Etiket arşivi: Muhammed Numan Özel

Ehline teslim

Bir iş yapılırken ve yapılacakken en iyi ve en güzel şekilde yapabilecek kişileri arar ve işimizi ehli ile yapmayı tercih ederiz. İnsanlığın kadim tarihi kadar eski ve kadim bir hükümdür işin ehline teslim edilmesi. Bu hükme göre hareket eden ve etmeyenlerin hayat imzaları atlas sayfalarda.

İşin ehline teslim edilmesinde inanç ve düşünce farkları nazara alınmaz ve alınmamalı. Bir işte bizden farklı düşünen kimselerin o işimizde ehil olması çok tabi bir şeydir. Bizim gibi düşünen ama tam anlamında işin ehli olmayan birisine işi sadece bizim gibi düşündüğü için vermek sonradan pişman olabilecek işlere sebep olabilir.

Sadece bizim gibi düşünmesi veya düşünmemesi bir işte tek tercih sebebi olmamalı. Bizim gibi düşünsün düşünmesin maddi veya manevi konularda işin ehline müracaat etmek ve imkanlar dahilinde ehline ulaşmak için elden gelen çabanın en iyisini yapmalıdır insan.

İnhisar düşüncesine sahip insanlar fikriyat ve zikriyatı aynı insanlarla dayanışma içindedir. Bu dayanışmaysa hakiki manada bir dayanışma değildir. Çünkü hakiki dayanışma insanı aldatmaz. İnsanın aldanması inhisar düşüncesinin meyvesidir.

Tatvil-i kelam etmemek için, her işi ehline ve ehli olana o işi teslim etmeliyiz.

Selam ve dua ile

Muhammed Numan ÖZEL

İncinme, Kırılma!

İnsan âleminin tarifini yapabilmek, yorumlayabilmek çok zordur. Bir pazılın parçaları gibi birbirine eşleşecek sabit parçaları yoktur çünkü. Birçok parça birçok parçanın eşi olabilmektedir bu pazılda. Parçalar bütün olduğundaysa her parça başka bir mana ve rengi ifade etmektedir.

Bir insanın hayatında pek çok insan bulunmaktadır. Hayat tarzı, mevkii birbirinden farklı olan. Bütün bunlar pazılın parçasıdır.

Her birimizin hayatı çeşitli renklerde ve farklı şiddetlerde sarsılmaktadır. Bu çalkalanmalar insan hayatını dengeye getirmektedir. Bu hadiseler yaşanırken insan ne kadar az incinir, kırılır, yıpranmaya gayret ederse o nispette istikametini muhafaza edecektir.

Hayatın hadiseleri şüphesiz ki, hepimizi yıpratıyor. Nice köklü dostluklar çatırdıyor, yıkılıyor, rencide oluyor. Hepimizin hayat hikâyesi bununla doludur.

Hayat hikâyemizde yeni dostluklar kurabilmek, kurulanları devam ettirebilmekse pazılın diğer parçalarından incinmemek, alınmamak ve kırılmamaktan geçmektedir.

İçtimai hayatın ve hizmet hayatının selametle ve istikametle devamı için bu şarttır.

Ferdîlerşen ve yalnızlaşan insanlar her türlü etkiye ve yönlendirilmeye açık hale gelmektedir. Çok tehlikeli sulara yelken açmaktadır. Toplum hayatından kendini soyutlamak belki en kolay yollardan birisidir. İnsanları belli yönlere kanalize etmek isteyenlerin ilk hamlesi budur. Yalnızlaştır ve yönet.

Hayatın her alanında, sahasında insanlar her şeye rağmen kenetlenmeyi, incinmemeyi, kırılıp alınmamayı öğrenmek ve becerebilmeye mecburdur.

İncinen, kırılan yalnızlaşır; yalnızlaşan insan her türlü hataya açıktır.

Selam ve dua ile

Muhammed Numan ÖZEL

Bakış açısı

İnsanın maddi ve manevi hayatının merkezi kalptir. Maddi yani fiziki hayatın devamı kalbin çalışmasıyla mümkündür. İnsan bu sebeple kalp sıhhatine çok dikkat eder. Kalbe çeşitli sebeplerle aşırı yüklenme vs. olduğunda kalp krizi meydana gelir. İnsan hayatına bile mal olabiliyor, eskilerin tabiriyle sekt-i kalp.

Manevi hayatta ise kalp ve akıl mahall-i imandır.[1] Yani imanın merkezidir. Dikkat çeken bu iki latife insanın hem maddi hem de manevi hayatının merkezidir. Mülk ve melekut, zarf ile mazruf gibi yani.

Manevi yani enfüsi manada kalb, takva ile seyyiattan temizlenir temizlenmez hemen onun ardında iman ile tezyin edilmiş ve süslendirilmiştir.”[2]

Manevi hayatın ahirete aktığı her anda merkez olan kalbin durumu çok önemlidir. Çünkü kalp bir süzgeç gibidir. İstisnasız her şey ondan beslenir. Eğer kalp, iman ve niyet açısından sağlamsa yapılan işler ve dünyaya bakış açısı da müstakim olacaktır. Ama iman ve niyet açısından sağlam olmazsa o kalbin altına imza attığı işler de pek itimad edilmez bir durumda olacağını herkes bilir.

İnsan, iman ve takva ile kendini mücehhez edip donatırsa iman nuru ona cezb ve celp olacaktır zaten. Çünkü imanlı bir kalp eğer doğru bir eğitim ve istikamet alırsa fikri ve fiilleri de güzel olacaktır. İman zaten “her şeyi güzel, ünsiyetli gösteren şeffaf, berrak, nuranî bir gözlüktür.”[3] O halde her şeyi güzel görebilmek için insan bu bakış açısına sahip olmaya çalışmalıdır. Aksi taktirde her şeyi ya zıddıyla veya eksik görür.

Gerçekten bu çok önemli bir durum. Altı çizilmesi ve kalın harflerle yazılması lazım. İman bu hayatta insana bakış açısı kazandırıyor; ama doğru bakış açısı.

İnsan eğer doğru bir bakış açısı kazanamazsa ya aklı ön plana alır aklına yatmayan ne olursa olsun reddeder ya da bağnaz birisi olarak karşımıza çıkar. Bunun nice misallerini biraz dikkatle bakarsak içimizde görebiliyoruz.

İnsanın anlayışı, bakış açısı her şeyde hükümfermadır. Tabiki neticelerde buna göre çıkacaktır. Derler ya ne kersen onu biçersin diye.

Tabiki kimse ayranım ekşidir demez. Herkes elindeki şeyi kusursuz olarak görmek ve göstermek ister. Çünkü satıcı nazarı bunu gerektirir. Müşteri nazarı da daha düşüğe alabilmek için her şeyde kusur arar.

İnsan hayatında rabbani ve beşeri olarak bakış açısı kazandırmak için muhtelif yollar var. Rabbani yol Hz. Âdem (as) ile başlamış ve 124/224 bin peygamberle devam etmiş ve kıyamete kadar da bu yolun yolcuları devam edecektir.

Rahmani yolda kazanılan doğru bir bakış elbette ki insanın dünyevi uhrevi hayatında saadete vesile olacaktır. Tabidir ki ebedi hayatı kazandıracak olan bir yolda sıkıntılar olacaktır. Ama bu sıkıntı ebedi bir hayatın kazanılması içindir yoksa yolun kendinden değildir. Yani kıymetli bir netice içindir. Azalan bir ömürde değeri ve kıymeti artan bir semereye çalışıldığı için.

Beşeri/felsefi yolda da aklı ilk olarak ön plana alıp ortaya çıkan iblis/şeytan olmuştur. Menfi felsefenin de nice yolcuları oldu ve olacakta..

Rahmani ve şeytani olarak tabir edebileceğimiz bu satranç tahtasında doğru hamlelerle istenen hedefe gidebiliriz. Yanlış hamlelerle doğru hedefe gidilmeyeceği de herkesin malumu ve daha acısı hayat tecrübesidir.

İnsan hayatında yolun başında olan bugünün gençleri ve yarının toplumunda söz sahibi olacak olan gençleri şimdiden manen imha ve itlaf etmek için şeytan ve şakirdleri kollarını sıvamış çeşitli fikir akımlarını ki-izm’ler olarak karşımıza çıkıyor-  onların önüne şuurluca döküyor. Ya ona ya buna ya şuna birisine takılıp oltaya gelmesini istiyor. Neticesinde insana yanlış bir bakış ve durum kazandırıp maddi ve manevi hayatının perişan olmasına çalışıyorlar. Ama bu zehiri, bombayı en güzel şekilde süsleyip sunuyorlar.

Şeytani olan bu yolda her şey bir aldatma ve geçici zevkler ve lezzetler sunularak aldatmalar yapılmaktadır. Tabi balık zokayı yutunca artık acılar kendini gösterir ve iş işten geçmiştir. Badi harabil Basra..

Hülasa olarak belirtmek gerekirse, imanlı bir nazar daima nur ve nurani bakışaçısına, şeytani/felsefi bakış ise menfaat ve haz merkezli olup sadece bu hayatın kaliteli ve konforlu olmasına çalışıp ahireti zayi eder.

Rahmani yolda ilerleyen ve ilerlemek isteyen herkes doğru bir bakış açısı kazanmaya gayret etmek mecburiyetindedir. Yolda farkında olmadan çeşitli virajlara girip yanlış bir yere çıkabilir. Geri dönüşü çok zamana mal olur ve belki de dönemez.

Rabbim hakkı hak bilip hakka taraf olmayı, batılı batıl bilip ona uzak kalma şuuru, bakış açısını ahirzaman ümmetine ihsan etmesi temennisiyle

Selam ve dua ile

Muhammed Numan ÖZEL

[1] Bkz Sözler (732), Lem’alar (77)

[2] İşarat-ül İ’caz ( 40 )

[3] Şualar ( 753 )

Fikren muktedir olmak-2

Fikren muktedir olmak-2 

İnsan, mevzuu yazılarımızın temelini teşkil ettiği bedihidir. Çünkü on sekiz bin alem hülasa olarak bizlerde dercedilmiştir ve marifetullah basamakları insanın kendini tanımasıyla adımlanmaktadır. Bu sebeple yazılarımız aynı noktaya doğru gitmektedir. Bu sebeple biz de kendimizce bu antika sanat eserine dair sarf-ı kelam ve kalem etmeye çalışıyoruz. 

Okuduklarımız, gördüklerimiz ve yorumlayıp hayatımıza kattığımız şeylerle aklımıza açılan kapıdan geçen manaları gösteriyoruz.  

“Bedahet derecesinde bir alâmet-i Kıyamet görülse, herkes tasdike muztar olsa; o vakit kömür gibi bir istidad, elmas gibi bir istidad ile beraber kalır. Sırr-ı teklif ve netice-i imtihan zayi’ olur.” (Sözler, 341) 

Sadece insan kendi istidatlarını kabiliyete inkılab ettirmekle mükellef değildir. Çünkü insan içtimai hayatın içinde yorulan ve yoğrulan sosyal bir mahlûktur. İnsanın kaderi olduğu gibi birbirine bağlı kaderler de var şu hayatta. Bu sebeple kendi köşesine çekilip şahsi kemâlat peşinde koşmak düşüncesi çok ama çok yanlış bir düşünce ve harekettir. 

Birçok şey paylaşmakla artar. Bunları herkes kendisine göre yorumlar. Bizler de Asr Suresini esas alıyoruz, salahiyet, hakkı ve sabrı tavsiye etmeyi. 

Fikren muktedir olabilmenin yolu, bu yolda yürürken fikren muktedir olmayı hedeflemiş insanlarla beraber yürümek ve bunu gaye edinmiş hür fikirli, taassuba karşı ve müstebid olmayan kimselerin sayısını çoğaltmaktır. 

Selam ve dua ile

Muhammed Numan ÖZEL

Kaynak: RisaleHaber

www.NurNet.org

SAHİL-İ SELAMETE ÇIKARTMAK HİZMETİ

SAHİL-İ SELAMETE ÇIKARTMAK HİZMETİ

 

Risale-i Nur hizmeti, ahirzamanda insanları sahil-i selamete çıkartmak için teşekkül etmiş ehl-i sünnet itikad ve amelini muhafaza eden islami harekettir.

Risale-i Nur hizmeti, bir grup değil harekettir. Risale-i Nur Külliyatı, 60’tan fazla dünya diline muhtelif eczaları tercüme edilerek bir hareket haline gelmiştir.

Risale-i Nur, bidat ehline karşı bir saykaldır. Ateizm gibi fikir akımlarına karşı tevhid sancağını en bariz bir şekilde insanlık aleminde dalgalandırmıştır.

Risale-i Nur hizmeti, tevhid sancağını dalgalandırırken kendinden önceki ehl-i sünnet yolunu tutarak bin dört yüz sene önce insanları sahil-i selamete çıkartmak için sebeb-i hilkat-i âlem olan Rasulü Ekrem (asv)’ın nurani yolundan şaşmamıştır. İçine girmeye çalışan bidat ehlini ve fikrine karşı çelikten set olmuş ve müntesiplerini de bunlardan muhafaza etmiştir. Bünyesine girmek isteyen zararlı otları er geç ayıklamıştır.

Risale-i Nur hizmeti, ehl-i sünnet itikad sancağını bu topraklardan söküp atmak ve sancağını kırmak isteyenlere karşı bu toprakları cansiperane müdafa eden bir ferik, bir nefer olarak 1600’den fazla mahkeme ile isbat-ı vücut eden bir serdardır.

Risale-i Nur hizmeti, bu topraklarda sadece ehl-i sünnet sancağını değil islamın tevhid sancağını muhafaza ve müdafaa etmiştir. Bu topraklar irtidat edip mürted olmamışsa Risale-i Nur başta olmak üzere tevhid sancağını tutan ellere minnettardır.

Rabbim bizleri bu minnettarlığın kıymetini ve şuurunu bilenlerden eylesin.

Selam ve dua ile

Muhammed Numan ÖZEL