Etiket arşivi: mektup

Diyanet İşleri Başkanı Görmez’den Ezher Şeyhi’ne mektup…

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, son günlerde Mısır’da tartışma konusu haline gelen idam kararlarına ilişkin Ezher Şeyhi Prof. Dr. Ahmet Al-Tayyip’e hitaben bir mektup kaleme aldı. Avrasya İslam Şurası Başkanı sıfatıyla Ezher Şeyhi Al-Tayyip’e çağrıda bulunan Diyanet İşleri Başkanı Görmez, Avrasya İslam Şurasına üye ülke ve topluluklar adına alınan idam cezalarının kaldırılmasını istedi.

Diyanet İşleri Başkanı Görmez, mektubunda şu ifadelere yer verdi;

Sayın Prof. Dr. Ahmad Al-Tayyib
El Ezher Şeyhi

Allah’ın Selamı, Rahmeti ve Bereketi üzerinize olsun.

Hamd, rahmeti gazabını geçen ve rahmetiyle her şeyi kuşatmış olan âlemlerin Rabbine olsun. Salât ve selam, âlemlere rahmet olarak gönderilen, sâdıku’l-emîn, Peygamber Efendimiz Muhammed b. Abdullah’ın üzerine olsun. Cenâb-ı Hakkın rıza ve mağfireti de kendi aralarında ve birbirlerine merhametle davranan, iyiliği emredip kötülüklerden alıkoyan, insanlara karşı hem öfkelerini yutan hem af ve bağışlama yolun tutan onun aziz ashabının üzerine olsun. Allah ihsân ile muamele edenleri sever.

Şahsım ve Avrasya ülkelerinde yaşayan Müslümanları temsil eden 50 dinî kurum başkanı adına sizlere hitap etmekten onur duymaktayım.

Bu onur sizin şahsınızda, meşhur ve görkemli El-Ezher Üniversitesine hitap etmiş olmaktan kaynaklanmaktadır. Bizler El-Ezher’in, her zaman İslâm tarihindeki ününü, hakka giden yolda üstlendiği soylu vazifesini, bin yılı aşkın bir sürede İslâm ve Müslümanların bayraktarlığını, ilim ve irfan ehline olan himayesini ve her şeyden önce zulme ve zalime karşı olan dik duruşunu bilmekteyiz. Ezher denildiğinde, akla gelen en önemli şey, onun yeryüzünde Arapları ve Müslümanları ilmin ve bilginin nuru ile aydınlatan bir ışık kaynağı oluşudur. Ezher tarih boyunca, İlme, bilgiye ve fetvaya ihtiyaç duyanların müracaat ettikleri ilk merci, mazlumların hâmisi ve yardımcısı olmuştur.

Sayın El-Ezher Şeyhi,

Bizler İslâm ümmetinin önemli bir parçasıyız. Müslümanların sevinçlerine seviniriz, Üzüntülerine hep birlikte üzülürüz. Dost ve kardeş Mısır Arap Cumhuriyetinde bulunan yerel bir mahkemenin 528 vatandaşı hakkında 24 Martta idam cezası vermesi bizleri ve halklarımızı derinden üzmüştür. Sizlerden ve El-Ezher Üniversitesinin âlimlerinden, Mısırlı kardeşlerimiz arasında birliğin, beraberliğin ve kardeşliğin yeniden tesis edilmesinde, adalet ve şefkat duygusuyla her türlü vazifeyi ifa edeceğinize olan umudumuzu ifade etmek isteriz. Özellikle İslâm âleminin maruz kaldığı musibetlerin yaşandığı ve dış güçlerin var gücüyle müdahalelerini arttırdığı, ümmetin fertlerinin görüş ayrılıklarına düşerek dağıldığı bir dönemde, zat-ı âliniz ve Ezher âlimlerinin üstlenecekleri bu yüce vazifenin önemi izahtan varestedir. Yüce Rabbimizin Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de “Müminlerden iki taife birbiri ile savaşa tutuşmaya kalktıklarında sulh ile onların arasını bulun..” (Hucurât, 49/9) ve “Aranızdaki ihtilâfları sulh ile gideriniz!” (Enfâl, 8/1) buyurduğu ve Resul-ü Ekrem efendimizin “Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, asla ona zulmetmez, asla onu yüzüstü bırakmaz.” diye ifade buyurduğu Hadis-i Şerifleri malumu âlileridir.

Sayın El-Ezher Şeyhi,

Mısır halkı arasında kardeşliğin pekiştirilmesinde ve adaletin gerçekleştirilmesinde gereken çabayı göstereceğinizden eminiz. Bütün dünya, Mısır’daki hâdiselerin siyasi bir fitne olduğunun şahididir. Bugün en büyük görev Müslümanların ve Mısırlıların kanlarının daha fazla akmasına mani olmaktır. Müslümanlar olarak bizler, diğer insanlardan öncelikli olarak kendi aramızda birbirimize merhametle davranmak ve birbirimize karşı daha fazla müsamaha göstermek ile emrolunmaktayız. Mısır’da Müslümanlara, birbirlerine karşı merhamet ve müsamaha ile muamele etmeleri için çağrıda bulunması gerekenlerin en başında zat-ı âlileriniz ve çok değerli âlimleri ile Ezher Kurumu gelmektedir. Adalet, insaf ve müsamahayı en güzel şekilde göstererek ve uygulayarak İslâm’ın, Müslümanların ve Mısırlıların saygınlığını ve itibarını korumada ve sahip olduğunuz ahlâkî ve ilmî konumunuzla bu zalimce hükmün uygulanmasını engellemede tüm ümitler sizlere bağlanmış bulunmaktadır. Ümit etmekteyiz ki, hiçbir Müslüman kendi dininin saygınlığını ve itibarını kendi elleriyle ayaklar altına alacak bir hataya düşmesin ve o yüce dinin ahkâmının âleme sunduğu adaletten insanları nefret ettirecek bir neticeye sebebiyet vermesin. Bu nedenle Müslümanların ve Mısırlı kardeşlerimizin şan ve şerefini kurtarmak, acımasızca alınan bu kararın geçersiz kılınmasını sağlamak sizlerle birlikte El-Ezher âlimlerine düşmektedir.

Avrasya ülkelerinde bulunan tüm dinî kurumlar olarak bizler, sizleri, güçsüzlerin ve günahsızların uğradığı bu zulmün sonlandırılması, varsa hata yapanların affedilmesi ve Mısırlıların karşılıklı anlaşarak birlik ve beraberliklerinin sağlanması konularında ayrıca aziz Mısır halkının kendi benimsedikleri anayasanın, Mısır’da hâkim kılınması hususunda desteklemekte oluğumuzu bildiririz. Yüce Allah’ın, büyük dedeniz Hz. Ali b. Ebî Tâlib’in oğlu Hz. Hasan’ın (r.a.) eliyle, geçmişte yaşanmış olan o elim savaşın ardından Müslümanlar arasındaki sulhu ve birliği nasıl sağladığını sizlere tekrar hatırlatmak isteriz. Avrasya coğrafyasındaki Müslümanlar olarak bizler, Aziz ve Hakîm olan Yüce Allah’ın, bugün de Mısırlıların birliğinin Zat-ı Âliniz ve Ezher âlimlerinin eliyle sağlamasını niyaz ediyoruz. Bu hayırlı hizmetiniz ile Ezher Şeyhliğini yaptığınız şu dönem bütün Mısırlıların, Arapların ve Müslümanların ileride sizlerin adaleti sağladığınız, zulme ve düşmanlığa mani olduğunuz, İslâm’ın en güzel suretini dünyaya gösterdiğiniz ve en karanlık günlerde Mısırlı gruplar arasında barışı sağladığınız bir dönem olarak hatırlanmasını tüm samimiyetimizle arzu etmekteyiz.

Sayın El-Ezher Şeyhi,

Muhakkak ki Zat-ı Âlinizin, bu toplu idam kararları ile ilgili dünya çapında gösterilen tepkileri takip etme fırsatınız olmuştur. Birleşmiş Milletler kaynakları tarafından “Mısır Mahkemesinin 528 zanlı ile ilgili verdiği idam kararlarının uluslararası insan hakları ihlali” olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca “idam kararlarının verilebilmesinin ancak en üst düzey adil yargılama gereksinimleri uygulandıktan ve en doğru kriterler göz önünde bulundurulduktan sonra mümkün olabileceği; ayrıca 528 kişinin yargılanmasının iki gün içerisinde tamamlanmasının, en basit adil yargılama yollarının dahi tamamlanmadığını ve süreçte olması gereken adil yargılama kriterlerinin tam olarak uygulanmadığını göstermekte olduğu” ifade edilmiştir. Özellikle uluslararası af örgütleri de bu kararın kardeş Mısır’da tecelli eden adaletsizliğin en vahim boyutlarını yansıttığını belirtmiştir. Bu açıklamaların yanı sıra dünyadaki siyasi liderler de bu kararlara şiddetli eleştiriler yönelterek Mısır gibi bir ülkeden böyle kararların çıkmasının konunun ne kadar tehlikeli ve ciddi boyutlara vardığının bir göstergesi olduğunu ifade etmişlerdir. Şu an yaşananlar dünya çapında Mısırlıların, Arapların ve Müslümanların saygınlığına büyük zararlar verecektir. Zat-ı âlilerinizin önünde bir fırsat ve Yüce Mevla önünde de bir sorumluluk bulunmaktadır. Ülkenizin ve kardeş Mısır halkının maruz kaldığı bu zulüm daha büyük boyutlara varmadan gereken çabayı göstererek Adalet ve insaf sınırlarını aşmış olan her karara dur demek için, tüm dünya ülkeleri arasında ülkenizin ve necip halkınızın başının her daim dik kalması için, ilmin ve Ezher’in üzerinize yüklediği kutsal vazifeyi tereddütsüz ifa edeceğinize olan inancımızı ifade eder, Cenâb-ı Haktan bu sorumluluğunuzu hakkıyla yerine getirmenizde sizi muvaffak kılmasını niyaz ederiz.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ
Diyanet İşleri Başkanı
Avrasya İslâm Şurası Başkanı

Sierra Leone Mektupları Cevap Bekliyor!

Mektuplar Sierra Leone’den yeni geldi.

Getirenler ekte fotoğraftalar.Merzifon’dan abilerle yüzleri simsiyah ama nurlu abileri getirmişler Sierra Leone’den… Mektupları yollayanların isimleri belli ama alıcıların adları yok.

Risalei Nur-u tanıdıktan ve istifade ettikten sonra heyecana gelen yavrular, bu kitapların menbaı olan memleketteki “Nur Talebelerine” hitaben yazmışlar. Yani kim isterse cevap yazabilir.

Sanki asrı saadetteki sahabelere yazmışlar, sanki üstadın kendisine ya da has talebelerine yazmışlar. Sanki ahirete yazmışlar… Çok duygu ve anlam yüklü mektuplar. Sanki cevap yazmaya cesaret eden yok gibi. Sanki kendinde bu liyakatı gören yok gibi. Sanki bu mektupların ağırlığı altında ezilme korkusu yaşanıyor gibi. Yapmayın, bu yavruların ümitlerini ve hayallerini boşa çıkarmayın. Yazıverin kısa da olsa bir kaç satır…

Cevabınızı bana ya da gruba yazar iseniz, kendilerine ulaştırılacaktır.
drturgutozcan@gmail.com

Saygılarımla

Not: 2013 yılında ingilizce bilmiyorum diyen olmaz herhalde ?

Said Nursi’nin İlk Kez Yayımlanan Mektubu

‘Siz benimle görüşmek sohbetini ve zeminini Risalelerin sahîfelerinde bulduğunuz gibi ben de aynen o mübârek sahîfeler menzillerinde sizinle tatlı görüşüyorum. Evet mabeynimize münasebet maddî ve cismânî kayıtların fevkınde olduğundan biri şarkta, biri garbda, biri dünyada, biri berzahta dahi olsa görüşmeye, sohbete mani perdeleri kaldırabilir.” Bu satırlar, Üstad Bediüzzaman’ın Arapça bir risalenin sonuna yazdığı mektuptan. İlk kez gün yüzüne çıkan mektup, Konya’da bir tefsir kitabının içinde bulundu. Üstad, bu veciz ifadeleri, Risale-i Nur talebelerinin evlerine yapılan bir baskının ertesinde kaleme almış.

Risale-i Nur müellifi Bediüzzaman Said Nursî (1878-1969), Nur talebelerine, “Bahtiyar olunuz. Bir hiss-i kable’l-vukû ile on sene evvel sizlerin kendime pek büyük bir faide-i diniyyede ve azim bir fedakârlıkta bulunacağınızı biliyordum. Yüz bin şükr-i tam yapınız. Siz benimle görüşmek sohbetini ve zeminini Risalelerin sahifelerinde bulduğunuz gibi ben de aynen o mübarek sahifeler menzillerinde sizinle tatlı görüşüyorum.” buyurmuş. Bu cümleler, Üstad’ın yeni ortaya çıkan bir mektubunda geçiyor. Konyalı sahaf Muhammed Doğan’ın bulduğu mektup, yakın zamanda vefat eden Ali Rıza Düğür Hoca’nın kitaplarının arasından çıkmış. Said Nursî, Fahreddin Razi’nin Tefsir-i Kebir’i arasında bulunan mektubunda, talebelerine sabırlı olmalarını tavsiye ediyor.

Mektup, Arapça bir risalenin sonuna yazılmış. Üstad Bediüzzaman, bir Nûr şakirdi tarafından yazıya geçirilen risalenin sonundaki duaya kendi eliyle Risale-i Nûr talebelerini de ilave edip altına mektubu yazmış. Kırmızı mürekkeple başlayan mektup, mavi mürekkeple devam etmiş. Kağıtta yine Üstad’ın el yazısıyla bir haşiye ve Arapça risâlenin başına yazılmasını istediği bir not da yer alıyor. Bir kâğıt üzerine arkalı önlü kaleme alınan risâle ve mektubun, kâğıdın katlanmasıyla meydana gelen dörtte birlik bölümü zayi olmuş. Zayi olan bölüm, risalenin yazılı olduğu kısma ait.

Küçük Lütfü, Küçük Ali, Küçük Hüseyin

Bir taharrî (ev araması) hadisesinden sonra kaleme alındığı anlaşılan mektupta Küçük Lütfü, Küçük Ali ve Tevfik isimleri de geçiyor. 1907 doğumlu olan Küçük Ali, 1974 yılında Isparta’nın Atabey ilçesinin Kuleönü köyünde vefat etti. Nur Risaleleri’nin muhtelif yerlerinde mektupları yer alan ağabeyi de kendisi gibi Nur talebesi idi. 26. Lem’a’nın 12. Rica’sında ‘Kuleönülü Mustafa’ diye bahsi geçen zat, Küçük Ali’nin ağabeyidir. Kuleönülü Mustafa, Nur Risaleleri’nin yazılarak çoğalmasında güzel hattıyla büyük hizmetler görmüştü. Bediüzzaman Said Nursî, Mustafa’nın ‘Sallabacak’ olan lâkabını ‘Sarıbıçak Mustafa’ diye değiştirmiş. Büyük ruhlu Küçük Ali’nin yazmış olduğu Cevşen’in sonuna Bediüzzaman şu duayı yazmış: “Yâ Erhame’r-Râhimîn! Celcelûtiye’deki İsm-i Âzam hürmetine, bu nüshayı yazan mübarekler kahramanı Küçük Ali’yi hizmet-i imaniyede muvaffak ve Cennette mes’ud eyle. Âmin, âmin, âmin…” Küçük Ali, bu cümlenin arasına, “Üstadım Said’i” diye yazarak, Üstad’ının yazdığı duaya, onu da dâhil etmiş.

Tahiri Mutlu Ağabey (1900-1977) ise Küçük Lütfü ile ilgili şunları söylüyor: “Üstad Hazretleri, Barla’da bulunduğu yıllardaydı. Bizim Atabey’den ve civar köylerden yanına giden ve ona talebe olanlar vardı: Küçük Lütfü, Mesut, Hafız Ali, Küçük Zühtü. Bu arkadaşlar, daha sonra Eskişehir hapsine de gitmişlerdi. Küçük Lütfü, Eskişehir hapsinden döndükten sonra vefat etmişti. Kendisi Hafız Ali’nin de akrabası olurdu. Vefatına biz de gitmiştik. Defnettikten sonra, merhum Hafız Ali, İmam H. Mustafa’ya beni göstererek, ‘Lütfü’nün yerini boş bırakalım. Tahiri, Lütfü’nün yerini alır.’ demişti.”

Mektup’ta Küçük Lütfü’nün makamını boş bırakmadığı belirtilen Küçük Hüseyin, muhtemelen Hasan Hüseyin Ergünal Ağabey. 1924 yılında Isparta’nın Atabey ilçesi İslamköy kasabasında dünyaya gelen Ergünal, küçük yaştan itibaren kendini Risale-i Nûr’a vakfetti ve hayatı boyunca evlenmedi. Risâle-i Nûr’u el yazısı ile 12 defa yazarak bu konuda önemli bir görevi de yerine getirdi. İslamköy kasabasında yaşayan Ergünal, geçtiğimiz ekim ayında 88 yaşında vefat etti.

Mektupta adı geçen Tevfik ise büyük ihtimalle Şamlı Hafız diye meşhur olan ağabey… Tevfik Göksu, Barla’nın Akmescit Mahallesi’nde 1887’de dünyaya gelir. Kendisine ‘Şamlı’ denmesinin sebebi; subay olan babası Veli Bey’le beraber Şam’da yirmi yıl kalmasıdır. Şam’da olduğu yıllarda Bediüzzaman Said Nursî’yi görür ve Emevîye Camii’ndeki hutbesini dinler. Âlim ve ehl-i kalb bir zat olan babası, Bediüzzaman’ı göstererek “Bak oğlum, bu zat meşhur bir zattır. Ona iyi bak. İleride bu zata hizmet edeceksin.” der. Şamlı Tevfik, Barla’ya nefyedildiği yıllarda Said Nursî’ye talebe ve kâtip olur; Nur Risaleleri’ni yazarak çoğaltır. 1935 Eskişehir, 1943 Denizli hapislerinde yatar. 1965 yılında vefat eden Şamlı Tevfik’in kabri, Barla mezarlığında bulunuyor.

Konyalı sahaf Muhammed Doğan, Bediüzzaman Said Nursi’nin mektubuna Fahreddin Razi’nin Tefsir-i Kebir’inin sayfaları arasında rastlamış.

Bismi men tüsebbihu lehü’s-semavatü ve’l-ardu ve men fîhinne ve in min şey’in illâ yüsebbihu bi hamdih.

(Göklerin, yerin ve içindekilerin kendisini tesbih ettiği Zâtın adıyla. Her şey onu hamd ile tesbih eder.)

Aziz kardaşlarım; Risale-i Nûr’un hamisi Kur’ân-ı Hakîm’dir. Bu defaki taharrî sizleri ihtiyâta sevk etmek için bir ikazdır. Merak etmeyiniz. Fakat müteyakkız davranınız. Ben merhum Küçük Lütfü yerine Küçük Ali’ye tam bir arkadaşın çıkmasını bekliyordum. Ve vakıa işaret ediyor ki Küçük Hüseyin, Küçük Lütfü’nün makamını boş bırakmamış. Bu vakıada iki mübarek matfalara ve iki kıymetdar elmas kalemli kardaşlara bir zarar olmasa ve Tevfik veya ellerindeki Risalelere bir ziyan gelmese bu hadiseye merak edilmemeli. Yalnız daha ziyade ihtiyat edilmeli. Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun. Sizlere de ey kıymetdar arkadaşlarım hadsiz rahmet ve bereket gelsin. Tenekeniz dolu meyve-i cennet-i firdevs olsaydı bu kadar mesrûr ve memnûn olurdum. Bahtiyâr olunuz. Bir hiss-i kable’l-vukû ile on sene evvel sizleri kendime pek büyük bir fâide-i diniyyede ve azîm bir fedakârlıkta bulunacağınızı biliyordum. Yüz bin şükr-i tam yapınız. Siz benimle görüşmek sohbetini ve zeminini Risalelerin sahîfelerinde bulduğunuz gibi ben de aynen o mübârek sahîfeler menzillerinde sizinle tatlı görüşüyorum.

Evet mabeynimize münasebet maddî ve cismânî kayıtların fevkınde olduğundan biri şarkta, biri garbda, biri dünyada, biri berzahta dahi olsa görüşmeye, sohbete mani perdeleri kaldırabilir. Umum sebatkâr kardaşlarıma binler selam. Dualarınızdan büyük istifadesini katî hisseden ve duanıza muhtac aciz kardaşınız Said el-Nursî.

Haşiye:

Eskiden beri hissediyorum ki Risale-i Nûr’da bir harika ruh var. O ruhu bulmak için ruh ihtiyarsız hareket ediyordu. O ruh çok sûretler değiştirdi. Hatta Risâle-i Hasbiyye ve Münâcaat ve Âyetü’l-Kübra gibi çok risalelerde temessül etti. Şimdilik bu son sûrettir.

————–

(Bu fıkra risaleciğin başında yazılacak)

“Tefekkürü saatin hayrun min ibadetin” hadisinin mazharı ve Risâle-i Nûr’un bir burhân-ı enveri ve bir hakîkat-i ekberi ve bir misâl-i musaggarı ve fikri, bir zikr-i muazzam ve imanî bir ilm-i muhteşem Arabiyyü’l ibare bir risalecikdir.

Kaynak: timeturk

Meksika’dan Selamlar ve Bazı İnayat-ı İlahiyeyi Tezekkür!

“و امما بنعمة رببك فحددث”.

“Bismillahirrahmanirrahim”

“وبه نستعن”

Kanaatimizce, bugüne dek imhal edilmiş (ertelenmiş) ve kısmen de unutulmuş Latin Dünyası ve hususan Meksika’dan bol Selam eder; burada Risale-i Nur’ların intişarı ile bu mazlum halkın da Kur’ani ve İslami hakikatler ile Nur’lanmaları ve saadet-i dareyne mazhar olabilmeleri için dualarınızı bekleriz.

25 milyonluk başkent Meksiko City de 2 bin civarında; 120 milyonluk Meksika’da da 7 bin civarında Müslüman’ın bulunduğu ve bu Müslümanlar arasında da 4-5 ayrı grup seklinde (Selefiler, Vehhabiler, Şiiler ve Sünniler) ayrıldıklarından ve ciddi manada İslamiyeti ve İmani erkanların izahat ve ispatı seklinde sual ve ihtiyaçlara cevap vermeyi hedef ittihaz eden bir cemaat olmadığından, yerli halk gibi Müslümanlar da Risale-i Nur ve hizmet tarzına kendi tabirleri olan “Bu Millet Dine Aç” ifadesi mübalağa değil bilakis nakıs olsa gerek…

İnşaallah bizim de buraya vardığımız ilk birkaç günlük sure zarfında

“و امما بنعمة رببك فحددث” Ayeti celilince, Risale-i Nur Hizmetinin mazhar olduğu bazı ihsanat-ı İlahiye’yi tezekkür edeceğiz.

Gelmeden sosyal medya vesilesi ile irtibatlı olduğumuz; yeni Müslüman olmuş Yusuf Carlos Abi’miz bizleri havaalanından aldıktan sonra, kendi etraflarında oluşturulmuş ve hafta sonları namaz ve siyer/fıkıh gibi sohbetler için kullandıkları Musalla tabir edilen, içinde pek mobilyası olmayan bir evde bizleri misafir ettiler.

Gece vardığımızın akabinde, sabah Cuma namazının kılındığı ve Sünni Müslimlerin geldiği Mescide vardık. Henüz Türkiye’de iken yine internet vesilesi ile tanıştığımız, 4 yıldır Meksika’da olan bir abimiz ile Cuma da görüşmek üzere randevulaştık. Allah razı olsun, kendisi de “Gelirseniz biz de unutmaya başladığımız bazı manaları inşallah yaşamaya başlarız” demişti. Hakikaten kendisi de çok memnun olup, hususi işlerini bırakarak araç noktasında ve diğer ihtiyaçları karşılama noktasında müşavirlik yaptığı gibi ;20 yıldır burada yaşayan ve buradan evlenmiş diğer bir abimiz ile tanıştırdı. Bu abimiz de hem kendisi hem de 10 yaşındaki yarı Meksika’li oğlu için çok sevindi; ilk derslerimiz de bu abilerimiz ile oldu. Hatta bu abimiz ilk tanıştığımız vakit bize 2-3 gün önce gördüğü rüyayı anlattı. “Rüyamın tabirinde bugünlerde birkaç kişi ile tanışacaksın ve bundan sonra hayatin çok daha verimli olacak.”

Elhamdülillah Türkiye’den gelen sizlerle tanıştık. Ben ve ailem için en güzel tanışma bu olabilirdi” diye ifade edince, biz de bu mana şahıslarımız değil inşallah Risale-i Nur’lar ve şahs-ı manevisidir dedik. Elhamdülillah, her gün ya bizzat bulunduğumuz kitap fuarına bizi ziyarete gelir, oğlu ile birlikte, ders okuruz, o da Türk kahvesi yapar, gelmediğinde de aksam muhakkak arar. Demek ki Ruhları bu imdad-ı Ruhani’yi hissetmişler.

Bu abiler ile tanışmak büyük bir mana olsa da, asıl mübaşeretine vesile oldukları ve bizim de iştirakimizi temin ettikleri “Exposotory” denilen büyük ve bilindik bir Kültür-Sergi-Fuar Merkezi’nin giriş katının tahsis edildiği İslami Kitap ve Fotoğraf sergisi oldu.

Burası bizim için; hem bir neşri efkâr ve hizmet meydanı; hem İslamiyet’e meraklı Hıristiyanlar; hem de Müslüman’lara ulaşmamız için -tabiri caiz ise- tertip edilmiş ve tarihi de buna göre ayarlanmış bir fuar.

Aynı zamanda herhangi bir ücreti olmaması ile birlikte inşallah 23 Temmuz’a dek sürecek.

Bizler de gelirken elhamdülillah, İstanbul’da ki abilerimiz vesilesiyle ve Ankara’dan aldığımız 130 kg’a yakın kitap ve broşürleri getirmiş; fakat Müslüman sayısını duyunca bu kitaplar ihtiyacın fevkinde olabilir diye düşünürken şimdiden; kitap ihtiyacımız belirmeye başladı. Biz de bunları buradan nasıl temin edebilir ve hatta bastırabiliriz diye düşünmeye başladık. Dua ediniz Cenab-ı Allah kitapların ulaştığı elleri layık ve okuyanlara da tesir ettirsin, Âmin.

Getirilen İspanyolca kitaplar başta olmak üzere, İngilizce ve Arapça olanlar da çok revaç görmekte olup; sadece 2 grup olduğumuzdan ve her ikimiz de (hem Selefi grup; hem de Risale-i Nur’lar) gelenler ile alakadar olup, ihtiyaçlarına muvafık kitaplar hediye etmekte ve sadece merak edip, bunun için gelenlerin sualler sorup, tatminkar cevaplar aldıklarını görünce hüsn-ü istihsan ederek ihtiyaçları olan kitapları muştakane alarak, irtibat bilgilerimizi alıp, kendileri de irtibat bilgilerini bırakıyorlar.

Özellikle de Türkiye’den gönüllü olarak sadece bunu bir vazife olarak kabul edip, İslamiyeti anlatma gayesiyle geldiğimizi öğrenince Hristiyanı da Müslümanı da ve hatta ateisti de memnun olup, sualleri için irtibatı devam ettirme arzularını dile getiriyorlar.

Elhamdulillahi haza min Fadli Rabbi

Acziyetimiz için de Cenab-ı Allah’ın Kudret tecellisi çok zahir görünüyor. Fakat düne göre yapılan hizmet her ne kadar muntazam görülse de henüz yapılması gereken ve ulaşılması lazım gelen milyonlar var. Dualarınızı ve dualarımızı beklemekteler.

Ayrıca misafir olarak kalmakta olduğumuz mescidin dünkü siyer sohbetlerine iştirak ettik. Kendileri de bizim gibi dönerli bir şekilde ders yapmaktaydı. Büyük çoğunluğu yeni Müslüman olmuş, gerisi de Hıristiyan veya inşallah yeni hidayet nasip olacak bir cemaat olup; derslerinin akabinde önce kendilerini böyle bir ortamda muhafaza etmeye çalışıp, İslam’ı öğrenmek için ev tutmaları ve vakit ayırarak bir araya gelip 15-20 kişilik ders halkaları oluşturdukları için tebrik ettik. Fakat hemen akabinde Türkiye’yi nazara vererek; Risale i Nur ve Hizmet tarzımızı anlattık. Kendilerinin de çok hoşlarına gitmek ile beraber inşallah haftaya dersin bir saati de Risale-i Nur’lardan olacak. Hepsine ayrılmadan kitaplar verildi.

Hatta bir kaçı, “Buraya gelemeyen arkadaşlarımız da var, onlara kitap götürsek olur mu?” diye arz-ı ihtiyaç ettiler. Dersi yapan imam da “her şeyden önce Türkiye’den bu mana için kalkıp gelen sizleri tebrik ediyorum” dedikten sonra, “biz burada ki Müslümanlar hem İspanyolca, hem de diğer dillerdeki tüm kitaplara karşı büyük bir ihtiyaç içindeyiz. Eğer gönderirseniz, ben bizzat ulaştıracağım” dedi ve hizmet tarzımızı ve Risale-i Nur’ların mahiyetini dinlemeye ve Arapça ile İspanyolca Cemaate tercümeye başladı.

Biz de kendisi ile hususi istişare etmek üzere, önümüzdeki pazardan önce, randevu verdik. İnşallah, tekrar görüşerek beraber veya ayrı neler yapılabilir diye görüşeceğiz.

Ayrıca mescitte, Cuma da tanıştığımız, Mısır’lı, Cezayir’li ve buranın yerli Müslümanları bu gaye ile Meksika’ya gelen bu heyetimizi ve Risale-i Nur’ları hüsn-ü istihsan ederek; “Beraber ne yapmamız gerekiyorsa hazırız. Çünkü buradaki Hıristiyanlar da Müslümanlar da hakikatlere aç” dediler.

Zaten görüştüğümüz Hıristiyan’ların büyük çoğunluğu “Bizim Allah ile sorunumuz yok, Kilise ile var” diyerek (We have no problem with God, our problem is with Church) diyerek; durumu betimliyorlar.

Henüz, bizi kuzey sınırında Rosarita’dan ve Güney’de Müslüman olmaya başlayan köylerde oranın imamları ve İstanbul’dan bizi irtibatlandırdıkları Meksika’lıları ziyaret edemedik.

Elhamdülillah yoğun bir faaliyet 3 gündür devam ettiğinden dördümüz de kahvaltıdan başka; pek vakit kalmıyor, farklı bir meşguliyete… Bu faaliyetteki lezzet ve akabindeki yorgunluk; ne mobilyasız dershaneyi ne de unutulan öğünleri hatırlamaya vakit vermiyor. İnşallah, Cenab-ı Hak kabul eder de müessir olmuş olur, yapılan faaliyetler…

İnşallah vakit bulabilirsek ziyaretlerimiz ve oralarda -yeteri kadar- kalırsa kitap ulaştırırız. Burası başkent, İslam’ı ve Allah’a imanı anlatan kitaplara ulaşamıyorlarsa, güney ve kuzeyde muhakkak ki daha çok ihtiyaç hissetmektedirler.

Müessir dualarınızı beklemekteyiz.

Kardeşleriniz

Selam ve Dua ile

Meksika Nur Talebeleri

Cennet-asâ Günlere Doğru.. (Üstad’a Mektup)

Üstadım, sen nuru çile ile ektin ve istikbale ışık tuttun. Senin, çile ile ektiğin tohumlar filizlendi bugün. Yaktığın meşale dünyayı kuşattı. Verdiğin müjdeler bir bir gerçekleşiyor bu günlerde..

Allah’ın selâmı üzerine olsun Muhterem Üstadım!

Elli iki yıldan beri aramızda cismin yok; fakat ismin gönlümüzde, nurun ruhumuzda, aydınlığın kalbimizde.

İsmin deniz aşırı ülkelerde bir aydınlık tufanı gibi insanları inkârdan çıkarıp kurtarıyor, kalpleri vesveselerden kurtarıp temizliyor, gönülleri evhamlardan söküp arındırıyor, insanlığa büyük insanlık hakikatini gösteriyor, çağımıza âhir zaman Peygamberinin (asm) çizdiği o saadet ufkunu sislerden arındırıp yeniden sunuyor bu gün.

Dünyamız her ne kadar fitne ve çekişmelerden, ateş ve oyunlardan, fesat ve istibdatlardan yakasını kurtaramıyorsa da; Kur’ân’ın nuru dünyayı nur rengine boyamak üzere Üstadım.

Sen, o çile dolu günlerinde; “Ey üç yüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sâkıtâne Nur’un sözünü dinleyen ve bir nazar-ı hafî-i gaybî ile bizi temâşâ eden Said’ler, Hamza’lar, Ömer’ler, Osman’lar, Tâhir’ler, Yûsuf’lar, Ahmed’ler, vesâireler!.. Sizlere hitap ediyorum. Başlarınızı kaldırınız, ‘Sadakte’ deyiniz. Ve böyle demek sizlere borç olsun! Şu muâsırlarım, varsın beni dinlemesinler. Târih denilen mâzi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla sizin ile konuşuyorum. Ne yapayım; acele ettim, kışta geldim. Sizler Cennet-asâ bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır. Biz, hizmetimizin ücreti olarak sizden şunu bekliyoruz ki: Mâzi kıt’asına geçmek için geldiğiniz vakit, mezarımıza uğrayınız. O bahar hediyelerinden birkaç tanesini medresemin mezar taşı denilen ve kemiklerimizi misafir eden ve Horhor toprağının kapıcısı olan kal’anın başına takınız. Kapıcıya tembih edeceğiz. Bizi çağırınız. Mezarımızdan, ‘Henîen leküm’ (Sizlere tebrikler!) sadâsını işiteceksiniz”1 demiştin ya…

Ümitvar olunuz. Şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sadâ İslâmiyetin sadâsı olacaktır” 2 demiştin ya…

Bedbaht Rus polisine; “Asya’da, Âlem-i İslâm’da üç nur, birbiri arkası sıra inkişafa başlıyor. Sizde birbiri üstünde üç zulmet inkişafa başlayacaktır. Şu perde-i müstebidâne yırtılacak, takallüs edecek, ben de gelip burada medresemi yapacağım” 3 demiştin ya…

Eğer biz, doğru İslâmiyet’i ve İslâmiyet’e lâyık doğruluğu ve istikameti göstersek, bundan sonra onlardan fevc fevc dahil olacaklar” 4 demiştin ya…

İstikbal, yalnız ve yalnız İslâmiyet’in olacak. Ve hâkim, hakâik-i Kur’âniye ve îmâniye olacak.” 5 demiştin ya…

Eğer biz, ahlâk-ı İslâmiye’nin ve hakâik-i îmâniyenin kemâlâtını ef’âlimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri elbette cemaatlerle İslâmiyete girecekler; belki Küre-i Arz’ın bazı kıt’aları ve devletleri de İslâmiyet’e dehâlet edecekler.” 6 demiştin ya…

Akıl ve ilim ve fen hükmettiği istikbalde, elbette bürhan-ı akliye istinad eden ve bütün hükümlerini akla tesbit ettiren Kur’ân hükmedecek.” 7 demiştin ya…

Avrupa ve Amerika İslâmiyet’le hamiledir. Günün birinde bir İslâmî devlet doğuracak. Nasıl ki, Osmanlılar Avrupa ile hamile olup bir Avrupa devleti doğurdu.” 8 demiştin ya…

Üstadım, müjdelerinin ortaya çıkışına şahit oluyor, ufukta aydınlığını görüyoruz bugün.

Üstadım, sen nuru çile ile ektin ve istikbale ışık tuttun.

Senin, çile ile ektiğin tohumlar filizlendi bugün.

Yaktığın meşale dünyayı kuşattı.

Verdiğin müjdelerin bir bir gerçekleştiği bu günlerde, Cennet-asâ günlere doğru hızla adım atışımızın yakıcı heyecanını yaşamaktayız.

Her ne kadar günahımız çok ve isyanımız hâlâ yeryüzünün taşıyamadığı bir yük ise de, yine de mukaddes değerlerimize bağlılığımızı gün geçtikçe daha güçlüce hissedebilmekteyiz. Müjdelediğin biçimde, medenî dünyada İslâmiyet çığ gibi büyümekte, Kur’ân güneş gibi yayılmakta, İman ve Tevhid hakikatleri dalga dalga genişlemekte.

Üstadım; günahkâr asrımızın böylesine doyulmaz hidayet fırtınasına sahne oluşunda senin gösterdiğin yüksek hamiyet, hiç şüphesiz, Hazret-i Muhammed’in (asm) çağlar ötesi tasarrufundan ve Cenâb-ı Hakk’ın yüksek rahmetinden başka bir şey değildir.

Aramızdan ayrılışının 52. yılında ey Üstadım, zat-ı âlinize sayısız selâm, rahmet ve mağfiret; Allah’ın Sevgili Resûlüne (asm) sonsuz salât-ü selâm ve dünyayı iman nuruna boğan Allah’a hadsiz hamd ü sena olsun. Âmin.

Süleyman KÖSMENE

Dipnotlar:

1- Münâzarât, s. 39, 40.

2- Sünûhât, s. 47.

3- a.g.e. s. 63.

4- Münâzarât, s. 37.

5- Hutbe-i Şâmiye, s. 18.

6- Hutbe-i Şâmiye, s. 20.

7- a.g.e. s. 23.

8- a.g.e., s. 27; Tarihçe-i Hayat, s. 46, 82.