Etiket arşivi: Muhammed Numan Özel

Yüküm ağır yolum uzun”

Yüküm ağır yolum uzun” diye bir ezgi dinliyordum. Dedim hakikaten yüküm ağır ve yolum uzun.

Evet, evet. Yükümüz gerçekten ağır, işimiz zor, mesuliyetimiz çok; mazeretimiz yok… Sorumluluğumuz hadsiz, bahanemiz yok… Hedefimiz Risale-i Nur vasıtasıyla Kur’an’a hizmet, ihmali kaldırmaz… Maksadımız din-i mübine hizmet, tembelliği, havaleciliği asla kabul etmez…

Tabi bu benim alemimde tezahür eden bir mana. Benim gibi düşünenleri alakadar edecektir bunlar, çünkü ahiret, iman, ahlak gibi mefhumların alemlerinde olmadığı kimseleri alakadar etmeyecektir.

Toplumda büyük bir açmaz var. Din var ama din yok gibi bir hal almış. Kimliklerinde İslami isimlerin olduğu fakat kimlikten pek öteye geçmemiş olan bir durum söz konusu İslamiyet. Buna karşı görmez, duymaz, konuşmaz şeklinde bir ahraz gibi durmak… Hamiyet sahipleri asla ve kat’a bir duramaz.

İçinde ümmet-i Muhammed’în (asv) imanının, istikametinin, hayatının bulunduğu manevi bir gemideyiz. Vazifemizse salimen, kazasız belasız olarak başta kendimizi sonra da toplumu ve çevremizi sahil-i selamete çıkarmakla vazifeli hademeleriz. Bu gemide yolcu değil, kimimiz kaptan, kimimiz tayfa, kimimiz de hizmetçiyiz.[1]

Gemideki yolcular uyur, istirahatine bakar. Fakat mesuliyet dairesinde olanlar rahat olamaz, alelade hareket de edemez. Çünkü o mesuliyet insanı durdurmaz. Manevi ihtiyacını karşılamakla da vazifeliyiz hem kendimizin hem de başkalarının. Ne kadar eksik noksan kusurlu olsak da…

Toplumdaki yangın karşısında küçük şeylerle meşgul olmak yerine esaslarla meşgul olup, iman hakikatlerinin toplumda yerleşmesi için taktikler bulup, değişen ve gelişen zamana ayak uydurmalıyız.

Allah korusun bir anlık gaflet, terk-i vazife olursa gemi su alır veya başına bir şeyler gelirse bunun neticesinde hesabı mesuliyeti de ağır olur.[2]

Mesuliyet dairesinde olanlar manevi mesuliyeti görseydi gözler belki bir lokomotif gibi arkasında mesuliyet vagonları görünebilirdi.

Bu hususta başta manevi davamızın temsilcisi olmalıyız. Yani misyon ve vizyonumuza göre hareket etmeliyiz.

Günahlar ve sefahatlerin neticesinde bir şekilde bir bataklığın içine düşmüş ve medeniyet bu bataklığa gelmiştir.[3]

Bu bataktan çıkmak için bir çare, bir arayış içinde olan, bir nur arayan, mütehayyir insanlara bir nur göstermek, onlara himmet edip yardım elimizi uzatmak gibi mükellefiyetimiz var.

Kötü alışkanlıkların ve insanın hayatını çürüten şeyler çocuklarımızı ve gençlerimizi abluka altına aldığı bir dönemdeyiz. Kuşak çatışması da hat safhada. Gençlerin duçar oldukları bu felaketlerden kurtulmaları için bütün gayretimizle seferber olmamız lazım. Peki yapıyor muyuz? Dertleniyor muyuz?

“Melaikelerin hürmetine mazhar”[4] olmak da sanırım dertlenmek, koşturmak, diğerkamlık ve değerkamlıkla mümkündür.

Biz de bu ulvi davaya sahip çıkacağız ve inşallah bizden sonraki nesillere devredeceğiz. Himmetimizi, şevkimizi, hizmetimizi, sancağımızı, kitabımızı inşallah.

İşte bu sebeplerle ezginin sözlerini aşağıya dercediyorum.

Yüküm ağır, yolum uzun
Meçhullerde kaybolurum

Beni bırakırsan bana
Tufanlarda boğulurum

Tut ellerimden, tut, ya Rab
Döndür yüzümü sana

Tut ellerimden, tut, ya Rab
Beni bırakma bana

Eyüp sabrım yok benim
Yusuf değilim kuyuda

Yine de umudum var
Rahim olan adında

Yürüyemem, yorulurum
Ateşlerde kavrulurum

Beni bırakırsan bana
Kül olurum, savrulurum

Tut ellerimden, tut, ya Rab
Döndür yüzümü sana

Tut ellerimden, tut, ya Rab
Beni bırakma bana

Selam ve dua ile..

Muhammed Numan ÖZEL

[1] Bkz: Lemalar (161, 399), Tarihçe-i Hayat (163)

[2][2] Bkz: Sözler (175)

[3] Bkz: Mektubat (48)

[4] Emirdağ Lahikası-1 (191)

Kaynak: RisaleHaber

Kum Tanelerine Mana Yüklüyor Muyuz?

Kum Tanelerine Mana Yüklüyor Muyuz?

Günde bir taşı bina-yı ömrümün düştü yere,
Can yatar gafil, binası oldu viran bîhaber…[1]

İnsan hayatı ve insanlık kum saatinin içindeki kum taneleri gibi akıyor gidiyor. Gözle görülüyor tanelerin düştüğü fakat insan tutamıyor, taneleri de geri getiremiyor. Kum saatini ters çevirse de artık ne o kum taneleri aynı zamanı temsil eder ne de insan o zamana geri dönebilir.

İnsan ve insanlık neredeyse aldığı her zaman tanesinde, anında burada misafir olduğunu anlıyor. Çünkü istediği, sevdiği bir şeyi sonsuza kadar elinde tutamıyor. Bundan anlaşılıyor ki biz bu dünyada daimi, kalıcı değiliz yani kazık çakmamışız. Gerçi kazık çaksak bile, zelzeleler, seller, pandemiler o çaktığımız kazığı da söküp atıyor. Bu hadiseler gösteriyor ki, insan bu alemde bir misafirdir ve sermayemiz olan istidat ve kabiliyetlerimizi inkişaf ettirmek için dünyaya gönderildik.

“Murakabe ile, nefis muhasebesi yapıp, hayatımızı gözden geçirdiğimizde; meşru dairede istidat ve kabiliyetlerimizi inkişaf ettirip, iki cihan saadetini kazanacak ticareti yapabiliyor muyuz?” diye kendimize sormamız lazımdır.

Fırsat varken murakabemizi tekrar gözden geçirip, aslî vazifelerimize yönelme vaktinde olduğumuzu fark etmeliyiz. Şahsımıza, cemaatimize ve tüm insanlığa bakan yönlerini ihmal etmeden kum saatinden düşen o kum tanelerinin ifade ettiği kıymetli zamanımızı çarçur etmemeliyiz.

“Biz dahi hem dünyamıza, hem istikbalimize, hem âhiretimize, hem vatanımıza, hem milletimize tam menfaatli ve kolay ve selâmetli olan iman ve istikamet yolunu takib edip, boş vaktimizi sıkıntılı hülyalar yerinde Kur’andan bildiğimiz sureleri okumak ve manalarını bildiren arkadaşlardan öğrenmek ve kazaya kalmış farz namazlarımızı kaza etmek ve birbirinin güzel huylarından istifade edip bu hapishaneyi [dünya hayatını] güzel seciyeli fidanlar yetiştiren bir mübarek bahçeye çevirmek [için her şeyi bir fırsat telakki ederek] a’mal-i sâliha ile [güzel ahlakla, bu anımızı değerlendirmeliyiz.][2]

Hak ve hakikate hizmet etmek çok mühim bir vazifedir ve bu vazife de “gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur’aniye[dir.] Omuzumuza ihsan-ı İlahî tarafından konulmuş.[3]

Her şeyde olduğu gibi kalifiye eleman ihtiyacı manevi hizmetlerde de çok mühim bir ihtiyaç ve eleman açığıdır. Çünkü elinden tutulması gereken milyonlarca insan var; fakat kalifiye eleman açığı olduğu için maalesef herkesin elinden tutulamamakta. Bu sebeple rafineriden çıkmış kalifiye dava adamları yetiştirilmeli ve işbaşı eğitimle hizmet sahasında pişirilmelidir.

Yaşlı abilerimizin tecrübeleri ile gençlerin enerjisini birleştirmemiz lazım. Yani tecrübe ve hamiyet ittifak etmelidir.[4] Onlar tecrübeleri ve duaları ile yollarımızda istikameti gösteren bir mihmandar, bir deniz feneri vazifesini yaparak hamiyeti olanları hizmete teşvik etmelidir.

Gençlerimiz nerede ve ne haldeler? Onları bir araya getirebileceğimiz, yetiştirebileceğimiz ne gibi programlarımız, faaliyetlerimiz, mekanlarımız var?

Tabiki, hamiyeti olan gençlerin halinden anlayan abilerin, gençlerle mutlak surette ilgilenmesi lazım. Onlara fırsatlar tanıyıp, tecrübelerini aktarırken ufak tefek hatalarını görmezden gelerek hizmette istihdam etmeleri gerekiyor. Yoksa kendi kemalatını karşısındakinden beklemek bir fecaattir.

 

İMAN HİZMETİNDE

Hedefler belirleyerek, 5-10 yıllık projelerle, manevi hizmetlerde ve şahsi hayatımızda ideallerimize yönelik çalışmalar yapmalıyız. Yani “5 sene sonra Risale-i Nur hizmetinde nerede olmayı, hangi meseleleri alemimizde halletmiş olmayı düşünüyorum?” şeklinde murakabe yapmalıyız.

Kırgınlıkları, bizi hizmetten alıkoyan meseleleri, ihtilaf u tefrikayı bir tarafa bırakıp, kısa zamanda toparlanmamız lazım…

Yoksa istibdad[5] daima hükümferma olacaktır. İttifak hüdadadır, heva ve heveste değil. İnsanlar hür oldular amma yine abdullahtırlar.[6] Her şey hür oldu. Başkasının kusuru, insanın kusuruna sened ve özür olamaz. Yeis, mani’-i herkemaldir. “Neme lâzım, başkası düşünsün” istibdadın[7] yadigârıdır.”[8]

Biraz daha gayret, anlayış, hoş görü, gönül ferahlığı, şevk, azim, hikmet, ihlas, uhuvvet ve fedakarlıkla başaramayacağımız iş yok Allah’ın izniyle.

Sahi sizce de böyle değil mi haksız mıyım?

Şuhur-u Selâsemiz Mübarek olsun inşallah. Uhuvvete, muhabbete, ittihada, tesanüde vesile olmasını ve mazlum coğrafyalara ve insanlara inşiraha vesile olsun.

BOYKOTA DEVAM

İsrail markalarını ve onlara destek veren markaları boykot etmeye devam ediyoruz.

Selam ve dua ile.

Muhammed Numan ÖZEL

 

[1] Lem’alar (224)– “Kus‐i rihlet çaldı mevt ammâ henüz cân bî‐haber” şiiri
[2] Asa-yı Musa (19)
[3] Lem’alar (159-160)
[4] Bkz: https://www.risalehaber.com/tecrube-ve-hamiyet-ittifak-etmeli-19504yy.htm
[5] Lehviyat, ahlaksızlık, itikadsızlık şeklinde de anlayabiliriz.
[6] Abdullah olan insanı kendi anlayışımızı dayatmak da hukukullaha bir nevi itiraz demektir.
[7] Lakaytlığın ve laçkalığın şeklinde de anlayabiliriz.
[8]Tarihçe-i Hayat (59)

Kaynak: Kum Tanelerine Mana Yüklüyor Muyuz? – Muhammed Numan ÖZELa

Medeniyet-i Fazıla Nasıl İnşa Edilir?

Her toplumun ve hizmet hareketinin esaslarında, düsturlarında kaymalar söz konusu olabilir. Hakka hizmet etmek iddiasında olan insanlar İslamiyeti dinimizin menbaları olan Kitabullah ve Sünnet-i seniyyeden sağlam bir şekilde ders alarak toplumu bu esaslarla tahkim ve teçhiz edilmelidir.

“Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemalâtını ef’alimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri elbette cemaatlerle İslâmiyete girecekler; belki Küre-i Arz’ın bazı kıt’aları ve devletleri de İslâmiyet’e dehalet edecekler.”[1]

Burada dikkat çeken birçok şey var. Ama bu yazıda dikkat çekmek istediğim “ef’alimizle izhar” etmek üzerine olacaktır. Çünkü “Vefa, gavr-ı in’idama çekildi.. tufan-ı gadr feverana başladı. Kavl veamel ortasında uzun bir mesafe açıldı…”[2]

Vefa, insan âleminde adem çukuruna çekilince vefasızlık ortalığı boş bulup her alanda kendini göstermeye ve ipleri eline alıp her şeyi dizginlemeye çalışmaya ve adeta buralar benden sorulur gibi bir eda ile külhan beyi olmaya çalışmaya başladı. Neticede hainlik, merhametsizlik, haksızlık, zulüm, hile hurda, üçkâğıtçılık tabelaları da etrafta görünmeye başladı.

Tabikî burada şunu da görmemiz çok ve çok elzemdir ki, vicdanımızla muhasebe ettiğimizde hangi şeylere vefasızlık ettik ki, başımıza gelen merhametsizlik, hainlik, haksızlıklar ve zulümler oldu.

Müslümanlar olarak, kitap ve sünnetten ayrıldık ki kader-i İlahi vefasızlıkla bizi imtihan ediyor. Çünkü esasatımızdan inhiraflar zikzaklarımız var. Medeniyet fantezileri dünyanın cazibesi farkında olsak da olmasak da insanları hallaç pamuğu gibi yaptı.

Vefa; tesis edilmiş olan sevgiyi sürdürme, yeni sevgi ve dostluk bağlılığı kurmak gibi anlamlarına gelmektedir. En büyük vefa ise ezelde bezm-i elestte Rabbimize verdiğimiz söze ve misaka yemine bağlılıktır. Yani fıtratımıza geri dönmektir.

“Cihet-ül vahdet-i ittihadımız tevhiddir. Peyman ve yeminimiz imandır. Mademki muvahhidiz, müttehidiz. Herbir mü’min i’lâ-i Kelimetullah ile mükelleftir.”[3]

Bir ayette Allah (cc) şöyle buyuruyor:

“…Bana verdiğiniz sözde durunuz ki, size verdiğim sözde durayım…”[4]

Yapılan akitlere verilen sözlere bağlılığın bulunmadığı toplumlar daima güvensizlik ortamında nefes alır verir ve daima içinde bir acabalar olur.

(Kavl) Söz ve amel ortasındaki uzun mesafelerin olması da vefanın toplumdan kalkması sebebiyledir. Ahlaki davranışın zirvesi ve temeli üzerinde “vefa” yazılı olan anahtarda saklıdır.

Sözlerin ve amellerin arasında tersliklerin olduğu bir toplumda vefadan söz edilemeyeceği de su götürmez bir hakikattir.

“Vefa, gavr-ı in’idama çekildi.”: Vefa yokluk çukurunu inzivagah olarak tercih edince,

“Tûfan-ı gadir feverana başladı.”: Hainlik, merhametsizlik, haksızlık ve zulmün her türlüsü feveran etmeye başlıyor.

“Kavl ve amel ortasında uzun bir mesafe açıldı.”: Söz–fiil tutarsızlığı oldu.

Risale-i Nur hizmetiyle insanlıktan vefasızlığı silmek ve vefayı o inzivagahtan çıkarıp insanları iman, İslam hamuruyla mezcetmeyi şiar edinmekteyiz. Bu hizmetimizin semeresini hemen beklemek elbetteki acelecilik olacaktır. Çünkü bir ağaçtan bir milyon kibrit çıkar fakat bir kibrit bir milyn ağaçtan daha fazlasını yakabilir.

Bu sebeple Tahrib, tamirden pek çok defa eshel…”[5] olduğunu unutmayarak daima ve daima tamir ve ıslah hizmetlerini sabır ve itina içinde yaparak esastan taviz vermeden ruh-u asliyi rencide etmeden hareket etmemiz elzemdir. Tamir, tahripten her zaman zor ve müşkülatlı olduğunu unutmamalıyız. Zamana zemine yayılan bu hizmetimizde azami dikkat etmeliyiz.

Risale-i Nurla hem hal olup latifelerimize sindirip kavl ve amelimizde rehber etmeliyiz. Kavl ve amelimizi işlerimize, hayatımıza tecelli ettirerek “ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.”[6] Sözünü hayatımla gösterip “işte bir Müslüman!” sözünü her şeyimizle göstermeliyiz.

Bunun neticesinde Risale-i Nur ile baş başa kalmasıyla aradığı şuuru bulur ve artık o, okuduğunu yaşayan bir Nur Talebesi olur, şuurlu bir mü’min olarak Allah’ın emirlerini Resulünün sünnetlerini huşû ile tatbik eder. Zaten maksad da budur. Böyle ki, toplumda Rasulü Ekrem (asv)’ın bir varisi, vekili olacaktır.

Risale-i Nur sohbetlerinin en dikkat çeken vasıflarının başında ihlâs, uhuvvet ve samimiyet gelmektedir. Risale-i Nur dersleri ruha, kalbe, akla kapı açar, iradeyi bloke etmez.

Vefayı toplumda hükümferma etmek ve kavl ile amelin arasını kapatıp medeniyet-i fazıla inşa edilebilir.

Selam ve dua ile.

Muhammed Numan ÖZEL

[1] Tarihçe-i Hayat (90)
[2] Muhakemat (96)
[3] Tarihçe-i Hayat (59)
[4] Bakara, (2/40)
[5] Sözler (168)
[6] Tarihçe-i Hayat (16)

Kaynak: RisaleHaber

www.NurNet.org

Dürüstlüğün Hayatımızdaki Tezahürleri

Dürüstlüğün Hayatımızdaki Tezahürleri

“Beni hayra, doğruluğa ve takvaya muvaffak eyle; ve yüksek cemaat ile Firdevs Cennetine yerleştir.”[1]
 
Doğru yolu tanıyan kimse, onu kendine maksad yapar ve o yolda gider. Onu tanımayan ise, ifrat ve tefritte kalır. İsraf, iktisadın zıddı olup hayatta ve amelde hadd-ı istikameti aşmaktır.[2]
 

Dürüstlük

Doğruluk, dürüstlük ve adalet prensiplerine dayalı olarak davranma durumunu ifade eder. Dürüst bir kişi, başkalarına karşı açık ve doğru olmayı, güvenilir ve adil davranmayı bir hayat prensibi haline getirmiştir. Böylece sözlerinde ve işlerinde doğruluktan sapmamayı, başkalarını kandırmamaya, aldatmamaya ve genel olarak etik/ahlâkî değerlere sadık kalmayı içerir.
Dürüstlük, kişisel ve profesyonel ilişkilerde güvenin temelini oluşturur.

Hizmette Dürüstlük

Risale-i Nur hizmetinde ve sair hizmetlerde hatta hayatın tüm sahasında insanı dürüstlükten alıkoyan şey nefsine uyuyup kural ve kaidelere göre hareket etmemesidir.
Bunu Bakın Üstad Bediüzzaman şu şekilde ifade etmektedir.
“Bütün Sözlerde konuşan ben değilim. Belki, işârât-ı Kur’âniye namına hakikattir. Hakikat ise hak söyler, doğru konuşur. Eğer yanlış birşey gördünüz muhakkak biliniz ki, haberim olmadan fikrim karışmış, karıştırmış, yanlış etmiş.”[2]
Peki dürüst hizmet edersek ne olur?
Eğer biz, doğru İslâmiyet’i ve İslâmiyet’e lâyık doğruluğu ve istikameti göstersek, bundan sonra onlardan fevc fevc dâhil olacaklardır.[3] 
Yani hem İslamiyeti hem de İslamiyet’e hizmeti hem de bu manalarla kendi maneviyatımıza katkı sağlayacağız.

Ticaret Ahlakı

İş dünyasında etik ve dürüstlük prensiplerine dayanan bir davranış biçimidir. Bu, ticaretteki taraflar arasında adil, şeffaf ve güvenilir ilişkiler kurma, sözleşmeleri yerine getirme, müşteri memnuniyetine odaklanma ve genel olarak dürüst ticaret uygulamalarını içerir.

Dürüst Ticaret

Etik ve ahlaki değerlere dayanan, şeffaf ve âdil ticarettir. Bu, işletmelerin müşterilere, tedarikçilere ve diğer iş ortaklarına karşı dürüst ve güvenilir olmalarını içerir.
Dürüst ticaret, sahte tanıtımlardan, hileli uygulamalardan kaçınmayı, sözleşmelere sadık kalmayı, ayıplı ve kusurlu mal veya hizmetten kaçınmayı ve iş ilişkilerinde şeffaflığı ön planda tutmayı içerir. Bu prensipler, iş dünyasında sürdürülebilir ve uzun vadeli başarı için önemlidir.
İnsan ne kadar hileli ve usulsüz hizmet veya mal sunarsa belki geçici olarak insanları aldatıp kâr edebilir ama uzun vadede zarar eder. Çünkü “Aldatan, aldanandır.”

Ticaret Ahlakı

İş dünyasında etik ve dürüstlük prensiplerine dayanan bir alışveriş, bir davranış biçimidir. Bu, ticaretteki taraflar arasında adil, şeffaf ve güvenilir ilişkiler kurma, sözleşmeleri yerine getirme, müşteri memnuniyetine odaklanma ve genel olarak dürüst ticaret uygulamalarını içerir. Dürüst ticaret anlayışına ben temiz ticaret diyorum. Çünkü daima olumlu geri dönüşler söz konusudur.
Dürüst ticaret, sahte tanıtımlardan, hileli uygulamalardan kaçınmayı, sözleşmelere sadık kalmayı ve iş ilişkilerinde şeffaflığı ön planda tutmayı içerir. Bu prensipler, iş dünyasında sürdürülebilir ve uzun vadeli başarı için önemlidir.

Ticarette Rol Modellik

İş dünyasında etik değerlere uygun davranış sergileyerek diğerlerine örnek olmayı içerir. Dürüstlük, şeffaflık, müşteri memnuniyetine odaklanma ve toplumsal sorumluluk gibi değerleri benimsemek, iş dünyasında güvenilir bir figür olmanın temelidir. Rol model bir ticaret profesyoneli, sadece başarıya değil, aynı zamanda etik standartlara da önem verir ve bu değerleri iş ilişkilerine yansıtarak sektörde olumlu bir etki oluşturur.
Kaliteli ürün ve hizmet anlayışını vizyon haline getirerek rol model olmak özelikle her Müslümanın bir hedefi olmalıdır. İslamiyeti sadece abdest ve namaza, oruç ve zekâta indirgemek aslında din düşmanlarının hedef adımlarından birisidir. Buna bir tür evangelist Müslümanlık denebilir yani nedir derseniz İslamiyetsiz Müslümanlık diyebiliriz.
Bu konuda İmam-ı Azam hazretlerinin şu kıssasını nakletmek istiyorum
İmâm-ı A’zam Hazretleri, kendisine satın alması için ipekli bir elbiselik getiren kadına malının fiyatını sormuştu. Kadın:
“Yüz dirhemdir, yâ İmâm!” deyince itiraz etti:
“Hayır, bu daha fazla eder…” buyurdu.
Kadın şaşkınlıkla yüz dirhem artırdı. İmâm-ı A’zam yine kabul etmedi. Kadın yüz dirhem daha artırdı, sonra yüz dirhem daha… İmâm-ı A’zam:
“Hayır, bu dört yüz dirhemden de fazla eder.” deyince kadıncağız:
“Yâ İmâm! Siz benimle alay mı ediyorsunuz?” demekten kendini alamadı.
Bunun üzerine İmâm, kadının, malın gerçek fiyatını öğrenmesi için işten anlayan birini çağırttı. Gelen kişi, elbiseliğin fiyatını beş yüz dirhem olarak belirledi ve İmâm-ı A’zam onu bu fiyattan satın aldı.

İş ahlakı

İş ahlakı, bir işletmenin veya bireyin iş dünyasındaki etik davranış standartlarına uymasıyla ilgili prensipleri ifade eder. Bu, dürüstlük, şeffaflık, adalet, güvenilirlik ve sorumluluk gibi değerlere dayalı olarak iş yapma şeklini kapsar.
İş ahlakı, işletmelerin çalışanlarına, müşterilere ve topluma karşı sorumlu ve adil bir şekilde davranmalarını teşvik eder.
İş ahlakı prensiplerine uyum, uzun vadeli başarı, sürdürülebilirlik ve güvenilirlik açısından önemlidir.
İş ahlakında işletme sahipleri müşteri memnuniyetini ne kadar arttırmak istiyorsa çalışanlarının haklarına da en az o derece dikkat etmelidir. İşçilerini ihmal eden, haklarını gözetmeyen, gasp eden bir işletmecinin karşılaşacağı şey hiç şüphesiz ki düşük motiveli çalışan temposu olacaktır. Bu da hem ürün ve hizmete hem de kasaya yansıyacaktır.
“Sattığı zaman kolaylık gösteren, satın aldığı zaman kolaylık gösteren ve hakkını isterken kolaylık gösteren kula Allah merhamet eylesin.” [5]
İşin özü “Eğer biz, doğru İslâmiyet’i ve İslâmiyet’e lâyık doğruluğu ve istikameti göstersek, bundan sonra onlardan fevc fevc dâhil olacaklardır.” [3]
S- Her şeyden evvel bize lâzım olan nedir?
C- Doğruluk.
S- Daha?
C- Yalan söylememek.
S- Sonra?
C- Sıdk, sadakat, ihlas, sebat, tesanüddür.
S- Neden?
C- Küfrün mahiyeti yalandır. İmanın mahiyeti sıdktır. Şu bürhan kâfi değil midir ki hayatımızın bekası, imanın ve sıdkın ve tesanüdün devamıyladır.[7]

Dürüst Ticaretle Alakalı Bazı Hadisler.

“Her ümmetin bir fitnesi vardır. Benim ümmetimin fitnesi maldır.”
Tirmîzî, Zühd, (19)
“Âdemoğlunun iki dere dolusu malı olsa bir üçüncüsünü ister. Âdemoğlunun içini / karnını topraktan başka bir şey dolduramaz.”
Buhârî, Rikâk, 10; Müslim, Zekât, (116)
Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Kusurunu açıkça söylemeden, bir Müslümanın diğerine herhangi bir ayıplı malı satması helâl değildir. Hadisi Şerif-İbn Mâce, Ticâret, 45
Ey insanlar! Allah’tan (hakkıyla) sakının ve rızkınızı güzel yoldan isteyin. Hiç kimse (Allah’ın kendisine takdir ettiği) rızkı —geç de olsa— elde etmeden ölmeyecektir. Öyleyse Allah’tan (hakkıyla) sakının ve rızkınızı güzel yoldan isteyin. Helâl olanı alın, haram olanı terk edin!
Hadisi Şerif-İbn Mâce, Ticâret, 2
“Altın ve gümüş paranın, kibir ve gurur taşıyan elbisenin kulu olan helak olsun!.. Çıkar düşkünü (muhteris) kişiye (dilediği) verilirse memnun olur, verilmez ise razı olmaz (ilâhî taksim ve takdire isyan eder).”
Buhârî, Rikak,10; Cihad, 70; İbn Mâce, Zühd, (8)
“Allah, sizin namazlarınıza, oruçlarınıza değil, para münâsebetlerinize bakar.” buyurmuştur. (bk. Kenzul-Ummal, h. no: (8435, 8436)
“Alışverişte vukû bulan lüzumsuz sözler ve yemînler olur; işe şeytan ve günâh karışır. Ticâretinizi sadaka ile karıştırınız (temizleyiniz)!”
Ebu Davud, Büyû 1; Tirmizi, Büyû 4; Nesai, Eyman 7)
“Tüccârlar kıyâmet günü fâcirler olacaklardır. Ancak dürüst ve doğrulukta bulunanlar müstesnâ…” (Tirmizî, Büyû , 4; İbn Mace, Ticârât, 3)
“Malı piyasaya süren kazanmış, pahalıya satmak için bekleten ise, Allah’ın lânetine uğramıştır.”
 (İbn Mace, Ticârât, 6)
“Üç kişi vardır ki, kıyâmet günü Allah onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için acı bir azap da vardır.”
ifadelerini üç defa tekrarladığını işiten Ebû Zerr -radıyAllahü anh-:
“Adları batsın, umduklarına ermesinler ve hüsrâna uğrasınlar, kimlerdir onlar yâ Rasûlallah!” diye sordu.
Rasûlullah -sallAllahu aleyhi ve sellem-:
“Elbisesini (kibir ve gururundan dolayı kurula kurula) sürüyen, verdiğini başa kakan ve yalan yeminle malını pazarlayan!” buyurdu.
(Müslim, İman, 171)
Bu konuda bir çok kutsi kaynağımız var son olarak bir ayet-i kerime meali nakletmek istiyorum
“Ey îmân edenler! Karşılıklı rızâya dayanan ticâret olması hâli müstesnâ, mallarınızı, bâtıl (haksız ve harâm yollar) ile aranızda (alıp vererek) yemeyin! Ve kendinizi öldürmeyin! Allah size karşı pek merhametlidir.”
(Nisâ. 4/29)

Dürüstlükle alakalı meşhurlardan sözler

“Dürüstlük her zaman en iyi politikadır.” – George Washington
“Dürüstlük, zenginlikten daha değerli bir mirastır.” – Frank Sonnenberg
“Dürüstlük, en kârlı yatırımdır.” – Bernard M. Baruch
“Bir şeyi asla değiştirmem gerekmiyorsa, o da dürüstlüktür.” – Mark Twain
“Dürüstlük, karakterin anahtarıdır.” – Unknown
“Dürüstlük, güvenin temel taşıdır.” – Joel Osteen
“Dürüstlük, yaşamın en iyi politikasıdır, çünkü insanın kendisiyle barışık olmasını sağlar.” – Zig Ziglar
“İnsanların sizi hatırlamasını istiyorsanız, dürüst olun.” – Warren Buffett
“Dürüstlük, en karanlık gecede dahi bir yıldız gibi parlar.” – Elizabeth Barrett Browning
“Dürüstlük, en değerli varlıktır; çünkü onu kaybettiğinizde, her şey kaybolur.” – Anonymous
“Evet sıdk ve doğruluk İslâmiyetin hayat-ı içtimaiyesinde ukde-i hayatiyesidir.” – Bediüzzaman Said Nursi
Selam ve dua ile..

Muhammed Numan ÖZEL

Dipnotlar

[1] Celcelutiye 82. Beyit
[2] Esasat-ı Nuriye (89)
[3] Tarihçe-i Hayat (82)
[4] Sözler (651)
[5] Hadisi Şerif-İbn Mâce, Ticaret, 28
[6] Tarihçe-i Hayat (85)
[7] Hutbe-i Şamiye (45)
Kaynak: Risale Haber

Risale-i Nur Külliyatını Etkili okuma teknikleri

Risale-i Nur Külliyatını Etkili okuma teknikleri

-S. Neden Etkili okuma teknikleri kullanmalıyız?

-C. Daha hızlı ve anlayarak okuma becerilerinizi geliştirmemize yardımcı olabilir.

“En iyi” okuma teknikleri kişisel tercihlere ve hedeflere göre değişebilir. Ancak genel olarak, hem hızlı okumayı hem de anlama düzeyinizi artırmanıza yardımcı olabilecek bazı etkili okuma teknikleri şunlar olabilir:

Hızlı Göz Gezdirme: Metni önce hızla tarayarak başlayın. Başlıklar, alt başlıklar ve özetler size genel bir fikir verir.

Ana Fikri Yakalama: Metnin ana fikrini veya amacını anlamak önemlidir. Paragrafların ilk ve son cümlelerine odaklanarak bu ana fikri yakalayabilirsiniz.

Kelime Gruplarıyla Okuma: Kelime gruplarını bir arada okuyarak tek tek kelimeleri takip etmek yerine akıcılığı artırabilirsiniz.

Sık Sık Soru Sorma: Okurken kendinize sık sık sorular sorun. Bu, odaklanmanıza ve anlama düzeyinize yardımcı olabilir. Neyi okuduğumuzu, neden okuduğumu ve niçin okuduğumu sormalıyız kendimize.

Not Alma: Önemli noktaları, vecizeleri veya kavramları not almak ve vecizeler üzerine vecizeleri yorumlayarak metni daha iyi anlamamıza ve hatırlamamıza yardımcı olabilir.

Hızlandırılmış Okuma Teknikleri: Subvokalizasyonu (sessizce okuma) ve göz sıçramalarını azaltarak hızlanabilirsiniz. Ancak anlama seviyenizi korumak önemlidir.

Bağlamı Anlama: Metindeki cümlelerin ve paragrafların birbiriyle nasıl ilişkili olduğunu anlamaya çalışmalıyız. Bu bağlantıyı kurmak, metni daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.

Pratik Yapma: Düzenli olarak farklı metin türleri okuyarak pratik yapmak, okuma hızınızı ve anlama kabiliyetimizi geliştirebilir.

Günlük Okuma Hedefleri Belirleme: Kendinize her gün belli bir sayıda sayfa veya belli bir süre okuma hedefi belirlemek, alışkanlık geliştirmenize yardımcı olabilir. Düzenli olarak okumalar yapmak anlama ve muhakeme kabiliyetinizi de arttıracaktır.

Odaklanma ve Rahatlık: Okurken dikkatinizi dağıtan faktörleri minimize edin. Rahat bir okuma ortamı oluşturmak da önemlidir. Telefon, bilgisayar vb. şeylerle iletişimi kesmelisiniz. Sürekli telefon, saat vs. ile ilgilenmek dikkatinizi dağıtabilir.

Unutmayın ki herkesin okuma hızı ve tarzı farklıdır. Bu teknikleri deneyerek siz kendiniz için en iyi yöntemleri bulabilirsiniz.

Verimli okuma teknikleri, hem hızlı okumayı hem de anlama düzeyinizi artırmayı amaçlar. İşte verimli okuma için kullanabileceğiniz bazı yöntemler:

Hedef Belirleme: Okuma amacınızı ve neyi öğrenmeye çalıştığınızı belirlemek, odaklanmanıza yardımcı olabilir.

Önizleme: Metni hızlıca gözden geçirerek başlıklar, alt başlıklar, resimler ve özetleri inceleyin. Bu, metni daha iyi anlamak için bir temel oluşturabilir. Önemli noktaları vurgulayarak gözünüzü metinde gezdirmek de faydalı olabilir.

Konteksti Kavrama: Cümleleri ve paragrafları tek tek değil, bir bütün olarak düşünerek okuyun. Bağlamı anladığınızda anlama seviyeniz artacaktır.

Zaman Yönetimi: Belirli bir süre boyunca yoğunlaşıp okuyun, ardından kısa bir ara vererek dinlenin. Bu yöntem, verimli okumanızı destekleyebilir.

Geribildirim Alma: Okuduğunuz kitap hakkında başkalarının görüşlerini veya yorumlarını almak, farklı bakış açılarıyla görmeye yardımcı olabilir.

Unutmayın ki, sürekli olarak pratik yapmak ve esnek olmak, okuma becerilerinizi geliştirmenize yardımcı olacaktır.

KUR’AN-I KERİM’DE OKUMA VE BİLGİ EDİNME KONULARIYLA İLGİLİ PEK ÇOK AYET BULUNMAKTADIR. İŞTE BAZI ÖRNEKLER:

  • “Oku” Ayeti (Alak Suresi, 1-5): “Rabbinin adıyla oku! O, insanı ‘Alak’ adlı bir embriyo halinden yarattı. Oku! Rabbin en büyük cömerttir, Kalemle öğrettiği gibi insana bilmediğini öğretti.”
  • “Bilgi Sahiplerini Üstün Kılma” Ayeti (Mücadele Suresi, 11): “Allah, içlerinden iman edenlere ve iyi işler yapanlara, kendilerinden öncekileri nasıl üstün kıldıysa, onları da yeryüzünde mutlaka öyle üstün kılacaktır. Onlar için seçtiği dinini onlara yerleştirecek, onları korkularından emin kılacaktır. Bana kulluk etmelerini, bana hiçbir şeyi ortak koşmamalarını emrederim. Kim (Allah’a) kulluk ederse, artık o, hakkıyla kulluk etmiş olur.”
  • “Bilmediklerinizi Sorun” Ayeti (Nahl Suresi, 43): “Bilmedikleri şeyleri sana sorarlar. De ki: ‘Bilmedikleri şeyleri size ben de söylemem. Sizin için Allah, bir hayır yazmış olur.’ Eğer ben onlara anlatsaydım, o zaman siz, inkâr edenler, yalancılar olurdunuz.”
  • “İlim Sahiplerine Saygı” Ayeti (Fatır Suresi, 28): “Onlar, Allah’ın fazlından insanlara verdiği ilmi yalan saymazlar. Oysa ki bu, ancak kalplerin içinde olan bir ilimdir. Allah, onların ne yaptıklarını çok iyi bilir.”
  • “Bilgi Edinmek İçin Yolculuk” Ayeti (Casiye Suresi, 20): “Ve yeryüzünde dolaşıp gezip Allah’ın yaratmasından nasıl meydana geldiğini düşünsünler.”

Bu ayetler, bilginin ve okumanın İslam dininde ne kadar değerli olduğunu vurgulayan örneklerdir. Dinin öğrenilmesi, anlaşılması ve bu bilgiye dayalı yaşam şeklinin benimsenmesi büyük bir öneme sahiptir.

PEYGAMBERİMİZ HZ. MUHAMMED’İN (ASV) HADİSLERİNDE OKUMA, ÖĞRENME VE BİLGİ EDİNMEYLE İLGİLİ PEK HADİS-İ ŞERİF YER ALMAKTADIR. İŞTE BAZI ÖRNEKLER:

  • “İlim Öğrenmek” Hadisi: “Kim bir yol üzerinde Allah için bir ilim öğrenirse, Allah onun için cennet yolunu kolaylaştırır.” (Sahih Müslim)
  • “İlim Arayışı” Hadisi: “Kim bir yere, ilim öğrenmeye giderse, Allah onu cennet yollarından bir yolculuk yapmış gibi kaydeder. Kim de ilim tahsil etmek gayesiyle bir yere gitmezse, ona Allah, cehennemden bir yolculuk yapmış gibi kaydeder.” (Tirmizi)
  • “Bilginin Değerine Dair” Hadisi: “Allah bir kimsenin hayrını dilerse ona dinde anlayış verir. Kim bir insanın yüzünü hoşnut ederse Allah da onun yüzünü hoşnut eder. Kim bir insanın yüzünü çirkinleştirirse Allah da onun yüzünü çirkinleştirir.” (Tirmizi)
  • “Bilgi Sahiplerine Saygı” Hadisi: “Mü’min için hem öğreten hem de öğrenilen kişi hayırlıdır.” (Tirmizi)
  • “Bilgi ve Amel” Hadisi: “Kişinin ameli, ilim sahibi olduğu gibi olmaz.” (İbni Mace)
  • “İlim Sahiplerine İhsan” Hadisi: “Kim bir kavme İslam ile bir iyilik getirirse, o iyilik kendisine yapılan ihsandır. Kim de bir kavme kötülük getirirse, o kötülük kendisine yapılan bir kötülüktür.” (Tirmizi)

Bu hadislerde görüldüğü gibi, Efendimiz Hz. Muhammed (asv), ilmin ve öğrenmenin değerini vurgulamış, insanların bu yolda çaba sarf etmelerini teşvik etmiştir. İslam’ın öğrenmeye ve bilgi edinmeye verdiği önem, hadislerde açıkça ifade edilmektedir.

OKUMAK VE BİLGİ EDİNMEK İLE İLGİLİ BAZI MEŞHUR SÖZLER:

  • “Bir saatliğine hükmetmek istersen, kitap oku.” – Çin Atasözü
  • “Kitaplar olmadan dünya boş bir orman gibidir.” – Thomas Jefferson
  • “Bir insanın dünyasını değiştirmek istiyorsanız, ona bir kitap verin.” – Malcolm X
  • “Okuma, insanın yaşamına renk katan bir mürekkeptir.” – André Maurois
  • “Okumak, düşünmektir; düşünmek, yaşamaktır.” – François-Marie Arouet Voltaire
  • “Kitaplarla dolu bir oda, bir arkadaştır.” – Çin Atasözü
  • “Bir insanın en sadık dostu ve en sadık danışmanı kitaptır.” – Samuel Smiles
  • “Kitaplar, insanların unuttuğu veya henüz öğrenmediği şeyleri hatırlatan dostlardır.” – Charles W. Eliot
  • “Bir insanın en büyük serveti, öğrenmiş olduğu şeylerdir.” – İmam Şafi
  • “Kitap okumak, insanın tüm dünyasını genişletir.” – Jacqueline Kennedy Onassis
  • “Bir insanın en büyük lüksü, kitaplarla dolu bir odada vakit geçirmektir.” – Mark Twain

Bu güzel sözler, okumanın değerini ve gücünü anlatıyor. Kitaplar ve okuma, insanların düşünce dünyasını genişletir, bilgiyi artırır ve hayata daha zengin bir perspektifle bakmamıza yardımcı olur.

  • “Kendini oku…” Sözler (687)
  • “dikkatle oku!” Lemalar (253)
  • “okumak ve okutmakla tam terbiye almak lâzım geliyor.” Şualar (193)

ZÜBEYİR GÜNDÜZALP’TEN OKUMAKLA ALAKALI SÖZLER

Nefsin desiselerini açıklayan eserleri sık sık kendinize hitap ederek okumak bu hastalığın yegâne deva ve dermanıdır. Başkalarını ıslah için evvelâ kendimizi ıslah etmek icap eder.

Bir Dava Adamından Notlar (13)

• 180 değil, 1080 defa okunsa yine az.

En mühim iki şey:

okumak;

uhuvvet ve ihlâs, yani samimiyet dairesinde hizmet.

• İstidatları inkişaf ettirmek için çok okumak.

Daima okumak.

• Dem ve damarlarımıza karışacak derecede okumak.

• Az da olsa devamlı okumak.

Okumak, yazmak, dinlemek, susmak.

• Satır satır, kelime kelime okumak.

• “Hizmet, hizmet” derken şahsî dersini unutanın, hizmeti muvakkat olur.

Şimdi oku, kabirde okuyamazsın.

Hususî okumanı terk etme.

• Büyük zatların sözünde bazen yetmiş mana bulunur.

• Her şey, her mesele okumakla halledilir. Zira eserlerde hepsi var. Fakat insan görmüyor.

• Oku, oku, her gün oku. Okudukça oku ki, ruhun nur-u İlâhî ile parlasın. Kalbin nur-u Kur’an’la temizlensin. Aklın nur-u İslâmla işlesin ve yükselsin.

Hem de nazar-ı dikkate almak lâzımdır ki: Kim bir şeyde çok tevaggul etse; galiben başkasında gabileşmesine sebebiyet verir.

• Büyük zatların sözünde bazen yetmiş mana bulunur.

• Her şey, her mesele okumakla halledilir. Zira eserlerde hepsi var. Fakat insan görmüyor.

• Oku, oku, her gün oku. Okudukça oku ki, ruhun nur-u İlâhî ile parlasın. Kalbin nur-u Kur’an’la temizlensin. Aklın nur-u İslâmla işlesin ve yükselsin.

Bir Dava Adamından Notlar (26)

• Okumak, okumak, okumak, yine okumak…

Okumaktan yorulunca ne okuduğunu okumak veya kitâb-ı kebîr-i kâinatı okumak…

Bir Dava Adamından Notlar (29)

Selam ve dua ile..

Muhammed Numan ÖZEL

Kaynak: RisaleHaber