Etiket arşivi: Muhammed Numan Özel

Hedef sapması yaşamamak için

Bir şey değerlendirilirken ortada sabit bir değerin olması gerekir. Yani sabit ölçülere göre değerlendirmeler yapılır. Bu sistemle ya değer kazanır veya değer kaybeder.

Her sistem kendi içinde yasalardan oluşan bir tüzük oluşturmuştur. Zaten tüzük geliştiremeyen şeylerin sistem olması mümkün değildir.

İslamiyet içerisinde itikadi olarak ehl-i sünnet ve-l cemaat tabir edilen “Eş’ari ve Maturidi” olmak üzere iki kol vardır. Ameli olarak da on iki mezhep olup günümüzde müntesibi olan dört ameli mezhep bulunmaktadır.

Ameli dört mezhebimizden Hanefilik itikatta Maturidi olup, Hanbeli, Maliki ve Şafi mezhepleri itikatta Eş’ari’dir.

Ehl-i Sünnet haricinde de çeşitli fırkalar/gruplar/hizipler bulunmakta. Türkiye, İslamiyet’in garbi kalesi olduğu gibi ehl-i sünnetin de kalesi hükmündedir. Bu topraklarda yaşayan insanların dinden soğutulması, uzaklaştırılması için çeşitli komiteler türlü türlü yollarla çalışmaktadır.

Her fikir akımının içine girerek o grubun yollarını mutlaka kendi köprülerinden geçirerek gene kendi hedeflerine hizmet edecek şekle gelmesini isterler. Bu sebepledir ki, azami dikkat içerisinde olmalıyız.

Hedef ve gayelerinden sapan kişi/gruplar artık çok farklı hedeflere evirilebilecek kıvama gelmiştir. Başlangıç noktasındaki hedefleriyle hâlihazırdaki hedefleri arasında sıra dağlar gibi farklar görülebilecektir.

Bu sebepledir ki, başlangıçtaki hedeflerimizi sık sık kontrol ederek hedef sapması yaşayıp yaşamadığımızı kontrol etmeliyiz. Sapmalar gözlemişsek murakabe/otokontrolle hedefimize tekrar kenetlenmeliyiz.

Sapmalara bazen arkadaşlık ilişkisi kurduğumuz kimseler, bazen yaşadıklarımız, bazen hissiyatımız, bazen de hayatın getirdiği şeyler sebep olabilir. Çiçek bahçesine girene güzel kokuların; kötü kokuların olduğu bir ortama girene kötü kokuların sirayet ettiği gibi beraber zaman geçirdiğimiz kimselerin de ahlakı müspet veya menfi olarak bize sirayet edecektir.

İnsan on sekiz bin alemin hülasası olup, adeta kainata bir takvim, ruzname, harita olmuştur. (1)

Her şeyde bir nakış olduğu gibi sanattaki nakış adeta nakş-ı azam da insan olmuştur. (2)

Kainatta bir çok hususiyeti olupta burada birkaç hususuna dikkat çektiğimiz insanın hedef sapması yaşaması manevi âlemlerden başlayıp maddi alemlere de tesir edecek neticeleri vermektedir.

Ahir zamanın bir hususiyeti de kaht-ı ricaldir. Yani adam kıtlığı yaşanan bir zaman dilimidir. Adam kıtlığı yaşanan bir zamanda pek çok kimseyle samimi ve sağlam bir iş yapılamaz.

Ahir zamanda yaşayıp da yaşamamış gibi olmamak ve madden-manen perişan olmamak için murakabemizi sık sık yapmalıyız.

Selam ve dua ile

Muhammed Numan ÖZEL

 

1) Sözler 538 / Otuzuncu Söz, Birinci Maksad
2) Sözler 687 / Otuz Üçüncü Söz / Otuz Birinci Pencere

Kaynak: RisaleHaber

www.NurNet.org

Bir iman ve aksiyon adamı: Said Özdemir ağabey

Bir iman ve aksiyon adamı: Said Özdemir ağabey

Her insanın üç veçhesi vardır. Kulluk, şahsiyeti, makam… Bu sebeple bir insanın tahlili yapılırken bu üç makamdan birisine bakılarak tahlil yapılır. Tabi ki sadece bir veçhesinden bakılarak yapılan tahliller ve yapılan sarf-ı kelamlar tam bir tahlil olmayacaktır. Nasıl ki evvel, ahir, zahir, batın olarak her hadisenin ve şeyin vecihleri olması da tahlillerde farklılıklara sebep olmaktadır.

Said Özdemir Ağabeyimize de bu vecihlerden bakmamız gerekmektedir.

Bir baba olarak;

Gayet müşfik bir baba olarak karşımıza çıkmaktadır. Ailesinin maddi ve manevi ihtiyaçlarını aksatmadan emek sarf eden bir misyon ve vizyon sahibidir.

Maddi ihtiyaçların bir şekilde hallolacağını bildiği için maneviyat aleminden mahrum kalınırsa maddi ve manevi helakete sebep olacağının şuurunda olduğu için ailesinin maneviyat nabzını tutmuş ve ihmal etmemek için azami bir gayret etmiştir. Hapiste, sürgünde, hizmette koştururken…

Neseben;

Rasulü Ekrem (asv) efendimize kadar gitmektedir. Bu silsile içinde Halid Bin Velid (ra) de bulunmaktadır. Lakin maddi nesebinden ziyade kendisi sünnet-i seniyyeye ittiba ederek maneviyatı nazarlara vermektedir.

“Kat’iyyen bil ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın iki âli var:

Biri; nesebî âl.

Biri de; şahs-ı manevî ve nuranîsinin risalet noktasında âli var.”[1]

Keşke neseben seyyid olsaydım diye düşünenlere serlevha olarak bu Hadis-i Şerife istinad eden beyanı da bir beşaret olarak hatırlatmak isterim. [2]

İman ve aksiyon olarak;

Üstad Bediüzzaman Hazretleriyle kaderi kesişmesiyle Tillolu Said ağabey tam manasıyla iman ve aksiyon hayatında Risale-i Nur bir kuvvet olarak girmiştir. Üstadımız hayattayken yeni yazı olarak 1953’ten itibaren, Atıf Ural, Mustafa Cahit Türkmenoğlu gibi Nurun Kahramanlarıyla beraber hizmet aktinde bulunmuş ve sadece bulunduğu muhitte eline kitap alıp köşesine çekilip “nefsi nefsi” demeyip, şahsi kemalat peşinde olmayıp daima Rasulü Ekrem (asv)’ın nurani meslek ve meşrebini ihtiyar ederek, neşriyat sahasını boş bırakmamıştır.

Hizmet akdinde bulunduğu kimselere de hizmette koşmak ve koşturmak için numune olmuş ve iman varsa aksiyon da vardır şiarıyla herkesi hizmete katmak ve hizmet içinde bulunması için say u gayret etmiştir. Refakat ettiğim bazı seyahatlerde bunu yakinen müşahede ettim. Bazen de beşaretler vererek bunu yapardı.

Üstadımızdan nakille,

“Kardeşlerim Türkiye Alem-i İslam’ın kapısı, kilididir. Bu kapı açılacak alem-i islam açılacak”

“Risale-i Nur Anadoluda tutmazsa kıyameti bekleyin. (Elhamdülillah tuttu şeklinde ilave ederdi.)

Bir yere meşru ne gayeyle gidilirse gidilsin muhakkak suretle hizmete niyet edilmesiyle bu güzel niyet sayesinde ibadete inkılab edeceğini dimağlara mıhlamıştır.

“Herhangi bir yere giderken, dünya işi için bile olsa muhakkak hizmeti niyet ediniz, hizmetle alâkalı bir iş yapınız. Tâ ki başınıza gelen her hadise hizmet hesabına geçsin…”[3]

1953’te başlayan Risale-i Nur Külliyatının neşri İhlas Nur Neşriyat ismiyle olmuştur. Bu neşriyat günümüzde halen kitap baskıları yapmaktadır. Hususen yabancı dil neşriyatında ön safta gelmektedir.

İnternetin içtimai/sosyal hayata girmesiyle Risale-i Nur hizmetinin bu alanda da olması gerekliliğini fark edip bu sahaya da müteveccih olarak günümüzde ki www.nur.gen.tr sitesini kurmuştur. Ve artık internette Risale-i Nur sancağı dalgalanmaya başlamıştır.

Teknolojik her şeyi müspet manada kullanmayı kendisine şiar edinmiş olup, gazete, dergi, radyo, internet, tv vb. şeyleri bu manada nura hizmette kullanmıştır.

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin meslek ve meşrebini muhafaza ve müdafaa ve nesl-i atiye intikal etmesi için var gücüyle cehdetmiş bir mücahittir. Yurt içinde yurt dışında bir çok programa da iştirak etmiştir.

Muhtelif lisanlara Risale-i Nurun tercümesi için adeta çırpınmıştır. Hani iceberg/buz dağının bir özelliğidir su üzerinde belki çok küçük bir kısmı ancak görünür, suyun altında devasa bir kütlesi bulunur. İşte hizmet ve maneviyat sahasındaki iceberglerden birisi de Said Özdemir ağabeydir. Nerede kimlerin imanına, hidayetine vesile olduğu ancak levh-i mahfuzda mukayyeddir.

Rabbim ahirete irtihal eden başta bu yazıya vesile olan Said Özdemir ağabeyimiz gibi, iman ve İslam davasında kahraman birer nefer, maneviyat aleminde birer iceberg, rabbimizin rızasını hedef yapmış nice yeni Said Özdemir’ler ve emsali mümeyyiz şahsiyetler iman ve İslam davasında kaim, daim, saim ve cahid eylesin.

Ahirete irtihal eden aziz ağabeylerimizin ruhu için El Fatiha.

Selam ve dua ile

Muhammed Numan ÖZEL

Kaynak: RisaleHaber

________________________________________

[1] Sözler Neşriyat / Latif Nükteler – 77

[2] Hz. Enes’den nakledilen bir rivayete göre, Hz. Peygamber’e (asm), “Al-i Muhammed kimlerdir?” diye soruldu, o da:

“Her takva sahibi olan kimsedir.” buyurdu ve ilave olarak da “Allah’ın velileri ancak takva sahibi olan kimselerdir.” (Enfal, 8/34) ayetini okudu. (Taberanî, el-Evsat, 3/338/ h. no: 3332)

[3] Bkz Ağabeyler Anlatıyor, Said Özdemir

Ehline teslim

Bir iş yapılırken ve yapılacakken en iyi ve en güzel şekilde yapabilecek kişileri arar ve işimizi ehli ile yapmayı tercih ederiz. İnsanlığın kadim tarihi kadar eski ve kadim bir hükümdür işin ehline teslim edilmesi. Bu hükme göre hareket eden ve etmeyenlerin hayat imzaları atlas sayfalarda.

İşin ehline teslim edilmesinde inanç ve düşünce farkları nazara alınmaz ve alınmamalı. Bir işte bizden farklı düşünen kimselerin o işimizde ehil olması çok tabi bir şeydir. Bizim gibi düşünen ama tam anlamında işin ehli olmayan birisine işi sadece bizim gibi düşündüğü için vermek sonradan pişman olabilecek işlere sebep olabilir.

Sadece bizim gibi düşünmesi veya düşünmemesi bir işte tek tercih sebebi olmamalı. Bizim gibi düşünsün düşünmesin maddi veya manevi konularda işin ehline müracaat etmek ve imkanlar dahilinde ehline ulaşmak için elden gelen çabanın en iyisini yapmalıdır insan.

İnhisar düşüncesine sahip insanlar fikriyat ve zikriyatı aynı insanlarla dayanışma içindedir. Bu dayanışmaysa hakiki manada bir dayanışma değildir. Çünkü hakiki dayanışma insanı aldatmaz. İnsanın aldanması inhisar düşüncesinin meyvesidir.

Tatvil-i kelam etmemek için, her işi ehline ve ehli olana o işi teslim etmeliyiz.

Selam ve dua ile

Muhammed Numan ÖZEL

İncinme, Kırılma!

İnsan âleminin tarifini yapabilmek, yorumlayabilmek çok zordur. Bir pazılın parçaları gibi birbirine eşleşecek sabit parçaları yoktur çünkü. Birçok parça birçok parçanın eşi olabilmektedir bu pazılda. Parçalar bütün olduğundaysa her parça başka bir mana ve rengi ifade etmektedir.

Bir insanın hayatında pek çok insan bulunmaktadır. Hayat tarzı, mevkii birbirinden farklı olan. Bütün bunlar pazılın parçasıdır.

Her birimizin hayatı çeşitli renklerde ve farklı şiddetlerde sarsılmaktadır. Bu çalkalanmalar insan hayatını dengeye getirmektedir. Bu hadiseler yaşanırken insan ne kadar az incinir, kırılır, yıpranmaya gayret ederse o nispette istikametini muhafaza edecektir.

Hayatın hadiseleri şüphesiz ki, hepimizi yıpratıyor. Nice köklü dostluklar çatırdıyor, yıkılıyor, rencide oluyor. Hepimizin hayat hikâyesi bununla doludur.

Hayat hikâyemizde yeni dostluklar kurabilmek, kurulanları devam ettirebilmekse pazılın diğer parçalarından incinmemek, alınmamak ve kırılmamaktan geçmektedir.

İçtimai hayatın ve hizmet hayatının selametle ve istikametle devamı için bu şarttır.

Ferdîlerşen ve yalnızlaşan insanlar her türlü etkiye ve yönlendirilmeye açık hale gelmektedir. Çok tehlikeli sulara yelken açmaktadır. Toplum hayatından kendini soyutlamak belki en kolay yollardan birisidir. İnsanları belli yönlere kanalize etmek isteyenlerin ilk hamlesi budur. Yalnızlaştır ve yönet.

Hayatın her alanında, sahasında insanlar her şeye rağmen kenetlenmeyi, incinmemeyi, kırılıp alınmamayı öğrenmek ve becerebilmeye mecburdur.

İncinen, kırılan yalnızlaşır; yalnızlaşan insan her türlü hataya açıktır.

Selam ve dua ile

Muhammed Numan ÖZEL

Bakış açısı

İnsanın maddi ve manevi hayatının merkezi kalptir. Maddi yani fiziki hayatın devamı kalbin çalışmasıyla mümkündür. İnsan bu sebeple kalp sıhhatine çok dikkat eder. Kalbe çeşitli sebeplerle aşırı yüklenme vs. olduğunda kalp krizi meydana gelir. İnsan hayatına bile mal olabiliyor, eskilerin tabiriyle sekt-i kalp.

Manevi hayatta ise kalp ve akıl mahall-i imandır.[1] Yani imanın merkezidir. Dikkat çeken bu iki latife insanın hem maddi hem de manevi hayatının merkezidir. Mülk ve melekut, zarf ile mazruf gibi yani.

Manevi yani enfüsi manada kalb, takva ile seyyiattan temizlenir temizlenmez hemen onun ardında iman ile tezyin edilmiş ve süslendirilmiştir.”[2]

Manevi hayatın ahirete aktığı her anda merkez olan kalbin durumu çok önemlidir. Çünkü kalp bir süzgeç gibidir. İstisnasız her şey ondan beslenir. Eğer kalp, iman ve niyet açısından sağlamsa yapılan işler ve dünyaya bakış açısı da müstakim olacaktır. Ama iman ve niyet açısından sağlam olmazsa o kalbin altına imza attığı işler de pek itimad edilmez bir durumda olacağını herkes bilir.

İnsan, iman ve takva ile kendini mücehhez edip donatırsa iman nuru ona cezb ve celp olacaktır zaten. Çünkü imanlı bir kalp eğer doğru bir eğitim ve istikamet alırsa fikri ve fiilleri de güzel olacaktır. İman zaten “her şeyi güzel, ünsiyetli gösteren şeffaf, berrak, nuranî bir gözlüktür.”[3] O halde her şeyi güzel görebilmek için insan bu bakış açısına sahip olmaya çalışmalıdır. Aksi taktirde her şeyi ya zıddıyla veya eksik görür.

Gerçekten bu çok önemli bir durum. Altı çizilmesi ve kalın harflerle yazılması lazım. İman bu hayatta insana bakış açısı kazandırıyor; ama doğru bakış açısı.

İnsan eğer doğru bir bakış açısı kazanamazsa ya aklı ön plana alır aklına yatmayan ne olursa olsun reddeder ya da bağnaz birisi olarak karşımıza çıkar. Bunun nice misallerini biraz dikkatle bakarsak içimizde görebiliyoruz.

İnsanın anlayışı, bakış açısı her şeyde hükümfermadır. Tabiki neticelerde buna göre çıkacaktır. Derler ya ne kersen onu biçersin diye.

Tabiki kimse ayranım ekşidir demez. Herkes elindeki şeyi kusursuz olarak görmek ve göstermek ister. Çünkü satıcı nazarı bunu gerektirir. Müşteri nazarı da daha düşüğe alabilmek için her şeyde kusur arar.

İnsan hayatında rabbani ve beşeri olarak bakış açısı kazandırmak için muhtelif yollar var. Rabbani yol Hz. Âdem (as) ile başlamış ve 124/224 bin peygamberle devam etmiş ve kıyamete kadar da bu yolun yolcuları devam edecektir.

Rahmani yolda kazanılan doğru bir bakış elbette ki insanın dünyevi uhrevi hayatında saadete vesile olacaktır. Tabidir ki ebedi hayatı kazandıracak olan bir yolda sıkıntılar olacaktır. Ama bu sıkıntı ebedi bir hayatın kazanılması içindir yoksa yolun kendinden değildir. Yani kıymetli bir netice içindir. Azalan bir ömürde değeri ve kıymeti artan bir semereye çalışıldığı için.

Beşeri/felsefi yolda da aklı ilk olarak ön plana alıp ortaya çıkan iblis/şeytan olmuştur. Menfi felsefenin de nice yolcuları oldu ve olacakta..

Rahmani ve şeytani olarak tabir edebileceğimiz bu satranç tahtasında doğru hamlelerle istenen hedefe gidebiliriz. Yanlış hamlelerle doğru hedefe gidilmeyeceği de herkesin malumu ve daha acısı hayat tecrübesidir.

İnsan hayatında yolun başında olan bugünün gençleri ve yarının toplumunda söz sahibi olacak olan gençleri şimdiden manen imha ve itlaf etmek için şeytan ve şakirdleri kollarını sıvamış çeşitli fikir akımlarını ki-izm’ler olarak karşımıza çıkıyor-  onların önüne şuurluca döküyor. Ya ona ya buna ya şuna birisine takılıp oltaya gelmesini istiyor. Neticesinde insana yanlış bir bakış ve durum kazandırıp maddi ve manevi hayatının perişan olmasına çalışıyorlar. Ama bu zehiri, bombayı en güzel şekilde süsleyip sunuyorlar.

Şeytani olan bu yolda her şey bir aldatma ve geçici zevkler ve lezzetler sunularak aldatmalar yapılmaktadır. Tabi balık zokayı yutunca artık acılar kendini gösterir ve iş işten geçmiştir. Badi harabil Basra..

Hülasa olarak belirtmek gerekirse, imanlı bir nazar daima nur ve nurani bakışaçısına, şeytani/felsefi bakış ise menfaat ve haz merkezli olup sadece bu hayatın kaliteli ve konforlu olmasına çalışıp ahireti zayi eder.

Rahmani yolda ilerleyen ve ilerlemek isteyen herkes doğru bir bakış açısı kazanmaya gayret etmek mecburiyetindedir. Yolda farkında olmadan çeşitli virajlara girip yanlış bir yere çıkabilir. Geri dönüşü çok zamana mal olur ve belki de dönemez.

Rabbim hakkı hak bilip hakka taraf olmayı, batılı batıl bilip ona uzak kalma şuuru, bakış açısını ahirzaman ümmetine ihsan etmesi temennisiyle

Selam ve dua ile

Muhammed Numan ÖZEL

[1] Bkz Sözler (732), Lem’alar (77)

[2] İşarat-ül İ’caz ( 40 )

[3] Şualar ( 753 )