Etiket arşivi: Muhammed Numan Özel

Hayat Yolu

Hayat Yolu

Hayat tekemmüldür, tecrübedir, imtihandır.  

İnsan ise, görerek, yaşayarak, duyarak veya tecrübe ederek beşeriyetin verdiği kusurları ve noksanları asgariye indirerek tekamül sürecinde olan varlıktır.

Tecrübeyse çok şeylerden arda kalan tortudur. Neticesi insanın dağarcığına mıhlarla yazılıp kazılır ve başka insanların da hayatına ışık tutar. Bu ışık o kadar kuvvetlidir ki, belki tecrübe sahibinden fazla o tecrübeden ders alanın işine yarar, tabi ki ders ve ibret almasını bilene.   

Tecrübe edinmek de, tecrübeden ders alabilmek de hayli zor bir meseledir. Çünkü tecrübeyi yaşamak acı bir şeydir. Hele bazı şeyler var ki, insanı taş gibi oyar tesbih gibi ipe dizer.  

Herkesin imtihanı kendisine okyanus gibidir. Ama başkasına bir bardak sudur. Bu sebeple kimsenin imtihanını hiç kimsenin istihfaf edip hafife almaya hakkı yoktur. Çünkü herkesin imtihanı kendisine okyanustur.  

“İmanda bir Cennet çekirdeği ve dalalette ve sefahette bir Cehennem çekirdeği bulunduğunu, ben kendim çok tecrübelerle ve hâdiselerle aynelyakîn görmüşüm ve Risale-i Nur’da bu hakikat tekrar ile yazılmış.”[1]

İmani bir nazar insana yaşadığı musibette veya imtihanda rahmet-i ilahiyenin izini, yüzünü, eserini gösterdiği için mütevekkilane bakar. İmandan uzak bir nazarsa ruhta elim bir iz ve yara bırakır. 

O halde insana düşen “çalışmanızı ziyadeleştirin ki, tecrübe-i meydan-ı imtihanda muvaffak olasınız” [2] sözüne kulak vermektir.  

Hayat yolunda herkese sınav ve imtihanında muvaffakiyetler temenni ederim. 

Selam ve dua ile 

Muhammed Numan ÖZEL

[1] Hanımlar Rehberi (16) 
[2] Kastamonu Lahikası (203) 

Kaynak: RisaleHaber

İblisin enaniyetle imtihanı ve biz

İblisin enaniyetle imtihanı ve biz

İnsan, dünyada bir miheng noktasıdır. Tarihten, hadiselerden her şey insan ekseninde değerlendirilir. Yani bir cümle olarak ele alırsak insanı, öznesi de yüklemi de tümleci de insandır.

Bunun böyle olduğunu daha insan yaratılmadan meleklerin hikmetini bilmedikleri için itiraz etmesinden bu mana da çıkarılabilir.

Bakın Meleklerin hilkat-i Âdem (as) hakkındaki meselesi nasıl geçmektedir. “Hani rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Biz seni eksiksiz bilirken ve durmadan övgü ile tenzih ederken orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah “Şüphe yok ki, ben sizin bilmediklerinizi bilirim” buyurdu.[1]

Melekler insanın fıtratını gördükleri için hemen her şeyin müsebbibi olabileceğini anladıkları için bu istifsarı/sorup anlamaya çalışmaları göstermektedir.

İşin dikkat çekmek istediğim başka bir yönü de o zaman ismi Azazil olan Şeytan emre muhalefet etti. İrade ve ihtiyat sahibi olan Şeytanın imtihanı başladı. İrade ve ihtiyardan menbaını alan “İblisin enaniyeti, kibri, melâikeye sirayet etmiştir.”[2]

Ene, zaman-ı Âdem’den şimdiye kadar âlem-i insaniyetin etrafına dal budak salan nuranî bir şecere-i tûbâ ile müthiş bir şecere-i zakkumun çekirdeğidir.”[3]

Hilkat-i Âdemden (as) itibaren ene iki dalıyla dal budak sarmaya ve cennet ve cehennem semerelerini vermeye başlamıştır bizim için. (Can, yani Cin taifesi burada nazara alınmamıştır.)

İnsanların bireysel olarak yaptıkları işlerden gene kendileri etkilenir temelde ama bazı yapılan işler insaniyet cihetiyle insanla sınırlı kalmaz etkisi çok kimseler hatta toplumu bile etkilemektedir. Tarihte ve hususi alemimizde bunun nice numuneleri vardır.

Bizler de enemizi şahsi hayatımız ve hizmet hayatımızda mana-yı harfi ile kullanıp terakki etmeye gayret etmeliyiz yoksa Azazil gibi tenzil-i makam ile iblisleşebiliriz.

“Yaşasın sıdk! Ölsün yeis! Muhabbet devam etsin! Şûrâ kuvvet bulsun! Bütün levm ve itâb ve nefret, hevâ hevese tâbi olanlara olsun. Selâm ve selâmet, hüdâya tâbi olanlar üstüne olsun. Âmin.”[4]

Selam ve dua ile

Muhammed Numan ÖZEL

[1] Bakara Suresi 30. Ayet meali

[2] İşarat-ül İ’caz (210)

[3] Sözler (535)

[4] Asar-ı Bediiyye (392)

Kaynak: RisaleHaber 

www.NurNet.org

Ötekileştirmemek, kaba ve sert olmamak

İslamiyete hizmet etmek her İslami STK’nin, cemaatin temel misyon ve vizyonudur. Bu gayeyle teşekkül etmiş olan birçok STK mevcuttur. Bu dün de böyleydi bugün de böyle ve dünyanın ömrü kaldıysa yarın da böyle olacaktır. Mazimiz nice salih ve saliha zevatı meyve vermiştir. “Her asra birer birer bakacağız. Bak nasıl her asır, o Şems-i Hidayet’ten aldıkları feyz ile çiçek açmışlar! Ebu Hanife, Şafiî, Bayezid-i Bistamî, Şah-ı Geylanî, Şah-ı Nakşibend, İmam-ı Gazalî, İmam-ı Rabbanî gibi milyonlar münevver meyveler veriyor.”[1]

“O büyük İslâm müellifleri ve İslâm dâhîleri, herhangi bir hükûmetin, senelerce ağır bir esaret ve koyu bir istibdadı tahtında olmaksızın, Kur’an ve İslâmiyet’e hakkıyla ve hâlis bir surette hizmet etmişlerdi.” [2]

İslamiyete hizmet eden ve ettiğini gördüğümüz hizmet hareketlerinde/STK’larda temelde 4 şeye bakmamız lazım. Kitab ve Sünnet ve İcma‘ ve Kıyas olan anasır-ı erbaa-i İslâmiye…”[3]

Bu 4 temel kavram İslamiyet’in menbaı, kaynağıdır.[4] Hizmetler bu 4 temel kaynağa ne kadar yakınsa o kadar istikametlidir. Ne kadar uzaksa o kadar da İslamiyet’ten uzaktır.

Pazara, manava gittiğimizde bile neredeyse tüm pazarı gezdikten sonra en uygun ve kaliteli olan ürünü seçmeye gayret ederiz. En edna, sıradan bir şeyi seçerken bile hassas davranmaya dikkat ederken, iki hayatımızı etkileyecek olan bir hizmetle alakadar olmak veya sempati-antipati duyarken hiç hassas davranmamak insanı en azından ahirette pişman edebilir.

Bu vb. sebepler müvacehesinde “tenkıs-i gayr ile kemalat izhar edilmez” kaidesince bizim gibi düşünmeyen veya kendimizi ve hizmetimizi başka hizmetlerden, mesleklerden, meşreplerden üstün veya daha iyi görebiliriz. Bu son derece normaldir. Ama bizim bir yerde bulunmamız başka yerlerin eksik ve aksayan yönlerini sürekli nazara vermek, 

“bak onlar öyle, şöyle, böyle” diyerek hem kendimizi abesle iştigal eder hem de müntesibi olduğumuz yerde başkalarına kin, öfke, iğbirar aşılarız. “Adavete muhabbet”[5] ederek zarara ve taassuba hizmetten başka bir şeye hizmet edilemez. Bağnaz ve katı kalpli insanların İslamiyet’e hizmet ettiğine tarih şahit olmamıştır. Bunu Kelam-ı Kadim, Furkan-ı Hakimde İşte Allah’dan bir rahmet iledir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Hâlbuki kaba, katı kalbli olsaydın, elbette (onlar) etrâfından dağılırlardı[6] şeklinde görebiliyoruz. Demek ki, bağnazlık, kaba ve sert tutum ve davranışlar ve ifadeler insanların muhabbeti yerine adavetine ve uzaklaşmalarına sebep olmaktadır.

Bu ayet-i celile Uhud Savaşı sonrası nüzul ediyor. Mağlubiyetle neticelenen bir harp sonrası tahmin edersiniz ki moraller bozulmuş, galibiyetten mağlubiyete dönülmüş, Hz. Peygamber (asv) yaralanmış, nice sahabe şehid olmuş. Böyle bir tablo ortamında nüzul eden ayette ise, “sert, kaba davranma” buyuruluyor. Çok enteresan bir durum. Netice ne olursa olsun daima anlayış ve nezakete vurgu yapılıyor. Uhud’da Okçular tepesini terk eden o ashabın kimler olduğunu kimse bilmedi ve kimse kimseyi “senin yüzünden oldu” diye asla suçlamadı.

Hizmet edenlere düşen ve yakışan tutum ve tavır nasıl olmalı?

Ehl-i sünnet ve-l cemaat içerisinde hangi meslekte ve meşrepte hizmet ediyorsa, 4 temel kaynaktan beslenmesi ve kaynakların kurumasına değil değerini izhara çalışması sebebiyle taktir ve teşvik edilmelidir.

Tatvil-i kelam etmemek için kısa kesiyorum.

“Nur talebeleri de iman ve İslâmiyet’e Ehl-i Sünnet dairesinde hizmet için hayatlarını dahi çekinmeden veriyor ve süflî menfaat peşinde değildirler.” [7]

Selam ve dua ile

Muhammed Numan ÖZEL

[1] Sözler ( 240 )

[2] Sözler ( 769 )

[3] Muhakemat ( 83 )

[4] İslam ilmihali

[5] Asar-ı Bediiyye (373)

[6] Al-i imran s. 159. Ayet meali

[7] Asa-yı Musa ( 250 )

Kaynak: RisaleHaber

 

www.NurNet.org

İstifade ve mahremiyet

Risale-i Nur hizmeti, ahirzaman ümmetinin temessük etmiş olduğu ve sadece Türkiye sınırlarında kalmış olan bir hizmet hareketi değildir. Gerçekten bir hareket haline gelmiş ve nur talebeleri birbirlerine ciddi sevgi, saygı içindeler. Her ne kadar birbirlerini tanımamış olsalar da bu uhuvvet ve muhabbet hasletlerinden bir şey kaybetmemekteler. Yakın zamanda ekmek fırınına girdiğimde “bu kardeşler bana hiç yabancı gelmiyor” diyerek birisi bana yaklaştı ve tanıştık. Abimiz İstanbul–Bostancı’da medreselerimize giden birisi olduğunu belirtti. Hiç görmemiş ve görüşmemiş olmamıza rağmen nur talebelerinin arasında var olan bu muhabbet ve uhuvvet devreye girerek bir cazibe-i manevi olarak kendisini hissettirdi. 

Allah, dünya genelinde nur talebelerinin teşkil ettirdiği şahs-ı manevi-yi nuriden hissemizi, istifade ve istifazamızı azim eylesin. Zaten istifade ve istifaze lazım ve melzum gibidir. Biri birisiz olması mümkün değildir. Birisi istifade ediyorsa bunun zahir alameti istifazadır (feyiz). Feyzi varsa muhakkak bir şekilde istifade etmiş gibidir. 

Okumak anlamayı, anlamak istifadeyi, istifade ise istifazayı iktiza eder şeklinde ifade edebiliriz. Çünkü insanın latifeleri bu surette tatmin olmaktadır. 

Doğru okumak ve okuduğunu anlamak için insanın elinden geleni yapması gerekmektedir. Bazı metodlar başkalarına ters veya yanlış gelebilir. Bunu da normal karşılamak gerekir. Çünkü farklı fıtratlar ve zeka türlerinin istifadesi farklıdır. 

Mesela, işitsel zeka sahipleri en fazla istifadesi okunması ve metnin işitilmesidir. İşitsellere müzakere ve müteala yapılamaz. 

Görsellere, bir şeylerin dimağda teşekkülü için izah etmek gerekmektedir. Görsellere sadece okuma yaparak onların fazla miktarda istifazalarını beklememeliyiz.  

Bir de dokunsal olanlar var. Bunlara daha detaylı anlatımlar yapılarak hatta şekiller çizilerek maketler üzerinde anlatım yapılarak istifade edebilirler. 

Bu yazmış olduğum sıralamada birbirini hoş görmeyenler birbirini reddederek farklı bir halete bürünebilirler. Zaten şahsen anlamadığım şey budur. Anlayış ve metod farklarının hoşgörülmemesi ve tek bir anlayışın hakim kılınarak diğerlerinin ortadan kaldırılmasına yönelik teşebbüslerdir. 

Özden, istikametten, nurlardan kopmamak şartıyla ne kadar okumalar, müzakereler, mütealalar yapılırsa yapılsın hepsini kabul edip hepsinin neticesine bakıp ortak bir paydada istifade edebilmeye çalışmalıyız. Ötekileştirerek ancak kendimize zarar veririz. Sürekli olarak bunlarla meşgul olmak insanlarda kusur aramaya, bulmaya sebep olmaktadır.  

Nur talebelerinin medar-ı niza ne ihtilaf şeyleri sümenaltı ederek uhuvvet ve muhabbetini muhkemleştirmeye çalışması elzemken bu farkları ötekileştirmeye sebep sayarak adeta tekfir etmesi de içler acısı bir durumdur. 

Mahrem mesele ve hatıraların sanal ortamlarda paylaşılarak naehillerin meselelere müdahil olmasına zemin hazırlamak ise, en kibar ifade ile içler acısı bir tutumdur. 

Bu sebeple ihtilafi şeylerle meşguliyetin zihinde olumsuz izler ve psikolojide yaptığı tahribatlar ve insanlarda kusur avcısı gibi hallere sebep olunacağı için bunlarla meşgul olunmamalı. 

Said Özdemir ağabeyin naklettiği hatıraya kulak verelim.  

“Kardeşim, hizmeti düşünmeyin, hizmeti en muhalife dahi Cenab-ı Hak yaptırır. Sizin düşüneceğiniz; uhuvvet, muhabbet, ittihat ve tesanüttür. En fazla düşüneceğiniz bunlardır. Bugün bize en fazla lâzım olan budur.” [1] 

“Herhangi bir yere giderken, dünya işi için bile olsa muhakkak hizmeti niyet ediniz, hizmetle alâkalı bir iş yapınız. Tâ ki başınıza gelen her hadise hizmet hesabına geçsin…” [2]  

Külliyatta o kadar mehaz varken, nice sahih bu manayı destekleyen nakiller de mevcutken kendimiz gibi düşünene muhabbet, uhuvvet, ittihad ve tesanüd göstermek gayrını tenkis ile tekfir boyutuna gitmek manevi olarak kıyamet alameti ve okunanla tatbikatın çelişmesinden başka bir şey değildir. 

Kaza ve kader-i İlahîye teslim olup düşmanını afveder ve bilhâssa madem Risale-i Nur dersini dinlemişler, elbette mabeynlerinde bulunan bütün küsmekleri bırakmağa hem maslahat ve istirahat-ı şahsiye ve umumiye, hem Nur dairesindeki uhuvvet iktiza ediyor. [3] 

Eskiden yüz düşmanlık ve adavetimiz dahi olsa da, onları helâl edip hatırlarını kırmamağa çalışacağımıza, Kur’anın ve imanın ve uhuvvet-i İslâmiyenin ve maslahatımızın emriyle ve irşadıyla karar verdik.” diyerek, bu hapsi bir mübarek dershaneye çeviriniz. [4] 

Risale-i Nur nifak ve şikakı, tefrikayı, fitne ve fesadı kaldırıp; kardeşliği, uhuvvet-i diniyeyi, tesanüd ve teavünü yerleştirir. Risale-i Nur mesleğinin bir esası da budur. Risale-i Nur gurur ve kibir ve hodfüruşluk ve zillet gibi ahlâk-ı seyyieden kurtararak, tevazu’ ve mahviyet ve izzet ve vakar gibi güzel ahlâklara sahib kılar. [5]

Selam ve dua ile 

Muhammed Numan ÖZEL

[1] (Son Şahitler, c. 4, Said Özdemir Hatırası) 
[2] Said Özdemir Ağabeyden bir nakil 
[3] Sözler (152) 
[4] Sözler (153) 
[5] Sözler (765)

Kaynak: RisaleHaber

 

www.NurNet.org

Abdulmuhsin Alev (Konevi) ağabey kimdir?

Abdulmuhsin Alev (Konevi) ağabey kimdir?

Abdulmuhsin Alev Ağabeyin babası Bulgar göçmenidir. 1931 Konya doğumludur. 1946’da Risale-i Nur ve Üstad Bediüzzaman Hazretleriyle tanışmasıyla faal bir nur talebesi olarak Risale-i Nur Hizmetinde bulundu. Gençlik Rehberi ve Asa-yı Musa eserlerini okuması ve Nur’un cazibesiyle kendisini Risale-i Nur Hizmet saflarıda buldu. İstanbul üniversitesinde Felsefe bölümüne girmdi daha sonra Sosyoloji ve Psikoloji bölümleriyle üniversite tahsilini tamamladı. Daha sonra Berlin Üniversitesinde İnşaat Mühendisliği bölümünde eğitim gördü.

Tarihçe-i Hayatta mektubu bulunan Abdulmuhsin Ağabey, 1951 senesinde Ahmet Aytimur Ağabeyle beraber Gençlik Rehberinin baskısını yaptılar. 1952 senesinde Gençlik Rehberi Mahkemesi açıldı. Bu sebeple üstad Bediüzzaman hazretleri de otuz seneden sonra istanbul’a geldi.

Abdulmuhsin ağabey bu mahkemede maznun değil tanık olarak ifade verdi ve mahkeme üç celsede bereatla neticelendi.

Üstad Bediüzzaman hazretlerinin 1952-3 senelerinde istanbuldayken yakınında hizmet eden genç isimler arasındaydı Abdulmuhsin Ağabey.

Kendi parasıyla daktilo alarak ısparta’ya üstadımıza giderek eserleri yeni yazı olarak daktilo etti. Almış olduğu daktiloyla üstadın yolunu tutmuşken trenle yola koyuldu Abdulmusin Ağabey. Yolda abdulmuhsin Ağabeyden süpelenen kimseler ilk durakta inzibata şikayet etmeye karar verirler. Trenin bozulması ve uzun süre yapılmamasından sıkılan bu kimseler trenden inmesiyle bu şikayet iptal oldu ve daktilo da kurtulmuş oldu. Tiryak, Elhüccet-üz-Zehra, Otuzuncu Söz gibi eserler daktilo edildi bu sayede. Tabiki teksir dönemi hizmetinde de faal olarak hizmetleri oldu. Avrupa’ya gittiğinde de oradaki hizmetleri neticesinde matbaa kurulur ve Tevafuklu Kur’an-ı Kerim de orada tab edildi. Bazı risaleler de orada basılıp Türkiye’ye gelmiştir. Avrupa Nur Hizmetinin çekirdeğini serpiştirenlerin arasında Abdulmuhsin ağabeyin yeri yadsınamaz.

İstanbul’da Zübeyir Ağabeyimizin nezaretinde açılan Kirazlı Mescit 46 medrese-i nuriyesinin ilk müdavim ve çilekeşlerindendir. 1954 senesinde Almanya’ya göç etti ve ondan sonra bir defa Türkiye’ye geldi. Orada faal olarak hizmete devam etti. Bu sırada soyadını da KONEVİ olarak resmen değiştirdi. Artık o Abdulmuhsin KONEVİ olmuştu.

Kendisine tarikata girmesini teklif eden bir zata ‘Ben, tarikatın en yüksek mertebesinde olmaktansa Risale-i Nurun en geride kalan, Kur’an-ı Kerim’e hizmet eden bir talebe kalmayı tercih ederim!’ diyerek cevap vermiştir.

Abdulmuhsin Ağabeyin üstad ile görüşmelerinde üstaddan naklettiği veciz ifadelerden bazıları;

  • Gençlik Rehberi, içindeki hüve nüktesi için toplatıldı.
  • Hayatımın en yüksek gayesi; Kur’ana, imana Risale-i Nur ile hizmet etmektir. Bunu hayatımın gayesi olarak biliyorum ve o şekilde hareket edeceğim. (Meslek-i Nuriyeye sadakat yemini ettiriyor üstad)
  • Allah, kainatıı, insanı nasıl yarattığına dair bize hesap vermeye mecbur değildir. Bize okuyun diyor. Kainat kitabını okumak ‘oku’ emrine uymaktır. Bu şekilde Kur’an, emriyle bizi ilimleri araştırmaya teşvik ediyor. İlimler de bu şekilde inkişaf ediyor.
  • Biz aynı ağacın meyveleriyiz. Aramızda ayrılık gayrılık yok aynı yere gidiyoruz. (Büyük Doğucular için söylenmiş)
  • Risale-i Nur külliyatının meşrebi ittifaktır. İhtilaf meşrebi değildir ve yeri yoktur.
  • Kardeşim! Şimdi hürmet zamanı değil hizmet zamanıdır.
  • İntihar etmek günahtır. İntihar eden büyük katil olur.
  • Bu nevruz bayramından, bu köpeklerin bile hisse vardır. Bahar mahlukatın bayramıdır.
  • Sultan Abdulhamid milyon Müslümanın halifesiydi. Ben ona veli nazarıyla bakıyorum.
  • Kürtler, Türkiye’de, Suriye’de, Irak’ta, İran’da çeşitli memleketlerde dağınık olmalarından dolayı, eğer İsslam milliyetini esas alırlarsa İttihad-ı İslama sebep olacaklar.

Üstadımızın yakınlarında hizmet etmek bahtiyarlığına eren Abdulmuhsin Ağabey, Almanya-Berlin’de münzevi olarak hayatını ikame etmiştir. Nur talebelerine ise vasiyet niteliğinde şunları ’Risale-i Nur’u devamlı okumak, sadece okumak değil oradaki hakikatlerin tatbikatına çalışmak’ şeklinde tavsiye etti.

19 Kasım 2019’da dar-ı bekaya irtihal eyledi. Bugün her bir nur talebesi Abdulmuhsin ve emsali gibi mazide hizmet etmiş olan ağabeylerimizi rahmetle yad etmek ve okuduklarına onları da şerik etmek ve hayır dualarında ismen hatırlamakla yükümlüdür.

Allah rahmet eylesin. Ruhuna El-Fatiha

* * *

Tarihçe-i Hayattaki Mektubu . .

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

Çok aziz, çok mübarek, çok müşfik, çok sevgili Üstadımız Hazretleri!

Risale-i Nur’u himmet ve dualarınızla, dikkat ve tefekkürle okudukça, bu muazzam eser külliyatının tılsım-ı kâinatın muammasını keşf ve halleden bir keşşaf olduğunu, hal ve istikbalin bir mürşid-i ekberi ve bir rehber-i a’zamı olduğunu, yine dua ve himmetinizle idrak ediyoruz. Evet Üstadımız Hazretleri! Risale-i Nur’u okuyan her idrak sahibi anlıyor ki; Risale-i Nur gerek bu asrın, gerekse önümüzdeki asrın beşeriyetini fikir karanlıklarından kurtarıp, tenvir ve irşad edecektir.

Risale-i Nur yalnız bu vatan ve millet için değil, âlem-i İslâm ve bütün beşeriyetin ihtiyacına cevab verecek bir külliyat olarak te’lif edilmiştir. Bugün tarihte hiç görülmemiş bir fecaat ve felâket içerisinde çırpınan beşeriyet için, halaskâr olarak Risale-i Nur’a sarılmaktan ve ne bahasına olursa olsun, Risale-i Nur’un nuranî ve parlak eczalarını elde edip dikkat ve tefekkürle okumaktan başka bir kurtuluş çaresi yoktur. Risale-i Nur’u okuyan herkes, bu hakikatı idrak etmiş ve etmektedir. Eğer biz muktedir olsak; bu hakikatı, kâinata nâzır bir mahalle çıkıp, bütün kâinata ilân edeceğiz. Fakat madem ki buna muvaffak olamıyoruz ve mademki Risale-i Nur’un cihanşümul kıymetini bu derece Üstadımızın himmetiyle idrak etmişiz; şu halde o nur ve feyiz hazinesi, irfan ve kemalât menbaı olan Risale-i Nur’u, bir dakikamızı bile boş geçirmeden, mütemadi ve devamlı bir şekilde her gün ve her saat okuyacağız ve bu uğurda geceli gündüzlü çalışacağız inşâallah. Fakat her an bütün işlerimizde olduğu gibi, bunda da büyük Üstadımızın dua ve himmetiyle muvaffak olabileceğiz.

Hem şu hakikat zahir ve bahirdir ki: Bir kimse allâme dahi olsa, Risale-i Nur’un ve müellifinin talebesidir. Risale-i Nur’u okumak zaruret ve ihtiyacındadır. Eğer gaflet ederse, kendisini aldatan enaniyetine boyun eğip, Risale-i Nur Külliyatını okumazsa, büyük bir mahrumiyete düçar olur. Fakat biz idrak ettiğimiz bu muazzam hakikat karşısında, beşeriyetin halaskârı ve milyarlarca insanların fevkinde olan bir memur-u Rabbanîye nasıl minnetdar ve medyun olduğumuzu tarif edemiyoruz. Yine dua ve himmetinizle idrak etmişiz ki; Kur’an-ı Kerim’in bir mu’cize-i maneviyesi olan hârika Risale-i Nur Külliyatının bir satırından ettiğimiz istifadenin, bir mikdar-ı mukabilini dahi ödemeye gücümüz yetişmez. Bunun için ancak Cenab-ı Hakk’a şöyle yalvarmağa karar verdik:

“Yâ Rab! Bizi ebedî haps-i münferidden kurtarıp bâki ve sermedî bir âlemin saadetine nail edecek bir hakaik hazinesinin anahtarını Risale-i Nur gibi nazîrsiz bir eseriyle bahşeden sevgili ve müşfik Üstadımızı, zalimlerin ve düşmanların sû’-i kasdlarından muhafaza eyle, Kur’an ve iman hizmetinde daima muvaffak eyle. Ona sıhhat ve âfiyetler, uzun ömürler ihsan eyle!” diye dua ediyoruz.

Evet, Üstadımız Hazretleri! Risale-i Nur’u dikkat ve tefekkürle okumak nimet-i uzmasına nail olan biz bir kısım üniversite gençliği, bir hüsn-ü zan veya bir tahmin ile değil, tahkikî ve tedkikî bir surette, sarsılmaz ve sarsılmayacak olan ilmelyakîn bir kuvvet-i imaniye ile inanıyoruz ki; zemin yüzünün bu asra kadar görmediği bir vahşet ve dehşetin sebebi olan dinsizlik ve ilhadı, Bedîüzzaman ortadan kaldırmağa inayet-i Hak ile muvaffak olacaktır.

Bizim bu kanaatımız, safdilane veya tahminle değildir; ilmî ve delile müstenid bir tahkik iledir. Bunun için, muarız olan dahi bu hakikatı kalben tasdik edecektir. Dua ve şefkat buyurun, Kur’an ve iman hizmetinde fedai olalım. Risale-i Nur’u, bir dakikamızı bile kaybetmeden okuyalım, yazalım, ihlas-ı tâmme muvaffak olalım.

Üniversite Nur Talebeleri namına

Abdülmuhsin

Tarihçe-i Hayat ( 641 – 642 )

* * *

Üstad 5 Mart 1952 son mahkeme günü, yine genç mekteblilerle halk tabakalarından müteşekkil binlerce kendisini sevenlerin arasında mahkeme salonuna girdi. Mahkeme salonundaki izdihamın geçen defaki gibi mahkemenin devamına mani’ olacak dereceye varmaması için, müteaddid polis müfrezeleri Adliye binasının merdivenlerini ve koridorları muhafaza altına almışlar, geçitleri kapamışlardı. Bununla beraber, mahkeme salonu kapılara kadar hıncahınç dolmuştu.

Mahkeme başladı. Şahid olarak Gençlik Rehberi’ni bastıran üniversite talebesi dinlendi. İfadesinde: Şark ve garbın eserlerini okuduğunu, sonra Risale-i Nur eline geçtiğini; bu eserlerden aklı, fikri, ruhu ve kalbi son derece müstefid bulunduğunu, irade ve ahlâkı üzerinde mühim tesirler yaptığını; Gençlik Rehberi’nin, gençlerin iman ve ahlâkını temin ve muhafaza yolunda büyük tesiri olması dolayısıyla, bir hizmet-i vataniye yapmak emeliyle bastırdığını, suç mahiyetini haiz bir şey görmediğini söylemiştir.

Tarihçe-i Hayat ( 649 )

* * *

Abdulmuhsin Ağabeyin tab ettiği Gençlik Rehberi

Gençlik Rehberi Mahkeme Safahatından

Gençlik Rehberi Mahkemsinde Abdulmusin Ağabeyin müdafaası:

Gençlik Rehberi adlı risale dinî propagandaya âlet etme mahiyetinde görülmedi.

“Gençlik Rehberi” isimli risalesi ile dinî propaganda yapmaktan sanık, seksen beş yaşında Sait Nursî’nin son duruşması dün Birinci Ağır Ceza Mahkemesinde yapılmıştır. Bundan evvelki duruşmalardaki izdihamı önlemek maksadiyle, duruşma saatinden önce, İkinci Şube Müdür Muavini Nusret Özdemir riyasetinde inzibat tedbirleri alınmış ve salon polis kordonu ile kuşatılıp, meraklı bir grup muhakemeyi kordon dışından takib etmiştir.

Mahkeme heyeti yerini aldıktan sonra ilk olarak “Gençlik Rehberi” isimli risaleyi Tecelli Matbaasında bastıran Edebiyat Fakültesi Felsefe Şubesi 6’ncı sömestr talebesinden Muhsin Alev dinlendi ve şunları şöyledi:

“— Sait Nursî hocayı Afyon’da yapılan bir muhakemeden tanırım. Onun “Gençlik Rehberi”ni okudum. Bu eser benim ahlâkım ve iradem üzerinde büyük tesirler yarattı. Bu tesirden arkadaşlarım da istifade etsin diye risaleyi bastırmayı düşündüm. Kitabın basılmasında kanunî bir mahzur olup olmadığını tanıdığım avukatlara sordum. Mahzurlu olmadığını söylediler. Hattâ risaleyi basan Tecelli Matbaasının sahibi Salih’e de “izin almak lâzım mı?” diye sordum. “Basılsın, sonra resmî makamlara birer adet yollarız” dedi. 200 liraya 2000 adet basmayı kabul etti. Ben de aldığım risaleleri birer liradan sattım.”

Reis, Muhsin Alev’e eski yazı bilip bilmediğini sordu. 21 yaşında olduğunu söyleyen Muhsin, “küçük yaştanberi arap harfleri ile okuyup yazmayı öğrendim” dedi. Sözlerine devam eden Muhsin Alev, şunları ilâve etti:

“— Kitablar basıldıktan bir müddet sonra birgün oturduğum eve bir kiracı geldi. Adının Ramazan olduğunu öğrendiğim bu kiracı, sanat mektebi mezunu olup, Büyük Doğu mecmuasında çalışıyordu. Kendisine “Gençlik Rehberi”nden bahsettim, odamdaki bütün kitablarımı da onun odasına naklettim. Her akşam Ramazan‘ın odasında ders çalışıyordum.

Bir gün eve, zabıta memurları geldi. Ramazan‘ın odasını aramak için ellerinde savcılıkta kâğıt vardı. Odayı aradılar. Benim getirdiğim 50 adet Gençlik Rehberini de alıp götürdüler. Sonra öğrendim ki, Ramazan’ı “Gençlik Rehberi” yüzünden takib ediyorlarmış. Kitabları bastıran benim. İddia edildiği gibi kitabları bastırmak için matbaaya, Emin ve Mehmet isminde iki şahısla gitmedim.”

Muhsin Alev‘in hazırlık tahkikatındaki ifadesi de okundu. İfadede de birer formalık 500 adet Münacâat‘dan bahsediliyordu. Reis bunların mahiyetini sordu. Muhsin Alev şöyle cevab verdi:

“— Babamdan gelen paraları biriktirip, bu eseri bastırdım. “Gençlik Rehberi” ile beraber ikisini 125 kuruşa veriyordum. Münacâat’tan elimizde mevcut kalmamıştır. Ramazan‘ın odasından alıp götürülen Gençlik Rehberleri’nden birinin içinde bir tane var zannediyorum.”

Adı geçen Ramazan‘ın ifadesi okundu. Ramazan bu ifadesinde şöyle söylüyordu: “Evimde bulunan eserler bana ait değildir. Ben Sait Nursî’nin eserlerini okumadım. Muhsin bize gelip okurdu.”

Bundan sonra Sait Nursî hoca ayağa kalkarak salonda hiç kimsenin anlıyamadığı, Osmanlıca ıstılahlarla yazılmış bir kâğıttan müdafasını okudu.

Daha sonra savcı söz aldı ve adresleri bulunamıyan Emin ile Mehmet‘in şehadetlerinden feragat edilmesini talep ederek:

“Gençlik Rehberi” adlı eserin müellifi her ne kadar Sait Nursî hoca ise de, adı geçen eserin Tecelli Matbaasında bastıranın ve satanın Muhsin Alev olduğu ortaya çıkmıştır. Bu eserin basılıp satılmasından haberi olmayan Sait Nursî hocanın beraatini isterim” dedi.

Müdafaaya geçildi. Hocayı iki avukat müdafaa ediyordu. Avukatlardan biri söz alarak, “Gençlik Rehberi” hakkında raporu veren ehli vukufu tenkide başladı. Müdafi, ehli vukufu “kaş yapayım derken göz çıkartan” olarak tavsif etti. Sözlerinin bir yerinde ilâhi ilhamdan bahsetti ve ilhamdan nasibi olmayınları odun parçası olarak vasıflandırdı. Bu söz üzerine Reis avukata, “Şimdi siz, kaş yapayım derken göz çıkartıyorsunuz” diye mukabelede bulundu.

Tam bu sırada Sait Nursî Hoca “öğle namazına ne kadar vakit var?” diye sordu. Muhakemeyi takibedenler arasından biri “1,5 saat var hocam” diye bağırdı.

İkinci müdafii fazla bir şey söylemiyeceğini tebarüz ettikten sonra “Ben bu işi bu muhakemeye sevkeden zihniyetle mücadele etmek isterdim, bugün bunu yapmıyacağım,” dedi.

Selam ve dua ile

Muhammed Numan ÖZEL

Kaynaklar:
Ağabeyler Anlatıyor – 7 / Ömer Özcan
SorularlaRisale.com

Kaynak: RisaleHaber

 

www.NurNet.org