şekilde kestiklerine dair sorular sorulan pizza şirketi açıklama yapmadı.

Uygulama üzerinden ülkede market ve restoranlarda satılan etler konusunda da Müslüman ve Yahudi toplulukta şüpheler başladı. Şirketlerin de bu konuda herhangi bir bilgilendirme yapmaması, endişelerin artmasına yol açıyor. İngiltere’deki Müslümanlar sosyal medya üzerinden tepkilerini belirtmekte gecikmedi. Twitter’da #Helalhysteria (helal endişe) hashtag’i altında tepkilerini belirtti.

Tepki gösterenler İngiltere’deki her gıda firmasının etleri hakkında bilgilendirilmek istedi. Müslümanlar helal et standartlarının tüm İngiltere’de geçerli olmasını ve firmaların etler konusunda bilgilendirme yapmasını isterken, Yahudiler de etlerin kendi dinlerinde Koşer adı verdikleri standartlara uygun olması gerektiğini savundu.

İndependent’in haberine göre kendisine bu tartışmalar ile ilgili mikrofon uzatılan Başbakan David Camerontartışmalara müdahil olmaktan kaçınıyor.”

“Helal Gıda Hatıraları” başlığı altında daha önce, İngiltere’deki kasaplık hayvanlar (büyükbaş, küçükbaş hayvanlar ve kümes hayvanları) hakkında yerinde yaptığım gözlem ve incelemelerden bahsetmiştim. Orada yaşayan inançlarına bağlı Müslümanlar ve Yahudiler, yalnız kendi usullerine uygun olarak hazırlanmış kasaplık hayvan etlerini tükettiklerini ve şüpheli gördükleri etlerden uzak durduklarını yazmıştım. Bu sebeble, bir pizza firmasının menüleri arasına ekstra olarak helal menü eklemesiyle o firmanın ve ayni sektördeki diğer firmaların o zamana kadar sattıkları menülerin helal olmadığı şüphesinin İngiltere’deki Müslüman ve Yahudilerde ilk defa doğmuş olduğu, bana gerçekle bağdaşan bir durum intibaı vermiyor; haberi veren Independent gazetesi, sadece o zamana kadar helal gıda hassasiyetini gerektiği şekilde göstermemiş olan bir kısım Müslüman ve Yahudinin bu olay karşısında aldıkları tavırdan bahsetmiş olabilir..

2015 Yılının Ağustos ayında medyada yer alan diğer bir haberde ise, ülkemizde daha önce okul kantinlerinde kola ve gazlı içecek satışını yasaklayan Millî Eğitim ve Sağlık bakanlıkların, çikolata, kek, gofret, muffin, lolipop ve şeker gibi ürünlere de satış yasağı getirdiği bildiriliyordu. Her iki bakanlıktaki uzmanlar tarafından tesbit edilmiş olabilecek teferruatlı gerekçelerinin tümünün neler olduğunu bilmemekle beraber, çoğunu tahmin edebiliyor ve şimdiye kadar savunduğumuz ve bundan sonra da savunmak istediklerimizle uyumlu olması sebebiyle, gerekçelerini açıklamayı karar mercii bakanlıklara bırakarak, alınan kararı genel olarak olumlu bulduğumuzu belirtmek istiyoruz.

Konuyla ilgili haberde, 2015-2016 eğitim-öğretim yılından itibaren, okul kantinlerinde satılamayacak gıdalar ve içeceklerin şunlar olduğundan bahsedilmekteydi:

“-Enerji içecekleri, gazlı içecekler, aromalı içecekler (soğuk çay), kolalı içecekler, aromalı doğal mineralli içecekler.

-Aromalı şurup, aromalı içecek tozu, aromalı su, meyveli içecek, meyveli içecek tozu, meyveli doğal mineralli içecek, yapay soda, meyveli şurup, sporcu içecekleri, sporcu suları, meyve nektarı, meyve suyu konsantresi.

-Tüm çikolata türleri ve gofretler.

-Tüm şeker ve şekerleme türleri (jöle şekerleme, sert şekerlemeler, yumuşak şeker, lolipoplar vb.).

-Guarana, guarana özü, eklenmiş kafein içeren ürünler.

-Kremalı, çikolata dolgulu, jöleli kekler ve pastalar (yaş pastalar, ekler, kruvasan, donut, parfe, mozaik pasta, muffin, cupcake vb.).

-Tatlandırıcı içeren yiyecek ve içecekler.

-Hindistancevizi sütü ve kreması.

-İlköğretim okullarında çay ve kahve tarzı içecekler.”

 

İlgili haberde, okul kantinlerinde satılabilecek gıdalar ve içeceklerin ise şunlar olduğundan bahsedilmekteydi:

“-Meyveler, çiğ tüketilebilen sebzeler (mevsimine uygun olarak), salatalar (zeytinyağı ve limon eklenebilir).

-Kuru meyveler (30 gram, ambalajlı, kaplamasız ve şeker katkısız).

-Kuruyemişler (30 gram, ambalajlı, soslanmamış, tuzsuz, kabuksuz).

-İçme suyu (şeker veya tatlandırıcı eklenmemiş).

-İçme sütü (UHT/pastörize süt).

-Taze sıkılmış meyve ve sebze suyu (şeker ilavesiz olmalı, 250 ml’den büyük olmamalı).

-Yoğurt (100-150 gram, paketli).

-Ayran (200 ml’lik paketli).

-Peynir (pastörize).

-Günlük haşlanmış yumurta.

-Çeşnili ekmekler (çeşnisi sert kabuklu meyveler, kurutulmuş meyveler, yağlı tohumlar, baharat olacak).

-Tam buğday ekmeği, tam buğday unlu ekmek, karışık tahıllı ekmek vb. ürünlerden yapılan yumurta, peynir, taze domates, havuç, marul, biber ve benzeri sebzeler içeren sandviçler (içinde turşu olmayacak).

-Doğal mineralli su.

-Şekersiz sakızlar.”

Okul kantinlerinde satılması yasaklanmış gıda ve içecekler listesindekilerin bir kısmının helallik ve sağlık yönünden, bir kısmının da kantinlerdeki daha faydalısına yönlendirmek için yasak listesine konulmasının uygun olduğu kolaylıkla söylenebilir.  Mesela çikolata türlerini sevmeyen çocuk yok gibidir; bunların kantinlerde satışı serbest bırakılsa, okuldaki talebeler tarafından bunlar satın alınıp açlık hissi giderilir; kantinde satılan ve daha faydalı olan gıdalar tüketilmezdi. İçecekler konusunda da ayni şey söylenebilir; bu sebeble bunlar okul kantinlerinde satılması yasak olan gıdalar listesine dahil edilmişlerdir.

“Helal gıda ve çocuklar” denilince, “Hz. Peygamberin Sünnetinde Terbiye” konusunda doçentlik tezi hazırlamış;   bu tezi daha sonra birkaç baskı yaparak 650 sayfalık büyük boy bir kitap halinde yayınlanmış olan değerli hadis profesörü merhum İbrahim Canan’ı hayırla hatırlayarak, onun kitabından konumuzla ilgili kısımları iktibas etmeden geçemeyeceğiz.

Bahsini ettiğimiz kitabının “Hz. Peygamberin Sünnetinde Bedeni Terbiye” adlı bölümünde Prof.Dr.İbrahim Canan, öncelikle “Beslenme” mevzuu üzerinde durmuş ve beslenme ile ilgili olarak şu mühim hususlara dikkati çekmiştir: “İnsan hayatındaki yeri nisbetinde, dinde de son derece ehemmiyetli bir mevki işgal eden beslenme konusu, insanla birlikte ortaya çıkmış bulunan insanlığın en eski problemlerinden biridir. Eskiliğine rağmen ehemmiyetinden bir şey kaybetmeyen ve yeryüzünde hayat var oldukça kaybetmeyecek olan beslenme, hemen hemen içtimai hayatın diğer bütün problemlerinin merkezinde yer almaktadır. Çalışma, sağlık, güvenlik, beynelmilel münasebetler, kalkınma ve az- çok, uzak-yakın, doğrudan-dolaylı olarak beslenme ile ilgilidir.

Konunun bütün bu genişliğine rağmen, burada temas edeceğimiz hususlar mahduttur: 1-Gidanın tesiri, 2-Sünnette beslenme rejimi, 3-Çocuğun beslenmesi.

1-GIDANIN TESİRİ: İnsan ruhunun bineği olan cesedin hayatiyeti her şeyden önce beslenmeye bağlıdır. Şu halde bedenî terbiyede en mühim hususlardan biri, ferdin beslenme meselesidir. Bu konuya verilen ehemmiyet sadece ferdî cesedin biyolojik muvazenesi endişesinden ileri gelmez. Alınan gıdanın cesetten öte, ruhî hayata da içtimaî hayata da tesir edeceğine inanılır. Gerek ferd ve gerek cemiyet olarak ruhî ve manevî hayat, alınan gıdanın keyfiyet, kemiyet ve cinsine tabi olarak iyi veya kötü istikamette inkişaf edecektir. Hatta Dihlevî ‘beden ve ahlâkın tegayyür ve değişmesinde en kuvvetli âmilin gıda olduğunu söyler (Dihlevî, Mevlânâ Abdü’l-Ganî, v.1296, İncâhu’l Hâce Alâ Sünen-i İbni mâce 2, 806).

Şu halde gıdanın tesiri denilince sadece çocuklar mevzubahis olmuyor, doğumdan ölüme kadar her yaştaki insan söz konusudur. Üstelik bu inanç yeni değildir. Çok eski devirlerden beri ‘insanlığın fert ve cemiyet olarak alın yazısını yapan âmillerden biri’ kabul edilmiştir (S. Irmak, Soğukta ve Hastalıkta Beslenme, Okat Yayınevi, İstanbul, s.120).Hz. Muhammed tarafından da teyid edilmiş olan bu inanç, zamanımızda da değerinden bir şey kaybetmemiş, belki ilmî tahkiklere kavuşarak daha sağlamlaşmıştır.”,,,

2-SÜNNETTE GIDA REJİMİ: Gıdanın ehemmiyeti ve bunun insanların ferdî ve içtimaî hayatlarındaki şümullü tesirine olan inancı kısaca belirttikten sonra, kişinin arzu edilen terbiyevî istikamette gelişmesi için sünnette nasıl bir gıda rejimi teklif edilmiştir, keyfiyet, kemiyet ve âdab olarak neler tavsiye edilmiştir? Onu görelim.

Bu meseleye sadece sünnette değil, Kur’an-ı Kerim’de de birçok defalar temas edildiğini görürüz. İkisi birlikte nazara alınınca şu prensipleri çıkarmak mümkündür: 1-Gıdalar temiz olmalıdır, 2-Yemede israftan kaçınmalıdır, 3-Yiyecekler çeşitli (mütenevvi) olmalıdır. 4-Bazı âdaba riayet edilmelidir. Şimdi bunları izah edelim:

Gıdalar Temiz olmalıdır. Kur’an-ı Kerim pek çok seferler, yeryüzündeki ‘rızık olarak verilenlerin temizlerinden’ (Kur’an, Bakara 2, 57, 172; A’raf 7, 160; Tâhâ 20, 81), ‘temiz ve helal olanlarından’   (Kur’an, Bakara 2, 168; Enfâl 8, 69; Nahl 16, 114; Mâide 5, 68) yenilmesini emretmektedir.   Buralarda ‘temizlik’ şartı ile kimyevî yapısı yönünden ‘beden ve akla’ zararlı olmaması kastedildiği (Bak, İbnu Kesir Tefsir 1, 358) ‘helallik şartı ile de dinen haram edilmemiş rızıklardan olmasının kastedildiği (A. e 1, 361) belirtilir ki, diğer bazı âyetler yenmesi yasaklanan bu haram rızıkları açıklar. ‘Allah size (eti yenen hayvanlardan) boğazlanmaksızın ölmüş olanı, akan kanı, domuz etini v Allah’tan başmkası için kesilenleri kesin olarak haram kıldı. (….)’ (Kur’an, Bakara 2, 172; Nahl 16, 115), Kezâ faiz (Kur’an, Bakara 2, 275); hırsızlık (Kur’an, Mâide 5, 38) ve hileli yollarla elde edilen (Kur’an, Mutaffifîn 83, 1-4.), zekâtı verilmeyen (Kur’an, Tevbe 9, 34) kazançlar da haram ilan edilmiştir. Ebû Dâvud , Et’ime 33 (3, 355, 3802-3807 HI).yer alan Hadis bunlara ilaveten ayrıca parçalayıcı dişi olan vahşi hayvanlarla pençeli olan vahşi kuşların, kedi ve köpeklerin, ehli eşeğin v.s. etini de haram kılmıştır.

İbrahim Canan’ın kitabında yukarıda bahsedilenlerden başka,  gıdaların temiz olmasının lüzumu ve önemi ile başka bilgilere de kaynakları gösterilerek yer verilmekte, daha sonra “Sünnette Beslenme Rejimi”nin ikinci prensibi olarak “Yemede israftan kaçınmak” konusundan ayni şekilde kaynaklarıyla bahsedilmektedir. İsrafın lügatta haddi mütecaviz sarf ve harç eylemek (…) taât-ı Hak’dan gayri yere malı sarf ve infak eylemek ( Kâmu-i Okyanus 2, 777) diye açıklandığı, Kur’an’da israfın yasaklanmakla beraber meşru olup israf olmayanla israf olanın hududunun tayin edilmediğini, fakat sünnette diğer hususlarda olduğu gibi yeme hususunda da israf olanla israf olmayanın hududunun vâzıh olarak açıklandığı belirtilmektedir. Gıdaların temiz olması mevzuunda olduğu gibi, bu bu mevzuda da kitaptaki geniş açıklamaları aynen nakletmemize yer darlığı sebebiyle imkân bulunmamaktadır. Merak edenler, bahsettiğimiz kitabı satın almak imkanını bulamazlarsa, büyük bir kütüphanede bulabilecekmeri  o kitabın ilgilendikleri kısımlarındaki  geniş bilgileri  bulup okuyabilirler.

Sünnette beslenme rejiminin üçüncü prensibi olan yiyeceklerin çeşitli (mütenevvi) olması, bugün modern tıbbın da gerekçelerinden bahsederek tavsiye ettikleri arasındadır. Sünnette beslenme rejiminin dördüncü prensibi olan “Bazı âdaba riayet” meselesi de geniş bir konu olup bu da burada yer darlığı sebebiyle bahsedemeyeceğimizden, ilgili kitaplar bulunarak onlardan öğrenilebilir.

Helal gıda ve çocuklarla ilgili olarak hadis profesörü merhum İbrahim Canan’ın kitabından yukarıdaki gibi bazı iktibaslar yaptıktan sonra, onun altı yıl önce Ekim ayında bir trafik kazasında vefatını da ibretli ve mühim bir hatıra olarak nakletmekte fayda görüyorum:

13 Ekim 2009’dan 14 Ekim 2009 tarihine girilirken, Prof.Dr.İbrahim Canan’ı Yalova’dan İstanbul’a getiren otobüs de İstanbul’a giriyordu. O gece Prof.Dr.İbrahim Canan için çok farklı bir gece olacaktı. Kader-i İlâhî,  onun yetmiş yıllık kazançlı âhiret ticaretiyle geçirdiği dünya hayatını noktalamak için, Sancaktepe’deki otobüs terminalini Azrail (a.s.) ile buluşma yeri olarak tespit etmiş gibiydi.

Onun vefatını duyan çok kişinin birbirleriyle anlaşmış gibi hemen gayriihtiyarî sordukları: “- Olay nasıl olmuş?” sorusuna cevap olarak anlatılanlar gerçek bir “hikaye” olmakla beraber; “asıl gerçek”; hayatın en büyük gerçeği olan “ölüm”dü.

Ona: “- Tamam..” denilmişti; “- Senin dünya imtihanın bitti.. Bu kadar..” Ve hayatın en büyük gerçeği olan ölüm, şimdiye kadar bu dünyaya gelip bu dünyadan göçmüşlerdeki gibi, bir şekilde onun için de tecelli etmiş; o da ebedî hayatta kendisine sermaye olabilecek iyi amelleriyle, bu fanî dünyadan bakî âleme göç etmişti.

15 Ekim Perşembe günü onun cenaze namazının kılınacağı Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camiine öğle namazına gittim. Namaz vaktine 15 dakika kadar vakit olduğu halde, caminin hem içi hem de avlusu caddeye kadar dolmuştu. Ezan okunurken, alt katta kitap satış bürosu önündeki bahçede çakıl taşlarının üzerinde namaza hazırlanırken, birisi masa örtüsü veya perde gibi bir şey getirdi; onun üzerinde öğle namazını ve cenaze namazını eda ettik.

İbrahim Canan’ın ders ve dinî sohbet yaptığı yerlerden birinin müdavimi olan Kasım isimli bir ders arkadaşından bizzat dinlediğim bir rüya da şöyleydi: O ders arkadaşı, İbrahim Canan’ın defninden sonra, merhumla sağlığında birlikte ders yaptığı kitaplardan Lem’alar adlı eserden, Peygamberimiz’in (s.a.v.) ümmetine kemal-i şefkat ve merhametinden bahseden  Dördüncü Lem’ayı okurken, “Ömrünü bütün ümmetine çok şefkatli ve merhametli olan Peygamberimiz’in (s.a.v.) hadislerine vakfetmiş olan İbrahim Canan’a vefatında, Peygamberimizin o şefkat ve merhameti ona  acaba nasıl tecellî etmiştir?” düşüncesi aklından geçmiş. O gece, bu merakını cevaplandırır gibi rahmanî bir rüya görmüş. Rüyasında kazanın oluşu ve İbrahim Canan’ın servis minibüsünün çarpmasıyla vefatı anında birden Peygamberimiz (s.a.v.) görünmüş, İbrahim Canan’ı şefkat ve merhametle kucaklamak için eğilirken, orayı bir nur kaplamış; İbrahim Canan ışık saçan bir kitap suretine dönüşmüş ve kanatlanarak uçmuş…Allah rahmet eylesin.

(Mustafa NUTKU)

Gıda Maddeleri ve Katkılarında, “Merak, Takva ve Vesvese”nin Çaresi!

Gıda maddeleri ve onların katkı maddelerinin ülkemizde öncesine göre daha yoğun olarak gündeme geldiği son yıllarda, bu konularla ilgili merak, takva veya vesvese halleri de öncesine göre daha fazla görülmekte ve bazı sorular sorulmaktadır.

Sadece merakı tatmin için sorulan sorulara muhatap olmaya nisbeten, takvâ veya vesvese halleriyle sorulan sorulara cevap vermenin o konuyu bilenlere daha fazla mes’uliyet yükleyebileceği inkâr edilemez. Çünkü bilenin; bildiğini, söylenmesi gereken yerde, söylenmesi gerekenlere, söylenmesi gereken şekilde söylemek mes’uliyeti vardır.

Kur’an ve Hadis’te takvânın önemine çok vurgu yapılmakta, insanların birbirlerine üstünlüğünün sadece takvâ derecelerine göre olduğu, takvâ derecelerinin yüksekliğine göre de âhirette mükafat alacakları bildirilmektedir.

Vesvese de geniş olarak işlenebilecek bir konu olmakla beraber, onun psikiyatrik bir hastalık olanının dışında, şeytanın telkiniyle ilgili olan şekline ve giderilmesinin yollarına bilhassa dikkat çekilmelidir.

İletişim teknolojilerinin çok gelişmiş olduğu çağımızda, bir dergideki yazı hacmi içerisinde her biri müstakil olarak başka yazıların mevzuu olacak şekilde, takvânın ve vesvesenin ne olduğunu kaynaklarından geniş şekilde nakletmek yerine, ilgilenenlerin bunlardan daha az önemli konularda bilgiye ulaşmak için bile sarfettikleri zaman, emek ve gayretleriyle kıyaslayarak, bu kelimelerin manâlarını bizzat kendilerinin araştırıp öğrenmesini tavsiye etmek daha mantıklı ve daha doğrudur.

Gıda maddeleri ve onların katkı maddelerinin helalliği ile ilgili olarak, sadece merakların tatmini için sorulan bazı soruları cevaplandırmasak da, takvâ veya vesvese halleri ile sorulanların cevabını biliyorsak cevaplandırmamız gerektiğinden yukarıda bahsetmiştim.

Gıda maddeleri ve onların katkı maddelerinin helalliği ile ilgili olarak, dost ve tanıdıklarım tarafından bana en çok yöneltilen ve en çok yadırgadığım sorulardan biri; ülkemizde gıda sektöründeki firmalar arasında Müslüman halkın daha fazla güven duyduğu bir firmanın bir gıda ürününün isminin verilerek, bunun helal olup olmadığının bana sorulmasıdır. Böyle bir soru, daha önce de bahsettiğim, “eşek sütünün helal olup olmadığı” şeklinde sorulmuş bir sorudaki gibi kolay cevaplandırılamaz (Bu mevzuda eşek sütünden bahsederek misâl verişim okuyucuya biraz kaba gibi gelse de maksadım, bana böyle soruların çok sorulması karşısındaki tepki birikimlerimin bir sonucu olarak, konuyu daha müşahhas ve kolay anlaşılır hale getirmek isteğim olarak değerlendirilmelidir).

Eşek sütünün helal olup olmadığı” şeklinde sorulabilecek bir soruya, İslâm İlmihali kitaplarındaki “Etini yemek helal olmayan hayvanların sütünü de içerek veya başka şekillerde vücuda almanın helal olmayacağı” şeklindeki hükme dayanılarak cevap verilebilir. Ve, “Eşek etini yemek helal olmadığından, eşek sütünü de içerek veya başka şekillerde (yoğurt, ayran, sütlü tatlılar vd halinde) vücuda almak helal değildir” denilir.

Fakat bir gıda firmasının kendisinin açıklamasıyla helal olmadığının delilleri verilmemiş ise, onun bir gıda ürününün helal olmadığına dair hüküm vermek, “eşek sütünün helal olmadığına dair hüküm vermek” kadar kolay değildir. Çünkü, o gıda ürününün satışa sunulmuş hale gelmesiyle ilgili olarak çok şeyin araştırılması gerekir; bu araştırmayı da 7/24 (Haftanın 7 günü ve her günün de 24 saati boyunca), imal edilen o ürünün kalite kontrolünü kendine görev edinip sürekli yapanlardan olmak, o ürün sadece bir fabrikanın bir üretim bandından çıkıyor değilse, ayrıca “tayy-ı mekan” (mekanı ortadan kaldırmak, bir şahsın bir anda muhtelif yerlerde görülmesi, mekanı atlarcasına geçmek) kabiliyetinde olmak ve o ürünün belki birden fazla fabrikada da bulunabilecek tüm üretim bantlarında ayni anda kalite kontrolünü bizzat sürekli olarak yapabilmek de gerekir!..

Ancak güvenilecek helal gıda sertifikası veren kurumlar, eğitilmiş elemanları vasıtası ile, kendi çalışma usullerine göre bu kontrolleri bir derecede yapabilir ve bir ürüne bir yıl süreli helal sertifikasını verdikten sonra, sertifika süresi içerisinde o ürünün üretildiği tesislerde önceden haber vermeden kontrollerde bulunur; verdiği sertifikaya aykırı durum tesbit ederse, daha önce vermiş olduğu helal gıda sertifikasını bir yıllık süresi dolmadan da iptal ile bunu ilan eder.

Tüm dünyadaki güvenilir helal gıda sertifikalandırma kurumları, bu usule uygun olarak faaliyet göstermektedir.

Bu yazı serisinde Coca Cola, Pepsi Cola gibi dünyanın en çok satış yapan küresel meşrubat firmalarının kendilerine yazılı olarak sorulanlara yazılı olarak verdikleri cevaplarda, imal ettikleri gazozların üretim şeklinde etil alkolü kullandıklarını, fakat bunun az miktarda olduğunu kendilerinin beyan etmiş olduklarından (Bkz. www.islamicity.com, A24) daha önceki bir yazımda da bahsetmiştim.

Bunu çekinmeden açıkça yazılı cevaplarında belirtmelerinin sebebi, gayri Müslim ülkelerdeki satışları yanında, bu açıklamalarının İslâm ülkelerindeki satışlarına bile olumsuz etki yapmayacağını düşünmelerinden olabilir.

Çünkü, bahsettiğimiz o küresel meşrubat firmalarının imal ettikleri gazozlarına dışarıdan ilave edilmiş alkol olduğuyla ilgili kendi yazılı açıklamalarını görseler de, insanların çoğu onları içmekten vazgeçmezler. Fakat bahsedilen küresel meşrubat firmalarının yaptığı o yazılı açıklama, takvâ ile hareket eden Müslümanları o gazozları içmekten alıkoyar.

Herhangi bir İslâm ülkesinde Müslümanlara da satışı hedefleyen yerli meşrubat firmaları kurulmuşsa ve faaliyet gösteriyorsa, onların da kendi ürettikleri meşrubatla ilgili helallik yönünden özelliğini kendilerinin tatminkâr şekilde açıklaması ve bu mevzuda takvâ ile hareket eden Müslümanlarda şüphelere, tereddütlere ve ayni soruların değişik zamanlarda ve yerlerde defalarca sorulmasına sebeb olmamaları gerekir.

Gıda maddeleri ve onların katkı maddelerinin ülkemizde öncesine göre daha yoğun olarak gündeme geldiği son yıllarda, dost ve tanıdıklarımın bu konuda bana en fazla sordukları soru, “(Bir Türk gıda firmasının) sade, meyvalı, cola’lı vd imal ettiği gazozlarında; Coca Cola ve Pepsi Cola’nın kendi ürünleri için yaptıkları ve internette de yayınlanmış yazılı açıklamalarındaki gibi etil alkolü mü kullandığı, eğer az da olsa etil alkolü hiç kullanmıyorsa ürünlerinin etiketlerinde niçin açıkça bunu beyan etmediği”dir.

Bu konunun tartışmalarıyla ülkemizde çok sayıda Müslüman vatandaşlarımız maalesef zamanlarını ve enerjilerini israf etmekte; hattâ bazen Kur’an’da Hucurât Sûresinde açıkça yasaklanmış olan suizan (kötü zan), hallerini de gösterebilmektedirler.

Tüketiciler Birliği’nin piyasadaki 10 değişik markalı gazoz için TÜBİTAK laboratuarlarında etil alkol araştırması yaptırdığı ve tümünde değişik oranlarda etil alkole rastlandığının haberi, 2006 senesindeki Ramazan ayında basında yer almıştı. İmal ettiği gazozunda o analizde etil alkol bulunmuş olan, Müslümanların daha ziyade güvendiği bir gıda firması aleyhinde bazıları basındaki bu habere dayanarak -güya İslâm adına- yıllardır ileri-geri konuşmaktadır. Halbuki, bir Müslüman’ın yalan söylememesi gerektiği gibi, duyduğu her şeyi doğruluğunu iyi araştırmadan başkalarına söylemesinin yalan olarak ona yeteceği de, hadislerde bildirilmektedir. Hz. Hafs bin Âsım (r.a.) tarafından dan rivayet edilen bir hadise göre; “Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki, ‘Her işittiğini araştırmadan anlatmak, kişiye yalan olarak yeter” (Müslim).

Peki, böyle bir durumda konuyla ilgili “doğruluğunu iyi araştırma”yı sıradan bir vatandaşımız nasıl yapabilecektir?

Belki, bu konuda konuşmaması onun tedbire en uygun bir hareket tarzı olabilir.

İspat etmenin iddia edenin mükellefiyeti olduğu, Mecelle’de de yer alan bir temel hukuk kuralı olduğundan; bir firma, ürettiği gazozlarda dışarıdan kasdî bir işlemle ilave edilmiş veya kasdî bir fermentasyonla teşekkül ettirilmiş etil alkol bulunduğunu Coca Cola ve Pepsi Cola firmalarının internette de yer alan yazılı açıklamalarındaki gibi kendisi açıklamadığında, o firmanın ürünü olan gazozlarda daima bu şekilde bileşimine girmiş etil alkol bulunduğunu iddia edenler –bahsettiğimiz temel hukuk kuralına göre- bunu ispat etmek zorundadırlar; ispat edemedikleri bir iddiada da bulunmamalıdırlar.

2006 yılındaki Ramazan ayında Tüketiciler Birliği tarafından TÜBİTAK laboratuarlarında yaptırılan analizde Müslümanların daha ziyade güvendiği bir marka gazozda da etil alkol bulunmasının, münferid (başka bir şeyle bağlı bulunmayan) bir olay olarak düşünülmesi, suizanna ve dil âfetlerine girmek hatasından sakınabilmek için daha doğru olur. Çünkü, bu analiz doğru olsa da aslında münferid bir tesbittir; olayın istisnaî, kaza eseri olması gibi çeşitli sebebleri olabilir, o markada yapılan tüm üretim ürünleri için de geçerliliği tartışmalı bir konudur. İlgili firma, sürekli olarak dışarıdan etil alkol ilavesiyle gazoz imal etmiyorsa, o analiz neticesiyle ilgili sebebleri belki araştırıp tesbit etmiş; fakat bazı sebeblerle kamuoyu ile paylaşmağa lüzum görmemiştir. Sadece o analiz sonucu delili olarak gösterilerek, bir firmanın gazoz üretimine ilk başladığı tarihten şimdiye kadar ürettiği ve üretmekte devam ettiği tüm gazoz örneklerinde dışarıdan kasdî bir işlemle ilave edilmiş veya kasdî bir fermentasyonla teşekkül ettirilmiş etil alkolü ihtiva ettiği, kesin bir ifadeyle iddia edilemez. Çünkü Müslüman, öncelikle hüsnüzanla mükelleftir.

Helal Gıda Hatıraları” ana başlığı altındaki bu yazımda, konuyla ilgili bazı hatıralarımı nakletmekle açıklamalarımı genişletmemde de fayda olabilir:

Ülkemizde Müslüman halkın ayni sektördekilere nisbeten daha fazla güvendiği bir gıda firmasının gazoz imaline de gireceğini gazetelerde ilk defa okuduğumda, bu konuda üniversite öğrenciliğimden itibaren helal gıda hassasiyetimle ve daha sonra yıllarca Üniversitelerde verdiğim bazı dersler, bitirme ödevleri ve diğer yollarla edindiğim bilgilerle, bahsini ettiğim firmanın en yetkili kişisine, bildiklerimi özetle iletmemin vazifem olduğunu düşünmüştüm.

O gıda firmasının en yetkili kişisiyle şahsen tanışmıyor, sadece ismini biliyordum. Kendisine söylemek istediklerimi ulaştırabilmek için, sol üst köşesinde kişisel bilgilerimle antetli bir kağıda el yazımla, başına (KİŞİYE ÖZEL) yazarak ve kendisine ismiyle hitap ederek başlayan bir sayfalık özel mektup ve onun ekinde de, bir sayfalık meslekî özgeçmiş bilgilerimi ve gazoz imalatında helal gıda yönünden dikkat edilmesi gerekenlerden bahseden gene el yazımla “GAZOZ İÇELİM Mİ?” başlıklı iki sayfalık bir yazımı, mamullerinden birinin ambalajında okuduğum faks numarasına 13.07.2002 tarihinde göndermiştim.

O bir sayfalık mektubum şöyleydi:

“(KİŞİYE ÖZEL)

(Firmanın en yetkili kişisine adı, soyadı ile hitap)

Önce selam eder, işlerinizde hayırlı muvaffakiyetler temenni ederim.

Ülkemizde Müslümanların en güvenilir ve en kaliteli bulup tercih ettiği mamullerinize gazozları da dahil etmek üzere olduğunuzu öğrendiğim için, bu mektubu yazmayı vazifem telakki ediyorum.

Ben, EK’te sunduğum bir sayfalık özgeçmiş bilgimden görülebileceği gibi, otuz yılı bulan kimya öğretimi mesleğimde, çok sayıdaki kimya dersini lisans ve lisansüstü seviyede üniversitede verirken, dinimin bana kimya ilmini öğrenmek ve öğretmekle alâkalı yüklediği mükellefiyetleri de öğrenip yerine getirmeğe çalıştım.

Mâide Sûresinin 88. âyetindeki: “Allah’ın size verdiği rızıklardan helal ve temiz olarak yiyin ve Allah’tan korkun” ikazına diğer insanlardan daha da fazla muhatap sayıldığımı düşünerek, yiyecek ve içeceklerin helal ve temiz olanlarını başkalarına da –daha ziyade dostlarıma- bildirmeğe gayret ettim.

Dehşetli bir âhirzamanda yaşadığımız ve Ömer Seyfettin’in meşhur ‘Herkesin İçtiği Su’ hikayesindeki gibi, dünyanın 200 ülkesinde saniyede 8 bin şişe olarak üretimi yapılan Coca Cola ve diğer gazozlara –Müslümanlar dahil- büyük bir müptelâlık husule geldiği için, medyada bu meselelerin açıklığıyla anlatılmasına medya mensupları izin vermiyorlar; ancak dinî hassasiyeti olanlara özel olarak bu bilgileri aktarabilmem mümkün oluyor.” şeklinde başlayıp devam eden yazdıklarımı, aşağıdaki şekilde tamamlamıştım:

Allah, bizi hakkı hak bilip ona tabi olan; bâtılı da bâtıl bilip ondan sakınanlardan eylesin.

Âmin. Selamlar.

NOT: Gazozlarda etil alkol yerine başka helal çözücü de kullanılabilir.

Prof.Dr. Mustafa Y.NUTKU

EK:

1- Özgeçmiş
2- ‘GAZOZ İÇELİM Mİ?’ yazım”

O gıda firmasının en yetkili kişisine “KİŞİYE ÖZEL” olarak gönderdiğim bu faks mektubumu göndermemden on yıl kadar sonra, benimle ayni soyadını taşıyan ve kimya ile ilgili özel sektörde faaliyet gösteren bir akrabamla iş görüşmesi yapan bir kişinin, o akrabamın benimkiyle aynı olan “NUTKU” soyadı dikkatini çekmiş; iş görüşmesine kısa bir ara vererek, o akrabama: “Sizin Prof. Dr. Mustafa NUTKU ile bir akrabalığınız var mı?” diye sormuş. “Var” cevabını alınca da, bunu niçin sorduğunu açıklamış: On yıl kadar önce, kendisi o firmada üst yöneticilerden biriyken, benim yazdığım ve faksla gönderdiğimden bahsettiğim mektup kendisinin de katıldığı firmanın üst yönetimi toplantısında gündeme alınarak, üzerinde önemle görüşülmüş.

O görüşmeler neticesinde, belki mektubuma cevap vermek konusu firmanın “Kalite ve AR-GE Koordinatörü”ne havale edilmiş olması sebebiyle, o mektubumu faksla göndermemden yaklaşık iki hafta sonra, o gıda firmasının antetli kağıdıyla ve konuyla ilgili koordinatörünün imzasıyla, 26.07.2002 tarihli, aşağıda metnini verdiğim mektup PTT ile bana gönderilmişti:

“(İsmim ve adresimle bana hitaptan sonra)

… faksladığınız samimî niyetlerle kaleme aldığınız yazınız dikkatle okunmuştur. Özellikle TS 4080 sayılı ‘gazlı alkolsüz içecek standardı’ndaki %5 (yazım hatası olmuş-M.N.) etil alkole rağmen ‘alkolsüz’ olarak ifade edilmesine yaptığınız haklı tepkinize aynen katılmaktayız. İfade ettiğiniz gibi (firmasının ismini veriyor) bütün kurum ve kuruluşlarıyla helal-haram değerlerine fevkalade duyarlıdır.

Biz su bazlı ürünlerin aromalandırma ameliyesinde propylen glykolde çözünmüş aroma komponentlerini veya yağ bazlı bir ürün söz konusu ise bunun içinde Triacetin adlı çözücü bir (yazım hatası olmuş: çözücü bir/bir çözücüde olarak yazılmalıydı-M.N.) çözünmüş aroma komponentlerini kullanmaktayız.

Yazınızda ‘etil alkol’ yerine ‘başka helal çözücü’ olarak bildiğiniz bunların dışında bir çözücü ise özellikle görüşmek istediğimizi bildirir, saygılar sunarım.

Saygılarımızla (İmza ve İsim)
Kalite ve AR-GE Koordinatörü”

Ben bu mektubu aldıktan sonra, bana verilen bilgiler için teşekkür etmiş ve mektupta bahsedilenlerin dışında teklif etmek istediğim bir çözücü olmadığını o koordinatöre bildirmiştim. O tarihten itibaren de, Tüketiciler Birliği’nin 12 Ekim 2006 tarihli gazetelerde haberi verilen basın toplantısında, piyasadaki 10 farklı gazoz markasına ait nümuneleri TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’nde incelettiğini ve analiz sonucunda bütün gazozlarda litre başına 1,56 ile 0,20 gram arasında alkol tespit edildiğini, bu gazoz nümuneleri arasında o firmanın gazozunun da bulunduğunu öğrendiğim tarihe kadar, bana o firmanın gıda mamullerinde etil alkolle ilgili soru soranlara kendimden bir şeyler söyleyerek cevap vermeğe lüzum görmeden, “Kalite ve AR-GE Koordinatörü”nün bana göndermiş olduğu yukarıda bahsettiğim yazının fotokopisini vermiştim.

Yukarıda bahsettiğim 13.07.2002 tarihli mektubumda “medyada bu meselelerin açıklığıyla anlatılmasına medya mensupları izin vermiyorlar” cümlesini kullanmıştım. Fakat, Yeni Şafak gazetesinin 2003 yılındaki Genel Yayın Müdürü Selahaddin Sadıkoğlu ile daha önceden tanışıyorduk . O gazetenin 9. Sayfasında Hamit Can tarafından yönetilen “Beyin Fırtınası – Düşünce Günlüğü” başlıklı bir sayfası vardı ve orada değişik imzalı yazılar yayınlanıyordu. Belki benim gazozlar mevzuundaki yazımı da yetkisiyle yayınlatabilir düşüncesiyle, “Genel Yayın Müdürü Selahaddin Sadıkoğlu’nun dikkatine” notunu baş tarafına koyarak, el yazımla yazdığım “Cola Rekabeti” başlıklı ve faksla gönderdiğim yazım, ümid ettiğim gibi ertesi gün 28 Temmuz 2003’te yayınlanmıştı. Bu yazım medyada çok ilgi çekmiş; çok sayıdaki web sayfalarında ve bloglarda iktibas edilmiş, üzerinde tartışılmıştı. Şimdi GİMDES olarak faaliyet gösteren derneğin kurucularıyla tanışmamın da o yazım vesilesiyle olduğundan, daha önceki bir yazımda bahsetmiştim.

GİMDES tarafından tertiplenen ve 2008 yılında yapılan “1. Uluslararası Helal Gıda Konferansı”na sunduğum “Helal Gıda Konusu ile İlgili Belirtilmesi Gereken Bazı Hususlar” adlı tebliğimde, resmî ve dinî şahsiyetlerin, bilhassa meşrubatta sekîr verici ve necis maddeler ile ilgili olarak “kabil-i ihmal” saymak görüşlerinin daha derin tahlile tabi tutulmasının lüzumu üzerinde de durmuştum. Belki bunun da neticesi olarak, bu konu 3-4 Haziran 2009’da Bursa’da Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde yapılan “ VI. İslâm Hukuku Anabilim Koordinasyon Toplantısı” ve “İslâm Fıkhı Açısından Helal Gıda ‘Gıdalardaki Katkı Maddeleri’ Sempozyumu”nun 1. Oturumu’nun ilk bildirisi içinde tartışılmıştı.

Yukarıda verdiğim bilgiler ve Müslüman olarak sakınılması gerekenlerle ilgili Kur’an ve hadislerin değerlendirilmesi ışığında -çeşitli manevî zararları önlemek için- Mevlanâ’nın “Ya olduğun gibi görün veya göründüğün gibi ol” tavsiyesine de uygun olarak, her gıda firmasının hakkında Müslümanların suizannına sebeb olmayacak tedbirleri gereği gibi alması iyi olur.

İslâm’da, suizan (kötü zan) âyetle yasaklanmış olmakla beraber, suizanna maruz kalanın da “Sebeb olan, yapan gibidir” (Tirmizî) hadisine göre, o suizannı kendi hakkında celbetmenin mesuliyetini yükleneceği söylenebilir.

Hadis kitaplarında orijinal ifadesiyle bahsedilen şu vak’a da bu mevzuda nazar-ı itibara alınmalıdır. Peygamberimiz (s.a.v.) gece vakti zevcelerinden biriyle yürürken, karşıdan gelen bir sahabeyle geçişmişler. Peygamberimiz (s.a.v.) geriye dönüp o sahabeyi yanına çağırdıktan sonra, zevcesine yüzünü açmasını söylemiş; “Bu benim zevcemdir” demiş ve tekrar yollarına devam etmişler. Peygamberimizin (s.a.v.) bu yaptığı, “suizanna sebeb olmamak” gerektiği ile ilgili bize verdiği davranış misallerindendir.

Ürettiği meşrubatın etiketinde, “Meşrubat mamüllerimizde dışarıdan ilave edilmiş veya kasdî fermentasyonla teşekkül ettirilmiş etil alkol bulunmamaktadır” şeklindeki bir yazının üretici firmayı “yeşil sermaye”, “yobaz zihniyet” vb sözlerle ithamla, onun ürettiği meşrubatın satışlarını düşürmeğe sebeb olabileceği gibi bir endişe, firmanın bilhassa en çok tüketilen meşrubat ürünlerinin etiketlerinde bu açıklamayı yapmasını engellememelidir. Böyle bir yazının İslâmî hassasiyeti olmayan müşterilerin kaybına sebeb olacağı ticarî düşüncesinden daha mühim ve öncelikli olarak, hakkında Müslümanların suizannına sebeb olmamağa çalışmak gelmelidir.

Çeşitli gıda üreticisi firmalarının “Mamullerimizde domuz katkısı bulunmamaktadır” yazısını ürün etiketlerinde yaygın olarak kullandıkları gibi, bir meşrubat firması da ürettiği meşrubatın etiketinde “üretim şeklinin doğası” gibi muğlak, üstü kapalı ifadeler kullanmayarak, “dışarıdan ilave edilmiş veya kasdî fermentasyonla teşekkül ettirilmiş etil alkol bulunmadığını” açıkça bildirebilir.

Bu mevzuda bana sorulan takvâ ve vesvese ile ilgili sorulara cevap vermek mükellefiyetim gibi, benim de herkes gibi soru sormak hakkımın olduğunu düşünüyorum:

SORU: İslâm İlmihallerindeki sularla ilgili temizlik hükümleri, suların taharet, abdest ve namazda kullanılması lüzumu ile ilgili bir zaruretin neticesidir ve aslı bilinmeyen bir mevzuda mecburî olarak, doğruya yakın zanda bulunmak mahiyetindedir.

a) Taharet, abdest ve namazda kullanılması lüzumu ile ilgili çok mühim zaruretlerin neticesi ve aslı bilinmediği için doğruya yakın zanna dayanarak verilen “suların temizlik hükümleri”yle kıyas yoluyla; yapılış şeklinin aslı bilinen ve üreticisi tarafından inkâr edilmeyen gazozlara da, sekerat vericiliği sebebiyle necis olan “etil alkol”ü az ihtiva ettikleri için helallik fetvası verilebilir mi?

b) Ancak mahiyeti iyi bilinenler ve birbirleriyle benzerlikleri olanlar arasında doğru kıyas yapılabilir. Renksiz, kokusuz ve tatsız bir sıvı olan suyun bu mahiyetiyle benzerliği olmayan ve “suların temizlik hükümleri” verilmesindeki gibi bir zarurete dayanmayan kıyasla, “suların temizlik hükümleri”nin gazozlar için de aynen geçerli sayılmasına itibar edilebilir mi?

c) “Suların temizlik hükümleri”nden, “çok su” içine kasdî bir işlemle az bir necis maddeyi sürekli olarak katıp onu temiz su gibi kullanmak ruhsatı mı anlaşılıyor ki, bu kasdî işlem yapılarak üretilen gazozlar da “suların temizlik hükümleri”yle kıyaslanarak helal sayılıyor?

Gıda maddeleri ve gıda katkılarıyla ilgili merak, takvâ veya vesvese hallerinin çaresi” konusuyla ilgili olarak, helal gıda hatıralarımdan da bahseden ve sonunda üç şıklı bir sorumun yer aldığı böyle bir yazının faydalı olabileceğini düşündüm.

Bu konuda söylenebilecek başka şeyler ve sorular da, elbette olabilir.

Prof. Dr. Mustafa Nutku

www.NurNet.Org