Etiket arşivi: mektup

Rusya: Bu Kitaplar Dünyayı Titretir!

Rusya Nur Talebeleri’nin Moskova’dan Yazdıkları Mektup

Muhterem ve şefkatli Ağabeyler,

    Berâ-yı mâlumât olarak bu sene, hususan şuhûr-u selâse münâsebetiyle, Rusya’da Cenâb-ı Hakk’ın ihsan ettiği hizmet-i îmâniyeden hülâseten bahis etmek istiyoruz. Ezcümle:

    Önceki mektupta bahsettiğimiz gibi, bu sene (1998) Sibirya’nın dört büyük şehrinde dershaneler açıldı. (Yekaterinburg, Omsk, Novosibirsk, Krosnoyarsk) Bunlardan Yekaterinburg ve Novosibirsk’de ikinci dershaneler açıldı. Bilhassa Novosibirsk’de; orası Rusya’nın önemli ilim merkezidir. Yüz bin üniversite talebesi ve binler üniversite öğretim görevlileri olan Sibirya’nın baş şehridir. İkinci bir dershane bu üniversite muhîtinde açıldı. Bu üniversite Novosibirsk’in otuz km. uzağında, ormanlık bir yerde, ayrı büyük bir şehir gibidir. Risâleler, ilim adamları arasında çok kısa müddette intişâr etti ve merakları celb etti. Geçen, dershaneye gelen iki profesör, dersleri dinledikten sonra “Bu kitaplardan dünyâyı titreten ilmî işler yazmak olar” demişler. Orada dershanede kalan öğretim görevlileri kardeşler ders verdikleri fakültelerde hizmet ediyorlar.

    Bu sene (1998) İstanbul’da yapılan Bediüzzaman Sempozyumu’na, Rusya Müftüsü Râvil Hazret’in iştirâki de, Rusya’da Risâle-i Nur’a merâkı daha da arttırdı. Camilerde, müftünün İstanbul’da Bediüzzaman Sempozyumuna iştirâk ettiği ilân edildi.

    Burada çok meşhur “Müslümanlar” adlı dergide “Meşhûr-u âlem ve çok muhterem büyük İslâm âlimi ve mütefekkiri Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin te’lif ettiği Risâle-i Nur Külliyâtı ile, bu internet adresleri ile tanış olabilirsiniz. Eserler, dünyanın bir çok dillerinde bu adreslerde mevcuttur.” diye Risâle-i Nur’la alâkalı birkaç internet adresinin de verildiği bir haber vardı. O derginin genel müdürü ile görüşüp Rusça ve Tatarca Risâleleri takdim ettik.

    Sempozyumdan döndükten sonra Petersburg’da kırk altı bin kitâbın tab’ı anlaşmasını yaptık. Bir ay içinde hepsinin tab’ı yapıldı. Yirmi bin Âyet-ül Kübra, yirmi bin Uhuvvet Risalesi, üç bin Türkçe Asâ-yı Mûsa, üç bin İngilizce Lem’alar… Her zaman olduğu gibi bu tab’ işinde inâyetler daha bedîhi oluyor. Mesela; üç bin İngilizce Lem’alar’ı basarken yanlış olan bir sayfada bütün makineler birden durmuş. Sebebini anlamamışlar. Sonradan görmüşler ki, o sayfada yanlış birtek sehiv varmış. Eğer makineler durmasaydı, o zaman üç bin kitap tashih olması yahut yeniden basılması gerekiyordu. Asâ-yı Mûsa’nın üst kapağına matbaa işçileri ile bakarken onlardan biri “Asâ-yı Mûsa’nın tercümesi nedir?” diye sormuş. Hacı Kardeş tercümesini Rusça söylemiş ve Asâ-yı Mûsa’nın bütün sihirleri iptal ettiğini anlatmış. Bu sırada oraya ispirtizma ve manyetizmaya âit kitap bastırmak için gelen birisi çok acîp bir görkem alarak matbaadan çıkıp gitmiştir. Basılan kitapları matbaadan arabaya yükleyip (umum çekisi 4 ton) bir kardeşin ambarına götürürken polislerin çok olduğu yerden geçerken birden bir tûfan başlamış. Polisler koşup yerlerine girmişler. Kitapları boşalttıktan sonra hava açılmış.

    Petersburg’da iken, Rusya’da çok meşhur bir üniversite olan Leningrad Dakik Cihazlar ve Optika Enstitüsü’nde üç sene önce İslâmı kabul etmiş ve İslâm Hayriye Cemiyeti kurmuş bir profesörle görüştük. Ona, Risâle-i Nur’un esâs ve gâyesini anlattık. Çok hayret etti ve sevindi ve bu kitapları Petersburg’un ilim muhîtine neşr etmeyi kendine bir borç bildiğini ve ilk evvel üniversite profesör ve talebelerinin de iştirâkleri ile bir konferans düzenlemek istediğini bildirdi ve hâzır olduğumuzda ona bildirmemizi ricâ etti. Ona Rusça kitaplardan ve İngilizce Tarihçe-i Hayat ve Ene ve Zerre kitaplarını hediye ettik.

    Bir namaz vakti Petersburg Camisi’nde, kardeşler Letonya’dan gelmiş Hava Kuvvetleri emekli albayı, şimdi ise, Riga Müslüman İcmâsının başkanı Ashad Hazret’le tanışmışlar. O, kitapları okuyarak çok memnun olduğunu ve Letonya’da bu hizmete çok ihtiyâç olduğunu söylemiş. Gittikten sonra telefon açıp Letonya’nın yerli ahâlisinin Risâle-i Nur’u çok merâk ettiğini ve bu hizmetin orada yerleşmesini ricâ ettiklerini söylemiş. Ashad Hazret, Cum’alarda hutbe ve vaazları Risâle-i Nur’dan tertip ediyor. Sonra Litvanya’dan, orada vazifeli olan bir Türk hoca bize telefon açıp, yarın Litvanya Müftüsü Moskova’ya geliyor. Ona bir miktar kitap vermemizi ricâ etti ve oraya beklediklerini söyledi. Moskova’da bir imam Lem’alar kitabını eline alarak vaazı direk kitaptan okuyarak sonra Rusça izâh ediyor.

    Bir kardeşin gayreti ile Kırım’da da çok güzel hizmetler oluyor. Finans-Kredi Kolejinde okuyan bir talebe dershaneye gelip gidiyor ve kitapları okuyor. Bir defa felsefe dersinde Risâle-i Nur’dan anlatmış. Rus olan muallim çok merak etmiş ve kardeş onu dershaneye götürmüş ve o Rus; dersleri dinleyerek sanki çarpılmış gibi olmuş. Kırım’ın ikinci şehri olan Sivastopol’da dershane açmak için güzel zemin var. Eskiden hizmeti tanıyan bir kardeş oradan dâvet ediyor.

    Ukrayna’nın büyük şehirlerinden olan Odessa’da bir kardeş (oğlu Bakü’de dershanede kalıyor) orada çok büyük ihtiyâç olduğunu ve orada âcil dershane açılması için kardeşleri dâvet etmiş ve bütün maddî cihetini yükleneceğini söylemiş.

    Moskova’da bir Rus kardeşle tanıştık. Dokuz yaşında ilk defa Allah kelimesini duymuş. Sonra hiç unutamıyormuş. Üç sene önce İslâmiyet’le tanışmış, beş aydır namaz kılıyor. Bir Cuma günü kendisi bize yaklaşıp tanış olmak istediğini bildirdi. Biz de Rusça kitapları verdik. Öbürkü Cuma, her kitabı ikişer defa okuduğunu ve çok tatmin olduğunu söyledi. Sonra Türkçe okumak istediğini bildirdi. Uhuvvet Risâlesi’ni verdik. Sonra her kitabı bir nefeste, iki buçuk saatte bitirdiğini ve böylece dört kere tekrar okuduğunu ve kitâbı eline aldıkça yere koyamadığını ve anladığı kitaplardan daha çok lezzet aldığını söyledi. Şimdi Asâ-yı Mûsa’yı okuyor ve derslere devam ediyor. (1)

    Elhamdülillah, an be an, saat be saat, gün be gün Rusya’da hizmetler intişâr ediyor ve kökleşiyor. Mutlaka bu günlerde, aynen Moskova ve Petersburg gibi Rusya’nın çok şehirlerinde ve bilhassa Orta Asya, Türkî Cumhuriyetlerde de kim bilir daha nice hizmetler oluyor.. İnsanlar nûr-u hidâyete kavuşuyorlar!.. İnşâ allah duâ edin; Cenâb-ı Hak, bu hizmette gayret, devâm ve sebât ihsan etsin.

Moskova

24-11 1998

Rusya Nur Talebeleri

      Son günlerde Moskova’da hava herkesi hayretlendirdi. Gündüzler gökte bulut yok ve geceler yıldızlar görünüyor. Dikkat edilince, kâinatla Risale-i Nur’un alâkası vâzıhan görünüyor.

  •     Haşiye: Bu mektubu size göndereceğimiz gün, filimler ve Kelimât geldi. İnşâallah İngilizce Tarihçe-i Hayat, Yirmidokuzuncu Söz haşre dâir Risaleler ile Arapça Kelimât’ı tab’a götürürüz. Çünkü; Novosibirsk, Petersburg gibi üniversitenin çoğunluk olduğu yerlerdeki profesörlerden ingilizce bilen çok var. Belki onlardan bazıları, o mecmuaları Rusça’ya tercüme eder diye ümidimiz var.

Mısır, Kahire’den Hatice En-Nebravi’nin Üstad’a Hitaben Yazdığı Mektup

    Sevgili efendim;

    Seni mü’min bir topluluğun diyârına hediye olarak sunan Allah’ın rahmeti, bereketi, en temiz ve en mübarek selâmı üzerine olsun. Senin muhabbetinle çarpan, sana olan vefâ hislerimin gayretiyle yanıp tutuşan kalbimin, tâ derinliklerinden seslenmekteyim. Ki, sen o kalbin Allah’ı nasıl bir sadakatle sevdiğini, kendisini hak nurlarının tecelli ettiği parlak bir âyine haline nasıl getirdiğini daha iyi bilirsin. Öyle ki, artık bu kalp o nurlarla çarpıp durmaktadır. Seyyid-i Ebrâr olan Mustafa-i Muhtâr’a, Onun tertemiz Âline, Sahâbe-i Kirâmına ve diğer bütün büyük zâtlara muhabbet ve vefâ duygusuyla ma’mur olmuştur. Onun yolunu yol edinmiş, onun hidâyet çizgisini tâkip etmiş ve inşâallah hep tâkip edecektir.

    Sen, ey efendim, Allah’ın fazl u ikrâmı olarak Resûl-ü Ekrem’in yolundan ayrılmayan, adımlarını hep sağlam esâslar üzere atan âlem şahsiyetlerden birisin. Bizler için en güzel üstâd, en güzel muallim, en güzel ve sâlih bir önder oldun. Peşinden gelenleri muhabbet ve îmân kaynağına ulaştıran en mükemmel imâm oldun. İşte bu yüzdendir ki, biz seni bütün kalbimizle sevdik. Sana sımsıkı bağlandık. Çünkü; Allah bizimle seni en sağlam, en derin ve en devamlı bağlarla bağladı. Çünkü bunlar, muhabbet bağlarıydı. Bizler üzerimize düşeni hakkıyla yerine getirsek de, senin hakkını asla ödeyemeyiz. Yapabileceğimiz tek şey, seni en güzel ve en hayırlı bir şekilde mükâfatlandırması için dâima Allah’a duâ etmektir. Zirâ, Allah’ın her şeye gücü yeter ve gayretlerin karşılığını en iyi veren de O’dur.

    Efendim;

    Bu mektubu, sana İstanbul’da, gayet ihlâslı talebelerinin gayretleriyle düzenlenen sempozyumdan döndükten sonra yazıyorum. Türkiye seyâhatim esnâsında yaşadıklarımı mütevâzi kalemim anlatmaktan âcizdir. Çünkü gördüklerim, kalbimin en derin köşelerinde mâ’kes buldu. İlâhî muhabbeti en hârika bir surette, orada müşâhede ettim. Vefâ ve ihlası en asîl mâ nâ larıyla orada anladım. Toplum içinde nefsin fenâ bulmasını, insanlar arasındaki ruhî bütünlüğü orada gördüm. Tıpkı denizin dalgaları gibi coşan, başlangıcı ve sonu olmayan, sana âşık kalplerinden taşarak bir umman hâline gelen bu nur halkalarını kalemimle nasıl anlatabilirim, ey İmâm-ı Celîl? Ne kadar anlatmak istesem de kalemim âciz kalıp duruyor. Dilim ifâde etmekte zorlanıyor.

    Efendim;

    Şu kısa aklımla, o sevgili beldeni ziyâretim esnâsında sana olan şevk ve düşkünlüğümün biraz dineceğini veya sizin hakkınızdaki rûhî bilgilerimin artacağını zannetmekteydim. Ziyâretimden döndükten sonra, senin büyüklüğünü yeterince bilme konusunda cehâletimin daha da arttığını gördüm. Çünkü, hemen her mekânda gördüğüm o göz kamaştırıcı nurlar, benim şaşkınlığımı daha da artırdı. Aynı zamanda, kalbimin bu nurlara ne kadar çok hasret kaldığını da anladım. Çünkü kalbim, alabildiği kadar o nurları toplama, gücü yettiği kadar feyzini artırma gayretindeydi. Bu kalb, muhabbet nurlarıyla doldu. Tâ ki sonunda o nurlar, bütün benliğimi tamamen kapladı. O kısa zaman diliminde, kendimi rahmet feyizlerine kaptırmış vaziyetteydim. Âdeta zaman ve mekândan sıyrılmıştım.

    Gerçekten o anlar, benim için benzersiz anlardı. Belki bir asra bedeldi. İnsan ruhunun ancak uzun ömürler yaşayarak tadabileceği manevi hazlarla doluydu. Bu hazların ne hadd u hesabı, ne de sınırı vardı. O anda kendi kendime dedim ki: O kısacık zamanda alabildiğim mânevî nurlar böyleyse, Enbiyâ ve Resûllerin, Melâike-i Mukarrabînin ulaştığı nurlar nicedir? Âlemlerin Rabbi olan Allâh’ın nûru nasıldır?

    İşte böyle ey İmâm-ı Celîl; kendi nefsimi bir yandan böyle bir heyecan, bir yandan da geçen ömrümü hebâ etmişliğin hüsrânı içinde buldum.

    “Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine’z-zâlimîn!.”..

    Allah’tan uzaklaştığım ölçüde nefsime zulmettim… Allah’ın rızâsı dışında atmış olduğum her adım için nefsime zulmettim… Nefsimin bitmek tükenmek bilmeyen istekleri ve heveslerini gerçekleştirdiğim ölçüde nefsime zulmettim…

    Şimdi ey efendim; Aslâ geri dönmeksizin ben bu nefsime harp ilân ediyorum. Çünkü o, benim nur sefînesine zamanında kavuşmamı engellediği için, düşmanlarımın en büyüğüdür. En sonunda senin Nur Risâlelerinin nuruyla basîretim aralandı. O eserlerini senin vefâlı ahbâbının kalplerinde gayet diri bir vaziyette gördüm. Ama, nefsimin karanlıkları arasında o nur perdelerini aralamaktan hâlâ âcizim. Rahmet nurları ile insan nefsinin karanlıkları birbirinden ne kadar ve ne kadar uzak değil mi?

    Sevgili efendim;

    Eğer benden Türkiye yolculuğum ve burada katıldığım nûrânî sempozyumun neticelerini gayet kapsamlı bir ifâde ile vasfetmem istenseydi, ben hâl ve kàl lisâniyle şöyle derdim; “Yakîn Yolculuğu”…

    Bu kısa ifadeyi biraz açmam gerekirse:

  •     Kur’ân-ı Kerim ve Resûl-ü Habîb’in sözlerindeki azameti yakîn bir bilgiyle bu yolculukta öğrendim. Rabbimin kelimelerini eğer denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsalardı dahi yazmaktan nasıl aciz kalacakları; Resûlüllâh’a (s.a.v.) cevâmiü’1-kelîm (kısa ifâdelerle çok derin mânâlar ifâde edebilme) özelliğinin nasıl verildiğini gerçek mânâda öğrendim.

 

  •     Bu yakînin derinliklerinden çıkan mânâ şuydu: Kur’ân hakikatlerinin mükemmel bir yorumu olan Risâle-i Nur üzerinde araştırmalar yapan zâtların alanları farklı, bilim dalları farklıydı. Bununla birlikte Risâle-i Nur, henüz temas edilmemiş, henüz keşfedilmemiş bir kaynaktı. Sayısız Kur’ân hakikatlerini elde edebilmek ve öğrenebilmek iştiyâkında olan talebelere ve araştırmacılara yol göstermek, rehberlik yapmak için beklemekteydi. Öyle Kur’ân hakikatleri ki, ilimler ilerlese de, asırlar geçse de kendisini bütün insanlığa ilân ederek göstermekteydi. Yeter ki insanlık, ondaki mu’cizelikleri, incelikleri, zenginliği ve hikmetleri araştırsın.

 

  •     Yakînen gördüm ki üstâdım; sen gayb perdelerinin ardından, gelmektesin. Senin talebelerini, Allâh-u Teâlâ tâ ezelden seçmiş. Çünkü senin ilim mihrâbına giren her bir taleben, gerçekte, kaderde belirlenmiş randevusuna icâbet etmektedir. Böylelikle talebelerinin seninle olan bağlantısı, seni takdir ederek etrafında halkalanmaları, beşeri müdâhelelerin veya çeşitli propaganda ve gayretlerin tamamen dışındadır. Bilakis bu hâl, Hakîm ve Habîr (her şeyi hikmetle yapan ve her şeyden haberdâr olan) bir Zât’ın ta’yininden; bütün denge ve ölçüleri aşan tasarrufundan başkası değildir. Ne mutlu sâna efendim! Ne mutlu bize, Allâh-u Teâlâ senin gibi bir imâm, derin ve kıymetli bilgileri bize öğreten bir muallim, hayatımızdaki karanlıkları parçalayıp aydınlatan, Rabbimizin katına yükselme yolunda bize yardım eden, sohbet-i Nebî şerefine ulaştıran bir örnek nasib etmiş!

 

  •    Yakînen anladım ki, sen sıradan bir şahıs değil, bil’akis Rabbânî bir rahmetsin. Allah, seni nice ulvî nurlarla bezedikten sonra bizi nimetlendirmiş. Senin risâlelerin, hareketlerin, tasarrufların, velhasıl bütün özelliklerin sıradan değil. Her bir halinde, hatta talebelerinle yaptığın mulâtefelerinde dahi sıradan bir insan olma özelliği değil, mevhibe-i ledünnî, yani İlâhî bir ihsan olma özelliği bulunmakta. Hiç birisinde ne bir abes, ne de bir tesâdüf yok. O hallerinde hevânın hükmü değil, Rabbânî bir keşfin yönlendirmesi var. Yakîn yolunda emniyetle ilerleyebilmede bizlere bürhân olman için, o özellikleri Allâh sana hîbe etmiş.

 

  •     Ey efendim; senin yaşadığın mekânları gezerken, hayâtın boyunca senin inâyet-i İlâhiye ile korunduğuna olan yakînim daha da ziyâdeleşti. Bunun da temel sebebi, elbette risâlelerini yazman ve böylece Allâh’ın seni yaratmasındaki gayenin gerçekleşmesidir. Allah senin için öyle mekânlar seçmiş ki, her ne açıdan bakılırsa bakılsın ibretlerle dolu. Bir yandan büyüleyici ve tatlı tabiat manzaraları ile eşsiz mekânlarda yaşamışsın. Bir yandan da benzersiz yalnızlıklar, elemler ve acılarla dolu zindanlara atılmışsın. Birbirine zıt her iki halde de îmânî şahsiyetin daha da cilalanmış. İnsanî gayelerin en yücelerinin gerçekleşmesi ve nefsanî afetlerle mücahede etmeyi sağlayan ledünnî ilimlerin hazineleri önünde açılmış.

 

  •     Bir konuda daha yakînim oldu ki; Rabbine ibâdet için mekân edindiğin, yerle göğün sükûnet ve itmi’nân ile omuz omuza verdiği Çam dağının en zirvesindeki şu mübârek ağacın yanında, ey efendim, senin pâk ruhundan gelen esintiler hâlâ devam etmekte. Geçen zaman boyunca ziyâret eden nice nesillere konuşmakta, nice yüksek mânâları anlatmakta, azamet-i Deyyân’ı dile getirmekte, kâinattaki nice sırları hâlâ nakış nakış kalplerimize işlemekte…

    Senin ruhunun bu konuşmaları bana sınırsız bir yakîn ile şu gerçeği gösterdi ki; Ruh ölümsüzdür ve hakikaten Rabbimin emirlerindendir. Yoksa bu hâli aklımızla nasıl tefsir edebilirdik? Bir insan ki, onlarca sene evvel âlem-i bekâya göçmesine rağmen hâlen ruhu bizimle birliktedir. Bütün bu mânâları bize anlatmakta, muhabbet ve vefâ mânâlarıyla oradaki her mekânda bizi karşılamakta, îmânın en zirve noktalarını bize öğretmektedir. Her ne kadar şu fâni dünyadan çok zaman önce göç etmiş olsa da, Nur Risâlelerinde söylediği her sözünü, her cümlesini kalbimizin tâ derinliklerine yerleştirmektedir.

    Hakikaten ey efendim, senin eşsiz ruhunun dile gelmesi yoluyla çok ama çok miktarda bilgi edindiğimiz bu hitâp bir ömre bedeldir. O seslenişten kaynaklanan nurlar bütün benliğimize işlemiş, bütün her yanımızı göz kamaştırıcı ışıltılarla aydınlatmıştır. Bu hâlet bizlere Rabbimizin azametini yakîn olarak bilmemizi sağlamış, bizleri ulvî ufuklarda dolaştırmıştır. Böylesi mübârek bir sohbetle, böylesi yüce feyizlerle ve böylesi Rabbânî esintilerle bizi nimetlendirdiği için Allâh’a şükür secdesine kapanmaktayız.

  •     Bu yüksek dağda (Çam Dağı) üzerimize doğan yakîn nurlarını hayatım boyunca asla unutmayacağım, ey efendim. Özellikle bana hatırlattığı şu fikirler ve hâtıraları: Senin ibâdet ve tefekkür kasdıyla zirvesine çıktığın bu dağda da ne bir abesiyet, ne de bir tesâdüf yoktur. Bil’akis Cenâb-ı Hakîm ve Habîr’in özellikle belirlemesi söz konusudur. Tıpkı Habibi Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.) Mekke’deki Sevr Dağını seçmesi gibi… Tıpkı Musâ’ya (a.s.) Tûr Dağını seçmesi gibi… Tıpkı bizler için Hacc’ın en önemli şartı olarak Arafât Dağını seçmesi gibi…

    Hangi sırdandır ki, Allah-u Teâlâ bu dağları yeryüzüne birer direk, bulutların gelip geçecekleri birer geçit, rızıklar için birer anbar eylemiştir?.. Resûlleri ve evliyâsı için birer ma’bed kılmıştır?.. Esmâ-i Hüsnâsının en görkemli ve şa’şaalı birer tecelligâhı yapmıştır?..

    İşte bu sorulara cevap ararken, en sonunda bu meseleleri gerçek mânâda anlamakta ne kadar âciz kaldığımızı, bize verilen ilimle bu hakikatlerin çok az bir kısmını anlayabileceğimizi yakînen gördüm.

        Saygıdeğer Üstadım;

    Bütün bunları gördükten, sonra kalbim gayet mutmain olarak gördüm ki, Allah’ın va’di haktır. Bu yakinin tahkikine dâir en parıltılı alâmet ise, sana âşık ihlaslı talebelerindir. Buradan da anladım ki, Allah insanların kalblerini muhabbet nurundan oluşan bağlarla bağladığı zaman, Allah’ın inâyeti ve fazlıyla bu bağlar kudsî bir hüviyet kazanır. Ve asla düşmanları tarafından parçalanamaz bir hal alır. İşte bu tabloyu görünce, göğsüme bir rahatlama geldi; kalbimde sebat ve yakin hâsıl oldu.

        Sevgili Üstâdım;

    İstanbul’daki sempozyum boyunca yaşadığım bu duyguları ve edindiğim izlenimleri asla unutmayacağım. Kendimi senin de aramızda bulunduğun muhteşem bir törende hissettim. Bizi sen dâvet etmiş, her bir misafiri sen karşılamış, kendini onun ruhuna tanıtmış gibiydin.

    Aynı şekilde, ey efendim, oradaki Allah’a, Resûlüne ve Said Nursî’ye âşık kalpleri asla unutmayacağım. Öyle ki bu aşk, onların yüzlerinde bir nur, sürûr ve sabır şeklinde aksetmekteydi. Bu kalplerdeki muhabbet her tarafımızı sarmış gibiydi. Bütün dünyayı âdeta mânevî küçük bir Cennet gibi görür haldeydik. Tıpkı Cennetlikleri tasvir eden “İhvânen alâ sürurin mütekâbilîn” “Karşı karşıya kurulmuş Cennet iskemlelerinde oturan kardeşler” âyetinde olduğu gibi. Kendi kendime dedim ki: Keşke benim milletim de bunu bilseydi. İnsanlar arasında îmân, sevgi ve hoşgörü hâkim olduğunda, daha dünyadayken yeryüzü bir Cennet olmaz mıydı? Ancak bu şekilde beşeriyyetin bütün emniyet ve barış hayalleri gerçekleşme imkânı bulmaz mıydı?.

    Orada yaşadığım mübarek îmân sohbeti sayesinde tattığım saâdeti artıran bir diğer husus da, Allah’ın ve Resûlünün şu vaadine olan yakînimdir: “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” İşte bu gerçekten hareketle kendimi gayet ulvî ve nûrânî bir halkanın içinde hissetmekteyim. Allâh-u Teâlâ’dan duam odur ki, bu nûrânî halkaya ebedi Cennet hayatında da bizi dâhil eylesin.

    Sonuç olarak, îmân ve İslâm nimetiyle bizi nimetlendirdiği için AIlah’a sonsuz hamd ü senâ eyleriz. İmân menbaından ve İslâm nurundan fışkıran îmân kardeşliğini, bize nasip ettiği için O’na şükrederiz. Dâr-ı âhirette ebedî nimetlerle bizleri nimetlendirmesini dileriz.

        Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.

Nur Talebesi Hatice en-Nebrâvî

Kahire-MISIR

———————————

 Not: Isparta, Barla ve Çamdağı’nda ziyaretlerinde, beraberlerinde olan ağabeylere dualar temenni eden bu mektubdaki bazı kısımlar, hususiyet arzettiğinden neşredilmedi.

Arjantinli Analia ablanın Risale-i Nur mesajı

Rosario şehrinde ve çevresindeki insanların hidayetine vesile olan, hapishaneye Risaleleri koyup orada ders okuyan olan Analia ablanın mektubu:

“Ülkemde iman ve Kur’an hizmeti için bulunan Nur talebeleri vesilesi ile Risale-i Nurlar ile tanıştım. Dünyanın herbir köşesinde yaptıkları hizmetin mahiyetini anlayabilmem için bana bir bir internet adresi göndermişlerdi.

İlk okuduğum kitap “Hastalar Risalesi”ydi ve gerçekten de çok güçlü bir kitap olduğunu anlamıştım. Bu kitap sayesinde, bir insan sevdiği bir kişiye veya bir tanıdığına ya da sağlığıyla ilgili kötü zamanlar geçiren birine kitapta geçen 25 deva ile hakiki bir teselli ve ferahlık verebilir diye düşünüyorum. Dikkatle okuduğum her sayfasında çok büyük tesir olduğunu hissettim.

Ve hakeza “Küçük Sözler”de de aynı hisleri yaşadım. Dördüncü sözde geçen “Namaz dinin direğidir” Hadis-i Şerif mealini okuduğumda ruhumda eşsiz ve hiçbirşeyle kıyaslanamaz bir tesir hissettim. “Acaba yirmi üç saatini şu kısacık hayat-ı dünyeviyeye sarf eden ve o uzun hayat-ı ebediyeye bir tek saatini sarf etmeyen, ne kadar zarar eder, ne kadar nefsine zulmeder, ne kadar hilâf-ı akıl hareket eder!” cümlesini okuduğumda hakikat kalbimin derinliklerine ulaştı. Burada verilmek istenen mesaj oldukça açık ve aynı zamanda son derece etkileyici. Bizi zamanımızı neye harcadığımız konusunda düşünmeye vesile oluyor. Hayatımızdaki bütün zamanı uğrunda harcamayı kim hakediyor? Cevap şu ki; her anımızı Allah’a ibadet ve şükür ile geçirmek zorundayız. O hayatımızda ve kainatta var olan herşeyin tek sahibi.

Bu yüzden bir insan tüm dikkati ve hissiyatı ile okuduğunda bu muhteşem Risale-i Nur külliyatındaki herbir kitapta verilmek istenen mesajı alarak hayatı sonsuza kadar değişebilir. Hayatta bir “önce” ve “sonra” vardır. Ruh renklerle doludur ki bu renkler daha önce insanın anlayamadığı ya da göremediği pek çok şeyin anlamını bulduğu, farklı biçimde var olan günleri boyamak içindir. Aynen 23. Söz, 5.Noktada okuduğumuz gibi; “İnsan, şu dünyaya bir memur ve misafir olarak gönderilmiş, çok ehemmiyetli istidad ona verilmiş; ve o istidâdâta göre, ehemmiyetli vazifeler tevdî edilmiş. Ve insanı o gâyeye ve o vazifelere çalıştırmak için, şiddetli teşvikler ve dehşetli tehditler edilmiş.”

Tecrübelerime dayanarak şunu söyleyebilrim ki; Risale-i Nurları okumaktan hiç bir zaman usanmadım. Çünkü, her sayfasında bizi aydınlatan nurun esintisini hissediyorum. Risale-i Nur bizi hem sosyal hem de ferdi olarak gelişmemize yardım ediyor ve öğretiyor ve ayrıca bunu başkaları ile nasıl paylaşabileceğimizi gösteriyor.

Nurlardan öğrendiğimiz bilgiler ve örneklerle, çevremize nur ve mutluluk yayan bizzat biz olalım. Çünkü bir kulağın duyabileceği en güzel melodi İman nurundan gelen sözlerdir.

Analia / Rosario – Arjantin

Kaynak: Risale Haber

Medrese-i Yusufiye (Cezaevi) Hizmetleri

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
وَ بِهِ نَسْتَعِينُ
اَلْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

 

Aziz, Sıddık, Mübarek Ağabeylerimiz!

2 seneye yakındır Cenab-ı Hakkın izni ve inayetiyle sürdürmüş olduğumuz Cezaevi Hizmetlerine dair kısa bir malumat vermeyi, وَ اَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ ayetinin sırrıyla tahdis-i nimet suretinde ve bir şükr-ü manevi olarak borç biliyoruz.

Evvelen; Tüm Türkiye’de resmi kanalla tesbit etmiş olduğumuz 414 adet cezaevinin kütüphanelerine demirbaş olarak, bazı fedakâr nur talebesi ağabeylerin maddi katkılarıyla 127 takım külliyat gönderilmiştir. Bunlar en elzem yerler olarak tesbit edilmiş ve acip bir inkişafata medar olmuştur. Ayrıca direkt mahkûmlara ve dolayısıyla koğuşlarına da 50 takımdan fazla külliyat gönderilmiştir. Bu gönderilen külliyatlardan cezaevlerinde çalışan zevatta çok memnun kalmış ve gerek müdürler, gerek gardiyanlar hissiyat-ı memnunelerini dile getirmiştir. Mersin Başsavcılığından gönderilen kitaplar için teşekkür mektubu gelmiştir.

Sâniyen; Yine fedakâr bazı nur talebesi ağabeylerin katkılarıyla binlerce Meyve Risalesi, Küçük Sözler, Hastalar Risalesi, Gençlik Rehberi gibi mühim eserler de gerek mektuplarla, gerekse sair yollarla bu mahkûmlara ulaştırılmış; Mübarek ve Muazzez Üstadımızın Meyve Risalesinde “İnşâallah, bir zaman hapishaneleri tam bir ıslahhane yapmak için bahtiyar müdürler ve memurlar, o Nurları, mahpuslara, ekmek ve ilâç gibi tevzi edecekler.” müjdesi tahakkuk etmiştir.

Sâlisen; Halen 50 ildeki 68 farklı cezaevinden 222 mahkûmla doğrudan mektuplar vasıtasıyla görüşülmektedir. Açık cezaevinde yatanlarla telefon vasıtasıyla da görüşülüyor. Bu mahkûmlardan 715 mektup gelmiş ve mukabilinde tarafımızdan 737 adet mektup yazılmıştır. Ve el’an da mektuplar ve yazışmalar devam etmektedir. Bu mektupların muhteviyatı Risale-i Nur’lardan muhtelif meseleler olup, bazıları sorulara cevaplar, bazıları ise teselliye dair mektuplardır. Mahkûmlardan gelen mektuplar ise Risaleleri ilk okuduklarında duydukları samimî hissiyat, kalbî ve ruhî istifade ve istifazalarını dile getirmektedir. Bu sayede birçokları intibaha gelmiş, namaza başlamış ve hayatlarına yeni bir sayfa açmışlardır.

Râbian; Tahliye olan mahkûmlar telefonla bizleri aramakta; hem teşekküratını bildirmekte hem de bulundukları yerdeki hizmet mahallini bilmek istemektedir. Bizlerde onları dershanelerle irtibatlandırmaktayız.

Hâmisen; İstişareler sonucu nurlardan tesbit edilip bastırmış olduğumuz “EBEDİ HAPİSTEN KURTULMAK” broşürü ise çok inkişafata medar olmuştur. Mübarek ve Muazzez Üstadımızın mahkûmlara bir müjde, bir teselli olarak yazmış olduğu mektuplardan intihap edilen bu broşür sayesinde mahkûmlar bizlere ulaşmış ve şiddetle talep etmişlerdir.

Sâdisen; Bizlerin talebi, 50 farklı ildeki tüm ehli hizmet ağabeylerin bulundukları ildeki cezaevine sahip çıkması, orayla alakadar olması, mahkûmlarla yazışması ve onları kazanması. Çünkü bu sayılar gittikçe artmakta, her geçen gün farklı il ve cezaevlerinden mektup gelmekte, bizlerden talepte bulunmaktadır. Biz bunlara yetişememekteyiz. Bu kişiler nefs-i emmarenin zebunu olarak içerde yatmaktadırlar. Bizden istedikleri sadece şefkat ve elimizdeki nurlar hazinesinden istifade. Bunları görmezden gelmek ve bir tekmede bizlerin vurması, gerek bizlere, gerekse Risale-i Nurlar’dan aldığımız Şefkate muvafık gelmediğini bildirir müstecab olan duanızı bekleriz.

İşte bu hal gayet kuvvetli bir işaret-i gaybiyedir ki, biz istihdam olunuyoruz. Hem rıza dairesinde, hem inayet altında bize hizmet-i Kur’aniye yaptırılıyor.

اَلْحَمْدُ لِلّهِ هذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّى

 

İstanbul Nur Talebeleri / NurNet.Org
17 Haziran 2011

Daha önce sitemize eklenen Medrese-i Yusufiye Mektuplarına ulaşmak için tıklayınız….

İspanya Hizmet Mektubu

29 Nisan’da, 30 Nisan 2 Mayıs arasında Malaga şehrinde organize edilen ve İspanya ile ilgilenen bir vakıf kardeşimizin tanıştığı Abdülbahir isimli bir öğretmen vasıtasıyla davet edildiğimiz İslam Gençlik Konferansına iştirak etmek üzere Ankara’dan Şemseddin abiyle beraber yola çıktık. Konferans daha önce ayrı ayrı hizmet eden dört ayrı İslami kuruluşun ortak çalışması olarak ilk defa organize edilmişti.

Bizim amacımız hem İspanya’daki hizmet ortamını görmek, hem oradaki ehli imanla tanışıp hizmet zemini aramak, hem de bu konferansa katılan değişik ülkelerden gelen alimlere, akademisyenlere, bürokratlara Risale-i Nur’ları tanıtmak idi. Elhamdülillah maksadımıza ulaştık.

29 Nisan akşamı Malaga şehrinde kaldıktan sonra 30 Nisan sabahı otobüslerle 1 saat mesafedeki konferansın yapılacağı kampüse ulaştık. Böyle maksatlar için bina edilmiş 250 kişi kapasiteli, yarı özel bir kampüs. Üç gün boyunca katılımcılar orada kaldığı için geceli gündüzlü tanışma ve konuşma fırsatları bulduk. Oraya katılanlardan Üstad Bediüzzaman’ı ve Risale-i Nur hizmetini duymayan kalmamıştır inşallah.

Konferansın başlama gününün İspanya’ya Müslümanların ilk çıkartma yaptıkları 30 nisana tevafuk ettiğini Şemseddin abinin İspanya hakkında topladığı dokümanlardan öğrenince bunu onlara söyledik. Onların haberi yokmuş. Onlar bunu duyunca çok hoşlarına gitti. Daha otobüste giderken Şemseddin abi konuşmaya başladı. Biraz hizmetleri anlattıktan sonra İspanyolca risalelerden ders yaptırdık.

Konuşmalar İspanyolca ve Arapça olarak yapılıyordu. Sadece Şemseddin abi İngilizce olarak konuştu. Oraya gelen bütün temsilcilere, Kilisenin ve Kralın temsilcisinden tutunuz, bütün İslami Dernek ve kuruluşların başkanlarına kadar, hususi olarak konuşup risalelerden kendilerine takdim etme ve tanıtma fırsatı bulduk Elhamdülillah.

İspanyadaki Müslümanların din dersi kitaplarıyla hocalarını seçme hakları varmış. Bu konuda bilgi aldıktan sonra din bilgisi kitaplarının yetersiz olduğunu öğrendik. Bu konuda yardım edebileceğimizi söyledik. Çok memnun oldular. İnşaallah her sınıftaki ders saatlerini ve müfredatlarını bize gönderecekler, biz de ilgili ağabeylerimizden yardım alarak İngilizce ders kitapları hazırlamaya çalışacağız. İngilizceden İspanyolcaya tercüme edecek kişiyi de bulduk Elhamdülillah.

Granada şehrinde cami müdürü olan bir zatla tanışıp hizmetleri, nurları geniş geniş anlattık ve konferanstan sonra ziyaretine gittik. Bu zat Seyyid Kutub’un bütün külliyatını Arapçadan İspanyolcaya tercüme etmiş. İnşallah Ramazan risalesini tercüme etmeye başladı. Bu zatı sempozyuma davet ettik. inşallah gelmeye çalışacağını ve bu hizmetleri yerinde görmeyi çok arzuladığını söyledi.

Ayrıca Granada’nın en büyük camisinde Kuran’ı İspanyolcaya tercüme eden ve bazı eserlerin ve tefsirlerin tercümelerini yapan mübarek bir zatı ziyaret ettik. “Tercüme konusunda yardımcı olabilir misiniz?” diye sorduğumuzda sırada bekleyen tercümeleri bize söyledi. Dünyanın dört bir tarafından bu zatı arayıp bulmuşlar, biz daha yeni görüşüyoruz diye hicap ettik. Bizden küçük bir kitap istedi, eğer yapabilirse paralel olarak çalışabileceğini söyledi. Biz de 33 Pencereyi verdik. Tercüme konusunda görüştüğümüz bu iki zat da bu işi para söz konusu olmadan kabul ettiler. İnşallah yapacakları tercümeler incelenip de uygun görülürse en kısa zamanda külliyatın tercümesinin yapılabilmesi için görüşülür.

Konferans sırasında yaşadığımız bazı olaylar:

Bizi davet ettiren ve daha önceden 6. Sözü İspanyolcaya tercüme eden Abdülbahir isimli zat konferans boyunca etrafındakilere üstadı ve nurları anlattı. Anne ve babası Hıristiyan olan bu zat, abisine de nurları anlatmış. Abisi Malaga’da yaşayan maddi durumu çok iyi olan Müslüman bir doktor. Bizi üç gün boyunca dinledikten sonra yanımıza geldi, kartını verdi ve İspanya’da dershane açılabilmesi için elinden ne gelirse yapacağını ve her türlü ihtiyacımızda kendisine başvurabileceğimizi söyledi.

Üç gün boyunca namazları kıldıran imam, üstadın Arapça hayatını okumuş. Gene üstadı konuştuğumuz bir meclise geldi. Üstad hakkında, “O tek başına bir ümmettir, bir İslam kahramanıdır, bizim onun eserlerine çok ihtiyacımız var” dedi. Onun gibi bu organizeyi yapan çok kişi “bizimle irtibatı kesmeyin, sizden istifade edeceğimiz çok cihetler var” tarzında sürekli uyarılar yaptılar.

Orada Amerikalı bir bayan İspanyolca ve Fransızca eğitimi almış, öğretmenlik yapıyor. Müslüman olmaya karar vermiş ve iki aydır tesettüre girmiş, ibadete başlamış fakat kelime-i şehadet getirmemiş. Şemseddin abi onunla konuştu nurlardan verdi. O gece 23.Sözün İngilizcesini okumuş! Öbür gün Elhamdülillah cemaatin gözyaşları ve tekbir sedaları arasında kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldu! İlk Kuran’ı da Şemseddin abi hediye etti Elhamdülillah!

Bu kızımız İslamiyeti tam öğrenmek için Türkiye’de bir imkân olup olmadığını sordu. Biz kendisini Müslüman oluşuna bir hediye kabilinden Türkiye’de bir ay süre ile ağırlamak istediğimizi, bu vesileyle hizmetlerle daha yakından tanışıp kendisini yetiştirebileceğini söyleyerek Türkiye’ye davet ettik! Çok memnun oldu! Sonra Filipinler’deki İngilizce öğretmeniyle irtibatlandıralım faydası olur diye Cevdet kardeşe durumu izah eden bir mesaj çektik. O da takip edeceklerini ifade eden bir mesaj çekti. Tamamlayamadan vefat etti! Allah rahmet etsin.

Orada birisi Müslüman olduğu zaman onun yanına birisini takıyorlar, o yeni Müslüman olan şahsa hem öğretmen oluyor, hem de bazı imtihanları atlatmasında yardımcı oluyorlar. Müslüman olan İspanya’lı bir gence de Gana’lı olan birisi eşlik ediyordu. Biz, bir gün yurtdışındaki bazı faaliyetlerimizden bahsedince yanımıza geldi ve “Ne olur Gana’yı da programınıza alsanız, oranın nurlara, bu hizmetlere çok ihtiyacı var”, diye öyle mahzunane konuştu ki, çok duygulandık. Bize Gana hakkında çok bilgi verdi ve ne gibi yardımlar yapabileceğini anlattı. İnşallah bir beldemiz Gana hizmetlerini takip etmeye başlarsa bu bilgilerimizi paylaşacağız.

İspanya’da gençler arasında uyuşturucu ve sefahat fazla olmasından, maddi durumu iyi olan İspanyollar çocuklarını Moritanya’daki İslami okullarda okutuyorlarmış. Gerek İspanya’da gerek Avrupa’daki bütün Müslümanların derdi çocuklarına böyle İslami bir eğitim verebilmek! Eğer Türkiye’de böyle bir şey olursa Avrupa’dan çok talep olacağını anladık.

Malaga’da gençlerin kurduğu bir İslami Birliğin başkanıyla görüştük. Malaga’da dershane açmamızın çok ehemmiyetli olduğunu, gençlerin çok ihtiyacı olduğunu defaatle ifade ettiler. “Biz burada böyle bir birlik kurduk. Faaliyetler düzenliyoruz, konferanslar tertip ediyoruz, ama çok da netice alamıyoruz. Lütfen bize hizmet tarzınızı eserlerinizi anlatın bizi bırakmayın” dediler. Bir çok kişiyle konuştuk, Şemseddin abi konuşma yaptı ama insanların bize teveccühleri çok fazlaydı. Aynı Emirdağ’da üstadımızın elini öpmeye gelen çocuklara üstadımızın “kanaatimiz geldi ki, ruhları Risale-i Nurlarları hissediyor” dediği gibiydiler.

İslami konularda kitaplar yazan birisi gelip bizden eserlerini okumamızı ve tavsiyelerde bulunmamızı istedi. Biz de Arapçamızın olmadığını, fakat Arapça bilen kardeşlerimizin yardım etmesi durumunda yardımcı olabileceğimizi söyledik.

Bunların dışında Portekiz, İtalya, Fas, Moritanya, Gana hakkında da bilgiler aldık.

Daha sonra Granada’ya geçtik. Tercüme konusunda bize yardım edecek zat, bir hizmet merkezi açmamız durumunda Granada’nın en uygun yer olacağını söyledi. Şehir merkezinde uygun bir yerin kirası 500 Euro civarında.

Granada’da iki büyük İslam mabedi olan “Cami-i Kebir” ile “Takva Mescidi”nin kütüphanelerine İngilizce ve İspanyolca eserlerden hediye ettik! İnşallah bu eserlerden istifade edenler olduğu müddetçe Şirket-i Maneviye’ye dahil olan, her kardeşimiz bu hayırdan hissedar olacaktır!

Gerek İspanya’da gerek Fransa’da çok sayıda Arap var. Ancak onların bazı halleri maalesef İslamiyeti görmeye değil, düşünmeye bile fırsat vermiyor. Onun için İslamiyet hakikatinin efalimizle gösterilmesi, nurların o insanlara tanıtılması bizim vazifemiz! Nasıl bir zaman Endülüs devleti, Avrupa’ya İslamiyeti götürmüş, bu uğurda gemileri yakmış, on binler şehit vermişlerse, bizim de Allahın bize ihsan ettiği manevi hazineleri onlara götürmemiz, bu uğurda çalışmamız gerekiyor!… İnşallah bir beldemiz, şahs-ı manevi namına buraların hizmet sorumluluğunu alır da hepimizi hesaptan kurtarır.

Cenab-ı Hak buralarda nurların inkişafını nasip etsin! Amin! Buralarda hizmet edecek fedaileri göndersin. Amin! Ahirette İspanyol halkı “Allah size böyle hazineleri göndermiş bize ulaştırmak için ne yaptınız?” dediklerinde cevap verebilecek gayretler, dualar, fedakârlıklar Allah bize ihsan etsin. Amin!  (kahev.org)

www.NurNet.org