Etiket arşivi: konya

Said Nursi’nin İlk Kez Yayımlanan Mektubu

‘Siz benimle görüşmek sohbetini ve zeminini Risalelerin sahîfelerinde bulduğunuz gibi ben de aynen o mübârek sahîfeler menzillerinde sizinle tatlı görüşüyorum. Evet mabeynimize münasebet maddî ve cismânî kayıtların fevkınde olduğundan biri şarkta, biri garbda, biri dünyada, biri berzahta dahi olsa görüşmeye, sohbete mani perdeleri kaldırabilir.” Bu satırlar, Üstad Bediüzzaman’ın Arapça bir risalenin sonuna yazdığı mektuptan. İlk kez gün yüzüne çıkan mektup, Konya’da bir tefsir kitabının içinde bulundu. Üstad, bu veciz ifadeleri, Risale-i Nur talebelerinin evlerine yapılan bir baskının ertesinde kaleme almış.

Risale-i Nur müellifi Bediüzzaman Said Nursî (1878-1969), Nur talebelerine, “Bahtiyar olunuz. Bir hiss-i kable’l-vukû ile on sene evvel sizlerin kendime pek büyük bir faide-i diniyyede ve azim bir fedakârlıkta bulunacağınızı biliyordum. Yüz bin şükr-i tam yapınız. Siz benimle görüşmek sohbetini ve zeminini Risalelerin sahifelerinde bulduğunuz gibi ben de aynen o mübarek sahifeler menzillerinde sizinle tatlı görüşüyorum.” buyurmuş. Bu cümleler, Üstad’ın yeni ortaya çıkan bir mektubunda geçiyor. Konyalı sahaf Muhammed Doğan’ın bulduğu mektup, yakın zamanda vefat eden Ali Rıza Düğür Hoca’nın kitaplarının arasından çıkmış. Said Nursî, Fahreddin Razi’nin Tefsir-i Kebir’i arasında bulunan mektubunda, talebelerine sabırlı olmalarını tavsiye ediyor.

Mektup, Arapça bir risalenin sonuna yazılmış. Üstad Bediüzzaman, bir Nûr şakirdi tarafından yazıya geçirilen risalenin sonundaki duaya kendi eliyle Risale-i Nûr talebelerini de ilave edip altına mektubu yazmış. Kırmızı mürekkeple başlayan mektup, mavi mürekkeple devam etmiş. Kağıtta yine Üstad’ın el yazısıyla bir haşiye ve Arapça risâlenin başına yazılmasını istediği bir not da yer alıyor. Bir kâğıt üzerine arkalı önlü kaleme alınan risâle ve mektubun, kâğıdın katlanmasıyla meydana gelen dörtte birlik bölümü zayi olmuş. Zayi olan bölüm, risalenin yazılı olduğu kısma ait.

Küçük Lütfü, Küçük Ali, Küçük Hüseyin

Bir taharrî (ev araması) hadisesinden sonra kaleme alındığı anlaşılan mektupta Küçük Lütfü, Küçük Ali ve Tevfik isimleri de geçiyor. 1907 doğumlu olan Küçük Ali, 1974 yılında Isparta’nın Atabey ilçesinin Kuleönü köyünde vefat etti. Nur Risaleleri’nin muhtelif yerlerinde mektupları yer alan ağabeyi de kendisi gibi Nur talebesi idi. 26. Lem’a’nın 12. Rica’sında ‘Kuleönülü Mustafa’ diye bahsi geçen zat, Küçük Ali’nin ağabeyidir. Kuleönülü Mustafa, Nur Risaleleri’nin yazılarak çoğalmasında güzel hattıyla büyük hizmetler görmüştü. Bediüzzaman Said Nursî, Mustafa’nın ‘Sallabacak’ olan lâkabını ‘Sarıbıçak Mustafa’ diye değiştirmiş. Büyük ruhlu Küçük Ali’nin yazmış olduğu Cevşen’in sonuna Bediüzzaman şu duayı yazmış: “Yâ Erhame’r-Râhimîn! Celcelûtiye’deki İsm-i Âzam hürmetine, bu nüshayı yazan mübarekler kahramanı Küçük Ali’yi hizmet-i imaniyede muvaffak ve Cennette mes’ud eyle. Âmin, âmin, âmin…” Küçük Ali, bu cümlenin arasına, “Üstadım Said’i” diye yazarak, Üstad’ının yazdığı duaya, onu da dâhil etmiş.

Tahiri Mutlu Ağabey (1900-1977) ise Küçük Lütfü ile ilgili şunları söylüyor: “Üstad Hazretleri, Barla’da bulunduğu yıllardaydı. Bizim Atabey’den ve civar köylerden yanına giden ve ona talebe olanlar vardı: Küçük Lütfü, Mesut, Hafız Ali, Küçük Zühtü. Bu arkadaşlar, daha sonra Eskişehir hapsine de gitmişlerdi. Küçük Lütfü, Eskişehir hapsinden döndükten sonra vefat etmişti. Kendisi Hafız Ali’nin de akrabası olurdu. Vefatına biz de gitmiştik. Defnettikten sonra, merhum Hafız Ali, İmam H. Mustafa’ya beni göstererek, ‘Lütfü’nün yerini boş bırakalım. Tahiri, Lütfü’nün yerini alır.’ demişti.”

Mektup’ta Küçük Lütfü’nün makamını boş bırakmadığı belirtilen Küçük Hüseyin, muhtemelen Hasan Hüseyin Ergünal Ağabey. 1924 yılında Isparta’nın Atabey ilçesi İslamköy kasabasında dünyaya gelen Ergünal, küçük yaştan itibaren kendini Risale-i Nûr’a vakfetti ve hayatı boyunca evlenmedi. Risâle-i Nûr’u el yazısı ile 12 defa yazarak bu konuda önemli bir görevi de yerine getirdi. İslamköy kasabasında yaşayan Ergünal, geçtiğimiz ekim ayında 88 yaşında vefat etti.

Mektupta adı geçen Tevfik ise büyük ihtimalle Şamlı Hafız diye meşhur olan ağabey… Tevfik Göksu, Barla’nın Akmescit Mahallesi’nde 1887’de dünyaya gelir. Kendisine ‘Şamlı’ denmesinin sebebi; subay olan babası Veli Bey’le beraber Şam’da yirmi yıl kalmasıdır. Şam’da olduğu yıllarda Bediüzzaman Said Nursî’yi görür ve Emevîye Camii’ndeki hutbesini dinler. Âlim ve ehl-i kalb bir zat olan babası, Bediüzzaman’ı göstererek “Bak oğlum, bu zat meşhur bir zattır. Ona iyi bak. İleride bu zata hizmet edeceksin.” der. Şamlı Tevfik, Barla’ya nefyedildiği yıllarda Said Nursî’ye talebe ve kâtip olur; Nur Risaleleri’ni yazarak çoğaltır. 1935 Eskişehir, 1943 Denizli hapislerinde yatar. 1965 yılında vefat eden Şamlı Tevfik’in kabri, Barla mezarlığında bulunuyor.

Konyalı sahaf Muhammed Doğan, Bediüzzaman Said Nursi’nin mektubuna Fahreddin Razi’nin Tefsir-i Kebir’inin sayfaları arasında rastlamış.

Bismi men tüsebbihu lehü’s-semavatü ve’l-ardu ve men fîhinne ve in min şey’in illâ yüsebbihu bi hamdih.

(Göklerin, yerin ve içindekilerin kendisini tesbih ettiği Zâtın adıyla. Her şey onu hamd ile tesbih eder.)

Aziz kardaşlarım; Risale-i Nûr’un hamisi Kur’ân-ı Hakîm’dir. Bu defaki taharrî sizleri ihtiyâta sevk etmek için bir ikazdır. Merak etmeyiniz. Fakat müteyakkız davranınız. Ben merhum Küçük Lütfü yerine Küçük Ali’ye tam bir arkadaşın çıkmasını bekliyordum. Ve vakıa işaret ediyor ki Küçük Hüseyin, Küçük Lütfü’nün makamını boş bırakmamış. Bu vakıada iki mübarek matfalara ve iki kıymetdar elmas kalemli kardaşlara bir zarar olmasa ve Tevfik veya ellerindeki Risalelere bir ziyan gelmese bu hadiseye merak edilmemeli. Yalnız daha ziyade ihtiyat edilmeli. Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun. Sizlere de ey kıymetdar arkadaşlarım hadsiz rahmet ve bereket gelsin. Tenekeniz dolu meyve-i cennet-i firdevs olsaydı bu kadar mesrûr ve memnûn olurdum. Bahtiyâr olunuz. Bir hiss-i kable’l-vukû ile on sene evvel sizleri kendime pek büyük bir fâide-i diniyyede ve azîm bir fedakârlıkta bulunacağınızı biliyordum. Yüz bin şükr-i tam yapınız. Siz benimle görüşmek sohbetini ve zeminini Risalelerin sahîfelerinde bulduğunuz gibi ben de aynen o mübârek sahîfeler menzillerinde sizinle tatlı görüşüyorum.

Evet mabeynimize münasebet maddî ve cismânî kayıtların fevkınde olduğundan biri şarkta, biri garbda, biri dünyada, biri berzahta dahi olsa görüşmeye, sohbete mani perdeleri kaldırabilir. Umum sebatkâr kardaşlarıma binler selam. Dualarınızdan büyük istifadesini katî hisseden ve duanıza muhtac aciz kardaşınız Said el-Nursî.

Haşiye:

Eskiden beri hissediyorum ki Risale-i Nûr’da bir harika ruh var. O ruhu bulmak için ruh ihtiyarsız hareket ediyordu. O ruh çok sûretler değiştirdi. Hatta Risâle-i Hasbiyye ve Münâcaat ve Âyetü’l-Kübra gibi çok risalelerde temessül etti. Şimdilik bu son sûrettir.

————–

(Bu fıkra risaleciğin başında yazılacak)

“Tefekkürü saatin hayrun min ibadetin” hadisinin mazharı ve Risâle-i Nûr’un bir burhân-ı enveri ve bir hakîkat-i ekberi ve bir misâl-i musaggarı ve fikri, bir zikr-i muazzam ve imanî bir ilm-i muhteşem Arabiyyü’l ibare bir risalecikdir.

Kaynak: timeturk

Konya, Hadim’de Projelerin Müftüsü ve Hizmet Gönüllüsü!

Konya’nın 3 bin nüfuslu, şirin ilçesi Hadim’de iki güzel gün geçirdim. Projeler müftüsü Ahmet Demirel, din görevlileri ile el ele vermiş, birlikte inanılmaz projeler üretmişler ve hayata geçirmişler. Ahmet Demirel Hoca ile Paris’te görev yaparken tanışmıştım. Sıra dışı, gayretli, cevval ve hizmet aşkıyla dolu bir din adamı. Paris dönüşü Hadim’e tayin edildikten sonra imam ve müezzinleri toplamış, birlikte dinî hizmetlere kalite kazandırmak maksadıyla proje üretmeye karar vermişler.

Ahmet Hoca’nın elime tutuşturduğu dosyada 216 proje adı görünce hayret etmekten kendimi alamadım. Din adamları baş başa verince harikulade projeler ortaya çıkmış. Beni Konya Havaalanı’nda alıp Hadim’e getiren Mehmet Hoca heyecanla şöyle dedi:

Kaliteye kendimizden başladık. Daha önceleri kitap okumazdık, birçok bahanemiz vardı. Ahmet Demirel ilçemize gelince değiştik, hoca kendisi kitap kurdu hem okuyor hem okutuyor. Aslında bilgiye susuzmuşuz fakat farkında değilmişiz. Şimdi ilim deryasını keşfettik, hem kendi gönlümüzü besliyoruz hem cemaatimizi.”

Ahmet Demirel Hoca ve din görevlisi kardeşlerimin hayata geçen projelerinden bazılarını buraya sıralayacağım. Geriye kalanını müftülüğün web sitesinden takip etmenizi tavsiye edeceğim.

1. Camiyi etkili kullanmak: Günde en az bir vakitte namazdan önce veya sonra bir ayet, bir hadis okuyarak kısa sohbetler yapmak, namazdan sonra Kur’an okuyup manasını açıklamak.

2.Konferanslar ve seminerler düzenlemek. Hadim’e gelen ikinci konferansçıydım. Bir günde beş etkinliğe katıldım. Cuma günü cuma namazı öncesi cemaatle sohbet ettim. Saat 15’te öğrencilere başarıya götüren yol, velilere evde ve okulda başarılı eğitimin sırları konulu konferanslar verdim. Müftü Bey’le felçli iki hastayı evlerinde ziyaret ettik. Akşamüzeri cenaze sahibi bir cemaate taziyede bulunduk. Yatsıdan sonra yurt ziyaretinde bulunduk ve üniversiteli öğrencilerle sohbet ettik.

3. İlçedeki öteki kurumlarla birlikte sosyal organizasyonlar düzenlemek. (Kur’an kursu ve okul öğrencileri ile birlikte Konya Kitap Fuarı ziyaretine gittik. Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliği ile düzenlenen fuar seyahati hem güzel bir gezi oldu hem de öğrenciler kitap ve yazarlarla tanıştırıldı.

4. Okul aile birliğinde görev almak ve okullardaki öğrencileri ziyaret ve onlara hediyeler vermek, onları aileleri ile birlikte kitap okumaya teşvik etmek. (Bu çerçevede birinci sınıf öğrencilerine 200 boyama kitabı dağıtılmış.)

5. Cemaati evinde ziyaret etmek ve onlara namaz hocası, ilmihal gibi kitaplar hediye etmek. Ziyaret sırasında Kur’an okumak, meal okumak, dini muhtevalı kısa sohbetler yapmak. (Bu çerçevede 100 kitap hediye edilmiş.)

6. Cenaze sahiplerini ve hastaları evlerinde ziyaret etmek, evlerde Kur’an okuyup dua etmek, cemaatle kaynaşmak. Onlara Kur’an, meal, dini kitap hediye etmelerini teşvik etmek.

7. Kandil gecelerinde ve uygun zamanlarda hatip merasimleri düzenlemek ve hatim dualarından sonra vaazlar vererek cemaatin bilgilenmesini sağlamak.

8. Hanım hocaların bayan cemaati evlerinde ziyaret etmesini sağlamak, hanımları cuma ve vakit namazlarında camiye gelmeye teşvik etmek.

9. Kur’an kurslarındaki bayan hocaların hanımlara özel vaaz ve sohbet programları düzenlemesini temin etmek.

10. İlçe, köy ve kasabalardaki yetimleri, öksüzleri ve fakir öğrencileri ziyaret ederek Sosyal Yardımlaşma Vakfı ve Müftülük işbirliği ile onlara maddî ve manevî destek sağlamak.

11. Mübarek gün ve gecelerde programlar düzenlemek, Kur’an ziyafeti, Mevlüt, ilahi, dua, ikram yarışmaları yapmak.

12. Muharrem ayında aşure pişirilip halka dağıtılarak cemaatle kaynaşmayı sağlamak.(Bu sene 1000 kişiye aşure dağıtılmış.)

13. Kahvelere gidip halkla muhabbet etmek, onların camiye gelmesini teşvik etmek.

14. Cemaati, en az haftada bir gün çocuklarını da alarak camiye gelmeye teşvik etmek, çocukların oyuncaklarını alıp gelmelerini ve camide oyuncaklarla oynama programı tertip etmek.

15. Kurum ve esnaf ziyaretleri yapmak, insanlarla iç içe olmak, gönül kapıları açmak.

16. Okul aile birliğinde aktif görev almak, okullarda öğrencilere faydalı projelerin gerçekleşmesine katkı sağlamak.

17. Küslerin barıştırılmasını sağlamak. Eşler arası geçimsizliğin giderilmesi için aile içi eğitim seminerleri vermek, aile içi iletişim konferansları düzenlemek…

18. Kur’an kurslarını akıllı tahtalarla donatmak, gençlerin kurslara gelmesini teşvik etmek, kadınlara yönelik hat, tezhip, ebru, el işi vb. kurslar açmak.

19. Halk eğitimle iş birliği yaparak dersanelere gidemeyen öğrencilere yönelik Türkçe, matematik, fen bilgisi, sosyal bilgiler, İngilizce, bilgisayar vb. kursların düzenlenmesini sağlamak.

20. Müftülük hizmetlerini herkese duyuran ve anlatan çok güzel bir web sitesi yapılmış. Müftülük hizmetleri, önemli konular, haberler, vaazlar siteden duyuruluyor. (www.hadimmuftulugu.com)

Ahmet Hoca, Hadim’e yerleşmiş. Önceki bazı hocalar gibi Konya merkezde oturup mesai saatlerini müftülükte geçirme anlayışını terk etmiş. Halkla iç içe. Cemaate ve insanlara hizmet projeleri başlatmış, canla başla uyguluyor. Kendisini ve bütün din görevlilerimizi tebrik ediyor, hizmetlerinden rıza-yı İlahiye nailiyetler ve başarılar diliyor, dualarını bekliyorum.

Not: 14 Ekim’de Merzifon’da olacağım. İlim Yayma Cemiyeti’nin düzenlediği öğrenci, veli ve öğretmenlere yönelik konferanslar vereceğim, kitaplarımı imzalayacağım. Dostlar davetlidir.

Ali Erkan Kavaklı

Konya’da Sekiz Yıl (Barihudâ Tanrıkorur)

Şimdi Süleyman Dede ile karşılaştığım için çok şükrediyorum. Eğer beni müslüman bir memlekete dâvet etmemiş olsaydı, İslâm’ın yaşanmadığı bir ülkede o ilk çile yıllarımı atlatamazdım. Amerika’da olsaydım, beni koruyan bir toplum olmayacaktı.

Burada bir çocuk, ilk doğduğu andan itibaren müslüman bir çevrede büyüyüp yetişiyor. Ben ise, bambaşka bir toplumda doğmuştum. Herşeye en başından başladım: elimi yıkamak, abdest almak, çamaşır temizlemek (şartlamak) vb… Yirmi dokuz yaşımdaydım, ama âdeta yeni doğmuş birisi gibiydim. Bana Süleyman Dede’nin âilesi, Ferişte Teyze her şeyi öğretti. Bizi hamama götürdü, temizliği ve guslü öğretti.

Süleyman Dede, yeni müslüman olan erkeklerle bizzat ilgilenir, onlara ilk anda gerekli olan herşeyi, en ince teferruatına kadar öğretir; sonra da Kur’ân-ı Kerîm okumasını, akaid, hadis ve ilmihâlini iyice öğrenmesi için bir hocaya teslim ederdi. Böylece onlar akıllarına takılacak her şeyi sorup İslâm hakkında daha geniş bilgi sahibi olabilirlerdi.

1976 yılında, Konya’da olmak çok zordu. Halk o zaman çok daha muhafazakârdı. Orada Selçuk Üniversitesi de henüz açılmamıştı. Benim hakkımda:

“-Bu kız, burada tek başına ne yapıyor?” diyorlardı.

Hatta bazıları benim bir casus olduğumu düşünüp beni sağa-sola şikâyet etmişlerdi. Şeyh, müridinin mânevî babası oluyor ya, Süleyman Dede de:

“-Bu kız evlenene kadar, ondan ben sorumluyum!..” der ve bu tür insanlara karşı hep beni himaye ederdi. Hatta zaman zaman bana da:

“-Eğer ben vefat ettiğimde sen hâlâ bekâr kalmış olursan, babanın evine döneceksin!.. Burada tek başınasın. Yeni müslüman olmuşsun. Kalbin temizlenmiş, arınmış. Şimdi kim sana ne söylerse inanıyorsun. Toplumu, gerektiği gibi tanımıyorsun.” diye tembih ederdi.

Konya’ya ilk geldiğimde bir müddet otelde kaldım. Daha sonra dul bir hanımla kızının yanında vakit geçirdim. Daha sonra yatılı bir Kur’ân kursunda, küçücük çocuklarla beraber kaldım. Ama hâlâ Türkçe bilmiyordum. Bu yüzden çok zorluklar çektim. Bazen üstü akan, kerpiç evlerde gecelediğim oldu.

Nihayetinde hepsi Allah rızâsı içindi. Tam 8 sene Konya’da kaldım ve sonunda evleneceğim kişiyle tanıştım.

Her Gün Bir İncelik, Bir Güzellik

Nicholson’un 6 ciltlik Mesnevî tercümesini yanımdan hiç ayırmıyordum. Her sabah kalkınca tefe’ül yapıyordum. Yani rastgele bir bölümünü açıyor, okuyor ve:

“-Bakalım, bu gün bana Mevlânâ ne diyor?” diye kendime ders çıkarıyordum.

Yeni müslüman olan bir hanımın en büyük problemi, bütün zorluklarla tek başına boğuşmasıdır. Ancak müslüman bir âile veya müslüman bir çevre içinde olunca, bu dertler büyük oranda azalıyor. Aynı Peygamber Efendimiz’in ashâb-ı kirama en basitinden en önemlisine kadar her merhalede her şeyi öğretmesi gibi, müslüman bir çevre de insana her konuda büyük bir lütuf oluyor.

Konya’da geçirdiğim ilk Ramazan ayını hiç unutamam. Çevremizdeki komşular:

“-Bu kız, bizim memleketimizde misafir. Biz, ondan sorumluyuz!..” derler ve gönlümü almaya çalışırlardı.

Bir yandan da:

“-Sen, burada ilim öğreniyorsun. Eğer gurbet elde ölürsen, şehit sayılırsın!..” diyerek sürekli teşvik ederlerdi.

Ramazan ayında zengini-fakiri, hepsi nesi var, nesi yok bizimle paylaşırdı. Peygamber Efendimiz’in “komşuluk” hakkındaki hadis-i şeriflerini âdeta yaşayarak öğrettiler bana… Çocuklarını sallarken, uyuturken “Huuu!.. Huuu!..” diye ninni söylerlerdi. Bunların hepsi benim için çok güzel birer örnekti.

Ali Kemal Belviranlı hocaya sık sık giderdim. İngilizce bildiği için bana namazı çizerek-yazarak öğretti. Namaz için gerekli bütün duâ ve sûreleri ezberletti.

Konya’da ne yaptıysak kalma problemini çözemedik. En sonunda İstanbul’a gittim. Konya’da yaşamak da hayli zorlaşmıştı. Konya’daki hanımlar genel olarak İngilizce bilmedikleri için onlardan dinî bilgiler açısından istifade edemiyordum. Ancak onlardan dikiş-nakış, oya vs. öğrendim. Çeyiz bile yapmaya başlamıştım.

Bir de yaptığım bazı şeylerde hanımlar sadece:

“-Günah!..” diyorlardı.

Ben de acaba “gelenek-görenek” mi, yoksa “Allah’ın kesin bir emri” mi diye soruyordum. Bana kesin bir cevap veremiyorlardı. Hep sabrediyordum. Hemen her gün Mevlânâ’yı ziyaret ediyordum. Süleyman Dede de beni böyle üzgün görmeye dayanamıyordu. Sonunda İstanbul’a gittim.

Binbir Günü Geçen Çileler

İstanbul’a her geliş gidişimde biraz daha rahatlıyordum. Bir ara memleketime de gittim. Ama bir tuhaf olmuştum. Kendimi hâlâ Konya’da zannederek herkese güveniyordum. Birşey aldığımda, paranın üstünü kontrol etmiyordum. Halbuki Anadolu’da insanlar, Allah’tan korktukları için paranın üstünü kuruşu kuruşuna ödüyorlardı. Halbuki mesela Newyork’ta herkes birbirini nasıl kandırabileceğini düşünüyordu. İki dünya arasındaki fark, gece ile gündüz gibiydi..

( Devam Edecek.. )

Halime Demireşik

Şebnem Dergisi

2012 YurtDışı Hizmet Meşvereti Konya’da Yapıldı

Yılda bir mutat olarak yapılan Yurtdışı Hizmet meşvereti bu sene 10 Mart Cumartesi günü Konya’da Merkez Dersanesinde yapıldı. Sabah 09:00’da başlayan meşveret 17:00’ye kadar sürdü. Yoğun katılımın müşahede edildiği toplantıda çeşitli konular üzerinde müzakereler yapıldı, tecrübeler aktarıldı, beyin fırtınası yapıldı.

Toplantı konularının ana başlıkları şöyleydi;

1. Heyetlerin Takdimi

2. Yurtdışına gidecek vakıfların dikkat etmesi gereken hususlar

3. Yurtdışı hizmetinin önemi

4. Mersin 2013 Akdeniz olimpiyatları

5. Diğer ülkelere hizmeti nasıl götürüceğiz?

ALİMLER ile RİSALE-İ NUR TERCÜMELERİ HIZLANDIRILABİLİR

Yurtdışı hizmetlerinde en önemli faaliyet, Risalelerin ilgili ülkenin ana diline tercüme edilmesidir. Böylece bir çok insana ulaşılıp onların da imanlarının kurtulması mümkün olabiliyor.  Bediüzzaman’ın ‘Ben bu hakikateri tüm dünyaya okutturacağım‘ hayalinin, bu faaliyetler ile gerçekleştiğini görüyoruz.

İman  ve Kuran hakikatlerinin tüm dünyaya  yayılması ancak Risalelerin tüm dünya dillerine çevrilmesi ile neşv-ü nema bulacak. Dolayısıyla yurtdışına hizmet etmeye giden gönüllüler öncelikle tercüme çalışmaları üzerinde yoğunlaşıyorlar.

Dünyanın hemen hemen her ülkesinde hem o ülkenin yerel dilini hem de Arapçayı mükemmel bilen Alimler bulunuyor. Risale-i Nur’ların da gayet itina ile hazırlanmış Arapça tercümesi var. Ülkelerde bu alimler ile irtibata geçilip, Risalelerin tanıtımı yapılıp, Arapça Risaleler kaynak olarak kullanılıp, tercüme çalışmalarında hızlı ve kolay bir yol izlenebilir.

RİSALE-İ NUR PERSPEKTİFİ İLE YAZILMIŞ DERS KİTAPLARINA CİDDİ İHTİYAÇ VAR

Türkiye’de bilim camiasından bir heyet, okullarda okutulmak üzere Risale-i Nur perspektifi ile Din dersi kitabı hazırladılar. 4 ciltlik bu çalışma ingilizceye çevrilip Filipinler’de 81 üniversitede ders kitabı olarak okutulmaya başlandı. Yapılan bu pilot çalışmada muvaffak olunmasının heyecanı ve aynı ihtiyacın ortaokul ve liseler için de şedit olduğu müzakere edilerek, tüm Dünyada bu örneklerin yapılmasının eğitim-öğretim alanında ciddi bir iyileştirme-geliştirme kazandıracağı üzerinde duruldu.

ESNAFLAR BU BROŞÜRLERE SAHİP ÇIKTI

Ankara KADDER-Kültürlerarası Eğitim ve Dostluk Derneği  (www.kadder.org.tr) broşür, afiş konularında tecrübesini arttırarak  profesyonel ekibiyle yeni çalışmalarını tamamlamışlar. Çeşitli dillerde yapılan bu ürünler, internet sitesinden indirilerek matbaada bastırabiliyor. Böylece yurdışına bu ürünlerin gönderilmesine gerek kalmadan, orada dijital kopyasıyla ürüne hızlıca sahip olabiliyorsunuz. Özellikle kitap fuarları için hazırladıkları afişler dikkatimizi çekti.

Yeni hazırladıkları, cazip ve vurucu özet bilgilere sahip broşürler ile  Risalelerin tanıtımı için yeni bir kapı açılmış durumda. Bu broşürler esnaflara dağıtılmış. Esnaflar şık kutusunda duran bu broşürleri dükkanında müşterilerin kolayca görebileceği bir yere koyuyorlar ve gelen giden müşteriler de bu hakikatlerden haberdar olma fırsatı yakalıyorlar.

TÜRKİYE’YE 26.000 MİSAFİR ÖĞRENCİ GELDİ

Yurtdışından Türkiye’ye geçen sene toplam 26.000 öğrenci okumaya geldi. Önümüzdeki senelerde bu rakamın 50.000’e, hatta yüzbine çıkacağı konuşuluyor. Her üniversite misafir(yabancı) öğrenciler için, kapasitesinin yüzde onu kadar kontenjan ayırabiliyor. Hemen hemen her şehirde bu öğrencilere rastlamak mümkün. Dolayısıyla her bölgenin bu konuya dikkatle eğilmesi gerek.

Lakin, bu öğrencilerin çok az bir kesimine ulaşılabiliyor. Bu gençlerin hizmeti tanıması ve yetişmesi çok büyük öneme haiz. İleride kendi ülkelerine döndüklerinde oradaki hizmetin zemberek kuvveti olabiliyorlar. Hatta Sudan’dan Türkiye’ye okumaya gelmiş ve hizmeti bilen 10’a yakın öğrenci şu an, orada, çeşitli üniversitelerde rektör ve rektör yardımcısı konumundalar.

ALİ, SABAH WASHİNG AKŞAM WASHİNG BU NE İŞİNG !

Yurtdışından gelen ve dersanede kalan misafir öğrencilerin, kültür farklılığında kaynaklanan, bize ters gelebilen hal ve hareketlerine karşı hoş görülü olmamız gerekiyor. Ali Güney Afrika’dan geliyor ve geldiği yer nehirlerin arasında deniz kıyısında tropikal bir bölge, sık sık suya giriyor. Türkiye’de dersanede kalırken sık sık banyo yapıyor. Sabah banyoda akşam banyoda. Bir gün yemekte kardeşlerden biri dayanamayıp şöyle diyor “Ali, sabah washing(banyo) akşam washing bu ne işing?”

Ali namazlarını muntazaman kılıyor ve 8 cüz ezbere biliyor. Bir gün dersanede boylu boyunca uzanmış, Kuran’ı da yere baş ucuna bırakmış, ezberden Kuran okuyor. O’nu tanımayan, geldiği ortamın kültürünü bilmeyen bir abimiz görse, Ali’nin fırça yemesi kuvvetle muhtemel.

63 ÜLKEDE RİSALE-i NUR DERSANESİ AÇILDI

Bölgelerin ilgilendiği ülke sayısı 83, Dersane açılan ülke sayısı ise 63. Bu haberler bizi sevindirmekle beraber, daha dünyadaki ülkelerin bir çoğuna el atılması gerektiğini görüyoruz. Dünyada 230 ülke mevcut. Dolayısıyla artık her ilin en az bir ülke, hatta ilçelerin birer ülke ile ilgilenmesi ihtiyacı zaruridir.

Fizibilitesi yapılmış ve konum itibariyle hizmet zemininin en müsait olduğu sıradaki ülkeler el atılmayı bekliyor. Bu ülkeler;

Etiyopya, Senegal, Mozambik, Tayland, Tayvan, GüneyKore, Nepal, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Angola, Moritanya, Orta Afrika Cumhuriyeti, Portekiz, İrlanda, Romanya, Şili, Kolombiya.

ARTIK YURTDIŞINDAN  VAKIF GELİYOR

Yurtdışı hizmetlerinin bir meyvesi de Filipinler’de tezahür etti. Filipinler’den 1 vakıf Antep’e 1, vakıf da Ankara’ya gelmiş.

YURTDIŞI HİZMETİNE NASIL BAŞLANILABİLİR?

* Fizibilite ziyareti yapılmalı.

* İlgilenicek olan şehirdeki insan kaynakları envanteri çıkarılmalı.

* Ülkenin coğrafyası, etnik, sosyolojik, ekonomik ve kültürel yapısı ile ilgili bilgi muhteva eden bir dosya açılmalı.

* O ülkeden okumaya gelen misafir öğrencilerle irtibat kurulabilir.

* Ülkenin konsolosu ziyaret edilebilir.

* Dil eğitimi almak neredeyse zaruridir.

* İlgili ülkedeki kitap fuarları takip edilebilir. Orada stant açılabilir veya stantlar dolaşılıp, Risale tanıtımı yapılabilir.

* Konferanslar takip edilebilir. Türkiye’de konusunda uzman bir kişinin ilgili konuda Risale-i Nur perspektifiyle konuşma yapması sağlanabilir.

* Bütçe planlaması yapılmalı.

* Bölge esnafı ve işadamlarıyla ülke ziyareti yapılabilir.

Ayrıca emekli abiler yurtdışı hizmetinde istihdam edilebilir. Yurtdışında açılacak bir dersanede bir vakıf kardeşle beraber 2 emekli abinin kalması, hem vakıf kardeşe kuvve-i maneviye hem de destek olacak. Bir vakfın yurtdışında tek kalması hizmetin devamına halel getirebilir. Ayrıca ilgili ülke ile ilgilenen bölgeden esnafların okuma programı yapmaları veya bir miktar kalmaları şevke medar olabilir.

Üstad Bediüzzaman’ın kardeşler arasında “azami irtibatı” tavsiye etmesi çok manidar. Hususen yurtdışında kalan bir vakıf ve ilgili bölge arasında azami irtibatın olması hizmetin devamı için çok elzemdir.

25 KURUŞA KÜÇÜK KİTAP

Küçük kitap bastırıp, bunların hediye edilmesi çok bereketli bir hizmet tarzı. Ankara bölgesi bu konuda bir hayli mesafe katetmiş durumda. Çok sayıda kitap bastırdığı için uygun fiyata bu işi yapabiliyorlar. Farklı dillerdeki küçük risalelerin fiyatı 25 kuruş. Bu şekilde şimdiye kadar 600.000 kitap bastırılmış ve dağıtılmış. Bu aralar 100.000 kitap için görüşülüyor. İsteyenler KADDER vakfından Cezmi kardeş ile görüşüp, bu kitaplardan temin edebilir.

AMERİKA’DA KİLİSE BAKILIYOR

Her ülkenin kendine has bir kültürü var.  Amerika’da insanlar kolay kolay bir başkasına güvenmiyor. Oradaki gönüllü insanların gayretleri devam etmekle beraber,  dersaneye herkesin kolayca gelmesi her zaman mümkün olamıyor. Bu tür hizmetler için resmi ortamlar büyük bir avantaj sağlıyor. Bu gayeye kiliseler uygun bir ortam sağlıyor. Uygun kiliseler bulunup bunlar camiye çevriliyor. Buralarda yeni insanlara ulaşılıp onlara imani hakiketler sunuluyor.

Amerika’daki Nur Talebeleri şimdilerde kilise bakıyorlar. Onlara Rabbimizden muvaffakıyetler niyaz ediyoruz.

Ayrıca Avrupa’dan hizmetlerle alakalı güzel haberler duyuyoruz. Örneğin Almanya’nın en büyük hapishanesinde 7 yıldır Risale-i Nur dersleri yapılıyor. Bu dersler sayesinde bir çok mapus ahlak-ı islamiye ile ahlaklanıyorlar.

HRİSTİYANLARA İSA (A.S.) ‘ın BÜYÜKLÜĞÜNDEN BAHSEDİLMELİ

Hristiyanlara İslamı anlatırken dikkat edilmesi gereken hususlar üzerinde yaşanmış tecrübeler mülahaza edildi. Hristiyanların çoğunlukta olduğu Filipinler’de uzun yıllardır hizmet eden ve bir çok hristiyanın islamı seçmesinde muvaffak olan Muhammed Rıza’nın bu konudaki tespitleri çok önemli püf noktalarını içeriyor;

* İncil’in (matta, markos, luka, yuhanna) Türkçe ve ingilizcesi dikkatlice okunmalıdır.

* Kuran’da Hristiyanlardan bahseden ayetler, Peygamberimizin Hristiyanlar ile ilgili hadisleri ve Risale-i Nur’da bu konudaki bahisler iyice araştırılıp, mütalaa edilmeli.

* İsa (a.s.)’ın 5 büyük peygamber’den biri olduğu, müslümanların İsa (a.s.)’ı çok sevdiği, Cenab-ı Hakk’ın da O’nu çok sevdiğini bu yüzden, çarmıha gerilip, işkence yapılmasına izin vermediği ve kendi katına yükselttiği, ahir zamanda İsa (a.s.)’ın tekrar gönderileceği, Hristiyanların beklediği gibi, biz müslümanların da O’nu beklediği anlatılmalı.

* Hristiyanlağın aslında tevhid esaslı bir din olduğu, ancak Cenab-ı Hakk’ı sıfatları hakkında hata yaptıkları bilinmelidir.

* Hristiyanlar ile münasebetlerde direk İncil’in tahrif edildiği ve onların teslis (üçleme) yapmaları gibi konularla itham edilmesi aradaki iletişimin daha başlamadan bitmesine neden olmaktadır. Hristiyanlığın ve İncil’in eksikliğini gösterek değil, İslamın güzelliğini anlatarak onlara faydalı olabiliriz.

Murat Şekerci

www.NurNet.org

Konya Gençlik Şöleninden Notlar

GEL DEDİ… GELDİLER

TÜRKİYE’NİN her bölgesinden yaklaşık 5000 kişinin katıldığı şölene, katılımcılar Cumartesi günü gelmeye başladılar. Konyalı Yeni Asya okuyucuları 86 Sivil Toplum Kuruluşunun desteğiyle cumartesi günü 1000 kişiyi misafir etti. Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, şölen için şehre gelen misafirlerle bizzat ilgilendi. Konya Büyükşehir Belediyesi, şölene büyük destek verdi.

Münir Şahin Ağaryılmaz ve Yasin Yapalak’ın sunuculuğunu üstlendiği şölende Risale-i Nur Enstitüsü Gençlik Kurulu Üyesi, Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği öğrencisi İbrahim Erdoğan bir açılış konuşması yaptı. Açılış konuşması yapan bir diğer isim de Amerikalı Nur talebesi İmran Kurter’di.

Kurter, “Amerika büyük devletlerden biri ama manen çökmüş de bir ulus… Amerikan ailelerinin birçok manevî problemi var. Genç insanlar inançlarına, gündelik hayatlarına yönelik problemler yaşıyorlar. Fakat çözüm elimizde. Bir yanımızda Kur’ân sünnet diğer yanımızda Risale-i Nur bizlere çözüm sunuyor.” diye konuştu.

Amerika’da neler yaptıklarını anlatan Kurter, İngilizce Risale-i Nur metinlerini Amerikan aksanına ve İspanyolcaya çevirdiklerini bunun öncelikli işleri olduğunu söyledi. Amerikalıların her sene hatırı sayılır bir artışla İslâm’a kucak açtıklarını ifade eden Kurter, yaptıkları sohbetlere gelenlerin çoğunun yerli Amerikalılar olduğunu belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Bizler Amerika’da sizlerin kardeşleriyiz bizlere dualarınızı eksik etmeyin. Risale-i Nur’un mesajını dünyaya duyurmak için aşk ve şevkle çalışıyoruz. Belki birkaç yıl içinde Risale-i nur konferanslarını, şölenlerini Amerika’da yapmak için hepinizi oraya davet edeceğim.”

Gazetemizin imtiyaz sahibi Mehmet Kutlular da yaptığı tebrik konuşmasında gençleri, topluma huzur iklimlerini sunacak iman ve güzel ahlâkla bezenmeleri ve müspet ilimler alanında en iyi şekilde yetişmeleri için şartlar hazırladıklarını kaydederken gençlerin ortaya koyduğu çalışmaları Bediüzzaman’ın müjdelediği baharın gelmesi olarak nitelendirdi. Açılış konuşmalarının ardından Yunus Emre Orhan “Afyon’un Zindanları” isimli şiiri seslendirdi. Şölende Musab Oran ve Mehmet Sarı’nın oynadığı skeç, güldürürken düşündürdü.

Risale-i Nur Gençlik Şöleni’nde bir de 22-23 Nisan tarihlerinde Ankara (erkekler masası) ve İstanbul’da (hanımlar masası) düzenlenen Gençlik Kongresinin deklarasyonları sunuldu. Ele aldıkları konuyu, Risale-i Nur perspektifiyle inceleyen gençler, sorunlara muhtemel çözümleri ve güncel tartışmaları bu sonuç metinleriyle dile getirdiler. Şölene gelen davetlilere girişte üstünde numara yazılı ayraçlar dağıtıldı, program esnasında yapılan çekilişle 50 şanslı kişi; cep telefonu, saat, gümüş çerçeve, İbrahim Özdabak karikatür albümü, dergi ve gazete aboneliği, gibi ödüller kazandı. Şölen öncesi fuaye alanında Mehmet Kutlular, Sami Cebeci, Halil Uslu, Hayrettin Ekmen, İbrahim Özdabak, Ali Vapurlu ve Sebahattin Yaşar kitaplarını imzaladı.

Elif Nur Kurtoğlu-KONYA

yeni asya